Mısır’ın Ölüler Kitabı

Orijinal İsim: 𓂋𓏤𓈒𓈒𓈒𓏌𓏤𓉐𓂋𓏏𓂻𓅓𓉔𓂋𓅱𓇳𓏤 (rw n(y)w prt m hrw(w)) (Book of the Dead) (MÖ. 16.yy)

Yazar: Anonim (Çeviri: Peter le Page Renouf)

Okuma Tarihi: 7 Kasım 2022 – 25 Kasım 2022

Book of the Dead genel hatlarıyla bir dua kitabı. Antik Mısır’da ölülerin Douat adı verilen öbür dünyada kötücül ruhlara karşı koyabilmesi için bu kitapta yazan büyüleri bilmesi gerekmektedir. Yıldan yıla kuşaktan kuşağa aktarıla aktarıla bu dini metin içerik açısından sürekli genişlemiş.

Son dönemlerde Antik Mısır’a olan ilgim tekrar alevlenmişken tarihi araştırma metinleri okuyayım istemiştim. Bu sebeple de bu kitabı aldım. Daha önce hiç duymadığım bir yayınevi olmasına rağmen başka yayımcısı olmadığı için mecbur burayı tercih etmek zorunda kaldım. Çok pişmanım.

Hayatımda okuduğum en kötü çevirilerden biri olabilir. O kadar kötü ki eserin tam olarak ne olduğunu anlamam için yarısını falan okumam gerekti. Ben gerçek dua metinlerinin çevirilerini okuyacağımı düşünüyordum. Ancak eserin içeriği Renouf abimizin kendine bıraktığı birtakım notlar, gezi yazıları, anılar ve kendi kendine hatırlattığı ritüel detaylarından ibaretti. Ancak bu konular arasında düzgün bir ilerleyiş olmadığı için içeriği takip etmesi gerçekten aşırı güçtü. Bu sebeple de okuduğumdan pek bir şey anlayabildiğimi söyleyemem.

Eserin bu çevirisini kesinlikle okumanızı tavsiye etmiyorum. Renouf’un çalışmasını orijinal dili Fransızca veya İngilizce versiyonu üzerinden irdelemek faydalı olacaktır. Ancak bu hali büyük bir hayal kırıklığı.

Reklam

Diego Maradona

Orijinal Adı: Diego Maradona (2019)

Yönetmen: Asif Kapadia

Türü: Belgesel – Biyografi – Spor

İzlenme Tarihi: 19 Kasım 2022

Geçen ay izlediğim Senna belgeseli sonrasında yönetmenin diğer işlerini merak edip IMDB sayfasına göz atmıştım. Senna belgeselinden epey duygulu ayrıldığım için Kapadia’nın yapmış olduğu Maradona belgeselinin de bana benzer hisler uyandıracağını düşündüm. Bu sebeple ilk fırsatta izlemeyi kafama koydum. Yarın Dünya Kupası’nın başlaması şerefine bu belgeseli izlemek için daha iyi bir zaman olmayacağına kanaat getirdim.

Belgesel Maradona’nın sporculuk hayatı ile Napoli’nin karanlık tarafında aldığı rollere odaklanıyor. Napoli’ye transferi, 1986 Dünya Kupası’nı kazanışı, Napoli’yi hem İtalya’da hem de Avrupa Kupası’nda şampiyon yapışı, 1990 Dünya Kupası’nda İtalyanlarla arasının bozuluşu ve sonrasındaki çalkantılı magazinel olaylarına değiniyor.

Maradona’nın hayatına şöyle hızlıca bir bakınca onun yaşamını özetleyen en iyi cümlenin ‘you either die a hero or you live long enough to see yourself become the villain’ olduğuna inanıyorum. Onun Napoli şehri ve Arjantin için ne ifade ettiğini bilmek ve hatırlamak dahi gözlerimin dolmasına sebep oluyor.

