İlk piyasaya sürülme tarihi: 10 Nisan 2020
Geliştirici: Square Enix Business Division 1
Tür: A-RPG
Platform: PS4
Oynama Tarihi: 26 Eylül 2021 – 28 Ekim 2021

Final Fantasy VII Remake tam 40 saat 18 dakika 6 saniyelik bir gameplay sonunda 37 level bir Cloud ile final verdi.
Final Fantasy VII benim için çok özel bir oyundur. Shadow of the Colossus’u mu yoksa FF7’yi mi daha önce oynadığımı net olarak hatırlayamıyorum. Ancak ikisi de benim video oyunlara bakış akışımı kökten değiştiren işlerdi. FF7 ile bir oyunun çıkış yaptığı konsolun tüm imkanlarını nasıl sonuna kadar kullanabileceğini ve bu imkanların hikayeye, esprilere nasıl yedirilebileceğini görmüştüm. Shadow of the Colossus da bir eserin onu tecrübe eden kişiye eşsiz duygular yaşatmak için derin diyaloglar ve karmaşık bir hikayeye ihtiyaç duymadığını, atmosfer ve müzikler ile de bunun başarılabileceğini kanıtlamıştı.
E3, Tokyo Game Show ve Gamescom etkinliklerini herhalde 8-9 senedir canlı izlemeye özen gösteriyorum. Böylece gündemi takip edebiliyorum. Her gelişmeyi anlık olarak öğrenmek çok hoşuma gidiyordu. E3 2015’te beni evde çığlıklar atıp alkış tutarak zafer turuna çıkartan bir oyun duyuruldu. Final Fantasy 7 Remake. Hiçbir sızıntı ve dedikodu yokken birden böyle bir duyurunun yapılmış olması beni de, dünyanın dört bir yanındaki JRPG severleri de sevinç krizine soktu. O gece sosyal medyada herkes FF7 hakkında konuşuyordu. Youtube anasayfasında önerilen videoların yarısı FF7 ve Square Enix sunumu ile alakalıydı. Gerçekten unutulmaz bir andı. Daha sonra hiçbir oyunun duyurusu beni bu kadar heyecanlandıramadı.

Uzun bir girişin ardından anlamış olacağınız gibi bu oyuna karşı epey yüksek bir hype yüklenmiştim. Seveceğinizi bildiğiniz bir eseri beklerken dahi keyif alabilirsiniz. Ben her gelişme duyurusuna nasıl heyecanlanıyorsam, oyunun çıkış tarihindeki ertelenme haberlerine de aynı olumlulukla yaklaşıyordum. Böyle durumlarda Shigeru Miyamoto’nun sözü zihnimde yankılanır durur: “Ertelenen bir oyun eninde sonunda iyi bir çıkış sağlar, ancak acele çıkan bir oyun sonsuza değin kötü olarak kalır.”
Square Enix oyuna dair her sene E3’te bir video gösteriyordu. Kimisi hikaye kimisi mekanik odaklı oluyordu. Ve her sunumun sonunda projenin bir sene sonrasına ertelendiği haberi veriliyordu. İnternetteki zihinsel olgunluğa erişememiş global oyunsever kitle her E3 sonrası firmayı topa tutuyordu. Bu durum da beni acayip rahatsız ediyordu. Ancak münakaşaya girmek yerine sessiz bekleyişimi sürdürmenin daha iyi olacağına kanaat getiriyordum.

Normalde büyük yapımlar senenin başında çıkış yapmazlar. Ancak projenin tamamlandığına kanaat getiren ekip covid salgınının da patlamasının üzerine evine kapanıp uğraşacak meşgale arayan insanların varlığını fırsat bilerek FF7 Remake’i piyasaya sürdüler. Satışlar başarılı ve istenen düzeyde oldu mu bilmiyorum. Çoğu oyun hakkında da ne kadar satmış gibisinden bir araştırma yapmıyorum. Ancak şu var ki oyuna ilgisi olan olmayan ne kadar PS4 kullanıcısı varsa alıp oynadı bu oyunu. Tam kapanma döneminde insanlara uğraşacak 20-30 saatlik bir oyun çıkmıştı. Bu da firma adına bir avantajdı.
Bense oyunu oynamak için hiç acele etmedim. Çünkü orijinal oyunu ve yan oyunları oynamıştım. Hikayeye dair hiçbir spoiler yeme kaygım yoktu. O yüzden içim rahat bir şekilde fiyatının düşeceği günü bekledim. Tam da şansıma olacak ki oyun Playstation Plus tarafından Mart 2021’de bedava olarak sunuldu. Bu beklenmedik gelişme sonrasında oynayacağım oyunlar listesinde ufak bir düzenlemeye gittim ve başlayıp yarım bıraktığım birkaç işi tamamladıktan sonra Eylül ayının sonunda FF7 Remake’e resmi olarak giriş yapmış oldum.

