Gibi

Seri Başlangıç Tarihi: 1 Ocak 2021

Türü: Komedi

___

Sezon Sayısı: 1/?

Bölüm Sayısı: 12

Çıkış Tarihi: 1 Ocak 2021 – 26 Mart 2021

İzlenme Tarihi: 18 Nisan 2022 – 11 Haziran 2022

Türkiye kültürü içerisinde son bir seneye damga vurmuş bir medya ürünü seçmem istenmiş olsa gözüm kapalı bir şekilde Gibi’yi gösterirdim. İlk sezonu çıktı ve kokoreç bölümü öyle ya da böyle bir sürü insanın önüne düştü. Ben de o şans eseri karşılaşıp Feyyaz’ı görüp izlemeye başlayanlardan biriydim. Ancak dizi izleyememe hastalığım nedeniyle bölümün tamamını dahi izlemeden öylece bıraktım.

İzlemeye başlamam ise arkadaşlarım tarafından şiddetli tavsiye edilmesine ek olarak çeşitli sosyal mecralarda denk geldiğim kesitler sayesinde gerçekleşti. Herhalde beni izlemeye ikna eden en kritik nokta ikinci sezonun finalindeki Roma bölümü idi. O konsepti duyar duymaz izlemem gerektiğine karar verdim.

Feyyaz Yiğit’in espri anlayışına bayılıyorum. Ölümlü Dünya ile tanıştım kendisiyle. Ancak mizah tarzına çok kolay bir şekilde kapılıp gittim. Dizinin senaristliğini de üstlendiği için bu yapımda eğlenmeme gibi bir lüksümün olmayacağını biliyordum. Nihayetinde az önce ilk sezonu bitirebildim ve gönül rahatlığı ile söylemeliyim ki ben hemen hemen her bölümde keyif aldım.

Favori bölümlerim Badanacı, Erasmusla Gelen Yamyam, İkinci Yol ve Kokariç idi. Bunu sıralı halde yazmadım aklıma geldiği şekilde başına ve sonuna ekleyerek düzenledim.

Bu sezona puanım 7.5/10. Umarım ikinci sezonun ortalama eğlence düzeyi ilk sezonun üzerine çıkabilmiştir.

___

Sezon Sayısı: 2/?

Bölüm Sayısı: 10

Çıkış Tarihi: 31 Aralık 2021 – 4 Mart 2022

İzlenme Tarihi: 18 Haziran 2022 – 9 Temmuz 2022

Dizinin ikinci sezon sonrasında popüleritesi hızla yükselişe geçtiği için benim sezona karşı beklentim aşırı yükselmişti. İlk sezonu da beğenmiş olmama rağmen bazı bölümler beni epey baymıştı. Bu sezonda beni sıkan bölümlerden ziyade beni aşırı geren hikayeler vardı.

Çaça ve Cosplay ile Vita Brevis benim için sezondaki en iyi öykülerdi. Onları takip eden klasmanda da Vücutçu Yalvaç, Sokak Röportajı ve Gelin Başı bölümleri bulunuyor. Kuki bölümünü izlerken aşırı gerilmiş ve rahatsız olmuş olsam da CD-USB takası sahnesi ile belki de sezonun en çok güldüğüm sahnesine sahip olduğunu da belirtmem gerekiyor.

Bu sevdiğim bölümlerin yanında bir de pek eğlenmediklerim oldu. Bej, İki İçi Dışı Bir Kişi, Resimdeki Ünlü ve Eşref Hidayet Gürdal Kültür Merkezi de bu klasmana giriyorlar. Öykünün mizah düzeyinde bir düşüklük olmasından ziyade olayların gelişim sürecini takip ederken biraz sıkıldığım için bölümün genelini de pek sevemedim. Ancak bu kötü oldukları için değil benim esere çok yüksek bir beklenti ile girmiş olmamdan kaynaklanıyordu.

Sezona puanım 8/10. Umarım üçüncü sezon için fazla beklemek zorunda kalmam. Yeni bölümleri de izlemek için sabırsızlanıyorum.

Reklam

Ted Lasso

Seri Başlangıç Tarihi: 14 Ağustos 2020

Türü: Komedi – Drama – Spor

___

Sezon Sayısı: 1/?

Bölüm Sayısı: 10

Çıkış Tarihi: 14 Ağustos 2020 – 2 Ekim 2020

İzlenme Tarihi: 23 Ekim 2021 – 29 Ekim 2021

Ted Lasso ile tanışmam çok ani oldu. İzleme kararı vermemse şaşılacak şekilde hızlı gelişti. Kolayca dizi izleyebilen bir insan değilimdir. Bunu blogta paylaştığım yazıların oransal olarak ne kadarının dizi kategorisinde olduğunu inceleyerek dahi fark edebilirsiniz.

İzleme kararı son zamanlarda içimde yükselen Football Manager tutkusu ile yakından ilişkiliydi. Bu oyunun konseptini ve derinliğini hep beğeniyor olsam da hiçbir zaman başarılı bir FM oyuncusu olamadım. CM 2000’den beri düzenli aralıklarla bu oyuna girmeye çabalarım ancak hiçbir zaman istediğim gibi bir form tutturamam. Bu genel performansının aksine çıkan tek örnek geçen sene FM20’de Kastamonuspor’u yönettiğim kariyerdi. O denememi başarılı kılan şey neydi bilmiyorum. Sezonu ikinci ligte 2 ve 3. sırada bitirmiş ve play-offlara kalmıştım. İkinci tur maçında elendiğim için üst lige çıkamamıştım ve sonrasında yabancı kuralı nedeniyle istediğim kadroyu kuramamam da eklenince büyük umutlarla başladığım kariyeri noktalamış bulundum.

