Coriolanus’un Tragedyası #Metin

Orijinal İsim: Coriolanus

Yazar: William Shakespeare

Çevirmen: Özdemir Nutku

Okuma Tarihi: 3 Ekim 2022 – 9 Ekim 2022

Coriolanus oyunu belki en popüler oyunlardan biri olmayabilir ancak benim için Hamlet’ten sonra Shakespeare tarafından yazılmış en iyi oyundur. Orijinal metni her ne kadar yeni okumuş olsam da Coriolanus öyküsünü 2011 yapımı Koryalanus Faciası başlıklı film adaptasyonu ile tanımış ve sevmiştim.

Bu trajediyi bu kadar sevmiş olmamın en büyük nedeni, ana karakterimizin gerçekten berbat bir karaktere sahip olmasına rağmen kendisine haksızlık edenler nedeniyle ister istemez sempati duymuş olmamdır. İnsanların kendi omuzlarında taşıdıkları kahramanlarını günün şartları değişince nasıl gözlerini kırpmadan aforoz ettiklerinin acı bir timsalidir bu oyun.

Oyunun perde perde özeti;
1.Perde: Yedinci ve son Roma kralı olan Tarquin’in kentten sürülmesinin sonrasında geçen bir zamanda kıtlık nedeniyle açlık çeken Romalı sıradan vatandaşların Roma’ya hizmetleri ile nam salmış Caius Marcius’u kendilerine düşman bellemesi ile başlıyor hikaye. Sonrasında Volscialı komutan Attius Tullius Aufidius’un elinde tuttuğu Corioli kentine askeri harekat düzenleyen Roma senatosu Caius Marcius önderliğinde galibiyet elde ediyor.
2.Perde: Corioli muharabesi sonrası Coriolanus lakabı elde eden Marcius, Junius Brutus ve Sicinius Velutus isimli iki tribün tarafından halk arasındaki huzursuzluğun sebebi olarak bellenir. Menenius isimli dostu tarafından Konsül olarak seçilmesi ikna edilen Coriolanus oy alabilmek için isteye istemeye de olsa Roma’ya verdiği hizmetleri sıradan halka hatırlatır, onlarla tekrar tekrar konuşur. Bir şekilde güvenoyu elde eden Marcius konsül seçilmenin verdiği mutlulukla ortalıktan çekilir. Ancak Brutus ve Sicinius, Marcius’un kibirli tavırları ve halkı aşağılayıcı sözlerini halka tekrar hatırlatır. Bunun üzerine oylar taraf değiştirir ve Marcius konsüllükten edilir.
3.Perde: Konsüllüğü elinden alınan Marcius öfkelenir ve halkın iki yüzlülüğüne dikkat çektiği nefret söylemlerinde bulunur. Roma sokaklarında öfkeli kalabalıklar tarafından köşeye sıkıştırılan Marcius’un sabrı taşar ve “Sizi aşağılık köpek sürüsü…” diye başlayan meşhur tiradını atıp Roma kentini terk eder.
4.Perde: Kenti terk eden Marcius, Aufidius’un yönettiği Antium kentinin yolunu tutar. Ezeli düşmanı Marcius’u kapısında gören Aufidius onun Roma tarafından uğradığı ihanet nedeniyle öfkelenir. Düşmanına sempati duyar ve yakın dostu etmeye karar verir. Marcius’u Roma üzerine yürüteceği Volscia ordusunun yarısından sorumlu konuma getirir.
5.Perde: Roma’yı avucunun içine alan Marcius Volscia ordusundaki emir kullarının hem güvenini hem de saygısını kazanmıştır. Volscia zaferi ufuktayken Romalılar kurtuluş umudu arama peşine düşerler. Bu arayış içinde iken önce Menenius ardından da Marcius’un annesi Volumnia, eşi Virgilia ve oğlu, Marcius’u barışa aracılık etmesi yönünde ikna etmeye giderler. Babası gibi sevdiği Menenius’u geri çeviren Marcius, annesi ve eşinin gözyaşlarını gördükten sonra yüreğine söz geçiremez ve ateşkese ikna olur. Ancak Aufidius ve hizmetlileri bu durumdan memnun kalmaz. Corioli kentinde yaptıklarını Volscialılara hatırlatıp ondan intikamını alır. Böylece Marcius’un sonunu getirir.

