Orijinal İsim: Dune Messiah (1969)
Yazar: Frank Herbert
Okuma Tarihi: (12 Ocak 2019 – 22 Ocak 2019)

Dune Mesihi, Dune serisinin ve ilk üçlemenin ikinci kitabıydı. Yeni bitirmenin verdiği büyü ile finalin görkemini nasıl anlatmam gerektiğini tam olarak bilemiyorum fakat deneyeceğim.
Öncelikle hikaye ilk kitabın bıraktığı yerden 12 yıl sonrasında geçiyor. Paul 30’larında, Alia da 15 yaşında. Paul Muad’Dib önderliğindeki Fremen orduları galaksinin dört bir köşesinde ‘cihat’ ediyorlar. Paul’un tanrısı olduğu dinin yayılmasını sağlıyorlar. Paul, Irulan ile olan mantık evliliği sonucunda Cornelio hanedanının imparatorluk tahtının sahibi olmuştu. Gücünü daha da kökleştirerek loncayı ve Bene Geseritlerin hareketlerini kısıtlamıştı.
Hikaye işte tam bu ortamda bize anlatılmaya başlıyor. Irulan ve ilk kitaptan bildiğimiz Helen Mohiam yani Rahibe Ana’nın da dahil olduğu Paul’u indirme operasyonu ya da daha çok bir komplo kurulması için toplanıyorlar.
Chani ve Irulan, tahtın varisini doğurmak istediklerini Paul’a bildiriyorlar. Hikaye de Paul’un gelecek görüleri ile en doğru seçimi nasıl yapması gerektiği üzerine ilerliyor. Chani’yi sevdiği için, Irulan hiçbir zaman bir seçeneği değildi.
Hikayeye sonra ilk kitaptan tanıdığım ve veda ettiğimiz Duncan Idaho ya da Hayt dahil oluyor. Hayt diyorum çünkü Duncan Idaho anıları ve bedenine sahip bir gulam aslında. Paul’un ve Alia’nın kaderinde çok önemli bir rol oynadığı daha sahneye ilk sunulduğu andan beri okuyucuya inandırılmaya çalışıyor ve başarılı da oluyor. Kitap boyu Hayt’ın kendini, varoluşunu, eski hayatını ve amacını sorgulaması sürüyor. Paul’un onun Duncan’a geri dönüşebileceğine olan inancı Hayt’ı insanlaşma konusunda kamçılayan bir etken oluyor.
Paul tüm bu olaylar boyunca hep melankolik bir havaya sahip. Her şeyi görüyor ve biliyor olmanın verdiği keder ile konuşuyor. Biz okuyucular da bunu çok iyi alıyoruz. Paul’un görüleriyle ulaştığı sonuçlar ve aynı sona ulaştığı çaresiz atılımlara şahit oluyoruz.
Paul hikayenin çok daha başlarında başına bir şeyler geleceğini seziyor fakat söylemiyor kimseye. Hatta Yüz Dansçısı komplocu Scytale kılık değiştirip ona geldiğinde bile hiçbir şey belli etmiyor. Çünkü kaderine karşı çıkmak sadece daha fazla kaybın olmasına yol açacağını biliyor.
Chani’nin hamileliği ve siyeçe götürülmesi, ardından Otheym’in Paul’u çağırışı ona Tleilaxlıların kuklası cüce Bijaz’ı sunuşu, geri dönüş yolunda da atılan taş-yakıcı adlı silahın radrasyon saldırısı sonucu kendisinin ve adamlarının gözlerini kaybedişi gerçekleşiyor. Paul maddi gözlerini kaybetse bile görebiliyor çünkü kehanet gücü ona olası tüm gelecekleri sunuyor. Çevresindeki her olayı, her nesneyi algılayabiliyor. İki boş göz yuvası onun hakikat perdesini çekmiş değildir. Bu çevresindeki insanları korkutsa da onun yüceliğinin bir ispatı da oluyor. Paul Muad’Dib’in efsanesine bir katman daha ekliyor.
Paul’un Naiblerinin arasındaki hainlerin ifşası ve Hayt’ın Bijaz tarafından tetiklenmesi ki bu görüşmesi gerçekleşiyor. Ki bu çok kritik çünkü Duncan’ın ailesinin Harkonnenler tarafından katledilmesi ve Paul’un ilk kitapta bilsek de Duncan’ın öğrenemeden öldüğü bir gerçek vardı, o da Paul’un yarı Harkonnen olduğu. Bu bilgiyi tetikleyici olarak kullanarak Hayt’ın Paul’u öldürme koşullandırılması yapıldığını öğreniyoruz.