Bu oyunu iyi oynayamıyor olsam da menajerlik olayını çok seviyorum. Bu yüzden de Ted Lasso gibi bir dizinin varlığını haber alınca anında izleme isteğine kapıldım.

Diziyi çok beğendim. Fakat izleme zevkimi düşüren birkaç durum vardı. Hannah Waddingham Rebecca karakterini canlandırırken gereksiz mimiklere kaçmıyor olsa dizi çok iyi olabilirdi. Juno Temple da Keeley tiplemesi sebebiyle beni azıcık da olsa irrite ettiğini itiraf etmeliyim. Jamie Tartt karakterini canlandıran Phil Dunster da hal tavır itibariyle onlardan aşağı kalmıyordu. Bu üçünü bir kenara koyduğumuzda ise Jason Sudeikis (Ted), Brett Goldstein (Roy), Brendan Hunt (Koç) ve diğer herkes izlemesi son derece keyifli ve eğleceli karakterlerdi.

İlk sezonun sonundaki o hayal kırıklığının kahramanın yolculuğu açısından oldukça önemli bir karar olduğunu düşünüyorum. O maçı berabere bitirmiş olsalardı belki bu diziden o kadar da memnun ayrılmayacaktım. Şu an ikinci sezonda kendini adamış genç ve hırslı bir AFC Richmond görmek için heyecan duyuyorum. Umarım hayal kırıklığına uğramam.

İlk sezona puanım 8/10.

___

Sezon Sayısı: 2/?

Bölüm Sayısı: 12

Çıkış Tarihi: 23 Temmuz 2021 – 8 Ekim 2021

İzlenme Tarihi: 7 Kasım 2021 – 4 Ocak 2022

Bu sezonun ilkinden daha iyi olacağını hiç beklememiştim. Sezonun ilk bölümünden son bölümüne değin her karakterin kişiliğinde bilmediğimiz bir yönün ipucu açıklandı. Son bölüme vardığımızda öyle bir durum içinde kaldık ki her şey olacağına varmış gibi bir his verdi.

Dizinin en güçlü yanı ne diye sorsalar ne oyunculuk, ne mizahı, ne de öyküsü derim. Bu diziyi güzel kılan en kritik nokta karakterlerin gerçek bir insan gibi resmedilmesi. Hem yan hem de ana karakterlerin her biri bu hikaye boyunca gelişim gösterdi. Kimisi bu yolda mental olarak olgunlaşırken diğeri güce tapan aşağılık kompleksi olan birine dönüştü. Hikayelerin en kıymetli özelliği de bu yolculuğu seyirciye ne kadar geçirebildiğine göre değerlendirilir. Ve Ted Lasso bu konuda gerçekten başarılıydı.

İkinci sezona puanım 8.5/10. Son bölümdeki gelişmelerin üzerine üçüncü sezonu gerçekten merakla bekler hale geldim.

The Last Dance

Seri Başlangıç Tarihi: 19 Nisan 2020

Türü: Belgesel – Tarihi – Biyografik

___

Sezon Sayısı: 1/1

Bölüm Sayısı: 10

Çıkış Tarihi: 19 Nisan 2020 – 18 Mayıs 2020

İzlenme Tarihi: 2 Ekim 2020 – 1 Kasım 2020

Her ne kadar basketbola ilgim ilkokulda başlamış olsa da NBA izlemeye ortaokulda girişmiştim. 2002 Dünya Basketbol Şampiyonası gerçekleşirken TV’de sürekli 12 Dev Adam şarkısı döner dururdu. Eğlenceli, akılda kalıcı ve ilgi çekici reklamlar oldukları için çocuk, genç, yaşlı demeden herkesin ağzına yer ederdi. Ben de çocuk halimle o şarkıya bağlanmıştım. Şampiyona maçlarını izlememiş olsam da reklamlar bende basketbol oynamaya karşı bir istek uyandırmıştı. İnebolu’daki evimiz basketbol sahasından çok uzakta olmasına rağmen büyük-ebeveynlerimden bir basket topu almalarını istemiştim. Topuma kavuşunca da düz yolda sektire sektire koşmak dışında bir şey yapmadım. Sahadaki potalara yetişecek boya ve güce sahip olmadığım için mecbur bu şekilde eğlenmeye çalıştım.

Basketbola olan ilgi yalnızca benden ibaret değildi. Babam ve tanıdığım diğer yetişkinler de merak duymaya başlamıştı. Babam beni o senenin okul dönemi Abdi İpekçi’deki basketbol kursuna yazdırmıştı. Yine o sene dört şubeden oluşan ilkokulumuzun sınıf öğretmenleri öğrencileri Ülker ve Efes maçlarına götürmeye başlamıştı. Her sınıftan yalnızca çok başarılı olan birkaç öğrenciyi seçiyor ve onlara bilet alarak stadyuma götürüyorlardı. Ben sürekli o seçilen çocuklardan biri oldum. Ancak salonda tezahürat yapmak ve kısa boyumuzdan dolayı net bir şekilde izleyememek kısa sürede maçtan kopmamıza neden oluyordu. Fakat bu apayrı bir mesele.

