Kimetsu no Yaiba

İngilizce Adı: Demon Slayer

Japonca Adı: 鬼滅の刃 (Kimetsu no Yaiba)

Seri Başlangıç Tarihi: 15 Şubat 2016

Seri Bitiş Tarihi: 18 Mayıs 2020

Bölüm Sayısı: 207

Türü: Aksiyon – Doğaüstü – Shounen – Tarihi

Okuma Tarihi: 19 Ağustos 2026 – 27 Ağustos 2026

Jujutsu Kaisen ile birlikte beni animeye tekrar döndürüp sonra da bağlayan seri oldular. O sebeple bendeki yerleri çok ayrı bu ikisinin de.

JJK ve KnY dünyaları arasında bir seçim yapacak olsam güç çeşitliliği nedeniyle JJK diyebilirim. Fakat KnY karakterleri hem daha sempatik hem de daha önemsenebilir geliyor.

En başta Rengoku gibi bir karakterin varlığı beni hep bu seriye karşı olumlu yerde tutan bir özellikti. Daha sonra Uzui karakterini çok sevdim. Finale giden yolda da Himejima ve Yoriichi ile tanışıp onları da kafileye kattım. Ancak ne kadar istesem de hiçbiri Rengoku’yu favori karakter tahtımdan edemedi.

Kötü adamlar da JJK ile kıyaslanınca daha dehşet verici ve nefret edilesi durumdalar. Akaza gibi tiplerde nefret/sevgi ikilemine daha çok düşüyorsunuz. Bu yönünde Naruto ile benzerlik gösterdiğini söyleyenilirim. JJK da daha Bleach’e öykünen bir tarafta kalıyor.

Velhasıl Kimetsu no Yaiba’nın son hikaye arcı olan Infinity Castle öyküsünü üç film şeklinde olacak diye duyurduklarında aşırı moralim bozulmuştu. Çünkü Japonların telif haklarını koruma konusundaki üstün çabası nedeniyle sinema çekimi olmayan, sorunsuz bir kopyaya erişmek için tam bir sene beklememiz gerekti. Ve ikinci filmin gelmesine daha bir sene var.

Ben iki hafta önce, ilk filmi izledikten sonra direkt mangadan devam edeceğimi duyurdum. Çünkü öykünün kesildiği yer o kadar heyecan dolu ki ikinci filmi bir sene, final filmi de üç sene bekleyebilecek bir sabra sahip değildim.

Akaza dövüşünden sonra Kizuki 2 ve Kizuki 1 ile yapılan dövüşler son derece heyecan doluydu. Muzan’a giden yolda vurulup düşenler herkesin yüreğinde bir umut ışığı oldular.

Son çarpışmada tüm Hashiraların ustalıklarını sergilemeleri inanılmaz keyifliydi. Yılan ve Rüzgar hashiralarını daha yakından tanıma fırsatı bulmuş olmak beni mutlu etti. Tanjiro, Zenitsu ve Inosuke’nin mücadelesi, bir ekip olarak her iblis avcısının topyekun direnmesi yer yer beni çok duygulandırdı.

Mangayı renkli okuduğumu da belirtmek isterim. Mangadan aldığım keyfi inanılmaz artırdı. Animasyonlardaki renkli nefes tekniklerine mangada da hiçbir downgrade yemeden şahit olabilmek benim için büyük bir şanstı.

Belki de bekleyip tüm hikaye bittikten sonra okumanın bir avantajı da bu olabilir. Renkli ve Siyah beyaz alternatifine sahip olmak bile büyük bir lükstü. Eskiden, 15 sene önce, anime manga çeviren ve üzerine gönüllü emek veren kitle oldukça kısıtlıydı. Her geçen gün anime dünyasına gönül veren insanların sayısı arttığı için artık bir de bu tarz hizmetler sunan insanlara daha sık rastlamaya başladık.

