Sahte Mesih

Orijinal İsim: Sahte Mesih: Osmanlı Belgeleri Işığında Dönmeliğin Kurucusu Sabatay Sevi ve Yahudiler (2013)

Yazar: Erhan Afyoncu

Okuma Tarihi: 9 Ekim 2026 – 19 Ekim 2026

Her zaman merak ettiğim bir konuydu bu. Bülbülderesi Mezarlığı’nda yatan ünlüleri incelerken de bu konu üzerine daha fazla eğilmem gerektiğini fark etmiştim. En doğru kaynak Erhan Afyoncu mudur bilmem ama kolay bu esere erişebildim. Bir noktaya kadar da beni bilgilendirdi diyebilirim.

Eserde yazar, Sabatay Sevi’nin hayatına dair genel bir portre çiziyor. Perdeyi ‘Türk İmparatorluğu’ sınırlarında yaşayan Yahudilerin genel durumunu anlatarak açıyor. Ardından çeşitli görevler ve rollerde bulunmuş olan ünlü simaları tanıyoruz. Kira kadınlar ve valilik dahi yapan adamlar zikrediliyor.

Bunlarında ardından Sevi’nin İzmir’de başlayan yolculuğunu Kahire’ye, Kahire’den kutsal topraklara seyrediyoruz. Gazzeli Nathan ile yaptığı görüşme sonrasında kendisinin mesih, Nathan’ın da onun peygamberi olduğu konusunda mutabık oluşları gerçekten ilginç gelişmeler içeriyor.

Anadolu’ya döndükten sonra kendi cemiyeti içerisinde ayrılıklara sebep oluyor. Tabii tüm bu yaşananlar Türk sultanının ve saray erkanının kulağına gidiyor. İstanbul’da tutuklanan Sevi, duruşma için Edirne Sarayı’na getiriliyor. Burada ihtida ederek Aziz Mehmet Efendi adını alıyor.

Tüm bu yaşananların kendi takipçileri tarafından kabul edilmiş olması ve yine de onu izlemiş olmaları epey ilgi uyandırıcı. 1673-1674’te tekrar bir mesih geleceği konusunda cemiyetin kıpırdanıyor oluşu Nathan’ı da harekete geçirmiş.

Sıradışı bir olay olması nedeniyle gerçek ile rivayetin birbirine karıştığı bir konu bu. Yine de üzerine daha fazla okuma yapmayı planlıyorum. Yakın zamanda olmasa da üzerine düşülmesi gereken bir mesele.

Gamaran

İngilizce Adı: Gamaran

Japonca Adı: 我間乱 (Gamaran)

Seri Başlangıç Tarihi: 13 Mayıs 2009

Seri Bitiş Tarihi: 26 Haziran 2013

Bölüm Sayısı: 194

Türü: Aksiyon – Tarihi – Dövüş – Shounen

Okuma Tarihi: 13 Kasım 2015 – 18 Ekim 2026

Geri dönüş yapmadan önceki en son Gamaran seansım 4 Temmuz 2018’de gerçekleşmiş. Tabii oradan bugüne geçen sekiz senede ben hikayede ne olduğunu tamamen unuttum. Tek aklımda kalan farklı kılıç okulları vardı ve bunlar bir turnuvada karşı karşıya gelip birbirlerini avlamaya çalışıyordu.

İçlerinde tek aklımda kalan da okçu okulu idi. Şansa bak ki, Jinsuke Kurogane’ye karşı başlatılan operasyonda o okçu okulu, başrollerimiz üyesi olduğu Ogame okulu ile müttefik olarak hikayeye dönüş yaptı.

Aradan geçen onca yıla rağmen Gamaran’a dönüş yaptığımda hikayeyi hiç önemsemeden kendimi aksiyona kaptırdım. Bu bence bu manganın en güçlü yanı. Çizimler oldukça net ve fiziksel darbeleri takip etmesi son derece kolay. Mangakanın insan fiziğini zorlayacak türde ürettiği saldırı şekillerini okumak oldukça eğlenceliydi.

Bu mangayı benzerlerinden ayıran en önemli nokta doğaüstü güçlerin yer almıyor olması. Elbette çoğu okulun ustalaştığı teknik insan fiziğine aykırı bir nokta barındırıyor. Fakat bu siz okurken takıldığınız bir detay olmuyor. Çünkü günün sonunda kolunu savurup kılıcını çarpıyor. Ve bu gerçekten makul geliyor.