Ortaokulun ilk iki senesi sürekli NBATV izlerdim. NBA’ye karşı ilgim yan sınıfımızdaki çocuklarla arkadaşlığımı ilerlettiğim dönemde ortaya çıktı. O sınıftakiler hep basketbol oynarlardı ve epey de iyilerdi. Cavaliers ve Lakers fanlarından oluşan bir sınıftı. LeBron ve Kobe kavgaları ederlerdi sürekli. 2008 yılında Boston şampiyon olmuştu. Benim de o dönemler Braveheart ve Asteriks’ten kaynaklanan bir Kelt hayranlığım vardı. Takımın adı Celtics olduğu için desteklemeye başlamıştım. Sonradan iyi bir takım olduğunu anlayınca da taraftarlığımı sürdürmüştüm. 2010 Dünya Basketbol Şampiyonası sonrasında liseye başlamıştım. Ve bu spor çılgınlığı lisenin ilk senesinde de sürmekteydi. Ancak pek iyi bir oyuncu olmadığımı fark ettikten sonra basketboldan yavaş yavaş uzaklaştım. NBA takip etmeyi de bıraktım.

2016 senesinde NBA2K16 oynamam dışında son 8 sene içinde basketbola dair elle tutulur hiçbir şey yapmadım. Ancak bu sene The Last Dance belgeselinin gündeme oturması ve NBA2K20 sahibi olmamla birlikte basketbol hayatıma tekrar giriş yapmış oldu.

The Last Dance belgeseli hakkında da birkaç laf ettikten sonra bu seyir günlüğünü sonlandıracağım. Belgesel Michael Jordan odaklı olmasına rağmen takımın diğer kilit oyunculara ve teknik direktör Phil Jackson’a da epey yer veriyor. Jordan, Pippen ve Rodman’ın özel hayatlarına dair detaylara da hakim olabiliyoruz. Kerr ve Kukoc hakkında diğer üçlü kadar detaya inilmese de onlara dair birkaç kritik meseleden bahsediliyor.

Takımın mentalitesini ve Bulls’un içinde dönen olayları öğrenmek için oldukça iyi bir belgesel diyebilirim. NBA takipçilerinin mutlaka izlemesi gereken bir yapım.

High Score

Seri Başlangıç Tarihi: 19 Ağustos 2020

Türü: Belgesel – Tarihi

___

Sezon Sayısı: 1/1

Bölüm Sayısı: 6

Çıkış Tarihi: 19 Ağustos 2020 (Netflix)

İzlenme Tarihi: 21 Ağustos 2020 – 25 Ağustos 2020

Oyun sektörünün gelişime dair belgeseller hep ilgimi çekmiştir. Geçen ay, Netflix in Ağustos programında neler var diye göz gezdirirken bu sınırlı seri ile karşılaştım. Listeye atmakta fayda olduğunu düşünüp hemen takibe aldım.

Video oyunları tarihini anlatırken hikayenin genel hatlarıyla ABD ve Japonya arasında gidip geliyor oluşu beni adını koyamadığım bir şekilde mutlu ediyor. İki ülkenin yaratıcı beyinleri birbirleriyle sürekli etkileşim haline bulunuyor. Bu alışveriş ve rekabet ortamı içerisinde, birbirini üstüne bir merdiven misali yığılan ve gün geçtikçe daha da göz kamaştırıcı bir hale giden oyunlara erişmiş oluyorduk.

Kültürler ve anlayışlar arası kurulan etkileşim hali, beni tarihin her alanında etkilemeyi başarıyor. Şiir de olsa, kurgusal metinlerde de olsa, plastik sanatlardan endüstriyel sanatlara değin her türlü icraat sahası diyalektik bir şekilde gelişim gösteriyor. Farklı bir tarz ile karşılaşılmadığı sürece birbirinin karbon kopyası eserler verilmeye devam eder. İletişimin yarattığı eklektik yapı bu yüzden kendi yaşamımda da hep en önem verdiğim mefhum olagelmiştir.

Belgesel altı bölümden oluşuyor olmasına rağmen benim açımdan yeniden izlenebilirliği son derece yüksek. Kendime not bırakmam gerekirse bölümlerin konuları şu şekilde:
1. Bölüm: Atari’nin doğuşu, Space Invaders’ın piyasaya çıkışı, Pac-Man’in ABD’de yarattığı çılgınlık
2. Bölüm: Nintendo’nun video oyun sahasına girişi, Donkey Kong’un çıkış öyküsü
3. Bölüm: Bilgisayar RPGlerinin yükselişi, Sierra’nın text-based öykülere grafik eklemesi
4. Bölüm: Sega’nın Nintendo ile yarışmak için Sonic ile çıkış yapışı, Oyun turnuvaları ile gençleri kendine bağlaması
5. Bölüm: Dövüş oyunları furyası, Street Fighter ve Mortal Kombat yaratılış öyküsü
6. Bölüm: Shooter oyunların popülerleşmesi, Star Fox ve Doom’un doğuşu

Netflix üyeliğimi devam ettirdiğim süre boyunca ara ara açıp tekrar izlemeyi düşünüyorum. Epey eğlenceli bir belgeseldi. Bu tarz yapımlar nereden geldiğimizi bize hatırlatmak konusunda son derece önemliler.

Rise of Empires: Ottoman

Seri Başlangıç Tarihi: 24 Ocak 2020

Türü: Drama – Tarihi – Savaş

___

Sezon Sayısı: 1/1

Bölüm Sayısı: 6

Çıkış Tarihi: 24 Ocak 2020 (Netflix)

İzlenme Tarihi: 6 Şubat 2020 – 28 Şubat 2020

Bu proje ilk duyurulduğunda pek umursamamıştım. Her sene Osmanlı ile ilgili onlarca film ve dizi zaten çekiliyordu. Ne zaman duyurulduğunu hatırlayamasam da projenin orijinal adının Ottoman Rising olduğunu anımsıyorum.