2010 senesinde bana gelip de bundan 15 sene sonra Türkiye’de bu kadar fazla manga hem dijital hem de basılı olarak çevrilip yayınlanacak deselerdi herhalde “tabii, tabii” der geçiştirirdim. O dönem bizim de içinde bulunduğumuz komünitelerde verdiğimiz ufak emekler (çeviri olsun, içerik üretimi olsun) kelebek etkisi ile büyüyüp bir çığ gibi doruklardan kopup gürül gürül yoluna devam etti. Şimdi bakınca büyük yok kat edildiğini görüyorum. Türk popüler kültür dünyasının genişlemesine bir gram tuzumuz olduysa ne mutlu bize. Daha da olması dileğiyle.

Mangaya puanım 8.5/10.

Hamnet

Orijinal Adı: Hamnet (2025)

Yönetmen: Chloé Zhao

Türü: Biyografi – Tarihi – Dram – Trajedi

İzlenme Tarihi: 24 Ağustos 2026

Bu filme bayıldım. Neredeyse bir yıldır beni bu kadar duyguya sürükleyen başka bir film izlememiştim. En son About Time isimli yapımı izlerken boncuk boncuk gözyaşı oluşmuştu.

Ben de her edebiyat tutkunu gibi Shakespeare’in kült eserlerini okudum. Hamlet’in yeri bende çok ayrıydı. Soluksuz intikam serisi ve tam bir kan gölüne şahit oluyorduk. Bu beni izlemesi ve okuması son derece sürükleyici bir eser ile baş başa bırakıyordu. Fakat Hamnet bir başka öykü olarak adlandırılmalı.

Bu bir kaybı kabullenme, bir acının üstesinden gelme öyküsü. Herkes farklı türlü ağıt yakar. Herkes başka türlü acılar çeker. Ve herkes zorlukları ayrı şekilde alt eder.

Bu açıdan bakınca Hamnet filmi Ghostlight isimli filme epey benziyor. Shakespeare oyunlarının bir avunma yöntemi olarak değerlendirilmesi fikri çok hoşuma gitti. Bana da başka bir öykü yazma konusunda ilham oldu.

Filme dönecek olursak. Ben Agnes karakterini canlandıran Jessie Buckley ve William’ı oynayan Paul Mescal’ın oyunculuklarına bayıldım. Özellikle de Agnes’in doğum ve ölüm anlarındaki yakın plan çekimlerinde duygusunu seyirciye aktarma konusundaki maharetine hayran kaldım.

En beğendiğim ve zihnimde sonsuza dek kazılı kalacak kısım da Globe Theatre’da, Hamlet’in temsili sırasında, final sahnesinde seyircilerin ölmekte olan Hamlet’e ellerini uzatarak destek oluşları idi. Müthiş bir kare. Eşsiz bir duygu seli.

Esere puanım 8.5/10.

Üç Anadolu Efsanesi

Orijinal İsim: Üç Anadolu Efsanesi: Köroğlu – Karacaoğlan – Alageyik (1967-68)

Yazar: Yaşar Kemal

Okuma Tarihi: 4 Ağustos 2026 – 18 Ağustos 2026

Bu eseri okumayı çok uzun zamandır istiyordum. Bir türlü zaman yaratıp da okuyamamıştım. Ancak dahil olduğum kitap topluluğunda yapılan oylama sonucunda Türk Edebiyatı kulvarında Üç Anadolu Efsanesi seçildi. Böylece okuma listemde kolay yoldan üst sıralara yükseltmiş oldu.

Eserin bir masal derlemesi olduğunu göz önünde bulundurursak Yaşar Kemal’in kendisinden neler kattığını anlamak çok da zor değil. Bir nevi Homerosçuluk yapıp Anadolu’da söylenmekte olan bu üç anlatıyı kaleme alarak kanonik bir metin haline getirmiş. Bu sebeple yaptığı iş sonuna kadar takdir edilesi.