Seride dövüşlerini okumaktan en keyif aldığım karakter elbette Gama idi. Fakat o ana karakter olduğu için ekstra olarak Sengoku Iori’yi belirtmek istiyorum.

Sanırım hikayenin iki yıl sonrasında geçen bir manga daha çıkmış. Ana karakter olarak da Iori yer alıyormuş. Hatta bu mangadaki maceradan daha da uzun bir hikayesi varmış. Fakat aynı kalitede midir yoksa standardı düşmüş müdür bilemiyorum. Belki günün birinde ona da bakarım.

Esere puanım 8/10.

Digimon Adventure Movie

Orijinal Adı: デジモンアドベンチャー 劇場版 (Digimon: The Movie) (1999)

Türü: Aksiyon – Fantastik – Sci-fi

Stüdyo: Toei Animation

İzlenme Tarihi: 16 Ekim 2026

Bu filmi ilginç bir şekilde CD aracılığıyla izlediğimi hatırlıyorum. Agumon’un tepkisiz bir şekilde Tokyo sokaklarında dolaşması beni çok ürkütmüştü. O sebeple filmi tamamını izlememiştim. Hatta zihnimin derinlerine gömmüştüm.

Gezi öncesinde hafıza tazelemek adına Digimon orijinal serisini tekrar izlemeye karar verdim. Bu sebeple Digimon Adventure 01 yayın tarihinden bir gün önce yayınlanmış olan bu pilot bölüm veya tanıtım filmini de izleyip başlayayım dedim.

Digimon franchise’ının ilk tamagochi olarak ortaya çıkmış olması bana hala çok ilginç geliyor. İlk video oyunu olan Digimon World’un orijinal anime serisinden daha erken çıkmış olması da çok enteresan. Pazarlama adımlarını tersten atan bir firma imiş Bandai. Böylece de öğrenmiş oldum.

Animasyon filmine dair bahsedilebilecek pek fazla şey yok. Zira sadece 20 dakikalık bir prologue niteliği taşıyor. Koromon’un ilk safhada siyah bir yumak olarak ortaya çıkışı, finalde de Greymon’a dönüşmesi güzeldi. Tamagochilerde olduğu gibi siyah yumağı yedirip sonra kakasını temizliyor olmaları da hoş bir detaydı.

Esere puanım 6/10. Digimon Adventure 01’e de en kısa zamanda başlıyorum.

Keloğlan

Orijinal Adı: Keloğlan (1971)

Yönetmen: Süreyya Duru

Türü: Komedi – Tarihi

İzlenme Tarihi: 15 Ekim 2026

Yeşilçam klasiklerini izlemeyi çok uzun zamandır planlıyordum. Malkoçoğlu, Kara Murat, Karaoğlan, Tarkan, Battal Gazi derken liste önümde uzayıp gidiyor. Neyse ki artık bu eski filmlerin telifi düştüğü için çeşitli sitelerde rahatça erişim sağlayıp izleyebiliyoruz.

Erişebiliyoruz erişmesine de ama 4K Ultra HD versiyonlarını izleyince de bir garip hissetmiyor değilim. Keloğlan’ın dekoru, kostümü ve makyajı ne kadar canlı renklere sahipmiş. Eski CRT TV’lerde izlerken cızırtı ve monokroma yakın renk paleti nedeniyle pek bunu fark edememişim.

Hikayede padişahın kızı Aykız bir hastalığa yakalanmış ve haftalardır yattığı yerden kalkmamaktadır. Onu bu derin uykusundan uyandırmak adına padişah memleketteki tüm büyücülere haber salıp hünerlerini sergilemeye davet etmiştir. Bir garip Keloğlan’ımız da yola düşer. Girdiği bir handa padişahın soytarısı Bıcırık ile tanışır. Gizlice saray bahçıvanının yanına saklanırlar. Büyücüler sarayda iken Keloğlan da saray mutfağından içeri sızar ve koşturmaya tutuşur.

Ben Keloğlan karakterini oldum olası çok sevmişimdir. Trickster karakterlerin piridir benim için. Kendi kültürümüzden çıkmış olması onu eşsiz kılıyor. Bu folklorik karakterin sahip olduğu Halkçı damar onu daha da sempatik bir hale sokuyor.