Gösterimine yakın bir vakitte Netflix’in yayınladığı fragmanla birlikte isminin bu olmadığı kesinleşmiş oldu. O trailerı izledikten sonra içimde izleyemeye dair ufak bir istek uyandı. Öbür yandan bu trailer ile birlikte kafamda bir soru oluştu: Niye Rise of Empires? Acaba bu Karga Seven stüdyoları ilerleyen yıllar başka tarihi belgeseller çekme işine mi girişecekler? Diziyi izledikten sonra gönül rahatlığı ile söyleyebilirim ki, bu tarz işler yapmalarında hiçbir sakınca görmüyorum.

Bu dizinin en beğendiğim yanı, ellerinden geldiği kadar tarafsız olmaya çalışmış olmalarıydı. Hikayenin sürecini hem Bizans hem Türk tarafından görmekteyiz. Mehmet’in hırslı bir şekilde yansıtılması beni gerçekten memnun etti. Yeri geldiğinde çocuk gibi inat ediyor, ki benim zihin dünyamdaki Mehmet tam olarak böyle bir karakterdir. Türk tarafında hiçbir şahsın öyle pek sempatik olmaması da hoşuma gitti. Bana bu dizinin Türkiye’yi değil, dünyayı hedeflediğini kanıtlamış oldu. Zaten ben bu mesajı almamış olsam daha ilk bölümü bitirmeden kapar giderdim.

Giovanni Giustiniani, Lukas Notaras ve Çandarlı Halil Paşa’nın resmedilişini oldukça doğru buldum. Yaptıkları eylemlerin nedenlerini objektif bir şekilde aktarmaya çabalamışlar. Daha önce bu insanlar hakkında birkaç yazı okumuş insanlar zaten bu görüşüme katılacaklardır.

Georgios Frantzis daha önce hiç görmediğim veya görsem dahi umursamamış olduğum bir insandı. Onu da tanımış olmak tatmin ediciydi. Bunun dışında Leyla Feray’ın canlandırdığı Hüma Hatun çok hoşuma gitti. Ve gözüktüğü sahnelerde karşısında Mehmet’in çocukluğunu canlandıran kıvırcık saçlı küçük aktör vardı. Annesinden ayrıldığı kısımda çok tatlı duruyordu. İnsan üzülmeden edemiyordu.

Diziye puanım 7/10. Yapımcı stüdyonun gelecek çalışmalarını merakla beklemekteyim.

Stranger Things

Seri Başlangıç Tarihi: 15 Temmuz 2016

Türü: Drama – Fantastik – Korku

___

Sezon Sayısı: 1/?

Bölüm Sayısı: 8

Çıkış Tarihi: 15 Temmuz 2016 (Netflix)

İzlenme Tarihi: 29 Haziran 2019 – 29 Temmuz 2019

Stranger Things çıktığı günden beri hakkında sürekli konuşturan bir dizi oldu. Ne yazık ki dizi izlemeyi pek sevmeyen biri olduğum için başlayıp yavaş yavaş da olsa izleme niyetine hiç girişmemiştim. Dizinin varlığı da aklımdan çıkmıştı bu süreç içerisinde. Haziran ayı sonlarına doğru çeşitli reklam panoları aracılığıyla üçüncü sezonun 4 Temmuz itibariyle izleyiciye sunulacağını öğrendim. Hazır mezuniyet işleri ile uğraşırken stres atacak yeni bir şeyler arıyordum. Bu arayışımın üstüne ilaç gibi geldi ve birkaç gün içinde izlemeye başladım.

İlk sezon Will Byers’ın kayboluşu, Ters-Dünya ve Eleven’ın sırrı ile geçti. Tabii bu kadar bölüm sadece bunlar olmadı. Civarda bu ‘garip olaylar’ dönerken kasaba ahalisinin başından geçenler, karakterlerin ne gibi amaçlar taşıdığı ve gizem perdesinin ardında neyin yattığını deneyler ile keşfetmeye çalışmaları gibi kısımlar hikaye kurumunu, ne kısa ne uzun, tam tadında gerçekleştirmelerini sağlamış.

Hikayede en sevdiğim karakterler sırasıyla Eleven, Jonathan ve Will Byers. Will 8 bölümün sadece 3 ya da 4’ünde gözüküyor olmasına rağmen neden favorim diye soracak olursanız cevabı basit: Canavar Avcısı Will Byers’ın Orijin Hikayesi. Tabii bu tamamen benim tahminim. İkinci ve üçüncü sezonlarda Will’in nasıl bir işlevi olacak bilmiyorum ama ters-dünyadaki tecrübelerinin, hikayenin ilerleyen bölümlerinde katkısı olacağını düşünüyorum. Olasılıklar zihnimde hep daha büyüleyici olmuştur. Dilerim o seviyeye dizide de erişebilirler.

İlk sezona puanım 8/10.

_____

Sezon Sayısı: 2/?

Bölüm Sayısı: 9

Çıkış Tarihi: 27 Ekim 2017 (Netflix)

İzlenme Tarihi: 31 Temmuz 2019 – 12 Ekim 2019

İkinci sezon beklentilerimin altında kaldı diyemem. Beklentilerimi karşıladı da diyemem. Hayranlarının diziyi bu derece sevmelerinin sebebinin ikinci sezon olduğunu sanıyordum. Güzel olmasına güzeldi bu sezon ama tam anlamıyla tatmin ayrılamadım.

İkinci sezonda konunun tekrar Will Byers’ın etrafında şekillenmesi hoşuma gitti. Birinci sezonla organik bir konu bağını devam ettiriyorlardı. Her sezonda D&D canavarlarını düşman olarak göstermeyi sürdürürler umarım. İlk sezon demogorgon, ikinci sezon mind-flayer derken bu yaratıkları hikayeye güzel de adapte etmeyi başardılar. Will’in hive-mind a dönüşmüş olması gerçekten güzeldi. S2E2’nin sonundaki sahne “acaba sonra ne olacak” sorusunu sordurtmayı başarıyordu.