Öyküler içinde favorim Karacaoğlan oldu. Finali öyle iç burkan bir havadaydı ki öyküyü bitirir bitirmez kendi kendime “işte Türk draması budur” dedim. Bizim genimize işlemiş o acı teması, duyguların ifade edilememesi, iletişimsizliğin yarattığı trajediler… Bunun Yeşilçam uyarlaması eminim ki seyircileri hüngür hüngür ağlatmıştır.

Köroğlu öyküsü de oldukça gaz ve yüksek tempoda başlayıp sonunda pek istediğim gibi sonuçlanmayınca modumu aşağı çekti. Ben Bolu Bey’i ile teke tek düello atmasını beklemiştim.

Alageyik öyküsü de finali itibariyle son derece trajik ancak birçok karakterin aşırı beyin yoksunu olması nedeniyle tam da içine giremediğim bir orta oyunu tadındaydı. Bir çeşit Romeo ve Juliet tonuna sahip olduğunu da söylemeliyim. Çok az ama var. Üzerine düşününce anlarsınız.

Esere puanım 7.5/10.

Demon Slayer: Kimetsu no Yaiba Infinity Castle I

Orijinal Adı: Kimetsu no Yaiba Movie 1: Mugenjou-hen – Akaza Sairai (2025)

Türü: Macera – Aksiyon – Fantastik – Tarihi

Stüdyo: ufotable

İzlenme Tarihi: 15 Ağustos 2026

Kimetsu no Yaiba benim uzun süre animeye ara verdikten sonra tekrar düzenli izlemeye başladığım dönemin ilk uzun serisi sanırım. Yani 2019’da yavaştan ısınıp pandemide iyiden iyiye dönüş yaptığım sırada genelde eskiden başlayıp yarım bıraktığım serileri tamamlamaya gayret ediyordum.

Fakat Kimetsu no Yaiba sıfırdan girişip de kısa sürede izleyip günceline geldiğin ilk yapım olmuştu. Sadece beni shounen türüne tekrar ısındırmış olması bile benim onu kalbimde özel bir yere koymama yeterli bir sebep.

Bu film de Hashira Training sezonunda ekibimizin Muzan’ın sonsuzluk kalesine yakalandıkları o ikonik son sahneden itibaren bizi alıp Shinobu v 4. Üst Rütbeli, Zenitsu v. Kaigaku ve kapanışı süsleyen Giyu&Tanjiro v. Akaza dövüşlerine şahit ediyor.

Animasyon kalitesi, müzikler, atmosfer, görsel efektler hepsi muazzamdı. Ufotable’ın bundan daha alt bir kalite iş yapması mümkünmüş gibi gelmiyor artık bana. Stüdyo çıtayı öyle bir seviyeye koydu ki artık bunları bize sunmadığı her yapımda şımarıkça tepkiler vermeye başlayacağız.

Filmin kendisi tek başına öyküyü sonlandırmıyor. Stüdyo bu final öyküsünü üç parça halinde yayınlamayı uygun görmüşler. Ancak benim gibi hikayeyi merak eden izleyiciler için bu tam bir çile. İkinci filmin 2027 son çeyreğine doğru yayınlayacağı sızıntılarını görünce de ben daha fazla dayanamayacağıma karar verdim. İlk fırsatta hikayenin kaldığı yerden devamını mangayı okuyarak tamamlayacağım.

Yapıma puanım 9/10. Müthişti.

Bıçaklar Çekildi: Gizemli Bir Serüven

Orijinal Adı: Glass Onion (2022)

Yönetmen: Rian Johnson

Türü: Suç – Komedi – Drama – Gizem – Gerilim

İzlenme Tarihi: 9 Ağustos 2026

İlk filmi bol bol Hercule Poirot esintili bir yapım olmuştu Knives Out serisinin. İkinci filminde de içine Poirot eklenmiş “And Then There Were None” uyarlaması izliyormuşum gibi hissettim.