Eski efsanelerin tekrar ele alınması üzerine biz de Yeşilçam klasiklerini milli şuur ve gelenek bilinciyle tekrar ele almalıyız. En başta da Keloğlan’ı yeniden çekmeli ve Türk Pantheon’unda hak ettiği yeri sağlamlaştırmalıyız.

Esere puanım 6/10.

Batman: Bitmeyen Cadılar Bayramı – Kısım 1

Orijinal Adı: Batman: The Long Halloween, Part One (2021)

Türü: Aksiyon – Suç – Gizem – Sci-fi

Stüdyo: Warner Bros. Animation – DC Entertainment

İzlenme Tarihi: 14 Ekim 2026

The Long Halloween öyküsünü çizgiromandan okumayı hedefliyorum. Bu sebeple de epey ertelemiştim. Ancak geçen gün bilgisayarımda bulunan filmler arasında Part 1 ve Part 2 isimli bir animasyon filmini görünce dayanamadım.

Gotham atmosferi gayet iyi verilmiş. Ben o kaotik, kasvetli ve tercihen karlı Gotham havası içinde geçen karanlık bir suç hikayesine şahitlik etmeyi seviyorum. Bu hikayede de Müfettiş Gordon, Harvey Dent, Catwoman ve Joker bizi yalnız bırakmıyor.

Two-face dönüşüm öyküsüne ikinci bölümde şahit olacağız diye düşünüyorum. İkinci kısımda Poison Ivy’nin dahil olacağı kesin olsa da cinayetleri işleyenin Calendar Man olduğu konusunda emin değilim.

Tek oturuşta da izleyebilirdim. Yapım pacing konusunda çok başarılıydı. Beni bir an olsun sıkmadı. 30 senelik bir öykü olmasından dolayı olsa gerek en rafine şekilde seyirciye sunmanın yolunu da bulmuşlar.

Esere puanım 7.5/10. Umarım ikinci bölümde de aynı kaliteyi devam ettirmişlerdir.

Mobile Suit Gundam

Seri Çıkış Tarihi: 7 Nisan 1979 – 26 Ocak 1980

Türü: Drama – Sci-fi – Mecha – Askeri – Uzay

Bölüm Sayısı: 43

İzlenme Tarihi: 23 Eylül 2015 – 13 Ekim 2026

Kidou Senshi Gundam izlemeye karar vereli çok uzun zaman olmuş. Yaklaşık son senedir herhangi bir bölümünü izlememiş olmama rağmen aklımın bir köşesinde durmaya devam ediyordu. Seriye dair son güncellemeyi MyAnimeList kayıtlarına göre 22 Şubat 2017’de gerçekleştirmişim.

43 bölümlük serinin 20 bölümünü izlemiş olduğumu görünce şok oldum. Çünkü benim aklımda Char ile Amuro’nun robotların içinde birbiriyle çarpışmaya başlaması ve Garma’nın saldırısı dışında hiçbir şey yoktu. O sebeple seriyi baştan izlemeye karar verdim. İyi ki de öyle yaptım. Aksi halde seriyi sadece bitirmiş olmak için bitirecektim.

Universal Century 0079-0080 arasında gerçekleşen bu savaşlar serisine şahit olmak, Amuro’nun öyküsünü bir an önce tamamlama ve bu zaman çizgisinde başka hangi yan olayların gerçekleştiğini öğrenme konusunda iştahımı kabarttı.

Zeta ve ZZ izledikten sonra Iron-blooded Orphans ve OO öykülerini de deneyimlemek istiyorum. Thunderbolt ve Origins’i de tekrar izlemem gerekiyor. O zamanlar sıfır bilgi ile spin-off ve prequel diye izlemiştim. Fakat şimdi izlemek daha başka hissettirecektir.

Anime 38 bölüm boyunca sırtını bilim kurguya dayayan bir yapıdayken son 5 bölümde birden Newtype isimli üst-insan, psişik karakterler belirlemeye başladım. Bu durum bir tık canımı sıkmış olsa da savaşın insanları evrimleştirmesi gibi bir anlatıya kapı araladığı için merakımı da celb etti.

Karakter dizaynı olarak Char bir numara olsa da diğer Zeon komutanları fena değildi. Özellikle Kycilia Zabi’nin kostümü aşırı tedirgin ediciydi.

