Persona

Orijinal Adı: Persona (1966)

Yönetmen: Ingmar Bergman

Türü: Drama – Gerilim

İzlenme Tarihi: 27 Mart 2020

Uzun süredir aklımda idi ancak bir türlü izleme fırsatı bulamamıştım. Akşama doğru yakaladığım boş vaktimde izlemek için açtım ve kendimi ekrana yapışmış buldum. Filmin akıcılığı beni alıp götürdü.

İzlemesi her ne kadar kolay ise yorumlaması da bir o kadar zor bir film bana kalırsa. Hikayedeki sembolizme kafa yormak yerine kendimi sadece olayların akışını takip ederken buldum. Bu incelemeyi de üzerine düşünme fırsatı bulamadan sıcağı sıcağına yazıyorum.

“All the anxiety we carry within us, all our thwarted dreams and inexplicable cruelty, our fear of extinction, the painful insight into our earthly condition have slowly crystallized our hope for otherworldly salvation. The tremendous cry of our faith and doubt against the darkness and the silence is the most terrifying proof of our abandonment and our terrified and unuttered knowledge.”

Konuşmayı reddeden Elizabeth ve ona bakıcılık eden hemşire Alma’nın ilişkisi son derece ilginçti. Mektup sahnesi ve sonrasında yaşananların sebepleri üzerine ikinci kez düşünmeden direkt izleyip geçtim. Bu çok yanlış bir hareketti diye hayıflanmadan edemiyorum. Film boyu kafamda “gerçek akıl hastası hangisi?” soru döndü dolandı. Belki de kurgusal bir detaya çok odaklandığım için filme gizlenmiş temsil ve işaretleri gözden kaçırdım. Finalde bu soruma verecek net bir cevap bulamasam da iyi ki izlemişim dedirtti bana.

Filme puanım 7.5/10. Bergman sinemasına daha fazla aşinalık kazanma isteği uyandırdı.

Yorum bırakın