Goblin Slayer

Seri Çıkış Tarihi: 7 Ekim 2018 – 30 Aralık 2018

Türü: Aksiyon – Macera – Fantastik

Bölüm Sayısı: 12

İzlenme Tarihi: 7 Ekim 2018 – 19 Kasım 2022

Yayınlandığı dönem aşırı hype yapıldığı için izlemeye başlamıştım. İlk bölümün karanlık atmosferi ve Berserk-vari vahşet sahnelerinin varlığı nedeniyle anime seyircileri arasında epey ilgi çekmişti. Ben de ilk bölümü izlediğimde rahatsızlık duyup, sinirlenmiştim. Bu bir bakımdan eser için güzel bir özellik çünkü seyirci nezdinde kendisini akılda kalıcı kılmış oluyor.

Seriden iki bölüm izledikten sonra Goblin Slayer’ın klişe isekai öykülerinden çok da farklı olmadığını fark edip, devam etmeyi kestim. İyi ki de kesmişim. Son bir haftadır akşamları eve gelip Youtube’da bir şeyler dinlerken veya maç izlerken yan tarafa küçük ekranda açıp kalan bölümlerimi aradan çıkarma kararı aldım. Böylece bugün bu seriye son noktayı koymuş oldum.

Yapıma puanım 5/10. İzlenmeye değecek bir iş değil.

Beni Adınla Çağır

Orijinal Adı: Call Me By Your Name (2017)

Yönetmen: Luca Guadagnino

Türü: Drama – Romantik

İzlenme Tarihi: 13 Kasım 2022

Ben bu filmi yıllardır izlemek istiyordum. Timothee’nin rol alıyor olması nedeniyle hep radarımda olan bir yapımdı ancak bir türlü doğru vakit ve yeri bulup da izleyemedim. Dün ve bugün olmak üzere filmi iki parçaya bölüp izleyiverdim.

Filmin bir kitap uyarlaması olduğunu duymuştum. Hatta geçen yıllarda bir devam romanı yazıldığına dair bilgi de kulağıma çalınmıştı. Ancak filmin ve kitabın konusuna dair pek bir fikrim olmamıştı. Esere sıfır bilgi ile girdim bile denebilir.

Mekan olarak Kuzey İtalya’nın seçilmiş olması çok hoşuma gitti. Orijinal eserin de burada geçtiğini biliyorum yine de filmin görsel kalitesini artıran en önemli etkenlerden biri bence bu olmuş. Roma döneminden kalma tarihi eserlerin incelenmesi, Hadrianus-Antinous öyküsüne dokundurmalar yapılması hikayenin romantik düzeyine katkı sağlayan unsurlar olmuş.

Filmin özellikle son 15 dakikası duygu olarak çok yoğundu. Elio’nun Oliver’a “Çok zaman kaybettik. Neden daha önce söylemedin?” diye yönelttiği soru benim çok hoşuma gitti. İnsanın kısıtlı zamanının kıymetini bilmesine ve sevdiği insanlarla anılar yaratmaya daha fazla odaklanması gerektiğine dair acı-tatlı bir hatırlatma olmuş.

Esere puanım 7/10. Sizleri bir soruyla uğurluyorum. “Is it better to speak, or to die?”

Mutluluğun Kazanılması

Orijinal İsim: Tahsilu’s-Sa’ada (8.yy)

Yazar: Fârâbî

Okuma Tarihi: 27 Ekim 2022 – 6 Kasım 2022

Mutluluğun Kazanılması ismine aldanıp aldığım bir kitap oldu. Eserin içeriğinin siyaset, hayat yönetimi ve erdem konuları üzerine olduğunu bilmiyordum. Aslında bunu okumam gerektiğini bir arkadaşım söyledi. Sanırım o da okumamış sadece isminden yola çıkarak öneride bulunmuş. Bunun doğrusunu kendisine sormadan asla öğrenemeyeceğim.

Eser hakkında tam olarak bir şey düşünemiyorum. Çünkü sürekli şehirler arası yolculuk yaptığım bir dönemde okudum. Akşamları kafam dolu oluyordu. O yüzden kendimi en sakin hissettiğim vakitlerde okumaya çalıştım. Yine de daha önce hiç düşünmediğim bir konu üzerinde fikir veriyormuş gibi gelmedi. Yalnızca birkaç ifade çok hoşuma gitti. Onlar harici pek aklımda kalacağını düşündüğüm bir eser değil. Mutlaka tarihi süreçteki önemi büyüktür ancak modern bir bireyin bu içerikten etkileneceğine çok da ihtimal vermiyorum.