Oyuna puanım 8.5/10. Hamlet, Macbeth ve Othello ile birlikte en sevdiği Shakespeare oyunları arasındaki yerini sağlamlaştırmayı başarmıştır.

Reklam

Othello #Metin

Orijinal İsim: The Tragedy of Othello, the Moor of Venice

Yazar: William Shakespeare

Çevirmen: Özdemir Nutku

Okuma Tarihi: 20 Ağustos 2022 – 24 Ağustos 2022

Othello’nun metnini okuyana kadar eser hakkında ne kadar yanlış bir fikre sahip olduğumun farkında değildim. Othello karakterinin modern uyarlamalarda hep siyahiler tarafından canlandırılmasından dolayı ben karakterin Sahraaltı Afrika’dan gelen biri olduğunu sanıyordum. Ancak kendisi Mağrip, yani Kuzey Afrika, kökenli bir şahısmış. Bunu bu kadar geç öğrenmiş olmak beni biraz üzdü ancak bilgisizliğin neresinden dönülse kardır.

Oyunun ana konusu kıskançlık olarak belirlenmiş. Othello’nun eşi Desdemona’ya karşı takındığı tavırlar daha sonra psikolojik bir terim olarak literatüre girmiş ve Othello Sendromu olarak adlandırılmıştır. Bu hastalıklı davranışların temelinde sebepsiz yere partnerine güvensizlik duymak yatmaktadır. Bu sendromun belirtilerini taşıyan insanlar genellikle olmayan şeyler üzerinden sanrılar yaratıp yanındaki insanları suçlamaya veya onlara kötü davranmaya başlarlar. Oyunda da bu duruma tam anlamıyla adım adım şahitlik ediyoruz.

Her perdeye kısa bir özet düşmek gerekirse:
1. Perde: Mağripli Othello, Venedik’in zengin senatörlerinden biri olan Brabantio’nun kızı Desdemona ile aşk evliliği yapar. Efendisi Othello’ya kin besleyen Iago, Roderigo isimli Venedikli bir bey ile intikam planlar. Brabantio’yu kızını kaçırmadığı yönünde ikna eden Othello, kendisine verilen görev nedeniyle Kıbrıs’a yola çıkar.
2. Perde: Eşi Desdemona ile yaverleri Iago ve Cassio’nun eşliğinde Kıbrıs yola çıkan Othello, fırtınanın dağıttığı Osmanlı donanması ile karşılaşmadan kazasız belasız hedefine ulaşır. Iago, Cassio’nun ayağını kaydırmak için onu sarhoş eder ve Kıbrıs valisi Montano ile dalaşmasına sebep olur. Othello bunu öğrenince Cassio’nun rütbesini elinden alır ve onu yaverliğinden atar. Iago, Cassio’yu Desdemona aracılığıyla efendisinden özür dilemek konusunda ikna eder.
3. Perde: Iago’nun tavsiyesi üzerine Desdemona ile birebir görüşme yapan Cassio, Iago’nun kötülük ağına düşer. Othello’nun evlenirken Desdemona’ya vermiş olduğu mendil bir şekilde Iago’nun eşi Emilia’nın eline geçmiştir.
4. Perde: Kocasının hinliğinden habersiz Emilia bu mendili kocasına söyledikten sonra Iago’nun zihninde bir ışık yakar. Iago mendili gilizce Cassio’nun odasına koyar ve Othello’nun bu durumu öğrenmesi için işleri karıştırmaya devam eder. Othello’nun saklandığı bir köşede Cassio ile görüşme ayarlayan Iago, Cassio’yu Bianca isimli fahişe hakkında konuşturup aslında söylediği alaycı sözler ile Othello’yu Desdemona hakkında konuştuğu yönünde düşündürmeyi başarır.
5. Perde: Artık Othello eşini öldürmeyi kafasına koymuştur. Iago, Cassio’yu Roderigo aracılığıyla öldürmeye çalışır ancak yaralamak ile yetinmek zorunda kalır. Gözü dönmüş Othello Desdemona’yı boğarak öldürür. Cassio’nun öldürüldüğünü haber vermek için hanımının odasına gelen Emilia, gördüğü manzara karşısında şok olur. Odaya Lodovico, Gratiano ve Iago da gelir. Emilia kocası Iago’nun çevirdiği dolapları anlatır. Iago kılıcını Emilia’ya saplar ve odadan kaçar. Othello kandırılmış olmanın verdiği utanç ve yaptığı hatanın yaşattığı yıkıntı ile başa çıkamaz ve kendini öldürür.

