Şampiyonların Kahvaltısı

Orijinal İsim: Breakfast of Champions, or Goodbye Blue Monday (1973)

Yazar: Kurt Vonnegut

Okuma Tarihi: 7 Nisan 2026 – 1 Mayıs 2026

Şampiyonların Kahvaltısı, bir yazar olan Kilgore Trout ile bir araba -spesifik olarak Pontiac- satıcısı olan Dwayne Hoover’ın karşılaşması ile başlayıp şekilleniyor. Eşinin intiharı ve oğlunun cinsel yönelimleri ile beynindeki kötü kimyasalların tetiklendiği Hoover’ın Amerikan toplumuna dair gerçekler ile nasıl mücadele edip yenildiğini takip ediyoruz.

Kitap baştan sona iğneleyici şakalarla dolu. Yeme içme alışkanlığından başlayıp beyaz insanların siyahlara tutumuna kadar, tarih ve dünya algılarından tutup ulusal simgelere değin hemen hemen her şeye bir yorum getiriyor. Bu açıdan ele alınca Vonnegut oldukça cesur bir yazar diyebilirim.

Hikayeyi okurken en sık kapıldığım his Amerika B.D. vatandaşlarının kültürel ve zeka seviyesi açısından 1973’tekinden çok da ileri gidememiş olmaları. Buradaki diyaloglar ve dünya görüşleri bugün daha geri bir durumda dahi olabilir.

O dönem Vietnam Savaşı aktif olarak devam ediyordu. Kendi tanıdıkları genç erkeklerin askere kaydolup deniz aşırı ülkelerde savaşa sürüklenişine şahit oluyorlardı. Bu durumda dahi genel bir kayıtsızlık ve boşvermişlik durumu hakim. Şu an paralı köpe- pardon askerler aracılığıyla dünyanın öbür ucundan buralara gelip siyasi ve askeri müdahaleler peşinde koştuklarında halkın bunu umursama ve gerçeğin peşine düşme durumu çok daha düşük.

50 sene önce yazılmış bu roman o gün olduğu kadar, o günün üstüne bir basamak dahi çıkamamış bir rezil toplumun durumunu oldukça başarılı bir şekilde gözler önüne seriyor. Cehalet bir seçim ve tutum olarak dünya ekseriyetin devam etmekte. Çok acı.

Kitabın ilk yarısına kadar çok keyifli bir şekilde okumuş olsam da ikinci yarı arka arkaya gerçekleşen olayları bir süre sonra takip etmekte epey zorlandım. Yine de diğer kitaplarını da okuyup yazarın zihin dünyasına hakim olmak istiyorum.

Esere puanım 7/10.

Bound

İlk piyasaya sürülme tarihi: 16 Ağustos 2016

Geliştirici: Plastic

Tür: Platform

Platform: PS4

Oynama Tarihi: 26 Nisan 2026

Bound 1 saat 38 dakikalık bir oynanış sonunda final verdi.

Oyun boyunca hamile bir kadının anılarında geziniyoruz. Elimizde bir resim defteri ile deniz kıyısında yürüyoruz. Yürüdüğümüz kumsalın sonunda bir evi görüyoruz. Eve doğru yavaşça yürürken yer yer defterin bir sayfasına odaklanıyor ve çocukluk anılarımıza dönüyoruz.

Temelde oyun bir yürüme simülasyonu. Platform öğelerinin zorluğu son derece düşük. Çoğu zaman mekan tasarımlarının süreal yapısını incelemekten yürüdüğüm, zıpladığım yerlere bile dikkat etmedim. Oyun epey elimizden tutuyor ve ölmememiz için çoğu zaman görünmez düşme engelleri kullanıyor.

Oyunun müziklerine bayıldım. Hikayenin duygusal yoğunluğunu oyuncuya harika bir şekilde geçiriyor. Birkaç defa gözüm dolacak gibi oldu. Geçmiş acılarıyla yüzleşen bir kadının verdiği mücadeleyi izlemek çok ilham vericiydi.

Esere puanım 6/10.