Kuzeyli

Orijinal Adı: The Northman (2022)

Yönetmen: Robert Eggers

Türü: Aksiyon – Macera – Drama

İzlenme Tarihi: 30 Ekim 2022

Senenin ilk çeyreğinde çıkış yaptığı zaman bu filme karşı çok yüksek beklentim var. Yönetmeninin Eggers olduğunu unutmuşum zaman içinde. Aklımda yalnızca filmin konusunun Shakespeare’in en sevdiği oyunu olan Hamlet‘in gerçek şahsiyeti ile alakalı olduğu kalmış. Yalnızca bu bilgiye dayalı olarak filmi izlemeye başladım.

Film yalnızca Hamlet’in esin kaynağı olan Amleth’i işlemiyor. İskandinav yörelerinde yaygın olan Beowulf anlatısına da göndermeler yapıyor. Hikayenin kurgusal açıdan büyük bir derinliğe sahip olmadığını rahatça söyleyebilirim. Ancak klişe bir konu dahi eğer iyi işlenirse muazzam bir izleti sunabilir. İşte The Northman de tam olarak iyi bir destan yorumlamasının ve klişe bir konuyu nasıl ilgi çekici hale getirilirin örneği.

Eggers paganik ögeleri ve öyküleri nasıl iyi işleyeceğini çok iyi bilen bir yönetmen. Bir gün eğer tiksinmeyeceğimden emin olursam kendisinin çektiği korku filmlerine de göz atmak istiyorum.

Yapıma puanım 8/10.

Zodiac

Orijinal Adı: Zodiac (2007)

Yönetmen: David Fincher

Türü: Suç – Drama – Gizem

İzlenme Tarihi: 29 Ekim 2022

Suç draması tutkunu bir insan olmama rağmen seri katillerin hayatları hiçbir zaman ilgimi çekmemiştir. Bu sebeple de Zodiac Katili’ne dair hiçbir araştırma yapmadım. Yalnızca kimliği net olarak deşifre edilememiş biri olduğunu biliyordum. Hatta geçen sene şifreli mesajlarından birinin daha yeni çözülebildiğinin haberi yapılmıştı.

Arka planını ve önemini çok bilmeme rağmen yine de izleme istedim. Çünkü yönetmen olarak David Fincher ve başrolde de Jake Gyllenhaal bulunuyor. İzlemeye başladım başlamasına da beni bu filmi izleme konusunda devam etmeye ikna eden şeyin ne olduğunu tam olarak anlayamadım. Film bir noktada akıp gitti. Ben 2.5 saate yakın bir filmi her zaman bu rahatlıkta izleyemiyorum. Seri katili konu alan bir filmin bana bu kadar sürükleyici gelmesi gerçekten şaşırtıcıydı.

Filmin en akılda kalıcı olduğunu düşündüğüm sahne “Kaliforniya’da pek fazla bodrumlu ev bulunmaz” idi. O sahnede Robert Graysmith’i canlandıran Gyllenhaal’ın hem yüz ifadesi hem de beden dili gerçekten dehşete kapılmış bir adam hissini çok iyi veriyordu.

Filme puanım 7/10. İlginç bir atmosferi var bu filmin. Herkesin izlemesi gereken bir yapım.

Senna

Orijinal Adı: Senna (2010)

Yönetmen: Asif Kapadia

Türü: Belgesel – Biyografi – Spor

İzlenme Tarihi: 28 Ekim 2022

İtiraf etmem gerekirse Formula 1 ve diğer motor sporları benim ilgimi zerre çekmezdi. Çok yakın bir arkadaşım otomobil tutkunu ve F1 delisi olmasına rağmen benim bir türlü bu alana ilgi duymaya ikna etme konusunda başarılı olamadı. Bu sebeple ben çoğu yarışçının adını kulak aşinalığı ile biliyor olsam da pistte ve pist arkasında gerçekleşen hiçbir dramadan haberim olmadı.

