Orijinal İsim: Anayurt Oteli (1973)
Yazar: Yusuf Atılgan
Okuma Tarihi: 26 Eylül 2021 – 9 Ekim 2021

Anayurt Oteli hakkında hep negatif bir izlenimim vardı. Bunun sebebi yakın arkadaşlarımdan birinin kitabı hiç beğenmemiş olması ve epey sıkıldığını belirtmesiydi. Ben genelde insanların eserler hakkındaki düşüncelerini pek dikkate almıyor olsam da bu ifadeler zihnimde bir şekilde yer etmiş.
Ne zaman bu esere dair bir muhabbet geçiyor olsa aklıma hep o donuk ve sıkıcı olduğu yönündeki yorumlar geliyordu. Neyse ki bu yargıları kitabı okumaya başladıktan sonra sürdürmeyi kestim.
Eserin dili bence son derece akıcıydı. Ancak son 15 sayfa hariç. O 15-16 sayfa neden bilmiyorum ama bir türlü bitmek bilmedi. Zebercet’in ailesinin geçmişi ile ilgili hiçbir şey benim ilgimi çekmiyordu. O kısımlar bir rüya sekansı veya Zebercet’in uyanık haldeki bilinçakışını yansıtıyordu, yani sanırım.
Zebercet’in garip mizacı ve güzel bir kadını nasıl saplantı haline getirdiğini aşama aşama gözlemek benim epey hoşuma gitti. Zebercet karakteri üzerinde Freudyen bir bakış da ihmal edilmemeli. Hikayenin başında ağabeyini ziyarete gitmek için otelden ayrılan genç kadının kaldığı oda ile Zebercet’in dünyaya geldiği odanın aynı yer olması ilginç bir yöndü. Kadının geride bıraktığı eşyalara karşı sergilediği saplantılı davranışları ve bu eylemler sırasında zihninden aile fertlerine dair öykülerin gelmesi göz ardı edilemeyecek kadar barizdi.
Romana puanım 7.5/10. Aylak Adam’ı da ilk fırsatta okumayı planlıyorum.