Dizinin renk paleti emin olamasam da birinci sezona göre daha parlak geldi gözüme. Bu iyi bir şey. Canlı renklere sahip yapımlar hep hoşuma gitmiştir. Müzikleri de 80’lerden çekmeye devam etmişler. Güzel de olmuş. Şarkıların çoğuna kulak aşinalığım olsa da içlerinde isimlerini unuttuğum parçaların da var olduğunu fark ettim. Shazam uygulaması sağ olsun hatırlamış oldum.

Bu sezondaki favorim karakterlerim tartışmasız bir şekilde Steve ve Dustin. Mükemmel bir ikili oldular. Bu komik dostlukları üçüncü sezonda daha da pekişecekmiş gibi bir his var içimde. Eleven’ın geçirdiği karakter gelişimi aceleye gelmese çok daha güzel olabilirdi. ‘Kardeşiyle’ topu topu iki bölüm ama senaryoda sadece bir gün süren bir birlikte sonucunda fikirlerinde değişimler meydana geldi. Bu da biraz “meh” dedirtiyor insana. Ancak Jane’in kötü-kız stilini gerçekten beğendim. Jonathan’ı bu sezon o kadar sevemedim. Hatta ilk sezonda bıraktığı olumlu etkiden sonra bu sezon görüşümü nötre çektim diyebilirim. Ekibe dahil olan Mad Max için nötrün bir tık üstü hislerim var diyebilirim.

İkinci sezona puanım 8/10.

_____

Sezon Sayısı: 3/?

Bölüm Sayısı: 8

Çıkış Tarihi: 4 Temmuz 2019 (Netflix)

İzlenme Tarihi: 23 Haziran 2020 – 4 Temmuz 2020

Öncelikle bu sezonu çıkışının tam bir sene sonrasında bitirmiş olduğuma dikkat çekmek istiyorum. Seriye mezuniyet dönemim sırasında başlamıştım. Hatta törende iken arkadaşlarla ettiğimiz sohbet arasında üçüncü sezonun gelişi üzerine konuşmuştuk. Tabii o zaman daha ilk sezonu bile izlemiş değildim. Ancak kısıtlı bilgimle heyecana ortak olabilmiştim.

Üçüncü sezonu gerçekten çok sevdim. Hikayeye yeni eklenen karakterlerle (özellikle Robin) birlikte kadro izlemesi daha keyifli bir hal almıştı. Sezon boyu kulağımıza çalışan synthpop müzikleri 80ler ruh halini damarlarımda hissettirmeyi başardı.

Bu sezonda ufaktan rahatsızlık veren tek bir olay vardı. O da, “bakın ha, bu Ruslar kötü” dercesine kör göze parmak misali tekrar edilen hafif propagandaya kaçan söylemlerdi. O dönemler ABD ve Sovyetler kanlı bıçaklı olsa da meselenin halka bu kadar etki ettiğini düşünmüyorum. Tarihsel tutarlılık bağlamında yaptılarsa bile biraz abartıya kaçmış gibi hissettirdi. Ancak çok büyük bir dert değil.

Sezonun duygusal tonu ve bazı karakterlere daha fazla odaklanmış olmasını sevdim. Hopper önceleri seyirciyle biraz daha mesafeli bir karakterdi. Bu sezonda iç dünyasına daha fazla inmiş olup karakterini tanımış olmaktan mutluluk duydum. Hakeza Billy de hikayeye girdiğinden beri gıcık olduğum biriydi.

Robin, alaycı, eğlenceli ve aklı başında yapısı ile Hopper’dan sonra bu sezonun en beğendiğim karakteri oldu. Finali beğenmiş ve şahsen devamını istemiyor olsam da dördüncü sezon çoktan onaylandı. O yüzden sadece bir dilekte bulunabilirim. O dilek de Robin’i yeni sezonda daha sık görmek olacaktır.

Sezona puanım 8/10. Dördüncü sezonu beklemekteyim.

___

Sezon Sayısı: 4/?

Bölüm Sayısı: 9

Çıkış Tarihi: 27 Mayıs 2022 – 1 Temmuz 2022

İzlenme Tarihi: 12 Haziran 2022 – 11 Eylül 2022

Dördüncü sezon beni genel hatlarıyla epey tatmin etti. Hikayenin ilk bölüm itibariyle bir daha geri dönülemeyecek bir hızla karanlıklaşması çok hoşuma gitti. Eleven’ın geçmişinde aydınlatılamamış bir nokta olan diğer deneklere ne oldu sorusunun cevabını bu sezonda almayı başardık. Ve aldığımız cevaplar yalnızca bununla da sınırlı kalmadı.

Bu dokuz bölümün dizinin kurgusu içinde çok kritik bir rol oynadığını belirtmem gerekiyor. Tüm deneylerin neden yapıldığı, demogorgonlar ve mindflyerın neye hizmet ettiği, Upside Down ile dünya arasındaki geçitlerin nasıl açıldığı ve Eleven’ın mücadele etmesi gerektiği nihai kötünün kim olduğu gibi gerçekten önemli gelişmeler yaşandı.

Böyle önemli bir sezonu izlemiş olmama rağmen hala içimde tam olarak doygunluk hissi almamı engelleyen bir şey var. O da bölümlerin fazla uzun olması. Son bölümün 2 saat 22 dakikalık süreye sahip olması ile bir derdim yok. Son üç bölümün her biri bir film uzunluğundaydı ancak hikayenin temposu o kadar yüksekti ki pek sıkılmaya fırsatım olmadı. Ancak ilk üç bölümün o kadar uzun olmasına hiç gerek yoktu.