Oyuna puanım 8/10. Hamlet ve Macbeth’ten sonra işlerin kaos ve kan dökerek çözüldüğü bir oyun daha okumak keyif verdi. Gerçek trajedi dediğin böyle olur.

Faust #Metin

Orijinal İsim: Faust. Eine Tragödie & Faust. Der Tragödie zweiter Teil in fünf Akten (1808 & 1832)

Yazar: Johann Wolfgang von Goethe

Çevirmen: İclal Cankorel

Okuma Tarihi: 9 Temmuz 2022 – 23 Temmuz 2022

Faust benim okumayı gerçekten en çok istediğim eserlerden biriydi. Goethe’nin Alman ve dünya edebiyatında neden bu kadar el üstünde tutulduğunu anlayacağımı düşünürdüm hep. Werther her ne kadar yer yer kalbime dokunmuş olsa da tam anlamıyla beni ikna edebilen bir eser değildi. Ancak Faust’u okurken gerçekten etkilendim. Bir de kafam karıştı.

Öncelikle bu eserin Goethe’nin tüm ömrüne yayılmış bir ince işçilik ürünü olduğunu belirtmem gerekiyor. Oyun iki ana bölümden oluşuyor. Bölüm 1 ve Bölüm 2 birbirinden epey farklı bir çizgide ilerliyorlar. İki bölümün yazılma tarihleri arasında 24 sene olduğunu da göz önünde bulundurursak bunun oldukça doğal bir sonuç olduğunu da görebiliyoruz.

İlk bölümde Faust karakteri hayatını bilime adamış bir adam imajına sahip. Yaklaşık 50li yaşlarının sonundaki bu adam birden hayatını boşa harcadığını ve dünyevi hiçbir zevke nail olamadığını fark ediyor. Tanrı ve melekler ile Faust’u günaha ayartabileceği üzerine bahse giren Mefistofeles bunu bir fırsat olarak görüyor. Ona gençlik vaadinde bulanarak bilimi bırakıp yaşayamadığı keyifleri tecrübe etmeyi teklif ediyor. Şeytanla kan andı imzalayan Faust o andan itibaren kendisini sokaklara vurup Mefistofeles’in rehberliğinde çeşitli mekanlara girip çıkıyor. Auerbach Meyhanesi ile başlayan macera renkli bir tablo çizerken, Walpurgis Gecesi’nde şabat ayini benzeri faaliyetlere dahil oldukları karanlık ve doğaüstü bir atmosfer ile son buluyor.

İkinci bölümde hayatının aşkı olan Gretchen’i kaybetmiş olan Faust’u daha karamsar ve ruh gibi sürüklenen bir halde görüyoruz. Bu bölümde Faust’un ön planda olduğu kısım sayısı gerçekten çok az. Başrol diyebileceğimiz tek karakter Mefistofeles olabilir. Bu ikinci bölüm baştan sonra hayal ürünü bir sahnede geçiyor. Zaman ve mekan perdesi kaldırılmış ve Dante’nin İlahi Komedya’sında olduğu gibi dünyanın her dönemi ve coğrafyasından önemli figürlerin yer aldığı bir set kurulmuştur.