Fate/strange Fake

Seri Çıkış Tarihi: 3 Ocak 2026 – 28 Mart 2026

Türü: Aksiyon – Fantastik – Drama – Gizem

Bölüm Sayısı: 13

İzlenme Tarihi: 3 Mart 2026 – 24 Nisan 2026

Animeden bahsetmeye başlamadan önce opening mevzusunu açmak istiyorum. Jujutsu Kaisen S2 opening 2’si SpecialZ’dan beri bu kadar beğenip bağlandığım bir opening olmamıştı. Provant’ı besteleyen Sawano Hiroyuki diğer eserleri gibi bu parçada da muazzam bir iş çıkarmış.

Strange Fake’in bu kadar iyi çıkmasını beklemiyordum. Hikayenin ABD’ye taşınıyor oluşu popülist bir seçim gibi düşünmüştüm. Ancak Durarara ve Baccano gibi iki büyük eser vermiş bir yazar olan Ryohgo Narita, laf olsun diye bir işe kalkışmayacaktır diye kendimi ikna ettim. Haksız çıkmadım.

Bu hikayeyi tek başına ele almak oldukça zor. Apocrypha, Zero ve Stay Night öykülerine de referanslar vermekten geri durmuyor. Hatta son bölümün neredeyse yarısında diğer Fate olay örgülerine değiniliyordu.

Finalin tam bir kapanış sunmadığını, çünkü Kutsal Kase Savaşı’nın sonlanmadığını görüyoruz. Bu sebeple devam sezonunun yakında duyurulabileceğini düşünüyorum. Genel izlenimim insanların bu sezonu beğendiği yönünde. MAL puan ortalaması da anlık 8.34 olarak okunmakta.

Richard ve Enkidu’yu çok beğendim. Amazon Hippolyta’yı yeterince görememiş olmak beni üzmüş olsa da devam sezonunda çok büyük savaşlar dönecek gibi duruyor. Richard da Alexander’dan sonraki en sevdiğim Fate karakteri olabilir. Kişiliğine bayıldım. Bulunduğu her sahnede seyirciyi kendine bağlıyor.

Sezona puanım 8/10. Umarım hikaye böyle kalmaz. Detayları unutmadan evvel devamının gelmesini diliyorum.

Teenage Mutant Ninja Turtles: Tournament Fighters

tmnt tournament fighters snes

İlk piyasaya sürülme tarihi: 30 Ağustos 2022 (4 Eylül 1993)

Geliştirici: Konami

Tür: Fighting

Platform: PS4 (SNES)

Oynama Tarihi: 16 Aralık 2025 – 23 Nisan 2026

TMNT Tournament Fighters SNES versiyonu yaklaşık 2 saatlik bir oynanış sonunda final verdi.

Oyunun hikaye moduna 13 Şubat 2026 başlayıp aynı gün veda etmişim. Ancak birkaç gün önce oyuna tekrar başlayıp hızlı kayıt alarak bitirmeye karar verdim. İlk stage olarak art museumda Chrome Dome ile kapıştıktan sonra Aska dövüşüne geçmeden hemen önce kaydedip kapatmıştım. Kalan 7 dövüşün tamamını bugün Beşiktaş – Alanyaspor maçı eşliğinde oynayıp bitirdim.

Oyunun versus modunda Rat King ve Karai neden yok diye düşünmeden edemiyorum. Fazla güçlü kalabilirler belki. Fakat yine de hikayeyi tamamladıktan sonra o karakterlerin de seçilip oynanabilir hale gelmesini görmek isterdim.

Oyuna puanım 5.5/10. Oyunu hızlı save-load döngüsü olmadan oynasam 19 dakika kadar sürerdi. Oyun sonu ekranında yazan skorum 129200. Notumu da düştüm.

Hızlı ve Öfkeli 3: Tokyo Yarışı

Orijinal Adı: The Fast and the Furious: Tokyo Drift (2006)

Yönetmen: Justin Lin

Türü: Aksiyon – Suç – Gerilim

İzlenme Tarihi: 12 Nisan 2026

Bu filmi çıktığı günden 20 sene sonra tekrar heyecanla izleyeceğimi hiç düşünmezdim. Çıktığı dönem herkesin telefon zil sesi haline gelen o meşhur şarkıyı duyunca kendimi Ratatouille yemek tadımı sahnesinde gibi hissettim.