Elbette bunun neden olduğunu filmi izlemeye başlayıp 10 dakika devam eden herkes anlayacaktır. Fakat olayın başlangıcından, ilk cinayet şekline ve hatta finalde bağlanan failin kim oluşuna kadar gerçekten ağır bir esinlenme var.

Bu kötü bir şey değil. Fakat oyuncuların çiğ gelmesi nedeniyle ben filmdeki hiçbir karaktere ne sempati duydum, ne de başlarına bir şey gelecek diye endişelendim. Finaldeki cam kırma sahnesi çok anlamsızdı. Mahkemede şahitlik edişleri çok yersizdi.

Karakterlerin çoğu zaten NPC gibiydi. Yarısının doğru düzgün diyalogu bile yok. Sadece kalabalık etmek için çağrılmışlar. Komedisi bayıktı. Blanc yapmacık ve abartılı aksanı nedeniyle beni rahatsız etti.

Filme puanım 6/10.

Dragon Ball Movie 3: Mystical Adventure

Orijinal Adı: Dragon Ball Movie 3: Makafushigi Daibouken (1988)

Türü: Macera – Aksiyon – Fantastik – Komedi – Sci-fi

Stüdyo: Toei Animation

İzlenme Tarihi: 9 Ağustos 2026

Dragon Ball’un bu filminde Chiaotzu ve Ten Shin Han’ı da görüyoruz. Ancak karakterlere yazılmış olan arkaplan öyküsü canon ile uyumsuzluk yaratıyor.

Crane Master, Mercenary Tao, Tien Shin Han ve Chaozu Mifan Krallığı diye bir yerden geliyor gibi gözüküyor. Biraz alternatif kurguya kaçan bir olay örgüsü olsa da kabaca Commander Red Saga’da yaşananların hızlı bir özeti diyebiliriz. Fakat birebir olmadığını vurgulamalıyım. Karakterler aynı olsa da bunların birbiriyle ilişkisi ve yaşanan olayların bağlantısı tamamen farklı.

Eğlenceli bir macera. Karakterleri özleyenler için oldukça ideal olduğunu söyleyebilirim.

Yapıma puanım 6/10.

Dragon Ball Movie 2: Sleeping Princess in Devil’s Castle

Orijinal Adı: Dragon Ball Movie 2: Majinjou no Nemurihime (1987)

Türü: Macera – Aksiyon – Fantastik – Komedi – Sci-fi

Stüdyo: Toei Animation

İzlenme Tarihi: 9 Ağustos 2026

Anime serilerinin ana kurgu içerisinde bir açık yaratıp oradan bir filler arc veya film çıkarmaları hoşuma gidiyor.

Çerçevesi çizili telifli eserlere bir nevi fan-fiction yazılmasını andırıyor. Bu yaratıcı düşünce sürecini takdir ediyor olsam da çoğu zaman o filler bölümleri pek beğenmem.

Bu film de Dragon Ball animesinin henüz epey başında bir kısmı konu alıyor. Goku ve Krillin, Kame Sennin’in yanına gelip onun öğrencisi olmak istediklerini söylüyorlar. Animede de olan bu kısma filmin yazarları güzel bir eklenti yapmış. Muten Roshi bizim çocuklara sallamasyon bir görev verip onları başından savıyor. Fakat verdiği görev birden gerçek bir hale bürünüyor.

Yamucha’nın kısa saçları ve Lunch’ın ekibimiz tarafından ilk kez görülmüş olması gibi filmin resmi kurgunun zamanlaması ile uyuşmadığı noktalar olsa da yıllar sonra minik, saftirik Goku’yu tekrar görmek beni mutlu etti.

Puanım 6/10.

One Piece Movie 2: Clockwork Island Adventure

Orijinal Adı: One Piece: Nejimakijima no Bouken (2001)

Türü: Macera – Aksiyon – Fantastik

Stüdyo: Toei Animation

İzlenme Tarihi: 7 Ağustos 2026

Uzun zaman sonra pre timeskip Hasır Şapka tayfasını görmek iyi hissettirdi. Sanji’nin sadece tekmelerle dövüşmesi kimsenin haki vs işlerine bulanmamış olması bu seride neyi özlediğimi hatırlattı.