İkinci bölümün yarısı yani eserin son çeyreğinde olayları takip etmekte gerçekten çok zorlandım. Bu hem eserin çok sık göndermelere başvurması ve Goethe’nin tarih bilgisinin öne çıkmasından kaynaklanıyor, hem de benim biraz sancılı bir süreçten geçiyor olmamla da ilgiliydi. Son bir haftadır kiralık ev bulmak ve hayatımdaki ikili ilişkilerimi rayına oturtmakla meşguldüm. Haliyle bayram tatilinde kolayca okur bitiririm dediğim eser biraz uzatmaları oynamak zorunda kaldı.

Faust’u okumak için bunca sene beklemiş olmaktan dolayı mutluyum. Çünkü bundan 3-4 sene evvel okumuş olsaydım muhtemelen çok daha az şey anlayacaktım. En azından şu anki bilgi birikimimle olayların %60 kadarını idrak edebildiğimi ve referansları anlayabildiğimi düşünüyorum. Yıllar sonra daha olgun ve bilgili olacağımı umuyorum ve o zaman Faust’u bir daha baştan sona okumak istiyorum.

Esere puanım 8/10. Eser her ne kadar zengin ve büyüleyici bir metne sahip olsa da mutlaka bir temsilini de izlemek gerekiyor.

Cymbeline #Metin

Orijinal Adı: The Tragedie of Cymbeline

Yazar: William Shakespeare

Çevirmen: Özdemir Nutku

Okunma Tarihi: 21 Haziran 2022 – 26 Haziran 2022

Cymbeline şu ana kadar okuduğum Shakespeare oyunları arasında belki de hakkında en az bilgi sahibi olduğum oyundu. Sevilen tiyatro oyunları sıralanırken de hiç bahsi geçmez. Kıyada köşede kalmış gibi bir his veriyor bu oyun metni bana. Belki de bu beklentisizlik nedeniyle eserden karşı olumlu bir düşünce ile ayrıldım.

Hikaye milat dolaylarında tahminen MS 10-16 arasında gerçekleşen bir olaydan esinlenilerek yazılmış. Cymbeline isimli Britanya Kralı, henüz Caesar’ın yarattığı etkinin eksilmediği genç Roma İmparatorluğu’na karşı vergi ödemeyi reddeder. Bunun üzerine İmparatorluk Britanya’ya bir askeri harekat düzenler. Oyunun ana karakteri olan Posthumus Leonatus ve Innogen bu iki ülke arasındaki siyasi gerilim ve Britanya içindeki taht oyunlarının kurbanı olup birbirlerinden ayrı düşerler. Öykü boyunca bu ikilinin kavuşmasını engelleyen bir seri olaya şahitlik ediyoruz. Finalde her şey tatlıya bağlandığı için biraz çocuk masalı düzeyine gelse de yine de fena olmayan bir metne sahip diyebilirim.