2021 senesi içerisinde başka bir arkadaş grubumdaki herkes başka şehir ve ülkelerde bulunduğu için genelde Discord üzerinden görüşme yapabiliyorduk. Bu görüşmeleri saat farkını da gözeterek genellikle herkesin müsait olduğu Pazar gününe denk getirmeye özen gösteriyorduk. Ben her buluşmaya katılmasam bile gruptakilerin aktivitelerinden bir şekilde haberim oluyordu. Bu ortak aktivitelerden en önemlisi de ekran paylaşımı yoluyla Formula 1 yarışı izlemekti. Ben her ne kadar keyif alamasam da muhabbetlerinden geri kalmamak için az çok fikir beyan ediyordum. 2021 yarış takvimine İstanbul GP eklendiği vakit bu gruptan biri hevesle yarışı izlemek için bilet aldı. Yarış günü geldiğinde biz diğer üyeler yarışı internet üzerinden takip ettik. O günün heyecanını ve sohbetimize kattığı baharatı fark edince az da olsa bu alana ilgi duymaya başladım. Ancak Formula 1’e karşı mutlak ilgi duyuşumu başka bir olaya borçluyum.

Socrates isimli derginin Youtube kanalını düzenli takip eden seyircilerden biriyim. Yiğit Tezcan’ın 2021 senesinin sonlarına doğru yayınlamaya başladığı Şampiyonların Kahvaltısı isimli serisinin Ayrton Senna bölümü tam da 10 Ekim 2021 yani İstanbul GP’nin yapıldığı güne denk geldi. Yarış sonrası üzerimdeki hype ile birlikte bu programı izlemiş ve Senna’ya karşı sempatim oluşmuştu. Hakkında biraz daha araştırma yapma kararı alınca bu sempatik, alçak gönüllü ve bir o kadar da hırslı adamın karizması karşısında büyülenmiştim. O gün bugündür Ayrton Senna benim en sevdiğim Formula 1 pilotudur.

Bu belgeselin de methini çok duyuyordum. İzlemek ise ancak bugüne nasip oldu. Gerçekten duygusal ağırlığı yüksek bir yapım olmuş. Asif Kapadia isimli yönetmenin diğer biyografik belgesellerine de göz atmayı planlıyorum. Eminim Maradona belgeseli de beni Senna kadar etkileyecektir. Formula 1 seven herkesin bu yapıma bakmasını tavsiye ederim.

Puslu Kıtalar Atlası

Orijinal İsim: Puslu Kıtalar Atlası (1995)

Yazar: İhsan Oktay Anar

Okuma Tarihi: 11 Ekim 2022 – 26 Ekim 2022

Puslu Kıtalar Atlası benim çok uzun zamandır okumayı istediğim bir romandı. Ancak ne gariptir ki hiçbir kitap alışverişimde aklıma satın almak gelmezdi. Bu sebeple okuma eylemim de sürekli ertelenip durdu. Şu an bu kitabı okumuş bir insan olarak şunu çok rahatlıkla söyleyebilirim ki, pişmanım. İhsan Oktay Anar külliyatına çok önceden girmem gerekiyordu. Bu kitabı yıllarca bekletmiş olmaktan dolayı çok üzgünüm.

Romanın kurgusunu takip etmek çok keyifliydi. Hikayelerin her birbirinden bağımsızmış gibi anlatıp sonunda aynı noktalarda buluşturabiliyor olması da son derece zekice idi. Bünyamin’in önce uyku ilacı alıp sonra ölü sanılması, cenaze töreninin ardından uyanıp mezardan çıkması, hortlak gibi dışarıda gezip evine dönmesi, mezardan çıkarken boğazına bir taş parçasının kaçmış olması, Vardapet isimli lağımcı bir Ermeni’nin radarına girip humbaracılık faaliyetlerine katılması için davet edilmesi, Nemçe (Avusturya) ile savaşta Vardapet’i kaybedip bölgeyi terk etmesi, İstanbul’daki babası Uzun İhsan Efendi’nin malına el konulup gözünü kör kulağını sağır ettiklerini öğrenmesi üzerine İstanbul’a yola düşüşü, Anadolu’da dolanırken yüzünü yaralaması, Hınzıryedi aracılığıyla İstanbul dilencileri teşkilatına girişi, Ebrehe isimli Büyük Efendi’nin gözüne girip teşkilatın sırlarına vakıf olmaya çalışması, Kehanet Aynası’nın kıyamet alametleri olan son yedi yıldaki olayları öğrenmesi vs derken tüm hikayeyi özetleyecektim neredeyse.

