Mısır’ın Ölüler Kitabı

Orijinal İsim: 𓂋𓏤𓈒𓈒𓈒𓏌𓏤𓉐𓂋𓏏𓂻𓅓𓉔𓂋𓅱𓇳𓏤 (rw n(y)w prt m hrw(w)) (Book of the Dead) (MÖ. 16.yy)

Yazar: Anonim (Çeviri: Peter le Page Renouf)

Okuma Tarihi: 7 Kasım 2022 – 25 Kasım 2022

Book of the Dead genel hatlarıyla bir dua kitabı. Antik Mısır’da ölülerin Douat adı verilen öbür dünyada kötücül ruhlara karşı koyabilmesi için bu kitapta yazan büyüleri bilmesi gerekmektedir. Yıldan yıla kuşaktan kuşağa aktarıla aktarıla bu dini metin içerik açısından sürekli genişlemiş.

Son dönemlerde Antik Mısır’a olan ilgim tekrar alevlenmişken tarihi araştırma metinleri okuyayım istemiştim. Bu sebeple de bu kitabı aldım. Daha önce hiç duymadığım bir yayınevi olmasına rağmen başka yayımcısı olmadığı için mecbur burayı tercih etmek zorunda kaldım. Çok pişmanım.

Hayatımda okuduğum en kötü çevirilerden biri olabilir. O kadar kötü ki eserin tam olarak ne olduğunu anlamam için yarısını falan okumam gerekti. Ben gerçek dua metinlerinin çevirilerini okuyacağımı düşünüyordum. Ancak eserin içeriği Renouf abimizin kendine bıraktığı birtakım notlar, gezi yazıları, anılar ve kendi kendine hatırlattığı ritüel detaylarından ibaretti. Ancak bu konular arasında düzgün bir ilerleyiş olmadığı için içeriği takip etmesi gerçekten aşırı güçtü. Bu sebeple de okuduğumdan pek bir şey anlayabildiğimi söyleyemem.

Eserin bu çevirisini kesinlikle okumanızı tavsiye etmiyorum. Renouf’un çalışmasını orijinal dili Fransızca veya İngilizce versiyonu üzerinden irdelemek faydalı olacaktır. Ancak bu hali büyük bir hayal kırıklığı.

Reklam

Mutluluğun Kazanılması

Orijinal İsim: Tahsilu’s-Sa’ada (8.yy)

Yazar: Fârâbî

Okuma Tarihi: 27 Ekim 2022 – 6 Kasım 2022

Mutluluğun Kazanılması ismine aldanıp aldığım bir kitap oldu. Eserin içeriğinin siyaset, hayat yönetimi ve erdem konuları üzerine olduğunu bilmiyordum. Aslında bunu okumam gerektiğini bir arkadaşım söyledi. Sanırım o da okumamış sadece isminden yola çıkarak öneride bulunmuş. Bunun doğrusunu kendisine sormadan asla öğrenemeyeceğim.

Eser hakkında tam olarak bir şey düşünemiyorum. Çünkü sürekli şehirler arası yolculuk yaptığım bir dönemde okudum. Akşamları kafam dolu oluyordu. O yüzden kendimi en sakin hissettiğim vakitlerde okumaya çalıştım. Yine de daha önce hiç düşünmediğim bir konu üzerinde fikir veriyormuş gibi gelmedi. Yalnızca birkaç ifade çok hoşuma gitti. Onlar harici pek aklımda kalacağını düşündüğüm bir eser değil. Mutlaka tarihi süreçteki önemi büyüktür ancak modern bir bireyin bu içerikten etkileneceğine çok da ihtimal vermiyorum.

Savaş Sanatı

Orijinal İsim: 孫子兵法; (The Art of War) (MÖ 5.yy)

Yazar: Sun Tzu

Okuma Tarihi: 9 Ekim 2022 – 11 Ekim 2022

Savaş Sanatı belki de benim gibi çoğu insanın sık sık duyduğu ancak kısa olmasına rağmen hiçbir zaman oturup da okumayı düşünmediği kitaplardan biri olabilir. Bu eseri duymayan yoktur. Ünü dünya çapında olan bir strateji el kitabıdır. Ancak akademik araştırma konusu olarak seçenler dışında pek de fazla okunan bir eser olduğunu sanmıyorum.

Peki bu generalin el kitabı olarak değerlendirilebilen eseri bu kadar mühim kılan şey nedir? 2500 sene öncesinde belirlenmiş birtakım savaş taktiklerinin konu başlıklarına göre kategorilendirilip yazıya döküldüğü bir yazmadan ibaret olmaması.

