Jin-Roh: Kurt Tugayı

Orijinal Adı: 人狼 JIN-ROH (Jin-Roh: The Wolf Brigade) (2000)

Türü: Drama – Romantik – Polisiye – Askeri – Psikolojik

Stüdyo: Production I.G

İzlenme Tarihi: 14 Ağustos 2022

Jin Roh herhalde 10 senedir izlemeyi ertelediğim animelerden biriydi. Çok ünlü ve kült bir yapım olmasına rağmen bir türlü izleyecek modu yakalayamadım. Yeni evime taşınmamın üzerinden tam bir hafta bir gün geçmiş olmasına rağmen hala internet bağlatabilmiş değilim. Bu sebeple önceden indirip arşive attığım şeyleri tüketme fırsatı buldum. Fena da olmadı bu durum.

Jin Roh hikayesi Fuse isimli bir askerin terörist eylemini bastırması sırasında bombalı bir eylemciyi etkisiz hale getirme konusunda tereddüt etmesi ve sonrasında yaralanıp tekrar eğitim birliğine gönderilmesi ile başlıyor. Eylemci kıza karşı neden hiçbir şey yapamadığını kendi içinde çözmeye çalışırken olayların akışı sırasında kendisini kızın ablası olarak tanıtan başka bir kadınla karşılaşır. Hikaye bu ikilinin Kırmızı Başlıklı Kız ve Kurt öyküsüne benzer göndermeleri ile devam eder. Bu ikili hem kedi-fare oyunu sergileyip hem de bir aşk yaşıyor olsalar da arka planda Fuse’nin bağlı olduğu birlik ve hükümetin başka bir kolu olan Büro arasındaki siyasi güç kavgasının odağına doğru sürüklenirler.

Animasyon kalitesi 2000li yılların klasikleriyle eşdeğer düzeyde. Müziklere dair akılda kalıcı herhangi bir şey söyleyemiyorum, sanırım sadece ambiyans sesleri mevcuttu.

Filme puanım 8/10.

Reklam

Hüzünlü Belladonna

Orijinal Adı: Kanashimi no Beradonna (Belladonna of Sadness) (1973)

Türü: Drama – Fantastik

Stüdyo: Mushi Production

İzlenme Tarihi: 13 Ağustos 2022

Belladonna of Sadness hem isminin cazibesi hem de görsel dilinin büyüsünden mütevellit uzun zamandır izlemek için yanıp tutuştuğum bir animasyon filmi idi. Yapımın konusuna dair en ufak bir fikrim olmamasına rağmen bu iki özelliği ile beni kendisine çekivermişti. Ancak filmi keşfetmem her ne kadar erken olsa da indirmem Mayıs ayının başını, izlememse Ağustos ayının ortasına buldu.

Hikaye Jean ve Jeanne isimlerine sahip genç bir çiftin düğünü ile başlıyor. Tüm yerel ahali tarafından hem güzelliği hem de iffeti ile övülen Jeanne, toprak lordunun huzuruna çıktığında aşağılanmaya uğruyor. Eşi Jean, vergisini bir inek vererek ödemiş olmasına rağmen birden fikir değiştiren lord yüzünden on ineklik vergi ile mükellef oluyor. Prima Nocta’ya maruz kalan Jeanne, ertesi sabah evine, borcunu nasıl ödeyeceğini düşünen eşi Jean’in yanına döndüğünde ise ondan kötü bir muamele görüyor. Hiçbir suçu yokken uğradığı bu aşağılanma ve iğrenme sonrası yaşamına lanetler eden Jeanne’in imdadına Şeytan yetişiyor. Kendisine istediklerini vermesi karşılığında hem eşi hem de kendisinin daha itibarlı ve imtiyazlı yaşayabileceğini öğrenen Jeanne bu teklifi kabul ediyor. Böylece otorite, din ve toplumsal baskı ile kurulmuş korku tiranlığına kafa tutma macerası başlamış oluyor.

Filmin feminist damarının beni çok etkilediğini söylemek istiyorum. Kadının başkaldırısını temsil eden cadıcılığın, güç sahipleri tarafından nasıl korkulduğunu eşsiz bir sanat diliyle izleyiciye sunmayı başarmışlar. Eserin müzikleri, renk paleti ve sulu boya çizimleri beni benden aldı. Belladonna of Sadness, nevi şahsına münhasır bir animasyon filmidir.

