Bleach: Thousand-Year Blood War – The Calamity

Seri Çıkış Tarihi: 25 Temmuz 2026 – 27 Haziran 2026

Türü: Aksiyon – Macera – Doğaüstü – Shounen

Bölüm Sayısı: 10

İzlenme Tarihi: 30 Temmuz 2026 – 27 Ekim 2026

Nereden başlamam gerektiğini bilmiyorum. Bleach benim için çok özel bir seriydi. 22 Ağustos 2016’da yayınlanan son manga sayısından sonra dahi zihnimin bir köşesinde varlığını sürdürmeye devam etti.

İkonik anlar ve diyaloglar kadar animenin müzikleri de beni her zaman cezbeden bir özellik olmuştur. Manganın son bulması ve Bleach’in günlük medyadan uzaklaşmasının üzerinden geçen on sene içinde dahi ben Number One, Clavar la Espada ve Asteriks duyar duymaz kalp atışlarımda bir hızlanma hissediyorum.

Aizen’in Hadou 90 büyü tekerlemesi, Zangetsu’nun dünya sular altında kalıyor konuşması, Everything but the Rain arcı, Grand Fisher ile olan dövüş, Rukia’nın idamdan kurtarılışı, Byakuya’nın bankaisi ile tanışmamız ve daha sayamayacağım nice epik, duygusal ve anlamlı hatıralar içeriyor bu yapım.

Elbette yalnızca bu sezonu ele alıp bir inceleme yazmam mümkün değil. Bu artık kapanış. Ve kapanışları evvelini bahis etmeden değerlendiremeyiz.

Bu sezonda İchigo ve Orihime, Yhwach ile yüzleşiyor. Geriye kalanlar ise Quincylerle olan hesabı kapatmaya çalışıyor. Elbette bol twistli, şok edici ana da sahipti bu sezon.

Tite Kubo sözünü tutmuş ve gerçekten yüreğinden geçen finali bize sunmuş. Ben buna inanıyorum. Olaylar oldu bittiye getirilip mangadaki gibi birkaç bölümde sonlanmıyor.

Özellikle dördüncü ve beşinci bölümler tamamen yeni içerikti. Laf olsun diye değil, gerçekten hikayeye ve olayların trajik tonuna katkısı olan anlar içeriyordu. Bu sebeple güzel bir ekleme olduğunu düşünüyorum.

Günün sonunda Bleach ile vedalaşmak gerekiyor. 2016’da “keşke”lerle biten bir öykü olmasındansa bu şekilde tutarlı, dört başı mamur bir final vermesi beni mutlu etti.

Emeği geçen herkese teşekkürler.

Sezona puanım 9.5/10

Nippon Sangoku

Seri Çıkış Tarihi: 7 Nisan 2026 – 23 Haziran 2026

Türü: Drama – Askeri

Bölüm Sayısı: 12

İzlenme Tarihi: 26 Nisan 2026 – 26 Ekim 2026

Çizim stili ile diğer yapımlardan ayrılan Nippon Sangoku beni ilk olarak tanıtım fragmanı ile büyülemişti. Konu itibariyle de günümüzle ilişkilendirilebilir bir kıyamet-sonrası yapım olduğunu düşünüyorum.

Dünyada nükleer savaş çıkmış ve tüm sistemler çökmüş durumdadır. Teknoloji erken ortaçağ dönemine bu da Japonya kronolojisi ile değerlendirirsek shogunluğa dönüşe tekabül ediyor.

İnsanlığın bu büyük gerileyişi sırasında Japonya üç ayrı devlete bölünmüş durumdadır. Hikaye Yamato İmparatorluğu ve Seii Devleti arasında geçen sürtüşmelerle başlamakta. Seii’de darbe ile başa geçen Oga Wajima, babasının intikamını da itici bir güç olarak kullanarak Yamato üzerine savaş ilan eder. Askeri diktatörlük kurulmuş olsa da nispeten halkçı yaptırımları nedeniyle toplum tarafından kabul görmeye başlar. Yamato’ya karşı yürüttüğü genişleme saldırılarında lider imajı çok büyük rol oynayacak, hatta Yamato içinde dahi onun karizmasına kapılan subaylara denk geleceğiz.

Bizim öykümüz ise Osaka kırsalında çiftlikte çalışan Misumi Aoteru’nun mücadelesini merkeze alıyor. Serinin ilk bölümünde yaşanan trajedi beni o kadar etkiledi ki serinin devamına Aoteru’nun başarılarını izleme şevkiyle devam ettim diyebilirim.