Sun Tzu’nun savaş alanı için verildiği taktiklerinin bir çoğunun gündelik yaşamda da yeri bulunmaktadır. Bir tartışma esnasında karşındaki kişinin ruh halinin nasıl okunacağı, onun saldırılarına hangi yollardan yanıt vermek gerektiği ve insan psikolojisinin nasıl manipüle edilebileceği konusunda çok değerli çıkarımlar yapmış.

Verilen derslerin farklı alanlarda da çalışabiliyor olması, eserin neden ölümsüzleştirildiğinin yanıtıdır. Bu nedenle her modern şehir insanının okuması gereken bir eser olduğunu düşünüyorum.

Metinler

Orijinal İsim: Metinler (1990)

Yazar: Nilgün Marmara

Okuma Tarihi: 20 Ağustos 2022 – 20 Ağustos 2022

Nilgün Mamara’ya karşı özel bir ilgim var. Yıllardır şiirlerini internet üzerinden okurum. Kaleminin ucundan dökülen sessiz çığlıklar ve içten içe çığ gibi gürleyen isyanını okumak bana eşsiz bir keyif veriyor. Sylvia Plath ile aynı kaderi paylaşmış olmaları ise ayrı bir hikaye. Nilgün’ün karakterine dair pek fazla bilgiye sahip değilim. Ancak intihar etmeyi tercih eden yazar ve şairler ile kendimi adını tam koyamadığım bir gönüldeşlik kurmuş halde buluyorum.

Nilgün Marmara hayatta iken hiçbir eserini yayınlanmış halde göremedi. Tabii yayınlamaya niyeti var mıydı onu bilemiyorum. Yine de yazdığı işlerin bir şekilde kaybolmamış ve edebiyat dünyasına kazandırılması olmasından dolayı çok mutluyum.

Bu derleme eserin içeriğini Nilgün’ün kaleme aldığı düz yazılar oluşturmakta. Metinler olarak adlandırılan bu yazılar 1979’dan 1986’ya uzanan bir dönemde çıkarılan işlerini kümelemek adına bir araya getirilmiş. Yazarın 1987’deki ölümünün üzerinden üç sene sonra 1990 yılında kitaplaştırılan bu derleme eseri bugün kitapçıda şans eseri gördüm. Arkadaşımla buluşacağım saate kadar internette takılmak yerine bunu okumaya karar verdim. İyi ki de öyle yapmışım.

Şiir kitaplarının ücretini hep fahiş bulsam da bazı şairlerin derleme eserlerini kütüphaneme eklemekten büyük zevk duyuyorum. Rilke, Rimbaud, Byron gibi insanların da tüm eserlerini bir gün kitaplığımın bir parçası haline getirmek için sabırsızlanıyorum. En kısa zamanda bu isteklerimi gerçekleştirmek için maddi kaynak ayırmayı planlıyorum. O zamana kadar internetten veya kütüphanelerde kiralık olarak okumalar yapmaya devam edeceğim.

Rubailer

Orijinal İsim: Rubaiyat (11.yy-12.yy)

Yazar: Ömer Hayyam

Okuma Tarihi: 11 Haziran 2022 – 21 Haziran 2022

İlköğrenimini Türkiye sınırları içerisinde gerçekleştirmiş her genç gibi ben de aldığım edebiyat derslerinde Ömer Hayyam Rubailerini duydum. Ancak bu gençlerin çoğu gibi ben de hiçbir zaman elime alıp da bu rubai türünde yazılmış işler nelermiş diye açıp okumadım.

Dünyaca ünlü bu eseri okuyup özümsemek, 25 yıllık ömrümde şu son bir hafta on güne nasip oldu. Bu kadar beklemiş olmak biraz üzücü bir şey tabii ancak yine de daha geç okumamış olmaktan dolayı mutluyum.

Hayyam benim için şarap içmeyi seven ve dini mevzularda oldukça radikal görüşlere sahip agnostik havada takılan bir adam imajı çizmiştir hep. Dörtlüklerini okuduktan sonra bu düşüncemde çok da yanılmadığımı görmüş oldum. Akılla Bir Konuşmam Oldu dizesi ile başlayan şiiri her zaman en beğendiğim işlerinden biri olarak kalacaktır.

Ben eserlerini bir derleme kitapta okudum. Bir sayfaya iki dörtlük yerleştirerek 200 sayfalık bir eser çıkarmışlardı. Zaten şiirlerin akıcı ve kısa olması nedeniyle hızlıca okunabiliyor. Ancak her bir şiir üzerine oturup düşünmek isterseniz biraz daha mesai harcamanız gerekebilir. Ve üzerine düşünmenize değecek güzel şiirleri bulunuyor.

Kānûnnâme-i Âl-i Osman

Orijinal İsim: Kānûnnâme-i Âl-i Osman (15. yüzyıl)

Yazar: Karamani Mehmed Paşa (?)