Genel hatlarıyla beş perdeyi özetlemek gerekirse;
1. Perde: Cymbeline kızı Innogen’in evli olduğu Posthumus u sürgüne yollar. Kralın ikinci eşi olan kraliçe oğlu Cloten ile Innogen’in evlenmesini ister. Sürgün sonrası Italya’ya giden Posthumus orada yeni bir çevre edinir. Innogen’in kendisine karşı sadakatini ispatlamak için Giacomo isimli Italyan’ı Britanya’ya gönderir.
2. Perde: Giacomo iddiayı kaybetmemek adına Innogen’i oyuna getirir ve o uyurken bileziğini çalıp göğsündeki doğum izine bakar. İtalya’ya geri döndükten sonra Posthumus’a iddiayı kazandığını kanıtlar. Eşinin sadakatsizlik ettiğini sanan Posthumus öfkelenir ve yüzüğünü Giacomo’ya teslim eder.
3. Perde: Roma elçisi Lucius Cymbeline’i vergi vermesi konusunda uyarır. Talebinin reddedilmesi üzerine Roma Britanya üzerine sefer hazırlığına başlar. Posthumus’un uşağı Pisanio efendisinin öfkeli mektubunu alır ve Innogen’e durumu anlatır. Roma ordusu ile Britanya’ya gelecek olan Posthumus ile görüşebilmek için Milford’a varmak üzere saraydan kaçar. Milford civarında çocukken saraydan kaçırılmış olan öz kardeşleri Guiderius ve Arviragus ile karşılaşır.
4. Perde: Cloten sarayda Pisanio’yu sıkıştırıp ağzından Innogen’in Milford’a gittiği bilgisini alır. Posthumus’un kıyafetlerini giyinip yola çıkan Cloten vardığı yerde Guiderius ile karşılaşır ve onun elinde can verir. Fidele takma adını kullanan Innogen hastalanır ve Pisanio’nun ona verdiği ilacı kullanıp sahte bir ölüm uykusuna yatar. Onu ölü sanan kardeşleri çok üzülür ve Cloten ile Innogen’i ormanda bir yere yatırıp Britanya ordusunda savaşmak için yola çıkarlar. Uykudan kalkan Innogen yanındakini Posthumus sanıp dehşet bir üzüntüye kapılır. O sırada Lucius ve emrindeki Romalı asker tarafından bulunur. Kendisini Fidele olarak tanıttıktan sonra Lucius onu kendi yaveri yapar.
5. Perde: Savaş başlar. Posthumus Roma ordusundan ayrılıp vatanı olan Britanya tarafında savaşmaya başlar. Belarius, Guiderius ve Arviragus da Britanya saflarında çarpışmaktadır. Uzun bir mücadele sonunda iki taraf ateşkes yapar ve ordu liderleri karşılaşırlar. Bu konuşma sırasında herkes kendi kimliğini açıklar. Üç çocuğuna ve damadına tekrar kavuşmanın verdiği mutluluk ile Cymbeline savaşı kazanan taraf olmasına rağmen ülkesinin huzur içinde yaşaması adına Roma’ya vergi ödemeyi kabul eder ve hikaye son bulur.

Hikayede tarihsel hatalar elbette ki var. Çünkü Shakespeare bir tarihçi değil ve o dönem ansiklopediler kolay erişilebilir şeyler olmadığı için her elini kolunu sallayan kişi geçmişteki spesifik detaylara hakim olamayabilir. Yine de bu detayları fark etmek beni bir okur olarak eğlendiriyordu. Siena şehri ile Roma kalesi olarak inşa edilen Londra’nın hikayenin geçtiği dönemde henüz kurulmamış olmasına rağmen yine de isim olarak bahsedilmesi bu dediğime bir örnek olarak sunulabilir.

‘Hang there like a fruit, my soul, Till the tree die!’

Oyuna puanım 7/10. Fena olmayan bir tiyatro oyunu. Bir kere de canlı izlemeyi çok istiyorum.

Mançalı Adam #Müzikal

Orijinal Adı: Man of La Mancha

Yazar: Dale Wasserman

Başroller: Suat Arıkan – Çağrı Köktekin

İzlenme Tarihi: 21 Mayıs 2022

Don Pasquale’den fiziksel olarak bir sanatsal faaliyete dahil olmamıştım. Salonda oturup bir temsil seyretmenin verdiği hissi gerçekten özlemişim. Hem de yeni inşa edilmiş olan AKM’yi görmüş oldum. Mimari olarak harika bir iş çıkarılmış.

Oyun Cervantes ile Don Kişot’u harmanlayan bir anlatıya sahip. Hikaye Cervantes’in engizisyon mahkumlarının beklediği bir zindana atılmasıyla başlıyor. Kılığı kıyafeti ile diğer mahkumlar arasında dikkat çeken Cervantes, topluluğun içinde itip kakılmamak için yazmış olduğu öykü yani Don Kişot’u anlatmaya başlar. O anlatırken bir taraftan da mahkumlar kostüm giyer ve hikayedeki karakterleri canlandırır.

Müzikal Türkçe olmasına rağmen şarkılar oldukça iyi bir şekilde çevrilmiş. Bestelenen parçalar da oldukça keyifli ve İspanyol kırsalında geçen bir macerayı buram buram hissettiriyor. Oyundaki tek sıkıntı ya salonun akustiğinden ya da oyunculardan kaynaklı olarak sesin arka sıralara çok ulaşamamasıydı. Şarkıların sözlerini çok net duyamasam da melodileri ile eğlendirmeyi başardılar.