Oyunun hikayesi olay örgüsü bakımından değerlendirilirse %95 oranında aynı durumda denebilir. Yalnız çok kritik bir mesele var ki oyuna Whisper denen hayalet benzeri ögeler yerleştirilmiş. Bunlar Destiny (Kader) bekçisi görevi görüyorlar. Orijinal hikayedeki olayların aksine çıkılabilecek her durumda bu Whisper isimli ruhlar duruma müdahale ediyor ve olayları eski akışına uygun hale getiriyorlar. Bu oyunun başında iken beni rahatsız etmişti. Ben remake yapılan bir oyunun birebir aynı öyküyü anlatmaması gerektiğini düşünüyorum. Eklemeler, düzeltmeler ve değişiklikler yapılmalıydı. Bunun karakterlerimizin gücünün üstündeki bir Deus Ex Machina tarafından kaderin çarklarına uygun şekilde hareket etmeye zorlandığını görmek hiç hoşuma gitmedi. Ya böyle bir eklenti hiç yapma, dedim kendi kendime, yapacaksan da buna karşı çıkabilelim.
Nomura da ikinci söylediğim gibi düşünmüş olsa gerek ki öykü boyunca illallah ettiğimiz bu Whisperları oyunun sonunda alt ediyoruz. Tabii bu nokta biraz sıkıntılı. Çoğu insan tarafından tepki ile karşılanmış. Şöyle ki durum bir noktada kaderin ağlarını söküp atabileceğimiz bir noktaya varıyor. Eğer o perdeyi bir defa aşabilirsek bundan sonra kaderin seçimlerimiz üzerinde hiçbir etkisi kalmayacak. Biz de Whisper ve Sephiroth ile yaptığımız dövüş sonrasında bu döngüyü kırmayı başarıyoruz. Bu da şu anlama geliyor: ilk oyunda yaşanan hiçbir olayın bu oyunda da yaşanmasını gerektiğin bir durum kalmıyor. Artık Aerith’i kaybetmek zorunda olmayabiliriz, Zack ölmemiş olabilir, Cait Sith bize ihanet etmeyebilir, Weapon inşa edilmeyebilir vs. Şu an hikayede yapılabilecek her türlü düzenleme için uygun bir ortam sağlanmış durumda. Ve… ve… bu benim çok hoşuma gitti. Evet. Çoğu hayranın aksine ben bu seçimi oldukça yerinde buldum. Ben aynı öyküyü sadece günümüz grafiklerine uyarlanmış halde oynamak istemiyorum. Ben yüksek bütçeli bir fanfiction görmek istiyorum. Ve anlaşılan o ki, bunu alacağım.

Oyunun şikayetçi olduğum sadece iki meselesi var. Ki bunlar beni oyunu oynama konusunda epey düşündürttü. Birincisi oyunun gereksiz cutscene ve sıkıcı yan görevlerle gereğinde fazla uzatılmış olması. Diğeri de mekaniklerin PSP oyunu düzeyinde olmasıydı. İlkine görece daha anlayışlı davranabiliyorum. En nihayetinde Midgar arcı orijinal oyunun 6-7 saatlik bir bölümünü kaplıyordu. Hatta o kadar bile sürmüyor olabilir çok net hatırlamıyorum. Ama bu kadar yüksek bütçe ile kurulmuş bir dünyada geçen bir oyun sunulacaksa bunu en azından biraz daha uzun yapmak gerekir. Hem verilen emeğin karşılığı hem de oyuncunun cebinden çıkan 60 dolara değsin mentalitesinde işliyor bu düzen.
Fakat ikinci şikayetim olan mekaniklerin hiçbir bahanesi bulunmuyor. ATB gauge oyunun akıcılığını öldüren berbat bir özellik. Yani ben bir grup dövüşçüyü kontrol ediyorum. Ateş büyüsü yapabiliyor, hızlıca kılıç çekip saplayabilme becerisine sahipler. Ancak bu becerilerini yalnızca saldırabildiğiniz zaman dolan iki ATB barı ile kullanabiliyoruz. Bu ATB de karakterimiz hasar aldığı durumda anında sıfırlanıyor. Ben savunma yapmam gereken bir düşman ile karşılaştığımda sırf bu sebeple gereğinden fazla uzun süren dövüşler geçirdim. Savunma yaparken ATB barı neredeyse hiç dolmuyor. Dolmadığı için de düzgün bir saldırı veya büyü atamıyorsunuz. Doldurmak için düz saldırı yapmaya çalıştığınızda da rakip size hasar veriyor. Böyle saçma sapan döngü giriyorsunuz. Bu ilkel ATB mekaniği yüzünden FF7 Remake’in 13 sene önce PSP’ye hazırlanan Crisis Core’dan bile daha durağan bir oyun olarak ortaya çıkmasına sebep olmuş. İkinci oyunda bu özelliğin kaldırılması dışında hiçbir beklentim yok. Aksi takdirde bu rezil mekanik ile 100 saatlik bir açık dünya oyun asla ama asla çekilmez.
Esere puanım 8/10. İkinci bölümü dört gözle bekliyorum. Umarım oynanışı düzeltmiş olurlar da bu yapımda çektiğim çileyi tekrar deneyimlemem.