Okuma Tarihi: 30 Mayıs 2021 – 4 Eylül 2021

Çok üzerinde durmayacağım. Evdeki kitaplıkta bulunduğunu gördüğüm için okuma kararı aldığım bir eserdi. Meşhur bir eser ve sanırım Oğuzların dilinde yazıya geçirilmiş ilk kanunname olması dolayısıyla epey de önemli.

Kronik Kitap tarafından basılmış olan hali bende mevcuttu. Metnin kendisi kısa olduğu için müellif eserin giriş kısmında 40-50 sayfalık bir tanıtım yerleştirmiş. O bölüm metnin kendisinden daha bilgilendirici diyebilirim. Kanunnamenin ne için çıkarıldığı, kim tarafından yazıldığı, hangi eserlerde yer verildiği, ortalıktan kaybolduktan sonra tekrar günyüzüne kimin tarafından çıkarıldığı gibi mevzulara değiniyor.

Bu benim pek ilgimi çekmemesine rağmen okumuş olmak için okuduğum bir kitap oldu. İlgisi eminim ki okurken epey gerekli şeyler öğrenecektir. Tarihi metinleri okumaya ve eski lisana aşina insanlar bakabilir. Diğerleri giriş kısmını okusa yeterli.

Theseus – Romulus / Paralel Hayatlar

Orijinal İsim: Βίοι Παράλληλοι (Parallel Lives) #1 (2.yy başı)

Yazar: Plutarkhos

Okuma Tarihi: 7 Ağustos 2021 – 16 Ağustos 2021

Plutarkhos Paralel Hayatlar adını verdiği bu seri boyunca bir Romalı ile bir Yunan soylusunun eylemlerini yan yana koyarak anlatır. İkisinin de öyküsünü aktardıktan sonra şahısları kendi ahlak ve etik kurallarına göre yargılayıp durumlar karşısında kimin daha uygun hareket ettiğini belirtir.

İkisi de ilgimi çeken ve daha öncesinde haklarında birçok defa okuma yaptığım figürlerdi. Hem Plutarkhos’un yazdığı ilk karşılaştırmalı biyografi hem de benim ilgimi fazlasıyla çekmeleri nedeniyle seriye buradan giriş yapma kararı aldım. Theseus-Romulus karşılaştırması, okuduğum ilk Paralel Hayatlar bölümü olması hasebiyle oldukça kıymetli bir yere sahip oldu.

İkisinin de hayat öyküsünü farklı versiyonlar halinde okumuş olsam da bir de Plutarkhos’un ağzından, onun ilettiği ek bilgilerle takip etmek ayrı bir keyif verdi.

Seriye belli aralıklarla devam etmeyi planlıyorum. Umarım baskı bulmak konusunda zorluk çekmem.

Kötülük Çiçekleri

Orijinal İsim: Les Fleurs du mal (The Flowers of Evil)

Yazar: Charles Baudelaire

Okuma Tarihi: 4 Temmuz 2021 – 6 Ağustos 2021

Neden bilmiyorum ama ben bu şiir kitabını sevemedim. İşlediği konular ve dili itibariyle bana uzak gelen bir eser olduğunu asla söyleyemem. Yine de Baudelaire’in Les Fleurs du mal’ında beni kendine çekemeyen bir şey var ve ben henüz ne olduğunu çözemedim.

Sevdiğim 3-4 şiir ve birkaç pasaj dışında eserin yekününe dair bir memnuniyet beslediğimi söylersem yalan olur. Şiir çok kişisel bir olaydır. Hiçbir zaman şiir için ölüp biten biri olmadım. Beni derinden etkileyen çok az şiir vardır. Okumaya değer gördüklerimse epey fazladır. Ancak hiçbir zaman oturup da adı sanı duyulmamış bir şairin işlerine vakit ayırmam. Çünkü tanımadığım ve ilgilenmediğim kişinin en derin duygularını öğrenmek beni hiçbir şekilde mutlu etmeyecektir. Böyle garip bir düşünce işinde yaşıyorum. İyi mi kötü mü açıkçası ben de bilemiyorum.

Özetle Kötülük Çiçekleri’ni benden tavsiye isteyen hiçbir insana önermem. Kötü şiirler değillerdi ama o kelimeler beni hiçbir şekilde büyüsü altına alamadı. Belki Sait Maden’in çeviri dilini çok ilkel bulduğum için bu şekilde hissediyorumdur. Emin değilim. Ancak kişinin kendi deneyim edip de karar vermesi gereken bir eser olduğuna inanıyorum. Herkesi kişisel yolculuklarında yalnız bırakmak daha doğru olacaktır.