Luffy’nin bu dönemlerdeki salaklığı daha katlanılabilir düzeyde. Ve elbette dünyayı çok az bilen bir çocuk olduğu için sempatik de geliyor.

Tam olarak güncel One Piece gidişatını bu yüzden beğenmiyorum. Karakterler dünyada yaşanan her olaydan haberdarlar. Ejderler, haki, dünya hükümeti vs ama hala hiçbir şey umurlarında değilmiş gibi partileme peşinde. Luffy’nin bencil hareketleri, çocuk gibi davranışları da şu an eğreti gelse de bu filmin dönemlerinde oldukça yerindeydi.

Eski One Piece’i özlemişim. Onu fark ettim.

Esere puanım 6/10.

Dragon Quest I

İlk piyasaya sürülme tarihi: 18 Aralık 1993 (27 Mayıs 1986)

Geliştirici: Chunsoft

Tür: RPG

Platform: SNES / Super Famicom (NES / Famicom)

Oynama Tarihi: 26 Temmuz 2026 – 2 Ağustos 2026

Dragon Quest I yaklaşık 10 saatlik bir oynanışın sonunda 24 seviyelik kahraman ile final verdi.

Bu oyun serisine başlamayı yıllardır planlıyorum. Fakat hep bir dikkat dağıtıcı çıkıp beni başka bir oyuna yönlendiriyordu. Dragon Ball Z bitirdikten sonra Akira Toriyama’nın stiline bir açlık duymaya başladım. Bu ihtiyacı da filler sezon olan Dragon Ball GT ile değil de sanatçının gerçekten emeği geçmiş büyük bir seri olan Dragon Quest’e giriş yaparak gidermeye karar verdim.

İyi ki de böyle bir tercihte bulunmuşum. R36S cihazını aldığımdan beri yedi ay geçmişti ve ben henüz hiçbir oyun bitirmemiştim. Yirmi bin kadar oyun içinden ilk DQ1 bitirmiş olmam da çok hoş bir başlangıç oldu. Artık benim için yeri çok özel oldu.

Oyunun hangi versiyonunu oynayacağım konusu üzerine epey düşündüm. NES versiyonu biraz göz ağrıtabilir gibi geldi. GBC versiyonu da biraz fazla basit ve kırpılmış hissettiriyordu. SNES versiyonu en iyisi gibi gözüküyor olsa da orijinal İngilizce çevirisi olmadığı için oynayabilir miyim emin olamamıştım. Neyse ki R36S kütüphanesinde fan çevirili bir versiyonuna denk geldim. Bu keşifle birlikte neşem yerine geldi. Motivasyonum arttı. Hemen oynamaya başladım.

Karakterime ZACK ismini verdim. Ancak karakterin lore accurate olabilmesi için sanırım ALEF adını vermem gerekiyormuş. Sağlık olsun. Zack olarak da oldukça başarılı işler yaptım. Oyunda isim bile çok önemliymiş. Bunu oyunu bitirmeme birkaç saat kala öğrendim. İlginç bir sistem. Karakterinize verdiğiniz ismin ilk dört harfini alıp her bir harfe bir puan atayarak statlarınızı belirleyen bir düzen kurulmuş. Daha önce böyle bir şeyle karşılşatığımı hatırlamıyorum. O sebeple bu detayı belirtmek istedim.

