Orijinal Adı: Tenshi no Tamago (1985)
Türü: Fantezi-Drama-Dementia
Stüdyo: Studio Deen
İzlenme Tarihi: 3 Kasım 2019

Yaklaşık 6 senedir izlemeyi düşündüğüm fakat sürekli ertelediğim bir anime filmiydi. Bu film ile tanışmam biraz değişik oldu diyebilirim. Lisedeyken eski Final Fantasy oyunlarını bitirmeye çalışıyordum. Bu vesileyle serinin NES-SNES’e çıkış yapmış oyunlarının kapaklarını tasarlayan Yoshitaka Amano ile tanıştım. Tarzının nevi şahsına münhasır. Tasarladığı karakterlerin ve mekanların karanlık ve egzotik görünmesini sağlayabiliyor. Oryantal motifler ile süslediği çizimleri beni mest ediyordu. Oyun dışındaki çalışmalarını da incelemeye başladığımda Tenshi no Tamago’yu keşfettim. Çizim stilinin Amano’ya ait olduğunu gördüğüm anda izleme listeme aldım. Ancak ‘dementia’ türünden bir eser olduğu için kendime “daha uygun bir zamanımda izlerim” dedim ve yıllar boyu erteledim durdum. Bugün birden aklıma esti. Açıp izlemeye başladım.
Filmin öyküsü kelimelerle ifade edilemeyecek kadar sürreal bir dünyada geçiyor. Karakter odaklarının ne olduğu, ikili bir araya gelinceye dek net anlaşılmıyor. Her dementia eserde olduğu gibi atmosfer son derece gizemli. Size dünyanın sıradışılığı ve işlerin-yolunda-gitmediği hissini açık bir şekilde verebiliyor. Nuh’un gemisinden gönderilen güvercin mecazı, hikayenin ‘yumurta’ ile en bağdaştığı nokta sanırım. Sokaklarda donmuş şekilde dikilen insanların, aslında göremedikleri bir balığı avlamaya çalışmaları noktasını da geçmişin hayaleti ile savaşmalarına yordum. Aynı balık desenini kilise-vari bir binanın pencere vitrayında görünce bu yorumum geçmişin dinleri ile boğuşmayı sürdüren insanlar şekline evrildi.
Yumurtanın içinde ne olduğunu bilmemekle birlikte bu gizemin başka bir felsefi soruya yol açtığını da görüyoruz. Kızın yumurtayı okşadığı sırada erkek, dünyadaki felaketlerin gemiden gönderilen kuş yüzünden olduğu gibi bir suçlamada bulunuyordu. Ancak bu yumurtanın kuşla ilişkili olduğunu nereden bilebilirdik ki. Erkek de kıza sorular sormaya başlıyor.
-Belki de sen, ben ve balık bu dünyadan çoktan göç etmiş bir insanın anılarından ibaretiz.
-Belki de yumurtanın içinde bir şey yok, duyduğumuz tek ses dışarıda yağmakta olan yağmur.
-Belki de hikayedeki o kuş hiçbir zaman var olmadı.
Yumurtayı korumak dünya felaketleri ile dertlenmeyi önleyen bir inanca benziyor. İçinde ne olduğu, barındırdığı şey açığa çıktığında neler yapacağı önemsenmiyor. Mevcut haliyle muhafaza etmek, ona sahip olan kişinin ihtiyaç duyabileceği yegane şey.
Yumurtayı yok etmek ise insanları uyutan öyküler, inançlar ve fanatiklikleri elinin tersiyle itmeye benziyor. Felaketlere yol açan şey, insanların onları görmezden gelmesi dahi olabilir. Bu duruma müdahale etmek yerine hala başka dünyalar ve hayatlar vaadi içinde olmak gerçek yıkımı içeriyordur.
Filmin başı ve sonunda görülen devasa küreye ve olayların yaşandığı ‘gezegen’in garip şekline bir yorum getiremedim.
Yapıma puanım 7.5/10. Tekrar tekrar izlenip üzerine kafa patlatılması gereken eşsiz bir eser.