Bu müzikali Don Kişot romanını okuduktan sonra izlemeyi daha çok isterdim. Ancak şu anda izlemiş oldum ve en kısa zamanda orijinal eseri de edinip okumayı planlıyorum.

Oyuna puanım 8/10. Yaklaşık 2.5 saatlik eğlenceli bir müzikaldi. Meraklılarına tavsiye edilir.

Bakkhalar #Metin

Orijinal Adı: Βάκχαι (The Bacchae)

Yazar: Euripides

Çevirmen: Sabahattin Eyüboğlu

Okunma Tarihi: 24 Nisan 2021 – 25 Nisan 2021

Son zamanlarda Antik Yunanistan ve Roma döneminde faaliyet göstermiş garip kültler ve tarikat hakkında bir şeyler araştırmaktaydım. Bakkhalar’ı da bu süreçte takibe almıştım. Akdeniz’in her bir köşesinde birbirine ben benzeyen hem de çeşitli farklar sergileyen bu kadar fazla ‘kurtarıcı tanrı’ öyküsünün olması beni hayrete düşürüyor.

Mithras, Attis, Inanna, Zerdüşt gibi mitolojik figürlerin birbirlerine karşı benzerliklerini biliyordum. Ancak Dionysos mitlerinin de bunlara eklemlendiğini son birkaç aydır okuduğum şeyler sayesinde fark ettim. Orpheus’un takipçileri Orphicler tarafından yayılmış Dionysos-Zagreus inanışı ise Sokrates öncesi döneme ait bir İsa portresi çiziyor.

Dionysos, Rhea ve Kibele kültleriyle de yakından ilişkili olmuştur. Rhea Giritli olsa da Dio ve Kibele Anadolu kökenli tanrı/tanrıçalardı. Takipçilerinin ritüelistik olarak birbirine yakın olması da haliyle doğal geliyor. Kibele’nin takipçileri Korybantes’lerin bebek Dionysos’u korumakla görevlendirilmiş olmaları gibi detaylar da bu iki kültün aynı inanç havuzundan nasıl beslendiklerini de ortaya seriyor.

Bakkhalar oyunu özelinde birkaç şeyden bahsetmek gerekirse, eser beklediğimden iyi çıktı diyebilirim. Eyüboğlu oyunu çeviri notlarıyla zenginleştirmiş olmasaydı belki biraz daha ham bir tat alabilirdim ancak bana totalde yaşatılan deneyimi ele alıp konuşmak gerektiğini düşünüyorum. Bu yüzden de antik dönemdeki günlük yaşam ve inanç dünyasına dair öğrendiğim detaylar ile mest olduğumu gönül rahatlığı ile söylemeliyim.

Oyuna puanım 7.5/10. Dionysos kültüne dair gündelik yaşamdan ve halk arasındaki düşüncelerin ipuçlarını barındırdığı için epey faydalı buldum.

Vatan Yahut Silistre #Metin

Orijinal Adı: Vatan Yahut Silistre

Yazar: Namık Kemal

Sadeleştiren: Refik Durbaş

Okunma Tarihi: 24 Ekim 2020 – 25 Ekim 2020

Hikayenin genel hatlarını ve finalinin nasıl olduğunu bildiğim için yıllardır okumaya elim varmamıştı. Ancak geçtiğimiz aylarda yapmış olduğum Türk Klasikleri alışverişim sırasında Vatan Yahut Silistre’yi de araya katmıştım. Fena bir karar da olmamış.

Samimi bir şekilde söylemek gerekirse piyesin ilk iki perdesi beklediğimden çok daha iyiydi. Hatta ilk perde Zekiye ile İslam Bey’in diyalogları beni mest etti. Zekiye’nin bunalımlı hislerini kelimelere döküşü, İslam Bey’in kendini davasına adamışlığı beni etkiledi. Sıtkı Bey’in son yarıda daha çok rol alması ve finalin tatlıya bağlanması ile birlikte fena olmayan bir oyun ortaya çıkmış oldu.