Ramba Ral’ın son nefesine kadar mücadelesi de serinin en epik anları arasındaydı. Sleggar Law’ın kendini feda edişi de yerinde ve duygulandırıcıydı.

Seriye puanım 7.5/10.

İyi, Kötü ve Çirkin

Orijinal Adı: Il buono, il brutto, il cattivo (The Good, The Bad and The Ugly) (1966)

Yönetmen: Sergio Leone

Türü: Aksiyon – Suç – Western

İzlenme Tarihi: 11 Ekim 2026

Bu efsaneyi sonunda izlemiş olmaktan çok mutluyum. Bu kadar geciktirmiş olmam filmin biraz uzun olmasından da kaynaklanıyordu. Her zaman içinden gelen bir ses bana bu filmi bir yolculuk esnasında izleyeceğimi söylerdi. Öyle de oldu. Teşekkürler deniz taşımacılığı.

Filmin ilk yarısını Cuma akşamı, kalanını da bugünün akşamında izleyip macerayı tamamlamış oldum. Üçlemenin diğer iki filmine nazaran bu film çok daha büyük bir anlatının küçük bir parçasını anlattığı için bir macera filmi yerine bir tarihi yapım izlediğime daha çok ikna oldum.

İki yüz bin doların peşindeki üç karakterin birbiriyle oynadığı köşe kapmaca sürerken arka planda Konfederasyon ve Birlik çatışmalarına şahit oluyoruz. Call of Juarez Bound in Blood oyunu da filmden epey esinlenmiş. İlk bölümdeki köprü patlatma sekansı muhtemelen bu filme göndermedir.

Tuco isimli Çirkin karakterimiz önceki filmlerde Gringo olarak seslenilen İyi karakterimize film boyunca Blondie diyor. Bu büyük bir değişim olmasa da karakterin gerçek adını söylemeye en yaklaştığı anda bile ağzını açmak durumunda kalmaması çok keyifliydi.

Filmin ikonik final sahnesi gerçekten hafızalara kazınmaya ve birçok medya eserinde atıf yapılmaya layık imiş. Çok beğendim.

Esere puanım 8.5/10.

Kum Kitabı – Shakespeare’in Belleği

Orijinal İsim: El libro de arena (The Book of Sand) (1975) – La memoria de Shakespeare (Shakespeare’s Memory) (1983)

Yazar: Jorge Luis Borges

Okuma Tarihi: 3 Ekim 2026 – 8 Ekim 2026

Neden bilmiyorum ama ben bu kitaba çok büyük beklentilerle başlamıştım. Borges’in stilini mi unuttum yoksa hiçbir zaman Borges’i tanıyamamış mıyım diye şüpheye düşmeme sebep oldu.

Ben sanırım Borges sevmiyormuşum. Kum Kitabı’ndaki 13 öykünün birkaçı hariç hiçbiri ne aklımda kaldı ne de okurken en ufak bir önemseme belirtisi gösterebildim. Bunun aksine Shakespeare’in Belleği’nde yer alan dört öyküyü de çok beğendim.

Mavi Kaplanlar ve Paracelsus’un Gülü hoşuma giden öyküler oldu. Shakespeare’in Belleği bir öykü olmaktansa yarı-biyografik bir metin demek daha doğru olabilir. Yazara dair gurme bilgiler içeren bu parça beğenimi topladı.

Fakat Can Yayınları’nın iki ayrı eseri bir araya getirerek ortaya çıkardıkları bu kitapta, okuma serüvenim çok kötü başlamışken son kısımda oldukça yükseldim diyebilirim.

Eserlere puanım sırasıyla 6/10 ve 7.5/10.

Zemberekkuşu’nun Güncesi

Orijinal İsim: ねじまき鳥クロニクル (Nejimakidori Kuronikuru) (The Wind-Up Bird Chronicle) (1997)

Yazar: Haruki Murakami

Okuma Tarihi: 19 Ağustos 2026 – 1 Ekim 2026

Bir Murakami romanı daha okumuş olmanın heyecanı içindeyim. Kitabın kalın olması nedeniyle okumak için hep uzun bir boşluğu denk getirmeye çalışıyordum.

Geçen ayki kulüp toplantısı için okumam gerekenleri erkenden bitirince önümde koca bir ay boş kalmış oldu. Ben de fırsat bu fırsat dedim Zemberekkuşu’na giriştim.

