İyi, Kötü ve Çirkin

Orijinal Adı: Il buono, il brutto, il cattivo (The Good, The Bad and The Ugly) (1966)

Yönetmen: Sergio Leone

Türü: Aksiyon – Suç – Western

İzlenme Tarihi: 11 Ekim 2026

Bu efsaneyi sonunda izlemiş olmaktan çok mutluyum. Bu kadar geciktirmiş olmam filmin biraz uzun olmasından da kaynaklanıyordu. Her zaman içinden gelen bir ses bana bu filmi bir yolculuk esnasında izleyeceğimi söylerdi. Öyle de oldu. Teşekkürler deniz taşımacılığı.

Filmin ilk yarısını Cuma akşamı, kalanını da bugünün akşamında izleyip macerayı tamamlamış oldum. Üçlemenin diğer iki filmine nazaran bu film çok daha büyük bir anlatının küçük bir parçasını anlattığı için bir macera filmi yerine bir tarihi yapım izlediğime daha çok ikna oldum.

İki yüz bin doların peşindeki üç karakterin birbiriyle oynadığı köşe kapmaca sürerken arka planda Konfederasyon ve Birlik çatışmalarına şahit oluyoruz. Call of Juarez Bound in Blood oyunu da filmden epey esinlenmiş. İlk bölümdeki köprü patlatma sekansı muhtemelen bu filme göndermedir.

Tuco isimli Çirkin karakterimiz önceki filmlerde Gringo olarak seslenilen İyi karakterimize film boyunca Blondie diyor. Bu büyük bir değişim olmasa da karakterin gerçek adını söylemeye en yaklaştığı anda bile ağzını açmak durumunda kalmaması çok keyifliydi.

Filmin ikonik final sahnesi gerçekten hafızalara kazınmaya ve birçok medya eserinde atıf yapılmaya layık imiş. Çok beğendim.

Esere puanım 8.5/10.

Kum Kitabı – Shakespeare’in Belleği

Orijinal İsim: El libro de arena (The Book of Sand) (1975) – La memoria de Shakespeare (Shakespeare’s Memory) (1983)

Yazar: Jorge Luis Borges

Okuma Tarihi: 3 Ekim 2026 – 8 Ekim 2026

Neden bilmiyorum ama ben bu kitaba çok büyük beklentilerle başlamıştım. Borges’in stilini mi unuttum yoksa hiçbir zaman Borges’i tanıyamamış mıyım diye şüpheye düşmeme sebep oldu.

Ben sanırım Borges sevmiyormuşum. Kum Kitabı’ndaki 13 öykünün birkaçı hariç hiçbiri ne aklımda kaldı ne de okurken en ufak bir önemseme belirtisi gösterebildim. Bunun aksine Shakespeare’in Belleği’nde yer alan dört öyküyü de çok beğendim.

Mavi Kaplanlar ve Paracelsus’un Gülü hoşuma giden öyküler oldu. Shakespeare’in Belleği bir öykü olmaktansa yarı-biyografik bir metin demek daha doğru olabilir. Yazara dair gurme bilgiler içeren bu parça beğenimi topladı.

Fakat Can Yayınları’nın iki ayrı eseri bir araya getirerek ortaya çıkardıkları bu kitapta, okuma serüvenim çok kötü başlamışken son kısımda oldukça yükseldim diyebilirim.

Eserlere puanım sırasıyla 6/10 ve 7.5/10.

Zemberekkuşu’nun Güncesi

Orijinal İsim: ねじまき鳥クロニクル (Nejimakidori Kuronikuru) (The Wind-Up Bird Chronicle) (1997)

Yazar: Haruki Murakami

Okuma Tarihi: 19 Ağustos 2026 – 1 Ekim 2026

Bir Murakami romanı daha okumuş olmanın heyecanı içindeyim. Kitabın kalın olması nedeniyle okumak için hep uzun bir boşluğu denk getirmeye çalışıyordum.

Geçen ayki kulüp toplantısı için okumam gerekenleri erkenden bitirince önümde koca bir ay boş kalmış oldu. Ben de fırsat bu fırsat dedim Zemberekkuşu’na giriştim.

Hikaye işinden ayrılmış eski bir hukuk bürosu çalışanı Toru Okada’nın bir seneyi aşkın sürede başına gelenleri konu alıyor. Elbette bu hikaye her Murakami romanında olduğu gibi gizemli ve merak uyandırıcı olaylarla gelişerek ilerliyor.