Filmin Initial D etkisinde yazılıp çekildiği çok bariz. Evet, Japonya’da sokak yarışı kültürü var. Haliyle birçok medya ürününe de sirayet etmiş bu olay. Ancak direkt Toyota Corolla 86 bahsi geçirmek gibi açıktan selamlamaların bulunması da hoştu.

Initial D ve NFS Carbon ana esin kaynakları diyebilirim. Carbon’un filmden bir ay önce çıkış yapmış olması da senaristlerin bir göz ucuyla bakıp ekle/çıkar yapmasına fırsat sağlamış olabilir.

Filmin kendisi hikaye olarak ne vaat ediyor diye sorulursa da çok etkileyici bir olay örgüsünden bahsedemem. Sorunlu bir Amerikalı lise öğrencisi, Japonya’daki babasının yanına postalanıyor. Buraya gelir gelmez de uzaklaştırılmasının sebebi olan araba yarışlarının göbeğinde buluyor kendisini.

Ana karakter aşırı ahmak olsa da filmi arabalar ve mekanlar izletiyor. Elbette bir de müzikler. Shibuya Meydanı sahnesinin bilgisayarda yapıldığını öğrendiğimden beri eski etkileyiciliğini de kaybetti. Yine de en ikonik sahnelerden biriydi.

Esere puanım 6.5/10.

RoboCop 2

Orijinal Adı: RoboCop 2 (1990)

Yönetmen: Irvin Kershner

Türü: Aksiyon – Suç – Sci-fi – Gerilim

İzlenme Tarihi: 11 Nisan 2026

Robocop‘ı baştan sona ilk izleyişimin üzerinden iki yıl geçmiş. Gerçekte de ilk film ile ikinci film arasında üç senelik bir fark var. Hemen hemen hissiyatı yakaladım diye inanıyorum.

DMAX’in sinema kanalı sağ olsun. Film, ben koltukta oturmuş TV’ye boş boş bakınırken birden ekranda beliriverdi. TV’de gösterilen Türkçe dublajlı bir aksiyon filminin tadını ne kadar özlediğimi fark ettim. Oturdum, izledim. İyi ki de izlemişim. Sonunu getireceğim diye biraz geçe kalmış olsam da ilaç gibi geldi.

Filmin dövüş sekansları muhtemelen oyuncak veya maketlerle yapılmış. Aktörlerin olduğu sahnelerden robot dövüşlerine geçildiğinde görsel kalite ve dil bariz şekilde değişiyor. Ancak eserin gore seviyesini hiç de fena tutmamışlar. Bir yetişkin olarak dahi beni rahat edebilen görsellere sahipti.

İlk film etik sorgulamaların çerçevesinde, görev başında ölen askerin bedenini onu “onurlandırmak” adına bir robotun inşasında kullanılması ile şekilleniyordu. Robotun hala Alex Murphy mi yoksa ondan bağımsız bir yaratık mı olduğu üzerine ufaktan değiniyordu.

Ancak ikinci film göreve gönderilen RoboCop’ın kötülük tanımı üzerine düşündüğü, kendi kimliğini ve sahip olduğu anıları sorguladığı bir yapım olmuş. Kanunen ehliyeti olmayan ancak ne hikmetse suça sürüklenip (!) madde ticareti yapıp cinayet şebekesi idare eden bir velede de hikayede yer verilmiş.

Hikayede “kötülüğün doğası” üzerine düşülmek yerine kült liderinin suçları ve aksiyona odaklanılmış olması eserin derinliğini alıp götürmüş. Ortaya istediği hiçbir şeyi tam yapamayan vasat bir iş çıkıvermiş.

Yapıma puanım 6/10.

Infamous First Light

İlk piyasaya sürülme tarihi: 26 Ağustos 2014

Geliştirici: Sucker Punch Productions

Tür: Action – Adventure

Platform: PS4

Oynama Tarihi: 1 Mart 2026 – 8 Nisan 2026

Infamous First Light yaklaşık 4 saatlik bir oynanış sonunda final verdi.