Esere puanım 8.5/10. Mutlaka izlenmesi gereken bir yapım. Jeanne d’Arc’a yapılan ufak çaplı gönderme de yine hoşuma giden detaylardan oldu.

The Animatrix

Orijinal Adı: The Animatrix (2003)

Türü: Aksiyon – Sci-fi

Stüdyo: Madhouse – Studio 4°C

İzlenme Tarihi: 25 Haziran 2022

Geçtiğimiz günlerdeki Matrix rewatch serüvenimin asıl sebebi Animatrix’i izleyebilmekti. İlk film hariç diğer ikisini iyi hatırlayamadığım için olayların gelişimine dair detayları kaçırırım diye düşünüyordum. Bu yüzden de Animatrix yıllardır aklımda olmasına rağmen bir türlü izleyemediğim bir yapım olarak kaldı.

Şimdi oturup düşünüyorum da bu yapımın izlenmesi için Reloaded ve Revolutions bölümlerinin izlenmesine hiç gerek yokmuş. Hatta bugüne kadar hiç Matrix izlememiş insanlara şöyle bir tavsiyede bulunabilirim. Yalnızca ilk filmi ve Animatrix’i izleyin. Gerisine bulaşmanıza hiç ama hiç gerek yok.

Bu yapımı bir animasyon serisi mi yoksa film olarak mı değerlendirmek daha doğru olur bilemiyorum. Ben 9 bölümün bir araya getirilmiş hali olan 1 saat 40 dakika uzunluktaki bir film olarak izledim. Ancak Wikipedia’dan anladığım kadarıyla zamanında bu bölümlerin her biri ayrı ayrı yayınlanmış. Ben tek parça bir yapım gibi izlediğim için yazıyı da Animasyon Filmi kategorisine yerleştireceğim.

“Animatrix nedir, ne anlatmaktadır?” şeklinde klasik bir giriş yapmayacağım. Ama kısaca bahsetmem gerekirse Animatrix, film serisindeki ana olayların dışında, geçmişte yaşanan bir takım olayları konu almaktadır. Bunlar arasında en kritik olan bölüm tartışmasız bir şekilde The Second Renaissance idi.

Bölümler sırasıyla:
Final Flight of the Osiris
The Second Renaissance Part 1 and 2 (Matrix lore olarak tanımlanabilecek olan kısım)
Kid’s Story (Animasyon tekniği ve konusu itibariyle en hoşuma giden bölümdü)
Program (Görsel diline bayıldığım bir bölümdü)
World Record (Uyanış konusunu işleme yöntemi tüylerimi diken diken etti)
Beyond
Detective Story
Matriculated

Yapıma puanım 9/10. En az ilk Matrix filmi kadar etkileyici öyküler anlatılmış. Çok beğendim ve keşke daha önce izleseydim diye hayıflanmadan edemedim.

Jujutsu Kaisen 0

Orijinal Adı: Gekijouban Jujutsu Kaisen 0 (2021)

Türü: Shounen – Action – Fantastik – Okul

Stüdyo: MAPPA

İzlenme Tarihi: 15 Mayıs 2022

Bu filmi duyurulduğu günden beri merakla bekliyordum. Bu beklentilerimin üzerine bir de manganın günceline ulaşmam ve Yuuta Okkotsu’nun favori karakterim haline gelmesi eklenince yerimde duramaz hale geldim.

13 Mayıs’ta Türkiye’de gösterime giren filmi, vizyona girmesinin iki gün ertesinde iki eski kulüp arkadaşımla birlikte izledim. Her genel anime-manga sohbeti hem de Kimetsu no Yaiba ve Jujutsu Kaisen muhabbeti ettik. Böylece güzel bir sosyal aktivite de gerçekleştirmiş oldum.