Nomonhan’da bulunmuş bir savaş gazisi olan Teğmen Mamiya’nın başından geçenleri soluksuz okudum diyebilirim. Muskat Akasaka’nın veteriner olan babasının Manchukuo’da şahit oldukları da oldukça ilginçti. Daha önce savaşın o cephesinde neler yaşandığı üzerine düşünmemiştim. Bu sebeple yeni fikirler uyandırdığını itiraf etmeliyim.

Miyavakiler evinin bahçesinde yer alan kuyu ile ilgili yaşanan ilginç gelişmeler çoğu zaman hikayedeki yaşananların hangilerinin gerçek hangilerinin hayal olduğunu üzerine sorgulama yapmama sebep oldu.

Noboru Wataya gibi tekinsiz, sapkın ve manipülatif bir karakterin günün sonunda politikaya gitmesini yerinde buldum. 1999’da ekşi sözlüğe üye olan insanların birbirini bulma amacına benzer şekilde siyasette yer alan insanlar da biraz benzer hisler uyandırıyor.

Kumiko bu hikayenin mağduru mudur? Bilemiyorum. Başına gelen şeyleri tam olarak bilmiyor olsak da yine de beyanı olduğunu düşündüğümüz günlük bölümünde biraz kendi günahı da var diye düşünmeden edemedim.

Roman 740 sayfalık olsa da geriye bir sürü soru işareti bırakarak final verdi. Birçok şeye değinildi. Fakat bazı şeylere hiç değinilmedi. Bir yerlere bağlanmadan öyküden ayrılıp gitti.

Cevapsız kalan sorulardan bir kısmı: Leke neydi? Korsika gerçek mi? Bilgisayardaki günlükler kime aitti? Akasaka ailesi neden birden gelip sonra aniden hayatımızdan çıktı?

Romana puanım 8/10. Okunacak sıradaki Murakami eseri Fil Kayboldu olacak sanırım.

The Good Place

Seri Başlangıç Tarihi: 19 Eylül 2016

Türü: Komedi – Gizem – Doğaüstü

___

Sezon Sayısı: 1/4

Bölüm Sayısı: 13

Çıkış Tarihi: 19 Eylül 2016 – 19 Ocak 2017

İzlenme Tarihi: 7 Eylül 2026 – 25 Eylül 2026

Kolay kolay dizi izleyebilen ve sevebilen biri değilim. Eğer herhangi bir diziye başlayacaksam genelde onun komedi ağırlıklı bir seri olmasına özen gösteriyorum. Ayrıca bölüm süresi 20-30 dakika arasında olan diziler en sevdiklerim oluyor.

The Good Place’i izlemeye başladığımda beni devam etmeye motive eden en büyük etkenlerden biri bölümlerin süresinin kısa olmasıydı. Elbette hikayenin ilgimi çekmiş olması ve Chidi-Eleanor ikilisinin enerjisini beğenmiş olmam da önemli bir faktördü. Ayrıca Hikmet Kıvılcımlı biyografisinde oynatmak isteyeceğim Ted Danson da oldukça iyi bir performans sergilemiş. Böyle bir manzara karşısında ben de kendimi devam etmekten alıkoyamadım.

Her bölümle birlikte hikaye biraz daha derinleşti. Karakterleri daha iyi tanımaya başladık. Bir şekilde karakterlerin iyiliğinden şüphe ediyor olsam da sezon finaline değin net bir şekilde kurguyu fark ettiğimi söyleyemem.

Kaldı ki doğru bir reveal yapıyor. Bir sezon finaline yakışır şekilde yazılmış. Dizinin yazar ekibini tebrik etmek lazım. Bana da ihmal verdi. En azından üzerine düşünüp tarz olarak kendime katabileceğim şeyler olduğunu fark ettim.

Sezoan puanım 8/10. İzlerken epey eğlendim. Diğer sezonlarda ne olacağına dair de gerçekten meraklandım.