Yirmi birinci yüzyıl insanı olarak bakınca oyun, insanı mutlak bir şekilde etkisi altına alamıyor. Ancak 1873 yılında ilk kez sahnelendiğinde seyircilerin nasıl coşkuya kapılıp da tezahürat attığını hayal etmek çok da zor gelmiyor. Vatan sevgisi, millet bilinci ve kimlik inşasının son sürat devam ettiği o dönemlerde Osmanlılar tarafında büyük bir fırtına koparmış olması hiç de şaşılacak bir durum değil.

Esere puanım 7/10. Aydın çevrelerde şiddetli yankı yaratmış bir eser. Bilinmesi ve okunması elzemdir.

Şair Evlenmesi #Metin

Orijinal Adı: Şair Evlenmesi

Yazar: İbrahim Şinasi

Sadeleştiren: Refik Durbaş

Okunma Tarihi: 21 Eylül 2020

Hüseyin Rahmi ve Ahmet Rasim’in çıkardıkları Boşboğaz ile Güllabi adlı mizah dergisinden bir karikatür. Kutucukta “Milli Osmanlı Tiyatrosu” yazılı. (6 Ağustos 1908)

Lisedeki edebiyat derslerinde adını sıkça duymamıza rağmen içeriğine dair hiçbir bilginin verilmediği onlarca eserden biriydi Şair Evlenmesi. Batılı anlamda ilk tiyatro oyunu olması hasebiyle Türk Edebiyatı için son derece önemli bir mihenk taşı görevi görüyor.

Bugüne değin alıp okumamış olmak kesinlikle benim ayıbım. Suçunu eğitim sistemine tamamen yüklemek istemiyorum. Nihayetinde ben bir bireyim ve yıllar içinde gerçekleştirdiğim hür iradem sayesinde karar alabiliyorum. Tepedeki bir büyük biraderin verdiği direktifler ile hareket etme işini çok uzun zaman önce aştım. Bu yüzden geçmiş hatalara yakınıp dövünmek yerine yola devam etmek gerekiyor.

Eserin öyküsü ailesinin küçük kızı olan Kumru Hanım ile evlenmek isteyen alafrangalık düşkünü Müştak Bey’in, aracı kadın tarafından oyuna getirilmesi ve Kumru yerine onun yaşlı ablası Sakine Hanım ile nikahlamış olması ile başlıyor. Zaten hiç uzun olmayan bu hikaye on dakikalık bir skeç gibi çok hızlı inşa olup sona ulaşıyor. Yanlışlığı düzeltmek için imama başvurulur. Fakat imam aracı kadından yana konuşmaya başlar. Olaya Müştak Bey’in arkadaşı Hikmet Efendi’nin dahil olmasıyla birlikte imam ağız değiştirir, sonrasında da işler tatlıya bağlanır ve sorunlar çözülür.

Yirmi sayfalık bir senaryo metninde bunlar gerçekleşir. Ancak Şinasi, hikayenin arka planında görücülük başta olmak üzere geleneklere, görevini kötüye kullanıp rüşvet alan meslek sahiplerine ve mahalle yaşantısının hastalıklı yönlerine dikkat çekmeye çalışır. Maksadı bu olmasına rağmen etkileyicilikten çok uzak bir yapım. Edebiyatımızın ilklerinden biri olması nedeniyle dikkat etmek gerekiyor.

Esere puanım 5.5/10. Daha kısa ve data detaylı, dolayısıyla daha eleştirel bir üsluba sahip olmasını dilerdim.

Fırtına #Metin

Orijinal Adı: The Tempest

Yazar: William Shakespeare

Çevirmen: Özdemir Nutku

Okunma Tarihi: 1 Ağustos 2020 – 26 Ağustos 2020

Tempest, Shakespeare’in elinden çıkmış olan piyesler arasında görselliğe en çok bel bağlayan senaryo olabilir. Metin olarak okuduğunuzda düz bir olay örgüsü gibi takip ediyorsunuz. Ancak sahne girişleri ve diyaloglar arasına eklenmiş olan görsel detaylar oyunu daha büyülü bir atmosfere sokmaya yarıyor. Bu nedenle sahnede icra edilmesi elzem olan piyeslerin en başında geliyor.