Yaşadığı ülkeyi Japonya anakarasında egemen kılmak ve yurdunu tekrar tek bayrak altında birleştirme hayalleri kuran bu devrimci genç, Yamato İmparatorluğu’nu perde arkasından yürüyen Taira Denki ile de çekişme halindedir.

İntikam, idealler ve güç uğruna yapılanlara bu kısa sezon içinde şahit olmak çok keyifliydi. İkinci sezonunu merakla bekliyorum.

Esere puanım 8/10.

Günah Tohumu

Orijinal Adı: Carrie (1976)

Yönetmen: Brian De Palma

Türü: Korku – Psikolojik – Gerilim

İzlenme Tarihi: 25 Ekim 2026

Film hakkında hiç bilgim olmamasına rağmen sırf kapaktaki görselinden ötürü hikaye içinde yaşanacak bir şeye karşı bilgi sahibiydim. Bu hemen hemen filmi gören herkesin aklına esen şeydir. O yüzden dile getirmeyeceğim.

Hikayedeki olayların gelişim aşaması bana sığ gelmiş olsa da De Palma’nın yarattığı görsel koreografi mutlu etti diyebilirim. Salonda çıkan yangın ve kanlar içindeki Carrie’yi izlemek insanı rahatsız eden bir kabus gibiydi.

Sue’nun Tommy’nin neden Carrie ile baloya gitmesini istediğini kaçırdım sanırım. Bana çok anlamsız geldi. Tommy planın bir parçası da değilmiş. Sue da olayların dışında biriymiş. İyilik etmek için erkek arkadaşını ortaya atmak bana epey ters geldi. Neyse Amerikalıların garip düşünme yapıları herhalde.

Filme puanım 7/10.

Asteriks I – Galyalı Asteriks

Original Adı: Astérix le Gaulois (Asterix the Gaul)

Cilt Çıkış Tarihi: 1961

Türü: Komedi – Tarihi – Macera

Okuma Tarihi: 3 Ekim 2026 – 23 Ekim 2026

Fransız dergisi Pilote’de 29 Ekim 1959 – 14 Temmuz 1960 tarihleri arasında yayınlanan bu cildi üzerinden neredeyse 70 yıl geçmişken okumak çok başka bir keyifti.

Asteriks ve Oburiks Sezar’a Karşı isimli 1999 yapımı filmin ilk yarısı ile hemen aynı birebir örtüşüyor bu çizgiroman. Okurken filmdeki sahneler gözümde birer birer canlandı. Bu da çok eğlenmeme sebep oldu.

Film diğer öykü ciltlerine de gönderme barındırıyormuş. O sebeple 41 cildin her birini okuduktan sonra Asteriks filmlerini tekrar bir elden geçirmem gerekiyor. Çok keyifli bir yolculuk beni bekliyor.

Altmış küsür senelik bir çizgi roman için güncel okurları hiç sıkmayacak bir çizim stili ve olay örgüsüne sahip. İtalya kökenli Fumetti adı verilen çizgi romanlar ile kıyaslayınca Franko-Belçika ekolü olarak da bilinen Bande dessinée bana daha çok hitap ediyor diyebilirim.

Bir tarafta Lucky Luke (Red Kit), Asteriks, Tenten ve Şirinler varken diğer tarafta Diabolik, Dylan Dog, Corto Maltese ve Tex duruyor. Hepsini öyle ya da böyle çizgi film veya dijital formattaki çizgi romanlar yoluyla tanımış olsam da her birini fiziksel olarak da kütüphaneme katmak istiyorum.

Esere puanım 7.5/10. İlk Asteriks macerasına da böylece başlamış oldum.

Batman: Bitmeyen Cadılar Bayramı – Kısım 2

Orijinal Adı: Batman: The Long Halloween, Part Two (2021)

Türü: Aksiyon – Suç – Gizem – Sci-fi

Stüdyo: Warner Bros. Animation – DC Entertainment

İzlenme Tarihi: 22 Ekim 2026

İlk kısmın üzerinden çok geçmeden bunu da izleyip öyküyü tamamlayayım dedim. Hikaye Poison Ivy’nin Bruce’u ele geçirip tüm mal varlığını Carmine Falcone ailesine devretmeye çalışması ile başlıyor. Catwoman’ın olaya müdahale olması ile durumu kurtarıyoruz.

Ancak hikayenin devamında Batman’e musallat olacak olan düşman sürekli artıyor. Solomon Grundy, Mad Hatter, Scarecrow ve Penguen de ortama dahil oluyor. Tüm bu tımarhane kaçkınları ortalığı cehenneme çevirirken bir taraftan da Harvey Dent’in delirme sürecine şahit oluyoruz.