Saklı Seçilmişler

Orijinal Adı: The Skulls (2000)

Yönetmen: Rob Cohen

Türü: Aksiyon – Suç – Drama – Gerilim – Gizem

İzlenme Tarihi: 25 Eylül 2026

Filmi izlemeyi çok uzun zamandır planlıyordum. Ancak nedense bir türlü kendimi izlemeye motive edemedim. Uzun bir trafik yolculuğu sırasında açıp izlemeye başladım. Beni hemen içine aldı. Dün ilk yarısını izledim. Kalanı da bugün yolda başladım ve evde tamamladım.

Yale Üniversitesi’nde bulunan Skull and Bones cemiyetinden esinlenilerek kurgulanmış bir masonik topluluk olan Skulls, okula gelen yeni öğrenciler içinden sekiz tanesini seçiyor. Bunu seçimin ardından onları çeşitli testlere tabi tutup kararlılık ve sadakatlerini sorguluyor.

Hikayenin kırılması tam da bu cemiyete kabul edilen Luke McNamara’nın eski arkadaşları ile arasına mesafe koyması ve cemiyetin kardeşlik hukukunu tercih etmesi ile yaşanıyor. Ardından gerçekleşen entrika, suikast ve kumpas yolları izleyici ekran karşısında merak dolu gözlerle izlemeye itiyor.

Ben bunu bir kült film olarak değerlendirebilirim. Filmin bence hitap ettiği bir kesim var. Ezoterik şeylerle ilgili dışarıya kapalı toplulukların yarattığı gizemi büyüleyici bulan insanlar için keyifli bir izleti sunuyor. Mantıksal yöntemle kurgudaki her detayı didik didik edersek elbette basit gelecektir. O sebeple suspension of disbelief ile yola çıkmanızı salık veriyorum.

Esere puanım 6.5/10. Bence IMDB’de sahip olduğu puan fazla düşük. Tekrar popüler edilmesi gereken bir konusu var.

Şeytan Çocuk

Orijinal Adı: Şeytan Çocuk (2026)

Sergileyen: Baturay Özdemir

Türü: Komedi

İzlenme Tarihi: 23 Eylül 2026

Baturay Özdemir stand-up gösterisi ile ilk karşılaştığımda tarzına aşırı yakınlık duymuştum. Cem Yılmaz’ın eski gösterilerinin tadına sahipti. Rollenmesi ve jestleri aşırı benzerlik taşıyordu.

“Yerli ve Kirli” kaydını izledikten başka işlerini de aramaya başlamıştım. Fakat o sıralarda YouTube kesiti dışında bir şey yoktu. Daha sonra “Biraz Daha” isimli gösterisi paylaşmıştı. Böylece mükemmel düzeyde olmasa da belli ölçekte komedi ihtiyacımızı karşılayan biri daha hayatımıza girmiş oldu.

Bu gösterisinde de metrobüs ve yaramazlık yapan çocuk kısımlarında çok eğlendim. Zorlu ve yorucu geçebilme potansiyeli olan bir trafik sıkışıklığı sorunsuz atlatmamı sağladı.

Esere puanım 6/10.

Cennetteki Gölgeler

Orijinal Adı: Varjoja paratiisissa (Shadows in Paradise) (1986)

Yönetmen: Aki Kaurismäki

Türü: Drama – Komedi – Romantik

İzlenme Tarihi: 20 Eylül 2026

Aki Kaurismaki’nin stilini beğeniyorum. Kuzey Avrupalı donukluğunu bir komedi ögesi olarak kuruyor oluşu hoşuma gidiyor.

Proleterya Üçlemesi’nin ilk filmi olan Cennetteki Gölgeler, neden bu ismi taşıyor tam anlayamasam da 80’ler Avrupası’nda bir işçi olmayı, alt sınıftan olmayı buram buram hissettiriyor.

Filmi izlerken ister istemez “Bunlar nasıl hayatlar?” diye sorduruyor. Finalde Talinn’e giden bir Sovyet gemisine binip ülkeyi terk etmeleri manidar olmuş.

Esere puanım 6.5/10.

Ayla

Orijinal Adı: Ayla (2017)

Yönetmen: Can Ulkay

Türü: Drama – Tarihi – Savaş

İzlenme Tarihi: 18 Eylül 2026

Zamanında bu film, kendisini eleştirmen addeden insanlar tarafından epey eleştirilmişti. İster istemez bir önyargı oluşmuştu bende de. Fazla ajitasyon yapılmış gibi bir algım oluşmuştu. Fakat öyle bir yapım olmadığını gönül rahatlığı ile söyleyebilirim.