Metin aslında oyuncuya ve sahne yönetmenine inanılmaz genişlik sağlıyor. Gerçekten hayal gücü sağlam ve yetenekli kimselere teslim edilirse bu oyun göz kamaştırıcı bir şölene dönüşebilir. Fakat aynı şekilde de tecrübesiz bir ekip tarafından canlandırılırsa, seyirciler büyük bir hayal kırıklığı ile karşılaşır.

Genel hatlarıyla beş perdeyi özetlemek gerekirse;
1. Perde: Gemi kazası olur; Prospero Miranda’ya geçmişini anlatır; Ariel’e görevler verir; Ferdinand Miranda’ya aşık olur.
2. Perde: Kral maiyeti Ariel tarafından uyutulur; Sebastian ve Antonio canlarına kast eder; Caliban, Stephano ve Trinculo ile karşılaşıp ortaklık kurar.
3. Perde: Miranda ve Ferdinand sözlenirler; Caliban, ikiliyi Prospero’yu öldürmeye ve adanın kralı olmaya ikna eder; Kral maiyeti cinlerin şölenine şahit olurlar.
4. Perde: Miranda ve Ferdinand evlilik kararı alırlar ve Iris ile Ceres’in teşrifi ile kutlama yapılır; Prospero, kendisini avlamaya gelen üçlüyü tuzağa düşürür.
5. Perde: Prospero, Kral ve maiyetini uyandırır; Miranda ve Ferdinand’ın halini gösterir; Başından geçenleri anlatmak için herkesi kendi hanesine davet eder.

Esere puanım 7/10. Metin haliyle işlenmeyi bekleyen bir cevhere benziyor. Sahne oyununu izlemeyi dört gözle bekliyor.

Hamilton #Müzikal

Orijinal Adı: Hamilton

Yazar: Lin-Manuel Miranda – Ron Chernow

Başroller: Lin-Manuel Miranda – Phillipa Soo – Leslie Odom Jr.

İzlenme Tarihi: 27 Temmuz 2020

Amerikan Bağımsızlık Savaşı ve Kurucu Babalar’ın arasındaki ilişkiler epey bir süredir ilgimi çekiyor. Çocukken Amerikan kültürü (film, dizi, oyun, çizgi film ve çizgi roman) ile içli dışlı olarak büyütüldüğüm için Boston Çay Partisi gibi spesifik olaylara çok önceden beri aşinaydım. Birkaç sene önce 1776 isimli romanı okuduğumda yüzeysel de olsa Devrim’in savaş yönünü de öğrenmiştim. Hatta verilen mücadeleyi Türkiye’nin kendi Bağımsızlık Savaşı’na son derece benzer bulmuştum.

Tüm bu bilgimin yanında Alexander Hamilton’a dair olan kısımlar epey azdı. Kendisi hakkında sahip olduğum bilgi kırıntıları da birkaç sene evvel okuduğum birkaç internet makalesinden ibaretti. Kısmen hakkı yenmiş ve biraz arka planda kalmış biri olduğunu düşünmüştüm.

Geçenlerde bir arkadaşım bu müzikali söylediğinde hemen ilgimi çekti. Bir Disney Channel seyircisi olarak ergenliğimde High School Musical’a epey maruz kalmıştım. Sevmiştim de. Arkadaşım bana bunun haberini verdiğinde ise yıllardır hiç müzikal dinlemediğimi fark ettim. Hemen izleme isteme aldım.

Müzikal iki buçuk saatten biraz fazla sürüyor olmasına rağmen beni hiç sıkmadı. Şarkıların rap ve hip-hop arasında seyrediyor olması ilk başta beni rahatsız eder diye düşünmüştüm. Ancak öyle olmadı. Müzikali başından sonuna değin keyif alarak hatta yer yer ritim tutarak izledim.

Puanım 8.5/10. Amerikan Devrimi ve müzikallere ilgi duyuyorsanız kaçırmamanız gereken bir oyun diyebilirim.