Bunları bir kenara bırakıp filme geliyorum şimdi. Film ana serinin öyküsünün öncesinde geçiyor ve ana karakter olarak İtadori Yuuji yerine Yuuta Okkotsu’yu seyrediyoruz. Hikaye sanırım ana serinin bir sene öncesinde geçiyor. Geto Suguru’nun Yuuta’nın yanında bulunan Rika isimli laneti elde etme çabasına odaklanan bir olay örgüsü takip ediyoruz. Manganın güncelinde olduğum için ileriye referans veren detayları ve karakterleri bu filmde görmek beni son derece mutlu etti.

Filmin animasyon kalitesi tam da MAPPA’dan bekleneceği üzere harikaydı. Hem dövüşlerin akıcılığı, hem de müziklerin aşırı gaz parçalardan oluşması filmin son yarısından aldığım keyfi zirveye taşıdı.

Ancak filme dair tek şikayetim ilk yarısının ya da daha doğru söylemek gerekirse Yuuta ile Maki’nin ortak göreve çıktığı okul kısmına kadar hikayenin çok ağır ilerliyor oluşuydu. İlk 10-15 dakikayı izlerken “ya acaba zorlama bir hikaye anlatıp serinin popüleritesinden ucuz ekmek yemeye mi çalışıyorlar” diye düşünüyordum ki sonra işler değişti.

Evde kendi bilgisayarımdan izliyor olsaydım Yuuta’nın son dövüşteki her pozunun ekran görüntüsünü alırdım muhtemelen. Aşırı karizmatik duruyordu.

Filme puanım 9/10. Umarım animenin ikinci sezonu gelir de şu Shinjuku Faciası’nın gerilimini iliklerimizde hissederiz.

Asura

Orijinal Adı: Asura (2012)

Türü: Drama – Tarihi

Stüdyo: Toei Animation

İzlenme Tarihi: 20 Mart 2022

Listeme çok önceden eklediğim bir animasyon filmi idi Asura. O kadar eski ki, Türk Anime’nin çöktüğü dönem MyAnimeList hesabı açmıştım. Bu filmi o olaydan önce mi yoksa sonra mı keşfetmiştim onu dahi hatırlayamıyorum. Böyle önceden farkına vardığım eserleri 5-6 yıl hatta daha fazla bir süre sonra izlemek sahip olduğum kötü alışkanlıklardan biri ne yazık ki.

Asura’yı da hiç hesapta yokken geçen hafta listemde fark ettim. Kısa olduğunu da görünce, izlemeyi kafama koydum. Ama öyle kafaya koyar koymaz izleyemedim tabii. Bir şeyler girdi araya ben de bugüne bıraktım. İyi ki de bıraktım. Sakin kafayla oturup izledim.

3. boyut katmanı eklenen animelerde genel olarak bir ruhsuzluk gözlenebiliyor. Çok kötü örnekler izledim. Ancak bu konuda Berserk Golden Age movieleri kadar başarılı olana henüz rastlamadım. Araya da bu notu sıkıştırmış olayım. Asura ise çok gözümü tırmalamadı. Gerçi online izlediğim için görüntü kalitesi pek yüksek değildi. 1080p izlemiş olsam belki rahatsız edebilirdi.

Hikaye 16. yüzyıl Japonya’sında kendi başına hayatta kalıp vahşi bir yaşam stili benimsemiş 8 yaşındaki Asura isimli bir çocuğun başından geçenleri anlatıyor. Budist bir rahiple tanışması ve bir genç kadının onu koruyup kollaması sonrasında insanlara alışıp, vahşiliği yavaş yavaş bırakışını seyrediyoruz. Ancak Sengoku döneminin vazgeçilmezi kıtlık dönemi gelip çattığında sorunlar da baş göstermeye başlıyor.

Film hakkında pek bilgim olmadığı için Asura’s Wrath isimli oyunun bende bıraktığı intiba dolasıyla önüne geleni biçen bir vahşet makinesini izleyeceğim diye düşünmüştüm. Bu fikrimde yanılmış olmak beni mutlu etti. Hikayenin finalde bağlandığı nokta da 1 saat 15 dakikalık bir sürede anlatılan bir öykü için yeterince iyi bir sondu.

Yapıma puanım 7/10. Mutlaka izlenmesi gereken bir eser olduğunu düşünmüyorum. Ancak farklı bir animasyon tarzına bakış atmak isteyen varsa izleyebilir.