Hikayeye yeni karakterlerin eklenmiş olması çok güzeldi. Eddie’yi çok sevmiş olmama rağmen kendisini tanıyabileceğimiz pek fazla sahnesi bulunmuyor. Genelde kendisini onu takip eden kişilerden kaçar halde görüyoruz. Haliyle çılgınlığının ötesinde düşünce dünyasının nasıl olduğuna dair pek ipucu elde edemiyoruz. Henry karakteri de yine yeterince tanıma fırsatı bulamadığımız biriydi ancak onun varlığı zaten gizem yaratmak olduğu için bu gayet kabul edilebilir bir öge oldu.

Max’in bu sezon öne çıkan bir karakter olması beni mutlu eden detaylardan biriydi. Özellikle dördüncü bölüme bayıldım. Eleven’ın geçmişi ve üstü kapalı sırların ifşa edildiği yedinci bölüm ise tartışmasız favorim. En hoşuma giden sahneler de Eddie ile Dustin’in Master of Puppets çaldığı ve Max’in Running Up That Hill dinlerken havaya yükseldiği kısım idi.

Sezona puanım 8.5/10. Umarım beşinci sezon ile güzel bir kapanış yapabilirler.

The Twilight Zone (2019)

Seri Başlangıç Tarihi: 1 Nisan 2019

Türü: Drama – Fantastik – Korku

___

Sezon Sayısı: 1/?

Bölüm Sayısı: 10

Çıkış Tarihi: 1 Nisan 2019 – 30 Mayıs 2019

İzlenme Tarihi: 23 Mayıs 2019 – 12 Haziran 2019

Alacakaranlık Kuşağı uzun zaman önce duyduğum fakat orijinal serisine bir türlü başlayamadığım bir diziydi. İlginç hikayeler yazalım insanların zihnini açalım parolasıyla 60’larda başlayan serinin 2019’da Jordan Peele tarafından tekrar hayata geçirilmesi de dünyaya giriş yapmama sebep oldu. Her bölümü birbirinden bağımsız olan bu episodik dizi insan dramasını ‘man vs no god, vs technology ve vs author’ üzerinden kurgulamaya çalışıyor.

2019 serisi özelinde konuşmam gerektiği için biraz pişmanım. Keşke önceki serileri de izleseydim de gönül rahatlığı ile ‘bu seri TTZ stiline pek uymamış’ diyebilseydim. TTZ’nin bir başka modern dengi Black Mirror denebilir. Onun içerisinde de izlediğim iki sezon boyunca çok kaliteli bölümlere denk gelmiştim. TTZ 2019 ise bir Black Mirror dahi olamamış. Ne yazık ki olamamış. Bize sunulan 10 bölümden sadece 3 tanesi gerçekten güzeldi. Bu üçü dışında da 2 ya da 3 tanesi de başarılı yazımlar olmasa da kendini sıkmadan izletiyordu.

Beğendiğim bölümlerden bahsetmem gerekecek. Seriyi izleyecek olan birine sadece 3-6-9. bölümleri izlemesini söylemem yeterli gibi hissediyorum.

3. bölümde, bir kamera sayesinde zamanı geri alan bir annenin hikayesini görüyorduk. Irkçılık üzerinden anlatmaya çalıştıkları hikaye ve olayların her yaptıkları farklılıkta nasıl sonuçlandığı görebilmek, seyir zevki yüksek bir izleti sunmayı başarmıştı.

6. bölümde, Mars’a gitmek için fırlatılan bir uzay mekiğindeki insan dramasını izliyorduk. Tayfanın uzayda başlarına gelen olaylar sonucunda psikolojik olarak yaşadıkları değişimler gayet güzel işlenmişti. Bana Great Filter teorisini de öğrettiği için büyük bir şükran borçluyum bu bölüme. Bu teoriyi bölüm sonrasında ekstra araştırdım ve bu sayede Dune’daki Tanrı İmparator Leto’nun planını da daha iyi anlamış oldum.

9. bölüm, üzerinde onu eline alan kişinin adı yazan bir mermiyi öykü ediniyordu. Jeff isimli ana karakterin bu mermi ve kabzası akrep desenli bir tabancı ile olan sınavını seyrediyorduk. Eşyanın Jeff üzerinde yaptığı baskı ve ondan nasıl kurtulacağına dair oluşan merak, benim için bölümü serinin en başarılılarından biri yaptı. Finali de gayet beğendim. Cameron Diaz’ın oynadığı The Box filmine benzer bir işti lakin güzel işlendiği için bunu hiç sorun etmedim.

Dizinin bu sezonuna puanım 6.5/10. Sevdiğim bu bölümlerin 7-8 arasında seyrediyor olması, serinin genelini 7 olarak değerlendirmem için yeterli değildi. İçim yüksek puan vermeye el vermedi. Umarım 2. sezonda anlatılacak hikayeler daha iyi yazılmış olurlar.

After Life

Seri Başlangıç Tarihi: 8 Mart 2019

Türü: Drama – Komedi

—–

Sezon Sayısı: 1/?

Bölüm Sayısı: 6

Çıkış Tarihi: 8 Mart 2019 (Netflix)

İzlenme Tarihi: 13 Mayıs 2019 – 22 Mayıs 2019

Sair zamanda vaktini dizilere harcayan bir insan olmadığım için baştan sona izlemiş olduğum pek dizi yoktur. Genellikle ilk birkaç bölüm izler, sevsem de sevmesem de bir şekilde aklımdan çıkar gider ve bitiremeden kenarda kalır. Hal böyle olunca niche dizi keşfetme gibi bir isteğim de uyanmıyor. Popüler olup sürekli göze sokulan şeyleri seyretmek için bir şans tanıyorum. After Life da izlemem-için-yeterince-popüler olmayan dizilerden biriydi. Ancak Ricky Gervais’in yapımcısı ve başrolünü üstlendiğini öğrenince hemen izleme listeme aldım ve boş vakit buldukça izleyip bitirdim.