The Holiday Killer’ın twisti fena olmamakla birlikte biraz tahmin edilebilirdi. Açıkçası ikinci filmin başında tahminde bulundum ve gerçekten o şekilde çıktı.

Esere puanım 7.5/10. Finalde Wayne Malikanesi’nin kapısına Green Arrow ve Flash gelmişti. Bu DC çizgi film evreninde hangi eventi tetiklemiş bilmiyorum ama pek girişmeye de niyetim yok. En azından şimdilik bu kadarı yeterli.

Final Fantasy V

İlk piyasaya sürülme tarihi: 6 Kasım 2006 (6 Aralık 1992)

Geliştirici: Square

Tür: RPG

Platform: Game Boy Advance (SNES / Super Famicom)

Oynama Tarihi: 23 Ocak 2021 – 21 Ekim 2026

Final Fantasy V tam 37 saat 17 dakikalık bir oynanış sonunda her biri 50 Lv olan ekip tarafından tamamlandı.

PSP emülatöründe oynadığım FF2′yi bitirdikten yaklaşık üç ay sonra FF oynama isteğimi bastıramayıp FF5’e başlamışım. Fakat yakın zamanlarda iki tane benzer temalı oyun oynamak beni aşırı doygunluğa itmiş olacak ki bitirmem 5 seneyi bulmuş.

Elimdeki son düzenli oynayışa dair save slotu 25 Ağustos 2023 tarihini gösteriyor. Fakat bir ara oyunu açıp azıcık ilerleme göstermişim. Cid ve Mid ile birlikte meteorların düştüğü yerleri ziyaret edip kristalleri topladığımız kısımları 3 Aralık 2025’te oynamış ve sonra ara vermişim.

Bitirmek amacıyla oyunun başına tekrar geçtiğimde takvimler 9 Ekim 2026’yı gösteriyordu. Gerçekten kendimi verdim ve her gün 3-5 de olsa EXP kasıp ekibimi üst seviyelere taşıdım. Dungeonlara girip farklı rotalarda bulunan tuzak dolu sandıkları açmanın verdiği keyfi özlemişim. Japon yapımı RPG tadını hiçbir şeyde bulamıyorum.

Oyundaki müzikler FF5’e özel olacak şekilde kendine has bir tona bürünmüş olsa da çoğu klasik Final Fantasy serisi müzikleri. Ana tema şarkısı olan “Ahead on Our Way” harika bir beste olmuş. Başlı başına dahi açıp dinlenmeyi hak ediyor.

Bu oyun kendisinden önceki ilk dört FF oyununun üstüne çıkmış diyebilirim. Ve bunu derken bir an olsun şüphe duymuyorum. Hikaye, karakterler ve elbette mekanik. Her alanda ilk dört oyunun üstüne koymuş.

Öncelikle Bartz oldukça komik bir karakter. Galuf da adam gibi adam olarak nitelendirilecek pırlanta gibi bir kişilik. Bu kadar iyi karakterizasyona sahip bir karakter ne yazık ki ilk dört oyunda hiç olmadı. FF4’ün Kain’i bir katarsis geçirmiş olsa da ben senaryonun genel gidişatına öfkeli olduğum için bunu göz ardı ediyorum.

Mekaniklere değinmem gerekirse oyunun Job sistemi FF3’ten çok daha iyi düşünülmüş ve gerçekten EXP ve ABS kasmayı önemli hale getiriyor. Şöyle ki her bir Job maksimize edildiği durumda ilgili karakterin kalıcı olarak kullanabildiği pasif yetenekler bahşediyor. Bunun haricinde karakter aktif olarak hangi mesleği seçmiş durumda ise ona özgü olan aktif Ability’lerle oyununu çeşitlendirebiliyor.

Bu da oyuncuyu sürekli tek bir Job ile ilerlemektense diğer meslekleri de deneyip her birinin güçlü yanını elde ederek ilerleme isteği uyandırıyor. Harika bir fikir ve oyunun tekrar oynanabilitesini yukarı çeken bir dokunuş olmuş.

Hikayenin içinde Exdeath ile ilk gerçek dövüşümüzün sonrasında yaşanan plottwisti de beğendim. Oyun gerçekten bitmiş gibi oluyor. Mutlu son gibi. Her şey yolunda. Fakat Bartz ve Krile bir şeyler şüphelenip yola düşüyorlar. Muhtemelen 92 senesinde oynayan bir çocuk olsam oyun bitti sanıp kapatırdım. Dönemine göre iyi düşünülmüş olduğuna kanaat getirdim.