The Night Is Short, Walk on Girl

Orijinal Adı: Yoru wa Mijikashi Arukeyo Otome (2017)

Türü: Komedi – Romantik

Stüdyo: Science SARU

İzlenme Tarihi: 19 Mart 2022

Masaaki Yuasa yönettiği animelerden görülebildiği üzere diğer meslektaşlarından son derece ayrılan bir stile sahip. Hikaye anlatım tarzı, sanat tasarımı, panel açıları ve mizah tarzı olsun her şeyiyle nevi şahsına münhasır bir kişilik. Kendisi hakkındaki düşüncelerimin bir kısmını Devilman Crybaby ve Ping Pong The Animation inceleme yazılarımda paylaşmıştım. Dileyen olursa bunlara da göz atabilir.

Ancak yazının akışını bozmak istemeyenler varsa buradan devam edebilir. Ben Yuasa’nın yönetimindeki bir Devilman adaptasyonu haberini alınca çok şaşırmıştım. Çünkü Tatami Galaxy ile tanıdığım bu stilin tatlı hisler uyandıran bir etkisi vardı. Esasında Yuasa’nın stili ile Cat Soup adlı kısa animasyon ile tanışmış olsam da aklımda yer eden en karakteristik işi Tatami’de idi. Bu yüzden Devilman gibi gore ve korku ögeleri bu stil ile kafamda bir türlü uyum gösteremedi. Haliyle ilk 2 bölümü izledikten sonra seriyi bırakmıştım. Ancak sonra dönüp baştan izledim ve bitirdim. Şu an en sevdiğim Yuasa işlerinden biri olarak gönlümde özel bir yere sahip.

The Night is Short, Walk on Girl yani esas konumuza dönelim. Ben bu yapım ile 2018 yılında iken Facebook’taki bir anime sayfasının paylaşımı üzerine görmüştüm. İlgili videoyu merak edenler buradan ulaşabilirler. İzlediğim bu tatlı AMV sonrasında filmi hemen plan to watch listeme aldım. Ancak oturup da izlemek bir türlü fırsat olmadı. Bugün dahi izlemek aklımda yoktu. Birden keyifli bir şeyler izlemek istedim ve tak diye aklıma geliverdi.

İzlerken iş yerinden tadımı kaçıracak bir haber almama rağmen film bir 5-6 dakika içinde modumu tekrar yerine getirdi. Eserin o 5 dakikalık kısmı biraz çöpe gitti ama olsun. Yıllar içinde ben bu filmi tekrar dönüp dönüp izlerim. Birileriyle toplu olarak izlemek de eğlenceli olacaktır.

Hikayemiz ‘Siyah Saçlı Kız’ olarak bahsedilen genç bir kızın eğlenceli ve koşuşturmacanın hiç azalmadığı son derece heyecanlı bir gecesini konu alıyor. Olaylara dahil olan her karakterin birbiri ile mantık sınırlarını zorlayan derecede bağlanması ve bununla birlikte kendini izletebilen sürükleyici bir öykü çıkarılmış olması tam bir hikaye anlatıcılığı başarısı.

Bu animasyon filmi aşık olduğu kızı bulana kadar kıyafetini değiştirmemeye yemin etmiş Don Underwear, nadir kitapları koleksiyonculardan çalıp özgür bırakan Robin Hood-vari Kütüphane Tanrısı, çapkın ressam Toudou ve içki yarışması yapan Rihaku gibi akılda kalıcı ve renkli kişiliklere sahip karakterlere ev sahipliği yapıyor.

Yapıma puanım 8.5/10. Yorucu günün ardından ve üzgün bir ruh halindeyseniz sizin ilacınız bu filmdir. Açın, izleyin. O sizi alıp götürecektir.

Ninja Scroll

Orijinal Adı: Juubee Ninpuuchou (1993)

Türü: Tarihi – Macera – Fantastik – Korku – Romantik – Doğaüstü

Stüdyo: Madhouse

İzlenme Tarihi: 6 Mart 2022

Myanimelist hesabımdaki completed listesine göre 474 adet anime izlemiş bir kişi olarak Ninja Scroll filmini henüz izlememiş olmak beni bile şaşırttı. Neredeyse 10 senedir bu animenin varlığından haberdarım ancak neden bilmiyorum bir türlü izleme şansı bulamadım.