Bu oyuna gerçekten gerek var mıydı bilmiyorum. Second Son’ı oynayalı da 9 sene olmuşken detaylar zaman içinde uçup gitti. Yine de Fetch pek umursadığım bir karakter değildi. Zaten merak ettiğim biri olsa DLC zamanında hesabıma eklendiğinde indirip oynardım.

Oynarken hiçbir şey hissetmediğim bir yapım oldu. Neon formunda sağa sola süzülmek ve grafiti yapmak dışında oyunun keyifli hiçbir olayı mevcut değil.

Zamanında Second Son’ın dövüşlerinden de hiç haz etmemiştim. Aynı olmamışlık First Light’ın melee combatında da geçerli. Spiderman oynadıktan sonra insan ister istemez rahatlığa alışıyor.

PS4’in ilk yıllarının oyun kısırlığı döneminde sırf exclusive oyun kütüphanesi kabarık gözüksün diye standalone çıkarılmış, yenilik barındırmayan bir DLC idi.

Esere puanım 6/10.

Granblue Fantasy Versus

İlk piyasaya sürülme tarihi: 3 Mart 2020

Geliştirici: Arc System Works

Tür: Fighting – RPG

Platform: PS4

Oynama Tarihi: 30 Mart 2026 – 7 Nisan 2026

Granblue Fantasy Versus yolculuğum yaklaşık 7 saatlik bir oynanışın sonunda Beelzebub bossunu yenmem ile son buldu.

Bu oyun serisi ve evrenine hiç hakim değilim. Girişi de bir spin-off dövüş oyunu ile yapmış olmam da ilginç oldu. 2014 yılında yayınlanan bir mobil oyunu ile çıkış yapan seri için çok da emek harcamak istemedim.

Hikaye olarak pek önem vermeden oyunun ara sahnelerini X tuşuna basarak hızlıca geçtim. Fakat genel hatlarıyla mevzuyu anladım. Mavi saçlı bir kız ve konuşabilen minik bir ejderha ile dolanan Gran, eski dostu Katalina’yı kötü adam olduğunu öğrendiğim Belial’ın etkisinden çıkarıp Beelzebub’ın dirilişine engel olacağımız yolculukta bizimle gelmeye ikna ediyoruz. Bu yolculuk süresince de zihnini özgürleştirdiğimiz her bir karakter bize katılarak daha güçlü bir parti halinde final görevine doğru sürükleniyoruz.

Gran karakterinin tasarımını beğendiğim için oyunun RPG hikaye modunun %80’ini onunla oynamayı seçtim. Oyun bir yerden sonra aynı göreve iki karakter ile girmeye izin veriyor. O noktadan itibaren iki kişi birlikte oyunu ilerletebiliyor. Fakat ben ikinci oyuncuyu NPC olarak atadım.

Oyunun büyük çoğunluğunu yanımda Katalina ile birlikte oynadım. Son iki chapterda yanıma eklenen her karakteri keşfetme adına yardımcım yapıyor olsam da içlerinden bir tek Ferry karakterini beğendim. Fakat Beelzebub bossunda güçsüz kaldığını fark edince tekrar Katalina’ya döndüm.

Karakterlerin hepsinin aynı saldırı şeması ile kombo üretiyor olması çok tembelce bir dizayn olmuş.

Fakat oyunun sanat diline ve müziklerine bayıldım. Özellikle de Beelzebub üçüncü fazında çalan OST favorim oldu diyebilirim.

Oyuna puanım 6.5/10. Bir SF veya KoF etkisi bırakamadı. Ancak farklılık olması için oynanabilir.

Kentte Son Yaz

Orijinal İsim: L’ultima estate in città (Last Summer in the City) (1973)

Yazar: Gianfranco Calligarich

Okuma Tarihi: 28 Mart 2026 – 6 Nisan 2026

Bugüne değin okuduğum eserler içinde bana olayların yaşandığı şehri bu kitaptaki kadar iyi hissettirebilen bir yapım ile karşılaşmamıştım. Kente yağan yağmuru da, akşam esintisini de, sıcağın bunaltıcı havasını da tenimde hisseder oldum.