Oyuna puanım 8/10. Eski puanladığım FF oyunlarını bir daha gözden geçirmem lazım. Zamanında FF3 ve FF4’e uçuk bir 9 puan verdiğim için şu an FF5 onlardan kötü gibi algılanıyor. Backloggd hesabı açtığımda her şey revize edilecek. Beklemede kalın.

Sahte Mesih

Orijinal İsim: Sahte Mesih: Osmanlı Belgeleri Işığında Dönmeliğin Kurucusu Sabatay Sevi ve Yahudiler (2013)

Yazar: Erhan Afyoncu

Okuma Tarihi: 9 Ekim 2026 – 19 Ekim 2026

Her zaman merak ettiğim bir konuydu bu. Bülbülderesi Mezarlığı’nda yatan ünlüleri incelerken de bu konu üzerine daha fazla eğilmem gerektiğini fark etmiştim. En doğru kaynak Erhan Afyoncu mudur bilmem ama kolay bu esere erişebildim. Bir noktaya kadar da beni bilgilendirdi diyebilirim.

Eserde yazar, Sabatay Sevi’nin hayatına dair genel bir portre çiziyor. Perdeyi ‘Türk İmparatorluğu’ sınırlarında yaşayan Yahudilerin genel durumunu anlatarak açıyor. Ardından çeşitli görevler ve rollerde bulunmuş olan ünlü simaları tanıyoruz. Kira kadınlar ve valilik dahi yapan adamlar zikrediliyor.

Bunlarında ardından Sevi’nin İzmir’de başlayan yolculuğunu Kahire’ye, Kahire’den kutsal topraklara seyrediyoruz. Gazzeli Nathan ile yaptığı görüşme sonrasında kendisinin mesih, Nathan’ın da onun peygamberi olduğu konusunda mutabık oluşları gerçekten ilginç gelişmeler içeriyor.

Anadolu’ya döndükten sonra kendi cemiyeti içerisinde ayrılıklara sebep oluyor. Tabii tüm bu yaşananlar Türk sultanının ve saray erkanının kulağına gidiyor. İstanbul’da tutuklanan Sevi, duruşma için Edirne Sarayı’na getiriliyor. Burada ihtida ederek Aziz Mehmet Efendi adını alıyor.

Tüm bu yaşananların kendi takipçileri tarafından kabul edilmiş olması ve yine de onu izlemiş olmaları epey ilgi uyandırıcı. 1673-1674’te tekrar bir mesih geleceği konusunda cemiyetin kıpırdanıyor oluşu Nathan’ı da harekete geçirmiş.

Sıradışı bir olay olması nedeniyle gerçek ile rivayetin birbirine karıştığı bir konu bu. Yine de üzerine daha fazla okuma yapmayı planlıyorum. Yakın zamanda olmasa da üzerine düşülmesi gereken bir mesele.

Gamaran

İngilizce Adı: Gamaran

Japonca Adı: 我間乱 (Gamaran)

Seri Başlangıç Tarihi: 13 Mayıs 2009

Seri Bitiş Tarihi: 26 Haziran 2013

Bölüm Sayısı: 194

Türü: Aksiyon – Tarihi – Dövüş – Shounen

Okuma Tarihi: 13 Kasım 2015 – 18 Ekim 2026

Geri dönüş yapmadan önceki en son Gamaran seansım 4 Temmuz 2018’de gerçekleşmiş. Tabii oradan bugüne geçen sekiz senede ben hikayede ne olduğunu tamamen unuttum. Tek aklımda kalan farklı kılıç okulları vardı ve bunlar bir turnuvada karşı karşıya gelip birbirlerini avlamaya çalışıyordu.

İçlerinde tek aklımda kalan da okçu okulu idi. Şansa bak ki, Jinsuke Kurogane’ye karşı başlatılan operasyonda o okçu okulu, başrollerimiz üyesi olduğu Ogame okulu ile müttefik olarak hikayeye dönüş yaptı.

Aradan geçen onca yıla rağmen Gamaran’a dönüş yaptığımda hikayeyi hiç önemsemeden kendimi aksiyona kaptırdım. Bu bence bu manganın en güçlü yanı. Çizimler oldukça net ve fiziksel darbeleri takip etmesi son derece kolay. Mangakanın insan fiziğini zorlayacak türde ürettiği saldırı şekillerini okumak oldukça eğlenceliydi.

Bu mangayı benzerlerinden ayıran en önemli nokta doğaüstü güçlerin yer almıyor olması. Elbette çoğu okulun ustalaştığı teknik insan fiziğine aykırı bir nokta barındırıyor. Fakat bu siz okurken takıldığınız bir detay olmuyor. Çünkü günün sonunda kolunu savurup kılıcını çarpıyor. Ve bu gerçekten makul geliyor.