Chani’nın doğum sancıları ve o doğum yaparken Paul’un siyeç dışında çölü seyredişi hikayenin zirve noktalarından. Duygusal olarak karakterlerin her ne kadar olağanüstü güçlere sahip olsalar da ne derece ‘insan’ olduğunu gördüğümüz bir sahne. Chani’nın doğum yapıp hayatını kaybetme haberi geldiğinde, Hayt’ın programlanmış amacının devreye girmesi ve Paul’la o kısa karşılıklı konuşmaları sonrası gerçek Duncan oluşu kalplerin son hızla çarptığı yerlerdendi. Bu sırada Paul görme yeteneğini kaybetmiş, kör olmuştu. Yaşadığı büyük acı, Sihaya’sını kaybedişi onun gücünü yok etmişti. Anlamadığım bir detay olarak Alia’nınki de gitmişti. Doğan ikizlerini kucağına alıp sonra da Chani’nin cesedine dönüşü. Göremese bile onu hissedişi. Bu sahneyi defalarca görmüş olduğu için ölüye su verememesi duygusal olarak en üst noktalara ulaştıran kısımlardı.
Scytale’in bir antlaşma için geldiği ve Paul’un bilinçli çocukları aracılığıyla Scytale’i halletmesi. Leto II ve Ganimet’in adlarını alışı. Ve manevi olarak son derece değerli, Paul’un hep gördüğü o şehit olma sahnesi geldi. Ama bu kısmı Paul’un değil Duncan’ın gözünden görüyoruz. Onun çöle yürüdüğü çünkü bir Fremen olduğu ve körlerin bu adet gereği böyle davranılması gerektiğini hatırlıyoruz. Yardım edemeyeceği, son anlarını paylaşamayacağı ‘genç efendi’sine veda edemediği için çölü efkarlı gözler ve ruh haliyle seyre dalışı… Şeyh Hulud onu alacak ve çölünün bir parçası yapacaktı. Cesedinden geriye bir şey kalmayacak, tüm gezegen onun mezarı olacaktı.
Böylece Paul Muad’Dib’in öyküsü sona erdi.
Kitapta dikkatimi çeken hususlardan biri Gurney Halleck’ten hiç bahsedilmemesiydi ki son bölümde Duncan’ın, Paul’un ölümünden Halleck’in onu sorumlu tutacağını söylüyordu kendi kendine. Demek ki ölmemiş dedim ve rahatladım. Üçüncü kitapta muhtemelen göreceğiz ve çocukların eğitimi ve korunmasından sorumlu olacak gibi bir his var içimde.
Bir de bu kitabın başta kısa olmasına çok içerlemiştim. İlk yarıya kadar da öykünün ilerlemesinde hep bir telaş gördüm. Sahneler arası zaman farkı çok olmasa da yine de oluyordu. Bir sahnede başka bir gezegende olan biri diğer bölümde hemen diğerinde bulunuyor. Bunun yazarın bu kitapta bize anlatmak istediği bir derdi olduğuna yordum. O büyüleyici ve görkemli şehadet sahnesine ulaştırmak istiyordu bizi. Galakside 12 sene boyunca yaşanmış tüm o olaylar sürekli hızlı geçiliyor ve detayda boğulmaması sağlanıyordu okurun. Paul’un ne kadar kudretli ve tesirli biri olduğunu ispatlamaya çalışıyordu ki büyük vedalaşmasında ona inananların kalbinde nasıl bir ululuk kazanacağını anlayabilelim.
Bu kısalığına rağmen anlatmak istediğini gayet güzel aktarabilen bir kitap oldu. Devamını okumayı dört gözle bekliyorum.
Kitaba puanım 9/10. Gerçekten bir şaheser. Sevdiğim her insanın da tecrübe etmesini istediğim bir macera.
_________
Hikayenin olay örgüsünü direkt Dune odaklı olan blogumdaki şu yazıda bahsediyorum: https://nomadicnomadofdeserts.wordpress.com/2019/01/22/storyline-of-dune-messiah/