Orijinal İsim: Père Goriot (Father Goriot) (1834)
Yazar: Honoré de Balzac
Okuma Tarihi: 2 Temmuz 2026 – 19 Temmuz 2026

Romana başlamadan önce kendimi yüksek beklentiye sokmamak için kendimi telkin ettim. Hikayeye daldığım zaman üzerime boca edilen onlarca karakter ve çift isimlerin karmaşası içinde biraz yönümü kaybettim. Ancak sonra hukuk öğrencisi Eugène de Rastignac’ın işe dahil oluşu ile birlikte sevebileceğim bir karakter ile karşılaşmış oldum. Fakat o sevincim uzun sürmedi.
Kurgunun ortalarında kendimi epey kaybetmiş haldeydim. Neyin neden nasılını takip etmektense yüksek sosyete partilerinin akışında dolanıyordum. Vautrin’in hikayeye dahil oluşu ile Eugene’in de farklı yollara meyil etmesi canımı sıkmış olsa işin içine aksiyon da katmış oldu.
Paris sosyetesinde hızlı yükselebilmek hayali kuran genç Eugene, Goriot Baba’nın kızı Madame Delphine de Nucingen ile platonik denebilecek bir aşk yaşamaya başlar. Delphine’in verdiği borç ile kumar oynayıp para bile kazanır. Kazandığı paranın bir kısmını da Goriot Baba’ya bırakıp ileride kızlarına yardım etmek için saklamasını öğütler.

Bu açılardan bakınca en dikkat çeken ve takip etmesi ilgi uyandıran karakter Eugene idi. Onun spot ışığından uzaklaştığı her an benim için sıkıcı bir hal alır oldu.
Ancak romanın dördüncü ve son bölümünü soluksuz okudum diyebilirim. Sahnelenen drama, Goriot’nun tiradları, hasta ve ihtiyar bir adamın kızlarına olan düşkünlüğü beni gerçekten hislendirdi. İki öğrencinin topladığı para ile hazırlanan cenaze töreni ise sanırım en kahredici kısım olabilirdi.
Bu hikayede sinir bozucu olan birçok tip var. Bunların başında Delphine ve Anastasie’nin eşleri geliyor. İhtiyar Goriot ile dertlerinin ne olduğunu hala anlayabilmiş ve tavırlarına ikna olmuş değilim. İki işe yaramaz züppe idiler. Neyse.

Esere puanım 7/10.