Dizinin bölümlerinin bir anda çıkmış olması güzel. Genelde GoT gibi gerçekten ne olacağını merak ettiğim bir dizi değilse her hafta bekleme işkencesine giremiyorum. Ha işkence bir yana, iş güç derken diziye başladığımı da unutuyorum ve az önce de anlattığım gibi bir kenarda öylece kalıyorlar. After Life’ın yirmi beşer dakikalık altı bölümden oluşması da ayrıca hoşuma giden bir nokta oldu.

Konu itibariyle beni çok sardığını söyleyemeyeceğim ancak işleniş ve esprileri içine yediriliş kısmı gerçekten hoşuma gitti. Gervais’in sert mizahını beğeniyorum. Çok zekice ve yerinde yapılan ince espriler her zaman hoşuma gitmiştir.

Eşini kaybettikten sonra her şeye küsen, bunalıma giren bir adamın tekrar yaşama isteğini kazanma serüvenini izliyoruz. Bölümlerin süre ve miktar bakımından kısa ve az olması diziyi canlı tutan özellikler arasında. Daha uzun ve daha çok bölüm sayısına sahip olsaydı, izleyiciyi kesinlikle bunaltırdı.

Diziye ve dolayısıyla ilk sezonuna puanım 7/10. Ben de dahil genel olarak insanların hoşuna giden bir dizi olmuş.

Game of Thrones

Seri Başlangıç Tarihi: 17 Nisan 2011

Türü: Aksiyon-Macera-Drama

_____

Sezon Sayısı: 6/8

Bölüm Sayısı: 10

Çıkış Tarihi: 24 Nisan 2016 – 26 Haziran 2016

İzlenme Tarihi: 12 Mayıs 2017(?) – 29 Nisan 2019

Çıktığı günden beri güncel olarak takip ettiğim Game of Thrones’u 5. sezonda Jon Snow’un ölümü ile bir daha başlamamak üzere bırakmıştım. Ardı ardına öldürülen önemli karakterler cidden sinirimi bozmaya başlamıştı 4. sezondan beri. Haliyle TES2 döneminde 6. sezon başlayınca seriye olan küskünlüğümden dolayı izlemeyi reddetmiştim. Sezon bittikten sonra merakıma yenik düşüp 6×1’i izlemiş ve sonra tekrar bırakmıştım.

Şimdi 8. sezonun başlaması şerefine kaldığım yerden izleyip finaline yetişeyim dedim. Ben 6. sezonu böyle yavaş yavaş izlerken daha dün 8×3 çıktı. Bu haftaki 8×4’te güncel olarak takip moduna girerim gibi duruyor.

Bu sefer ki başlayışım 22 Nisan’da oldu sanırım. İkinci bölüm itibariyle izlemeyi sürdürdüm. Sezonun akılda kalıcı kısımları; Jon’un dirilişi, Hodor olayı, Greyjoy taht kavgası, Jon ile Sansa’nın Stark hanedanı olarak Winterfell’e yürüyüşü, Blackfish’in Riverrun’da savunması, Meeren’de sahiplerin saldırısı, Arya’nın No one oluşu, Tully kuzenlerinin yardımı, Bolton’ların düşüşü, Cersei’nin yobazları temizlemesi, Daenerys’in Dothroki’lerin başına geçişi, Cersei’nin kraliçe oluşu, Greyjoy-Targaryen müttefiği, Jon’un Starkların başına geçişi.

6. sezona puanım 8/10. İzlemeyi bıraktığım dönemde spoiler yememiş olsaydım 8.5 olurdu rahat bir şekilde.

_____

Sezon Sayısı: 7/8

Bölüm Sayısı: 7

Çıkış Tarihi: 16 Temmuz 2017 – 27 Ağustos 2017

İzlenme Tarihi: 29 Nisan 2019 – 30 Nisan 2019

Arka arkaya hızlıca izliyor olmak güzel oluyormuş. Bu yedi bölümü her hafta bekliyor olsam bayağı meraklanırdım herhalde.

Bu sezondaki en kral olaylar; Greyjoy donanmasının Euron tarafından yok edilişi, Dorneluların yakalanışı, Lekesizlerin Casterlyrock’u fethi, Highgarden’ın düşüşü ile Tyrell hanedanının silinişi, surun ötesinde akgezen avı (Walking Dead’e bağladı buralarda), Highgarden’a Dany’nin ejder ile gelişi sonucu elde ettiği zafer, Sansa-Bran-Arya’nın Winterfell’de toplanışı, Cersei ile anlaşmak için topluca King’s Landing’e gidiş, Euron’un Essos’a gidişi, Baelish’in yargılanması, Jon’un Aeron Targaryen olduğu ortaya çıkması. Finalde de Night King’in ejderhalardan biri ile suru yıkışı ve güneye doğru yola çıkışı.

Olaylar arasındaki zaman geçişleri ciddi şekilde rahatsız ediyor. Karakterler bir yere gitmeye karar veriyorlar, bir kare geçiyor, hikaye yine onları anlatmak için döndüğünde planladıkları yere varmış oluyorlar. Yahu bu evrende herkes mi portal açıp geziyor. Neyse bu zaman kaymalarının sebebini, kurgunun kitabın ötesinde devam ediyor oluşuna bağlıyorum. Aralarda doldurabilecekleri bir hikaye olmadığı için mecbur hızlıca karakterlerin hikayelerini işlemek zorunda kalmışlar.