Arthur Rimbaud -Bütün Şiirler-

Orijinal İsim: Arthur Rimbaud Dizeler & Déserts de l’amour & Les Illuminations & O Mevsim, Havuz & Une saison en enfer

Yazar: Arthur Rimbaud

Okuma Tarihi: 3 Nisan 2021 – 26 Mayıs 2021

François Mauriac’ın deyişiyle “Rimbaud ne Claudel’in ileri sürdüğü gibi yaban haldeki bir mistik, ne de günümüz haylazlarının sandığı gibi dahi bir haytaydı. Haçından nefret ediyordu, nefret ettiği haçta çarmıha gerildi, hala acı çekiyor; -ve bu haç bir an önce canını alsın diye çırpınıp can çekişiyor.”

Rimbaud hakkında yıllardır okur, araştırırım ancak daha önce onu dahi iyi tanımlayan başka bir söze rastlamamıştım. Bu kadar öz ve net bir cümle nasıl bir insanın ruhunu ifade edebilir bilemiyorum. İlk okuduğum anda hayret etmiştim. Defalarca okudum. Hala etkileniyorum bu sözden.

Rimbaud’un şairliği kadar hayatını da ilginç buluyorum. Tüm varlığı ile ele aldığım zaman Rimbaud’un, Lord Byron ve Puşkin’den sonra tarihteki en sevdiğim erkek olduğuna kanaat getirdim. Sadece 16 yaşında şiire başlayıp 20’sinde bırakması ve bu süreç içinde muazzam işler kaleme almış olması bile benim ona hayran olmam için yetiyor.

Bu aldığım kitapta, Rimbaud’un bugüne değin kaleme aldığı tüm manzum ve mensur şiirlerin bir araya getirilmiş halini buldum. Şiir kitaplarının ayrı ayrı farklı yayınevleri tarafından almaktansa bu şekilde daha iyi olacağını düşündüm. Bu yayınevini tercih etmemin bir diğer sebebi de daha önceden seslendirmesini de yaptığım ‘Kötü Kan’ şiiri çevirisinin bu çevirmenin elinden çıkmış olduğunu öğrenmemdi. Kelime seçimleri ve şiirin akışını beğendiğim için bu çevirinin benim estetik zevklerime daha çok hitap ettiğini düşündüm. Pişman da olmadım.

Rimbaud gözümde çok büyük bir şairdi. Hala da öyle. Fakat Les Illuminations isimli eserini gözümde fazla büyütmüştüm. Açık konuşmak gerekirse, manzum şiirlerini çok daha etkileyici buldum. Okuyup geçtikten sonra Illuminations’taki hiçbir şiiri hafızama kazıyamadığımı fark ettim. Ancak Dizeler içinde bayıldığım bir sürü şiir vardı. Cehennemde Bir Mevsim’in ise baştan sona her şiiri muazzamdı. Okurken kendimden geçtim.

Paris Sıkıntısı

Orijinal İsim: Le Spleen de Paris (1869)

Yazar: Charles Baudelaire

Okuma Tarihi: 4 Mart 2021 – 31 Mart 2021

Baudelaire şiirlerini internette uzun zamandır parça parça okumaktaydım. Şöhretini borçlu olduğu Kötülük Çiçekleri ve Paris Sıkıntısı adlı eserlerini okumaya ise epey yakın bir zaman evvel karar verdim. Biraz geç olduğunu düşünsem de daha fazla ertelemenin iyi olmayacağına kanaat getirdim. Böylece Paris Sıkıntısı’ndan giriştim.

Paris Sıkıntısı, mensur şiir türünde yazılmış 50 şiirden oluşuyor. Bu şiirlerinin her biri farklı meseleleri ele alıyor olsa da buluştukları ortak bir temel var: Parisli insanların günlük yaşamları. Parislilerin ne gibi dertler taşıdığı, birbirlerine karşı ne fenalıklar ve hasetlikler beslediklerini farklı açılardan ele almakta bu şiirler.

Dekadan şiirin ne olduğunu Paris Sıkıntısı’nı okuduktan sonra iyice idrak etmiş oldum. İnsan yaşamındaki bayağılığı şiirin teması haline getirmek o dönem nasıl bir infial koparmıştır hayal edebiliyorum. Bir de romantizm gibi bir sanat akımının hala etkisinin sürdüğü dönemlerde, böyle çirkinlikleri gözler önüne seren satirik eserler çıkarmak çok kıymetli bir çabayı da içinde barındırıyor.

Dekadan şiiri beğenmek epey güç geliyor bana. Ancak yine Baudelaire’in elinden çıkmış bu elli şiir içinden en az bir beş ya da altı tanesinin beni çok duygulandırdığını itiraf etmem gerekiyor. Favorilerim ‘Ay’ın İyilikleri’ ve ‘Dünya’nın Dışında Olsun da Neresi Olursa Olsun’ isimli şiirlerdi.