Karakterler özelinde gelişen dramalar, ikili diyaloglar ve mizansenler epey keyifliydi. Ayla ile askerlerin etkileşimde olduğu kısımlarda insanın yüzüne bir gülümseme oturup kalıyor.

Elbette eksik olan taraflar da vardı. Savaş ve aksiyon sahnelerinde aynı çekilen kesite farklı birkaç dokunuş yapılsa çok daha etkileyici olurdu. Sorun çekimlerde veya oyunculukta değil, bence kurguda üstesinden gelinebilecek bir şey.

Filmin son 20 dakikalık kısmı güzel ama bir tık uzun geldi. Daha konsantre bir şekilde o kısımları anlatabilirdi. Yine de fena değil.

Kore’ye uçuş yapıldığı sırada Hyundai ve Turkish Airlines reklamları da gözden kaçabilecek gibi değildi. Ürün yerleştirme çok bariz olmuş. Reklam işi daha yumuşak olsa eserin duygusal tonu bozulmayabilirdi.

Ayla ile Süleyman’ın gerçek görüntülerini görmek gözlerimi yaşarttı. Duygu dolu bir andı. Mutlu oldum.

Filme puanım 7.5/10.

Küçük Orman

Orijinal Adı: 리틀 포레스트 (Liteul poleseuteu) (Little Forest) (2018)

Yönetmen: Soon-rye Yim

Türü: Drama

İzlenme Tarihi: 13 Eylül 2026

Sakinleştirici, pastoral temaya sahip bir film izlemek isterseniz bu yapım tam size göre. Ben de açıkçası tarım ve köy hayatıyla ilgili bir hikaye anlatacağını bekliyordum. Bu açıdan beklentimi karşıladı.

Bir köy yaşantısı için bile fazla dingin bir öyküye sahipti. Tüm film boyunca diyalogu olan sadece beş karakter var. Bunlardan birinin toplam ekran süresi beş dakika falan olabilir. Diğerleri de küçük bir sosyal çevre kurmuş oluyor.

Film sessizlik üzerine kurulu. Tarla bakımı, sebzeleri toplamak, yeni ekilen tohumların kışı atlatıp filizlenmesini sağlamak üzerine kurulu bir döngüde ilerliyor. Karakterler arasındaki drama epey kısıtlı. Hiç entrika da yok. Biz Anadolulular olarak bu kadar huzura alışık değiliz. En azından bir köyün delisi falan olması lazımdı. Ama yok, o bile yok.

Yapım bir noktaya kadar yöresel Kore mutfağını tanıtıyor bile diyebilirim. Sebze ağırlıklı yemeklerin hazırlanışını seyrettik uzun uzun. Vejetaryen diyet propagandası mı diye de düşünmedim değil.

Esere puanım 6/10.

Dedektif Pikachu

Orijinal Adı: Pokémon: Detective Pikachu (2019)

Yönetmen: Rob Letterman

Türü: Macera – Komedi – Aile – Gizem

İzlenme Tarihi: 12 Eylül 2026

Film konusunda çok yüksek beklentiye girmemiştim. Ama yine de bu kadar kötü olmasını beklemiyordum. Pokemon adını taşıyan işlerin genelde bir standardı oluyor. Çoğu devrimsel işler olmasa da koydukları çıtanın pek altına indikleri söylenemez.

Fakat bu filmin hem konusu, hem pokemon modelleri epey sıkıntılıydı. Hatta şöyle iddialı bir cümle kurayım: ben çocuk olsam ve ailem beni pokemon ile bu film sayesinde tanıştırmak istese ben muhtemelen korkar, bir daha da pokemon kelimesini ağzıma almazdım.

Serideki pokemonların modeli gerçekten aşırı ürkütücü olmuş. Ben Pikachu hariç hiçbirini beğenmedim. Ki o da zaten pokemon gibi değildi. İnsandan halliceydi… Bu dediğim spoiler sayılmaz bence.

Neyse pokemon seven birinin kesinlikle uzak durması gereken bir yapım. Ne pokemon ile büyümüş yetişkinlere hitap ediyor, ne de seriyle tanışacak olan çocuklara. Amerikanlaştırılmış, ucube bir yapım olarak yayın hayatına girmiş ve varlığını sürdürüyor.

Filme puanım 5.5/10.