Bu sezona puanım 7.5/10. Zaman-mekan geçişleri cidden çok rahatsız etti. Bunun dışında hikaye sürükleyici ve yine merak uyandırıyor. Bakalım 8. sezonda neler oluyor ve bu hikaye nasıl sonlanacak.

_____

Sezon Sayısı: 8/8

Bölüm Sayısı: 6

Çıkış Tarihi: 14 Nisan 2019 – 19 Mayıs 2019

İzlenme Tarihi: 30 Nisan 2019 – 20 Mayıs 2019

Sekizinci sezon başladığından itibaren her bölümle daha da berbatlaştı ve rezalet bir finalle de bir dönemi kapattı.

İlk bölümdeki surun yıkılışı, white-walkerların sura en yakın beyliği mahvetmesi, Winterfell savaşı, Dany’nin ejderhaları güneye indirip birini kaybetmesi, King’s Landing katliamı ve berbat final. Sırayla her bölümden bir olay yazıp kapatıyorum mevzuyu. Seri içerisinde- hatta bırak seriyi, aynı bölüm içerisinde bile o kadar çok mantık hatası ve birbiriyle çelişen olay var ki; bu berbat sezonun o kadar üzerine yazılmayı hakkettiğini düşünmediğim için bunlar hakkında yazıp da kalabalık etmek istemiyorum.

Sonuç olarak seyir zevki her anlamda vasat ve yer yer vasat altı olan bir sezon oldu. Ne diyaloglar, ne karakterler, ne mekanlar, ne olaylar, ne de hikaye beni bir izleyici olarak tatmin etmedi. George Martin şu an televizyonu başında bu bölümü izlerken kuduruyor mudur diye düşünmeden edemiyorum.

Ha bir de bu son bölümü Türkiye saatiyle canlı olarak izledim. Kaçak bir internet yayınından tabii ki. Bu berbat sezon için bir de para verecek değildim. Yani bu yazıyı, bölümün hemen üzerine yazıyorum. ABD’de 19 Mayıs gecesi yayınlandı ama Türkiye ile aralarındaki 7 saat farktan dolayı bizde 20 Mayıs sabahına denk geldi. Neyse bu lüzumsuz meridyen bilgisiyle incelemeye son veriyorum.

Sezona puanım 6/10. A Song of Ice and Fire kitap serisine, elimdeki kitapları ve başladığım birkaç seriyi bitirdikten sonra başlamayı düşünüyorum. Bir dedikoduya göre devam kitabı yazılmış ama dizinin anlaşması gereği yayınlanması engelleniyormuş. Dilerim bu söylenti gerçektir zira bir an önce bu berbat olay örgüsünü zihnimden atmanın en iyisi olacağına inanıyorum.

The Umbrella Academy

Çıkış Tarihi: 15 Şubat 2019

Sezon Sayısı: 1/?

Bölüm Sayısı: 10

Türü: Aksiyon-Macera-Komedi

İzlenme Tarihi: 17 Şubat 2019 – 24 Şubat 2019


Çıkışının arifesinde bir ton reklamı yapıldı. Bu diziyi internet kullanan birinin gözünden kaçırması imkansızdı herhalde. Ancak benim onunla tanışmam aşağı yukarı 1 yıl öncesine dayanıyor. Dizinin çıkacağının duyurusu yapıldığında Turkish Comic ve benzeri çr gruplarında haberi paylaşıldı. Çizgi romanını burada okuyan pek olmasa da yine de bir kitlesi mevcuttu. Onların heyecanı ve sürekli bahsetmeleri üzerine bir kulak aşinalığı oluştu. 14 Şubat’ta da metroda, yollarda ve envai çeşit yerde reklam afişlerini görünce birden hatırladım varlığını. Dedim o kadar göze sokularak reklam ediliyorsa güzel bir iş çıkarmışlardır diye düşündüm ve başlamaya karar verdim. Her gün bir bölüm izleye izleye sonunda 8. günde 3 bölümü ardı ardına izleyerek finale ulaştım.

Dizinin hikayesi ilk iki bölümde ilgimi çekti. Dünyayı felakete sürükleyecek olan olayın ne olduğu, gözün bu olaydaki önemi gibi gibi şeyler beni izlemeye devam ettiren unsurlar oldu. Açıkçası bu konuda diziyi başarılı buldum. Merak ve gizem etkenlerini ayarlayabilmişler. İpuçlarını dozajında tattırarak ilgiyi de uyanık tutuyordu.

Karakterler arasında en öne çıkanlar 5 Numara ile Klaus’tu ki muhtemelen diziyi izleyen herkesin favorisi bu iki karakterden biri olmuştur. Evet benim ki No5’ti elbette. Zeki ve sürekli bir şeyler planlayan karakterleri hep sevmişimdir. Oyuncu olarak seçtikleri çocuk da gerçekten başarılıydı. Oyunculuk yeteneğini takdir ettim. 15 yaşında sergilediği bu performans ile, gelecekte de harika işler çıkaracağını düşünmemek elde değil. Klaus da eğlence düşkünü, umursamaz ve komik karakter olarak işlerin karamsarlığını yumuşatan bir etken olarak hikayedeki yerini alıyor. Hal-hareketleri o kadar gerçek hissetiriyor ki aktörün gerçek yaşamında da böyle biri olduğunu söyleseler inanırım, hatta bırak söylemelerini zaten öyle düşünüyorum. Neyse…

Dizinin bu ilk sezonuna puanım 7/10. Devam sezonları gelecek mi, gelecekse de kaç sezon sürecek bilmiyorum ama merakla beklemedeyim. Olur da tekrar çr okuma isteğim gelirse artık göz atacağım bir alternatifim daha oldu.