Hikaye işinden ayrılmış eski bir hukuk bürosu çalışanı Toru Okada’nın bir seneyi aşkın sürede başına gelenleri konu alıyor. Elbette bu hikaye her Murakami romanında olduğu gibi gizemli ve merak uyandırıcı olaylarla gelişerek ilerliyor.

Nomonhan’da bulunmuş bir savaş gazisi olan Teğmen Mamiya’nın başından geçenleri soluksuz okudum diyebilirim. Muskat Akasaka’nın veteriner olan babasının Manchukuo’da şahit oldukları da oldukça ilginçti. Daha önce savaşın o cephesinde neler yaşandığı üzerine düşünmemiştim. Bu sebeple yeni fikirler uyandırdığını itiraf etmeliyim.

Miyavakiler evinin bahçesinde yer alan kuyu ile ilgili yaşanan ilginç gelişmeler çoğu zaman hikayedeki yaşananların hangilerinin gerçek hangilerinin hayal olduğunu üzerine sorgulama yapmama sebep oldu.

Noboru Wataya gibi tekinsiz, sapkın ve manipülatif bir karakterin günün sonunda politikaya gitmesini yerinde buldum. 1999’da ekşi sözlüğe üye olan insanların birbirini bulma amacına benzer şekilde siyasette yer alan insanlar da biraz benzer hisler uyandırıyor.

Kumiko bu hikayenin mağduru mudur? Bilemiyorum. Başına gelen şeyleri tam olarak bilmiyor olsak da yine de beyanı olduğunu düşündüğümüz günlük bölümünde biraz kendi günahı da var diye düşünmeden edemedim.

Roman 740 sayfalık olsa da geriye bir sürü soru işareti bırakarak final verdi. Birçok şeye değinildi. Fakat bazı şeylere hiç değinilmedi. Bir yerlere bağlanmadan öyküden ayrılıp gitti.

Cevapsız kalan sorulardan bir kısmı: Leke neydi? Korsika gerçek mi? Bilgisayardaki günlükler kime aitti? Akasaka ailesi neden birden gelip sonra aniden hayatımızdan çıktı?

Romana puanım 8/10. Okunacak sıradaki Murakami eseri Fil Kayboldu olacak sanırım.

The Good Place

Seri Başlangıç Tarihi: 19 Eylül 2016

Türü: Komedi – Gizem – Doğaüstü

___

Sezon Sayısı: 1/4

Bölüm Sayısı: 13

Çıkış Tarihi: 19 Eylül 2016 – 19 Ocak 2017

İzlenme Tarihi: 7 Eylül 2026 – 25 Eylül 2026

Kolay kolay dizi izleyebilen ve sevebilen biri değilim. Eğer herhangi bir diziye başlayacaksam genelde onun komedi ağırlıklı bir seri olmasına özen gösteriyorum. Ayrıca bölüm süresi 20-30 dakika arasında olan diziler en sevdiklerim oluyor.

The Good Place’i izlemeye başladığımda beni devam etmeye motive eden en büyük etkenlerden biri bölümlerin süresinin kısa olmasıydı. Elbette hikayenin ilgimi çekmiş olması ve Chidi-Eleanor ikilisinin enerjisini beğenmiş olmam da önemli bir faktördü. Ayrıca Hikmet Kıvılcımlı biyografisinde oynatmak isteyeceğim Ted Danson da oldukça iyi bir performans sergilemiş. Böyle bir manzara karşısında ben de kendimi devam etmekten alıkoyamadım.

Her bölümle birlikte hikaye biraz daha derinleşti. Karakterleri daha iyi tanımaya başladık. Bir şekilde karakterlerin iyiliğinden şüphe ediyor olsam da sezon finaline değin net bir şekilde kurguyu fark ettiğimi söyleyemem.

Kaldı ki doğru bir reveal yapıyor. Bir sezon finaline yakışır şekilde yazılmış. Dizinin yazar ekibini tebrik etmek lazım. Bana da ihmal verdi. En azından üzerine düşünüp tarz olarak kendime katabileceğim şeyler olduğunu fark ettim.

Sezoan puanım 8/10. İzlerken epey eğlendim. Diğer sezonlarda ne olacağına dair de gerçekten meraklandım.