Filmin başlangıcı bana acayip Basilisk havası verdi. İlk 10 dakikayı izlerken acaba Basilisk, Ninja Scroll ile Romeo ve Juliet karışımı bir seri olarak mı tasarlanmış diye düşündüm. Sonradan hikaye başka bir yöne saptığı için bu düşüncemden aniden kurtuluverdim. Ve hikayenin seçtiği yön de beni tatmin etti.

Hikaye Jubei Kibagami isimli bir kiralık kılıcın başından geçenlere odaklanıyor. Yolculuğu esnasında bir shinobi dövüşüne denk geliyor. Ekipten hayatta kalan kunoichiyi, mutant shinobinin elinden kurtardıktan sonra mutant ninja ekibinin hedefi haline geliyor. Tokugawa Shogunluğu’na son verip Toyotomi Klanı’nı başa getirmeyi planlayan bu ekip yoluna çıkanları tek tek alt etmenin yollarını arıyor. Onları durdurmak ile görevlendirilen Dakuan isimli ihtiyar shinobi ve kunoichi Kagero ile müttefik kuran Jubei hikaye boyunca sayısı sekizi bulan bu mutant ninja ekibine karşı ölüm kalım savaşı veriyor.

Sanat yönetimi standart bir 90lar animesi seviyesinde olduğu için benim zevklerime kolayca hitap ediyor. Dövüş animasyonlarının akıcı ve karelerin heyecan verici açılardan çizilmiş olması beni izlerken yeterince eğlendirdi.

Esere puanım 8/10. Hala en sevdiğim anime filmi Sword of the Stranger olmayı sürdürse de Ninja Scroll da benzer bir tat arayan izleyiciler için gönül rahatlığı ile önerebileceğim bir yapım olduğunu kanıtladı.

Neo-Tokyo

Orijinal Adı: Manie-Manie: Meikyuu Monogatari (1987)

Türü: Macera – Fantastik – Korku – SciFi – Doğaüstü

Stüdyo: Madhouse

İzlenme Tarihi: 5 Mart 2022

Neo-Tokyo tanımını Cyberpunk teriminden daha önce kullanmaya başlamıştım. Animelerle gerçekten aşırı içli dışlı biri olarak 2016 yılında Common Module adı verilen TES II proje dersi sırasında izlediğim Blade Runner filminde geçen şehri tarif etmem gerektiğinde ‘Neo-Tokyo’ ibaresi kullanmıştım. Proje kapsamında futurism ve cyberpunk ın ne olduğu konusunda istişare ettiğimiz için o günden sonra Akira, Matrix ve Ghost in the Shell eserleri hakkında konuşurken Cyberpunk terimini kullanmaya daha fazla özen gösterdim.

Normalde incelemelere o eseri nasıl keşfettiğim ile başlardım. O yüzden şu anki yazının girişi size biraz garip gelmiş olabilir. Ancak tanışma öykümle alakasız olduğunu asla söyleyemem. Ben bu proje için görsel materyal araştırması yaparsak doğal olarak hep Neo-Tokyo etiketini kullandım. Elbette şahane digital artworkler ile karşılaştım ve işimi gördüler. Ancak farkında olmadan zihnime bu filme ait görseller de yerleşti. Eserin orijinal adı ile İngilizce başlığı arasındaki bu uyumsuzluk benim bu üç perdelik film ile tanışmamı sağladı. İşte bu kadar.

Film üç bölümden oluşuyor. Labyrinth Labyrinthos, Running Man ve The Order to Stop Construction.

İlki ne futuristik ne de bilimkurgu denebilecek bir hikaye idi. Sachi adında küçük bir kızın kedisi Cicerone ile birlikte Alice Harikalar Diyarında’yı andıran bir macera yaşamasını konu alıyor. Sanat tasarımı Salvador Dali etkileri taşıyor. Sürreal bir maceraya uygun bir yol arkadaşı olarak seçilmiş.

