Nioh

İlk piyasaya sürülme tarihi: 7 Şubat 2017

Geliştirici: Team Ninja

Tür: Hack&Slash – Action RPG

Platform: PS4

Oynama Tarihi: 1 Eylül 2020 – 25 Eylül 2020

İlk haritadan

Nioh 79 saat 49 dakikalık bir gameplay sonunda 138 levela ulaşan karakterim ile son buldu.

Ben Dark Souls serisini pek sevemiyorum. Bunun en büyük sebebi teması. Son birkaç yıldır medieval fantasy konseptinden feci şekilde baydım. Artık modasının geçtiğini düşünüyorum. Bu yapının dışına çıkan Bloodborne’u çok sevmiştim. Çünkü benim setting olarak en sevdiğim üç türden birine mensuptu. O üç konsept de Victorian Era, Age of Revolution ve Age of Discovery dir.

Avrupa dışında yalnızca Doğu Asya tarafı ilgimi çekiyor. Orada değişimler Avrupa’daki kadar çok yaşanmadığı için 20. yüzyıl evvelindeki herhangi bir dönemi konu alsa da severek tüketiyorum o eseri. Ancak Nioh hikayesini Japonya’da kurmakla kalmıyor aynı zamanda Japonya’nın en ilgi uyandıran periodu olan Sengoku Jidai’de geçiyor.

Ishida vs Tokugawa

Hikaye İngiliz bir korsan olan William Adams’ın Tower of London’da tutsak iken firar etmesiyle başlıyor. Kaçışı sırasında Edward Kelley isimli garip bir adamın çevirdiği dolaplara denk geliyor. İster istemez onun yoluna çıkıyor. Cellat kılıklı bir boss ile kapışmamızın ardından yeniliyor ve Guardian Spirit’imiz olan Saoirse’yı Kelley’e kaptırıyoruz. Görevi Amrita isimli bu maddenin ana vatanı olan Japonya’ya gitmek ve İngiltere’ye getirmek olan Kelley, Saoirse’ı amrita depolamak amacıyla kullanmak üzere hedefine doğru yola çıkıyor. Onun peşine takılan William Adams ise 1600 yılı baharında ada açıklarında bir yerde gemi kazası yapıp Japonya’nın Kyushu bölgesinde karaya vuruyor. Böylece Japonya serüvenimiz başlıyor.

Senaryo boyunca Kyushu, Chugoku, Kinki, Tokai, Sekigahara ve Omi bölgelerini ziyaret ediyoruz. Sengoku dönemini bitirecek olan Sekigahara Meydan Savaşı’na giden yolda Tokugawa Ieyasu’ya yardımcı oluyoruz. Epilogue bölümü ise Kraliçe Elizabeth’in öldüğü 1603 yılında geçiyor. İngiltere’ye geri dönen William, amrita planının mimarı olan John Dee ile Tower of London mahzenlerinde bir karşılaşma yapıyor ve ardından Japonya’ya geri dönüyor.

Hikayenin öyle aman aman bir zenginliği yok. Hatta Sengoku döneminin sonlarındaki kritik birkaç olaya dahil oluyor olmasak epey zayıf bile denebilir. Ancak bildiğim ve tanıdığım karakterleri bir arada görmekten büyük keyif duyduğumu söylemeliyim. Kurgusal bir eser olduğu için de bazı ölü karakterleri oyunda canlı tutmuşlar. Direkt aklıma gelen örnek, 1596 yılında ölmüş olan Hattori Hanzo’nun bize oyun boyunca yardım ediyor olması diyebilirim. Tamamen kurgusal olarak oyuna eklenen karaktere de Okatsu isimli bir kunoichiyi örnek verebilirim. Kendisi güya Tokugawa’nın gayrimeşru kızıymış. Ne olup olmadığı çok önemli değildi. Hikaye içinde bize yardım ediyor ve birlikte görev yapıyoruz. Hanzo’dan sonra cutscenelerde en sık görüştüğümüz karakter bile olabilir.

Oyunun mekanikleri hakkında çok söyleyebileceğim bir şey yok. Bayağı bayağı Soulslike stiline sahip bir oyun. Soul yerine Amrita biriktiriyor ve statlarımızı geçiştiriyoruz. Ancak buna ek olarak beş ayrı silah türünde onları kullandığımız süre boyunca proficiency düzeyimizi artırıyoruz. Böylece istediğimiz bir silah türünde ek özellikler, combo veya pasif skill elde edebiliyoruz. Melee silahların yanında destek olarak kullanabileceğimiz yay, tüfek ve bombardıman silahı mevcut.

Dövüşlerde bize yardımcı olan Ninjutsu ve Omnyo isimli iki eklenti daha var. Ninjutsu sekmesi oyuncuya kunai, shuriken ve el bombası türevlerini kullanma imkanı tanıyor. Omnyo sekmesinde ofuda şeklinde kağıtlara yazılmış büyü çeşitleri bulunmakta bunları silahımıza elemental efsun basmaya, rakibini felç etmek, kısa süreliğine bir canavar çağırıp düşmana saldırtmak şeklinde örneklendirebiliriz. Bunlar oyunun aksiyon ve strateji dengesine katkı sağlayan elementlerdi.

Oyunun karakter dizaynlarını epey beğendim. Hem düşman modellemelerinde hem de ana karakterlerin çizimlerinde olgun bir oturaklılık vardı. Code Vein gibi vıcık vıcık anime görsellerine sahip olsa muhtemelen dönüp bakmazdım bile. Müzikleri için söyleyebileceğim tek şey atmosfere uyumlu parçalar olmalarıydı, ama hiçbir ikonik melodisi varmış gibi anımasamıyorum. Çoğu unutulası jenerik işlerdi.

Oyunda görmekten mutlu olduğum karakter ve folklorik öğeleri aklıma geldiği sırayla yazmaya çalışayım. Umibozu, Kappa, Mujina, Tengu, Hyakume, Yamato no Orochi, Raijuu canavarlar arasında görmekten mutlu olduklarımdı. Görmeyi beklemediğim halde karşılaşınca mutlu olduğum karakterler ise Senji Muramasa, Yasuke, Hattori Hanzo, Honda Tadakatsu, Tenkai, Tachibana Ginchiyo, Sakata Kintoki ve elbette ki Oda Nobunaga idi.

Oyuna puanım 7.5/10. Sengoku Jidai’ye ilginiz varsa ve Soulslike yapımları beğeniyorsanız bu oyuna bir şans vermenizi öneririm.

Nioh” için bir yorum

  1. Geri bildirim: Orient – Diyar-ı Shak

Yorum bırakın