Suikoden

İlk piyasaya sürülme tarihi: 15 Aralık 1995

Geliştirici: Konami Computer Entertainment Tokyo

Tür: RPG

Platform: PS

Oynama Tarihi: 2 Nisan 2022 – 3 Mayıs 2022

Suikoden yaklaşık 26 saatlik bir oynanışın sonunda 61 seviyeye ulaşan bir Tir McDohl ile final verdi.

Suikoden serisi çok çok çok uzun bir süredir başlamayı istediğim bir oyun serisiydi. Yeni oyunlarının çıkmaması nedeniyle ölü bir franchise a dönüşmüş olsa da hep bir yolunu bulup bana kendini hatırlatmayı başarıyordu. Benim de yakın zamanda bir JRPG açlığım kabardı. Yarım bıraktığım SMT 3 ve FF 5’e mi devam etsem yoksa Persona 3 FES’e mi başlasam diye düşünürken neden Suikoden’e girmiyorum ki dedim. Böylece ilk oyuna atlamış bulundum.

Playstation 1’e denk gelen video oyun konsollarının 5. nesli gerçekten de oyun sektörünün 4. nesil ile açtığı büyük kapıyı genişletip sahip oldukları daha yüksek grafikler ile hikaye anlatıcılığında neleri daha iyi yapabileceklerini aramış ve çözümlerini ortaya sunmuşlar. Her ne kadar PS2 jenerasyonunu daha kuvvetli yaşamış olsam da PS1 oyunları hep ilgimi çeken bir unsur olmayı sürdürmüştür.

Suikoden esasında Çin’in 4 büyük edebiyat eserinden biri olan Outlaws of the Marsh (Water Margin)’ın oyun dünyasına uyarlanmış halidir. Diğer üç klasik de Romance of the Three Kingdom, Journey to the West ve Dream of the Red Chamber’dır. Orijinal eseri okumadığım için oyunun edebiyat eseri ile ne kadar alakalı olduğuna dair bir fikre sahip değilim. Ancak yapımcılara sadece fikir aşılamış olsa dahi bu durum eserin ne kadar önemli bir kültürel değer olduğunu ispatlar.

Hikayemiz Tir McDohl isimli bir gencin başından geçenleri konu alıyor. Babası Teo McDohl, Scarlet Moon Empire’da görev yapan Beş Büyük Generalden biridir. Onun da büyük bir komutan olması için uğraşan Teo, oğlunu ordunun alt kademeli komutanlarından birinin himayesine sokar. Birkaç basit göreve gönderilen Tir ile arkadaşları Cleo, Ted, Pahn ve Gremio imparatorluk içinde dönen kirli oyunlara şahitlik etmeye başlarlar. Ülke içindeki yozlaşmışlık, gücü kötüye kullanma ve haksızlıklar karşısında rahatsız olan Tir ve arkadaşları bir gün ordu mensupları tarafından baskın yemeleri ve dostlarından birini kaybetmelerinin ardından imparatorluğa karşı organize olan Liberation Army’ye katılırlar. Çeşitli yaşanan olay ve çarpışmanın sonunda Tir bu isyan ordusunun başına geçer ve Toran Gölü’nün ortasındaki terkedilmiş bir kaleyi içindeki canavarlardan arındırarak liderlik ettiği oluşumun gizli karargahı haline getirir. Böylece imparatorluğa karşı mücadele günden güne güçlenerek büyür.

Oyun mekaniksel açıdan sıradan bir JRPG derinliğine sahip diyebilirim. Dövüşlerimize baharat katan tek özellik karakterlerin taşıdığı crystallerdir. Sayısı yanlış hatırlamıyorsam 28’i bulan bu crystallerin her biri onu taşıyan karaktere farklı bir yetenek sergileme şansı tanıyor. Water Crystal’in heal özelliği olması, Lightning Crystal’in tekli veya çok sayıdaki düşmana hasar verebilmesi gibi yetenekler sayılabilir. Tabii bazı crystaller çok sıradan özelliklere sahip olsa da ana karakterimiz Tir’in Ted’den miras aldığı Soul Eater kristali hem animasyon hem de dövüş gücü açısından oyuncuyu tatmin ediyor.

Kristallere ek olarak karakterlerin taşıdıkları silahlara eklenebilen rune pieceler mevcut durumda. Bu runeler ile kritik hasar oranı veya can yenileme gibi çeşitli passive özellikler elde edilebiliyor. Böylece oyunun hızlı saldırı seçeneği olan Free Will seçilmiş olsa dahi tek düzeliği kıran bir manzara sergilenebiliyor. Ancak oyundaki sayılarının kısıtlı olması veya zor bulunması nedeniyle hiçbir karakterin silahına iki parçadan fazla rune takamadım.

Oyunun sanat tasarımı beni kendisine aşık etti. Ben bu kadar canlı renklere sahip olan bir oyunla karşılaşacağımı hiç düşünmemiştim. Kendimi Akira Toriyama’nın renk paletine sahip bir oyun içinde buldum. Ve bu beni hiç beklemediğim kadar mutlu etti. Devam oyunlarında da bu çizim stili ve renk seçimlerini devam ettirmişler mi bilmiyorum ama umarım öyle yapmışlardır.

Müziklere gelecek olursak birkaç parça var ki gerçekten aklıma kazınmış olabilirler. Genel olarak oldukça keyifli ve atmosfere uyumlu besteler olduğunu söylemem gerekiyor. Composer olarak görevlendirilmiş Miki Higashino hanımın ellerinden öpüyorum. Bazı duygusal parçalarda kalbimden bir parça bıraktım.

Oyunda beni şaşırtan en önemli unsur da çoğu sevdiğim karakterin hikaye içerisinde ölümüne tanık olmuş olmamdı. Yani özellikle benim sevebilme potansiyelim olan karakterler listelenmiş ve tek tek üzeri çizilmiş gibi bir his aldım. Ana kadro içinde sevdiğim herkes ilginç bir şekilde hayatını kaybetti veya meçhule doğru yol aldı. Yan karakterler arasında en sevdiklerim; Kirkis, Sylvina, Valeria, Kuromimi, Kage, Hix ve Ronnie oldu.

Esere puanım 8.5/10. Ben 1995 yılında yapılıp da bir oyuncuya bu kadar zengin bir içerik ve keşfetme imkanı veren bir oyun ile karşılaşabileceğimi hiç düşünmezdim. Beni şaşırtmayı ve büyülemeyi başardı. Suikoden en sevdiğim oyun serilerinden biri olma yolunda önemli bir adım attı.

Reklam

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s