İkinci öykü daha gerçekçi çizimlere sahip etkileyici bir bölümdü. Zack Hugh adında bir yarış aracı pilotunun son müsabakasını konu alıyor. 10 sene boyunca arka arkaya şampiyon olan Zack’in, son yarışında kendi zihnini ve sürdüğü aracı nasıl kırılma noktasına değin kontrol edip bitiş çizgisine ulaştığını seyretmek gerçekten heyecanlıydı. Bölümü izlerken zihnimde “Bir şampiyonun yüreğini asla hafife almayın” sözü dönüp durdu. Baştan sona şiirsel bir izleti sunmayı başardı. En beğendiğim bölüm oldu.

Üçüncü ve son bölüm ise yapım bütçesini fazlasıyla aşan bir inşaat projesini durdurmak için göreve yollanan bir şirket çalışanının şantiye alanındaki robotlarla başından geçeni konu alıyor. Hikaye kendi başına güzel bir fikir taşıyor olsa da süresi kısa olduğu için ana karakterin psikolojik değişim yaşamasına pek fırsat bulamıyoruz. Ancak çıkış fikri nedeniyle bana harika bir Apocalypse Now uyarlaması yaratabilme ilhamı verdi. Bu yüzden de mutlu ayrıldım.

Esere genel puanım 7/10. Üç farklı yönetmenin elinden çıkan bu üç farklı öyküyü izlemiş olmaktan mutluyum.

Yu Yu Hakusho the Movie: Poltergeist Report

Orijinal Adı: Yuu☆Yuu☆Hakusho: Meikai Shitou-hen – Honoo no Kizuna (1994)

Türü: Shounen – Aksiyon – Komedi – Doğaüstü – Dövüş Sanatları

Stüdyo: Studio Pierrot

İzlenme Tarihi: 20 Şubat 2022

Fena bir film değildi aslında. Ama Yu Yu Hakusho evreninde geçen ek bir hikaye izlemek o kadar da keyifli olmuyormuş. Yapılan iki film sayesinde bunu anlamış oldum.

Hikaye örgüsü son derece sıradan. Zaten çoğu anime dizisinin popüleritesinden faydalanmak için çıkan anime filmleri iyi olmuyor. Eğer seri iyiyse ve seyirci karakterleri beğeniyorsa ultra saçma bir şey yapmadıkları sürede ortalama bir iş çıkarmayı başarıyorlar. Bu da öyle bir film olmuş. Ne akılda kalıcı bir villaini ne de olay örgüsü var.

Şöyle bir dönüp bakıyorum da tek başına değerlendirince dahi güzel olduğunu söyleyebileceğim anime filmleri gerçekten çok az. Hızlıca bir düşününce bu beğendiklerimi şöyle sıralayabilirim:
Cowboy Bebop Knocking on Heaven’s Door
Bleach Hell Verse
Naruto Road to Ninja
Gintama Yorozuya yo Eien Nare

Bu listeyi direkt movie olarak çıkmış eserler olarak düşünmeyin. Orijinal eserin canon öyküsü olmamasına rağmen ek olarak çıkmış ve beni gerçekten etkilemiş filmler olarak ele alın. O yüzden Evangelion gibi devam sezonunu veya seri finalini movie olarak çıkaran yapımları dahil etmiyorum.

Filme puanım 7/10.

Yu Yu Hakusho: The Movie

Orijinal Adı: Yu Yu Hakusho: The Golden Seal (1993)

Türü: Shounen – Aksiyon – Komedi – Doğaüstü – Dövüş Sanatları

Stüdyo: Studio Pierrot

İzlenme Tarihi: 15 Şubat 2022

Üzerine konuşulacak çok fazla bir malzeme yok. 20 dakikalık one-shot macera hazırlamışlar. Eğlenceli mi? İdare eder. Yıllar sonra döner izler miyim? Belki karakterleri hatırlamak için.

Film demek çok doğru mu bilmiyorum her ne kadar resmi olarak movie diye geçiyor olsa da ben special bölüm izlermiş gibi hissettim. Bu bölüm muhtemelen Dark Tournament Arc başlamadan evvel yayınlanmış. Çünkü Hiei ve Kurama’nın hiçbir gücünü görmüyoruz. Hatta Hiei hiç konuşmuyor. Basit eğlence içeren bir bölümdü.

Filme puanım 6.5/10.