Blame!

İngilizce Adı: Blame!

Japonca Adı: ブラム! (Buramu!)

Seri Başlangıç Tarihi: 25 Kasım 1996

Seri Bitiş Tarihi: 25 Temmuz 2003

Bölüm Sayısı: 66

Türü: Aksiyon – Drama – Korku – Sci-Fi – Psikolojik – Seinen

Okuma Tarihi: 10 Eylül 2019 – 30 Mart 2020

Blame çok uzun zamandır radarımda bulunan bir manga serisiydi. Biri benden tavsiye isteyecek olsa saydığım mangalar içinde onu mutlaka bulundururdum. Birçok insana önermeme rağmen baştan sonra okuyup da finaline erişme şansına bir türlü erişememiştim.

Manga düz bir okuyucu için son derece akıcı gelecektir. Karakterlerden ziyade silahların, bombaların, patlamaların konuştuğu bir seri Blame. Ancak tükettiği eseri tam olarak idrak etmek isteyen okurlar için Blame dünyanın en karmaşık çalışmalarından biri olacaktır.

Seri boyunca sürüp giden konuşma noksanlığı yanında hikayenin sürekli bir akış içinde olması size bir hız trenine binmiş hissi yaşatıyor. Karakterlerimizin gerçekten neyin peşinde olduğunu çoğu kez anlamıyoruz.

Hikayeye, adının daha sonradan Kyrii olduğunu öğreneceğimiz siyah saçlı bir erkek giriş yapıyoruz. Öykü devasa mekanlarda geçiyor. Mekanların sahip olduğu bu yücelik insana kasvetli bir ruh hali pompalıyor. Çıkılan görevin veya orada yaşamını sürdüren canlıların beyhudeliği size hiçbir konuşma olmadan harika bir şekilde aktarılıyor.

Kyrii, bu yolculuğu boyunca karşına çıkan ‘silicon life’ adı verilen virüs benzeri bir organizma türü tarafından yok edilmeye çalışılıyor. Bu karşılaşmalar sırasında geçen diyaloglar sayesinde Kyrii’nin görevinin ‘net terminal gene’ adlı bir genetik kodu yaşayan insanlardan elde edip korumak olduğunu öğreniyoruz. Bu yolculukta Cibo isimli açık renkli saçlara sahip bir kızla karşılaşıyoruz. Kendisinin, bu mega kent habitatı yöneticisi gözünde bir kıymeti oluyor. Sanakan isimli başka bir organizma ile başta simbiyotik daha sonraları ayrı bedenlerde süren epey yakın bir ilişki kuruluyor.

Yönetici Mensab ve gardiyanı Seu’nun, Kyrii ve Cibo’yu atadıkları görevin tam olarak ne olduğunu anlayamadım. Daha doğrusu bu görevin Kyrii’nin ana sorumluluğundan farklı yanının ne olduğunu kavrayamadım demeliyim. Silicon-life ile süren mücadelesi dışında bu iki iş arasında gerçekten nasıl bir bağlantı vardı bilemiyorum.

Mekan ve karakter tasarımlarının birbirini tekrar etmesi en başta canımı çok sıkılıyordu. Memnuniyetsizlik değil de hikayenin ağırlığı altında eziliyormuş gibi bir hisse kapılmama neden oluyordu. Mekanların birbirine benzemediğini hatta her mega structure ın farklı bir dizayna sahip olduğunu ilerlediğim vakit idrak ettim. İsme ve kendine has bir yüze sahip bir avuç karakter dışında kalanlar, Kyrii’nin tek-sıkışlık silahının hedef tahtası olmaktan öteye gidemiyor.

Aksiyon sahneleri, dramatik anlar, epikliği damarlarınızda hissetiğiniz dakikaların ardı sıra gelmesi okuru diken üstünde tutmayı başarıyor. Karakterlerin sahip olduğu Stoik tavırlar, benim bilimkurgu görüşümü harika bir şekilde yansıtıyor. Hayal dünyama egemen olan boş-vermişlik, kasvet ve yorulmuşluk bu öyküde köküne değin işleniyor.

Hikayenin karmaşıklığı ve finalde tam olarak ne olduğu üzerine biraz mesai harcamak gerekiyor. Kolay yenilir yutulur bir mevzu anlatmadığı en başından beri olsa da hikayenin akıcılığı ve ileride ne olacağını merak etmekten doğan okuma şevkine dur diyemedim. Bu yüzden de son bir haftadır her gün mangayı okuyarak finale ulaştım. Yeterince kafa yormadığım için henüz mesajın ne olduğunu bulamadığımı düşünüyorum. Ancak altından kalkılamayacak kadar zor değildir. Sadece bir zaman gerekli.

Esere puanım 8.5/10. Cyberpunk denilince aklıma gelen ilk eser olmayı gerçekten hak ediyormuş. Prequel serisi Noise’u da en kısa zamanda okumayı planlıyorum.

Yorum bırakın