Esasında yazdığım detaylar yaşanan olayların tek bir karakterin gözünden seyredilen kısımları idi. Aynı olaylara Bünyamin’in üvey kardeşi Alibaz cephesinden baktığımızda karşımızda çocuk yaşında İstanbul sokaklarında eşkıyalık yapan efsanevi Efrasiyab’ı buluyoruz. Yan karakterlerin dahi arka plan hikayeleri son derece keyifli iken bu kurguda sıkılmak hiç de mümkün durmuyor.

Romana dair tek şikayet edebileceğim nokta okumasının biraz zor olması. Ancak bu söz sanatı yapılması veya ağdalı bir dil kullanılmasından kaynaklanmıyor. Ortada gerçekten iyi bir kurgu olduğu için farklı bakış açılarından anlatılan bölümlerin nerede başlayıp nereye bağlandığını iyi takip etmek gerekiyor. Bunun için de kitaba tamamen odaklanıp zihninde sadece öykünün yer alması gerekiyor. Yorgunken veya kafanız doluyken okunabilecek bir eser değil.

Romana puanım 8/10. Anar’ın diğer kitaplarını da ilk fırsatta edinip okumak istiyorum.

Mushishi

Seri Çıkış Tarihi: 23 Ekim 2005 – 19 Haziran 2006

Türü: Macera – Doğaüstü – Gizem – SoL – Seinen

Bölüm Sayısı: 26

İzlenme Tarihi: 14 Haziran 2017 – 18 Ekim 2022

Mushishi de animeyi bıraktığım malum dönemin kurbanların biri oldu. Düzenli anime izleyicisi olduğum dönemde dahi henüz izlemediğim için kendimi kötü hissettiğim yapımlardan biriydi. Seriyi hem merak ediyor hem de aşırı kıymet veriyordum. Tabii bu kadar el üstünde tutuyor olmamın ardından seriyi bir çırpıda bitirmiş olmamı bekleyebilirsiniz ancak iş hiç de öyle olmadı.

2017’de izlemeye başlamış olduğum seriyi telefona atıp sadece 2-3 bölüm izledikten sonra rafa kaldırmıştım. İki sene kadar süren animesiz kuraklık döneminin ardından 2019’da seriye kaldığım yerden devam ettim. Episodik bir anime dizisi olmasından kaynaklı böyle bir karar aldım. Normalde lineer bir hikaye anlatısına sahip bir yapım izliyorsam ve aylar-yıllar sonra seyretmek için dönüş yaptıysam mutlaka eski bölümlere bir göz atarım. Çoğu kez de baştan başlarım.

Her ne kadar 2019’da anime seyretmeye dönüş yapmış olsam da Mushishi’yi bitirmem yine üç senemi aldı. Bunun en büyük sebebi Mushishi’yi alelade bir yapım gibi görmüyor olmamdan kaynaklanıyor. Her bir bölüm bana iyi bir drama vaat ettiği için ben sadece kendimi izleyebilecek ve kaptırabilecek ruh halinde hissettiğimde açıp seyrediyordum. Hal böyle olunca da bitirmem yıllarımı aldı.

Mushishi’yi benim için özel kılan şey kesinlikle ama kesinlikle müzikleridir. Anlattığı öyküler trajik ve duygusal olmasına rağmen çoğu pek felsefi derinlik barındıran hikayeler değildi. Ancak o doğru zamanda sahneye giren soft gitar sesi yok mu kalbimi alıp paramparça ediveriyor birden. Serinin tema melodisine ek olarak duygusal sahnelerde kullandıkları piyano-zil-flüt ağırlıklı müziği benim için en duygusal anime OST’leri arasında diyebilirim.

3. Bölümdeki oni boynuzları çıktığı için kulaklarını kapayan çocuğun hikayesi, Gökkuşağını yakalamak için bir küp ile gezen gencin bölümü, Ginko’nun çocukluğunun işlendiği kısım ve 25. bölümdeki kör gözlerine bulaşan mushi nedeniyle geleceği dahi görebilen kızın öyküsü benim en beğendiğim bölümlerin başında gelmektedir.

Seriye puanım 8.5/10. Her bölümü birbirinden güzel ve özel bir diziydi.