Romanın başlangıcı ve kapanışı zihnimde güçlü bir yer edindi. Roma kentine yağmurlu bir günde gelmiş ve güneşli sıcak bir günde ondan ayrılmış olduk. Arada da Leo Gazzara’nın yaşam mücadelesine tanık olduk.

Leo’yu Yusuf Atılgan’ın Aylak Adam‘ına çok benzettim. Fakat o romanın aksine Leo bana daha insani ve gerçek hissettirmeyi başardı. Tam anlamıyla bir flanör, kent gezgini ve gece uykusuzu. Fakat hayatını geçindirebilmek için bir spor dergisinde yazmanlık yapmaktan da geri durmuyor.

Külüstür Alfa’sı ile tüm şehri boydan boya dolanan bu Milanolu genç yetişkin, gönlünü Arianna isimli bir hanıma kaptırınca işler sarpa sarmaya başlıyor.

Bu kitabı ileride bir gün İtalya’yı ve özellikle de Roma’yı gezdikten sonra tekrar okuyacağım. Popolo Meydanı ve daha nicesini kendi gözlerimle görüp, atmosferini soluduktan sonra bu esere geri dönmek istiyorum.

Mary Beard’in SPQR kitabı ile eş zamanlı olarak bunu okumuş olmam da manidar oldu.

Esere puanım 7.5/10. Roma’ya seyahat etme isteği uyandırdı.

Houseki no Kuni

Seri Çıkış Tarihi: 7 Ekim 2017 – 23 Aralık 2017

Türü: Aksiyon – Fantastik – Drama – Gizem

Bölüm Sayısı: 12

İzlenme Tarihi: 17 Eylül 2025 – 6 Nisan 2026

Dürüst olmak gerekirse kendi başıma bu seriyi keşfetmiş olsam muhtemelen ilk bölümün ardından izlemeye devam etmezdim.

Mesele yalnızca CGI değil. Ben konunun içine de kolayca giremedim. Phos, Cinnabar vs. karakterlerin hiçbirini önemsemedim. Amaçlarını ve o evrendeki motivasyonlarını da bir türlü idrak edemedim.

Çevremde temas halinde olduğum anime-manga kültürüne güvendiğim insanların övmesi üzerine dişimi sıkıp ara ara izlemeye devam ettim. Ve yaklaşık 7 aylık bir izleme serüveninin ardından animeyi tamamlamış oldum. Fakat asıl sıkıntı burada başlıyor. On iki bölümlük bu anime, günün sonunda evrene ve öyküye dair merak ettiğim hiçbir soruya yanıt vermedi.

Ben bu tarz işleri sevmem. Anime uyarlamasını yalnızca çizilen manganın reklamı olarak gören mangakalar ve yayıncılar canımı sıkıyor. Bu 12 bölüm de kendi içinde bir şeyler anlatıp beni bir yola sokabilirdi. Ancak ben beni yalnızca manga okumaya yönlendiren bir yapım görüyorum karşımda.

On iki bölümlük -yaklaşık 5 saatlik- bir reklam dizisi izlemiş olma fikri tadımı epey kaçırıyor. Yine de her şeye rağmen Tsukijin (Lunarian) tipleri üzerine büyük bir merak duyuyorum. Ve bu elemanların mücevher karakterlerimizin “ustası” ile ne gibi bir bağlantıları var gerçekten bilmek istiyorum.

Hikayenin özünde bir Theseus’un Gemisi anlatısı olduğuna inanıyorum. Bana ucundan gösterilen kısmında Phos’un yitirdiği parçalarını platin ve altın ile ikame etmesi ve bunun sonucunda karakterinin değişime uğramasını oldukça ilgimi çekti. Hatta kopan her bir uzuv ile birlikte benliğine ek olarak hafızasını da yitiriyor oluşu güzel bir konsept olmuş.

Günün birinde mangasını okuyup yarım kalan sorularımın cevaplarını alabilirim diye umuyorum.

Esere puanım 7/10. Hikayenin sonunu öğrenmek istiyorum.