Oyun oldukça yavaş ve sakin bir şekilde başladı. Her RPG oyununda olduğu gibi önce bir prensesi kurtarmamız ve daha sonra kehanet edilen kahraman olduğumuzu kanıtlamamız, finalde de Ejder Lordu’nu alt etmemiz gerekiyordu. Elbette her yolculukta olduğu gibi bu yolculuğa da slime keserek başlıyoruz. Daha sonra dracky’ler, iskelet askerler, büyücüler, kurt adamlar, akrepler, tuhaf salyangozlar, golemler, chimeralar, şövalyeler ve hatta ejderhalar ile karşılaşıyoruz. Bu düşman tipleri içinde bir tek golemler bana gerçekten terleten anlar yaşattı. Özellikle de Cantlin’in önündeki Golem…

Oyunun hikayesi oldukça basit. Erdrick isimli efsanevi bir kahraman zamanında diyarı kurtarıp kötülüğü hapsetmiş. Ancak çağlar geçmiş ve kötülük tekrar güçlenip diyarın dört yanında kol gezer olmuş. Erdrick ölmeden önce gücünü aktardığı objeleri üç büyücüye emanet etmiş. Bu üç büyücü de Erdrick’in soyundan gelen bir çocuk kahraman olmaya değer bir niteliğe gelirse ona rehberlik etmek için yemin etmişler.

Biz de doğru zamanda doğru yerde olan o torun olarak oyuna başlıyoruz. Kehanetlerdeki kahramana dönüşebilmek için gerçekleşmesi ön görülen olayları ve buluşları birebir gerçekleştiriyoruz. Böylece büyücüler bize Erdrick’in gücünü parça parça miras bırakıyor. Böylece Dragonlord ile karşılaşıp diyarı tekrar huzura kavuşturuyoruz. Ve finalde kendi krallığımızı kurmak üzere saraydan prensesi de alıp ayrılıyoruz.

Dragonlord’un kalesine girdiğimde Lv 22 idim. Hikayeyi bitirdiğimde ise Lv 24 olmuştum. Oyunu yüzde yüz tamamladığımı iddia edebilirim sanırım. Sonuçta Armor of Erdrick ve Sword of Erdrick ile kuşanarak final dövüşünü gerçekleştirdim. Bu kadarı yeterli olmuş diyebilirim.

Orijinali 1986 da olsa 1993 yeniden yapımı mekanik ve görev yönlendirmeleri konusunda pek bir değişim yapmış gibi durmuyor. O sebeple oyunun orijinali için de geçerli olacak bir yorum yapmak istiyorum. Bence NES ve SNES dönemi oyunlar ne kadar çığır açan, devrimsel, deneysel ve içerik açısından geleceğe ilham olarak yapımlar olsalar da rehbersiz veya tam çözüm kitapçığı olmadan oynamanın imkansız olduğu yapımlar.

Esere puanım 7/10.

Süper Mario Galaksi Filmi

Orijinal Adı: The Super Mario Galaxy Movie (2026)

Türü: Macera – Komedi

Stüdyo: Universal Pictures – Illumination

İzlenme Tarihi: 26 Temmuz 2026

İki ay önce Super Mario Galaxy oynamış olmam ile filmin yayınlanmış olması arasında bir ilişki yok. Oyun aklımın bir ucunda yıllardan beri yer alıyordu. Taşınmadan önce evde olan Wii ile son bir oyun oynama isteği ile girişip tamamlamıştım.

Filmin öyküsünün de direkt oyun ile bağlı olacağını düşünmemiştim. Böyle bir beklentim yoktu. O sebeple Peach ve Rosalina hikayesinin nasıl gelişeceğini görmek yeni ihtimallere açık bir alandı. Ve o ihtimaller de ilginç bir iddia ile dolduruldu. Film evrenine göre kız kardeş oldukları açıklandı. Tabii ben bunu duyunca kendi bilgimi bir sorguladım. Fakat çok da üzerinde durmadım.

Hikaye genel hatlarıyla eğlenceliydi. Türkçe dublaj izlemenin keyfini de özlemişim. Bowser Jr. karakteri filmi tek başına sırtlamış. Yoshi de yeterli ekran süresi almış. Bu beni mutlu etti. Yapımcıların bir diğer sürprizi olan Star Fox da bize gelecekte yeni bir oyun projesinin müjdesi olabilir. Göreceğiz.

Esere puanım 7/10.