Seride dövüşlerini okumaktan en keyif aldığım karakter elbette Gama idi. Fakat o ana karakter olduğu için ekstra olarak Sengoku Iori’yi belirtmek istiyorum.

Sanırım hikayenin iki yıl sonrasında geçen bir manga daha çıkmış. Ana karakter olarak da Iori yer alıyormuş. Hatta bu mangadaki maceradan daha da uzun bir hikayesi varmış. Fakat aynı kalitede midir yoksa standardı düşmüş müdür bilemiyorum. Belki günün birinde ona da bakarım.

Esere puanım 8/10.

Digimon Adventure Movie

Orijinal Adı: デジモンアドベンチャー 劇場版 (Digimon: The Movie) (1999)

Türü: Aksiyon – Fantastik – Sci-fi

Stüdyo: Toei Animation

İzlenme Tarihi: 16 Ekim 2026

Bu filmi ilginç bir şekilde CD aracılığıyla izlediğimi hatırlıyorum. Agumon’un tepkisiz bir şekilde Tokyo sokaklarında dolaşması beni çok ürkütmüştü. O sebeple filmi tamamını izlememiştim. Hatta zihnimin derinlerine gömmüştüm.

Gezi öncesinde hafıza tazelemek adına Digimon orijinal serisini tekrar izlemeye karar verdim. Bu sebeple Digimon Adventure 01 yayın tarihinden bir gün önce yayınlanmış olan bu pilot bölüm veya tanıtım filmini de izleyip başlayayım dedim.

Digimon franchise’ının ilk tamagochi olarak ortaya çıkmış olması bana hala çok ilginç geliyor. İlk video oyunu olan Digimon World’un orijinal anime serisinden daha erken çıkmış olması da çok enteresan. Pazarlama adımlarını tersten atan bir firma imiş Bandai. Böylece de öğrenmiş oldum.

Animasyon filmine dair bahsedilebilecek pek fazla şey yok. Zira sadece 20 dakikalık bir prologue niteliği taşıyor. Koromon’un ilk safhada siyah bir yumak olarak ortaya çıkışı, finalde de Greymon’a dönüşmesi güzeldi. Tamagochilerde olduğu gibi siyah yumağı yedirip sonra kakasını temizliyor olmaları da hoş bir detaydı.

Esere puanım 6/10. Digimon Adventure 01’e de en kısa zamanda başlıyorum.

Keloğlan

Orijinal Adı: Keloğlan (1971)

Yönetmen: Süreyya Duru

Türü: Komedi – Tarihi

İzlenme Tarihi: 15 Ekim 2026

Yeşilçam klasiklerini izlemeyi çok uzun zamandır planlıyordum. Malkoçoğlu, Kara Murat, Karaoğlan, Tarkan, Battal Gazi derken liste önümde uzayıp gidiyor. Neyse ki artık bu eski filmlerin telifi düştüğü için çeşitli sitelerde rahatça erişim sağlayıp izleyebiliyoruz.

Erişebiliyoruz erişmesine de ama 4K Ultra HD versiyonlarını izleyince de bir garip hissetmiyor değilim. Keloğlan’ın dekoru, kostümü ve makyajı ne kadar canlı renklere sahipmiş. Eski CRT TV’lerde izlerken cızırtı ve monokroma yakın renk paleti nedeniyle pek bunu fark edememişim.

Hikayede padişahın kızı Aykız bir hastalığa yakalanmış ve haftalardır yattığı yerden kalkmamaktadır. Onu bu derin uykusundan uyandırmak adına padişah memleketteki tüm büyücülere haber salıp hünerlerini sergilemeye davet etmiştir. Bir garip Keloğlan’ımız da yola düşer. Girdiği bir handa padişahın soytarısı Bıcırık ile tanışır. Gizlice saray bahçıvanının yanına saklanırlar. Büyücüler sarayda iken Keloğlan da saray mutfağından içeri sızar ve koşturmaya tutuşur.

Ben Keloğlan karakterini oldum olası çok sevmişimdir. Trickster karakterlerin piridir benim için. Kendi kültürümüzden çıkmış olması onu eşsiz kılıyor. Bu folklorik karakterin sahip olduğu Halkçı damar onu daha da sempatik bir hale sokuyor.

Eski efsanelerin tekrar ele alınması üzerine biz de Yeşilçam klasiklerini milli şuur ve gelenek bilinciyle tekrar ele almalıyız. En başta da Keloğlan’ı yeniden çekmeli ve Türk Pantheon’unda hak ettiği yeri sağlamlaştırmalıyız.

Esere puanım 6/10.