Sokço’da Kış

Orijinal Adı: Hiver à Sokcho (Winter in Sokcho) (2024)

Yönetmen: Koya Kamura

Türü: Drama

İzlenme Tarihi: 18 Ocak 2026

Kış mevsimine güzel bir eşlikçi diyebilirim bu film için. İsmiyle uyumlu soğuk bir atmosfer yaratıyor bu film. O serinliğin içinde Fransız bir yazar ile babasız büyümüş Koreli bir genç kızın rastlaşan yaşantılarını merkeze alıyor.

Ben filmin genel hatlarıyla verdiği hissi çok beğendim. Memories of Murders’ta olduğu gibi Kore kırsalını görmek bana kasvetli ama garip bir şekilde huzurlu bir izleti sundu.

Filmi beğendim. Ama hikayesi veya oyunculuklar yüzünden değil. Manzara için, atmosfer için, dinginlik için beğendim. Hikayede resim çizim sekansının bir animasyon ile soyutlaştırılmış olması çok hoşuma gitti. Estetik açıdan keyifli buldum.

Esere puanım 7/10.

Şey

Orijinal Adı: The Thing (1982)

Yönetmen: John Carpenter

Türü: Korku – Trajedi – Gizem

İzlenme Tarihi: 10 Ocak 2026

Korku filmi izlemeye hemen hemen beş sene kadar önce başladım. Pek hayranı olduğum bir tür olduğunu söyleyemem. O sebeple bugüne değin çıkmış ve kültleşmiş bir çocuk korku eserini daha yeni izleme fırsatı yakalıyorum.

The Thing nedense bir türlü uygun zaman ayıramadığım bir film oldu. Özellikle de pandemi döneminde popüler hale gelen Among Us isimli ‘meme’leşmiş oyun nedeniyle radarıma almıştım. Ha bugün ha yarın diye diye öteledikçe öteledim bu yapımı.

Geç olsun güç olmasın demişler. Gerçekten de iyi ki aceleye getirmemişim bu yapımı. 44 yaşında olmasına rağmen görsel efektler hiç ama hiç eskimemiş. Taş gibi bir gerilim filmi. Ve bu türün hayranı olmayan biri olarak benim en sevdiğim korku/gerilim yapımları listesine tepeden girmiş oldu.

Esere puanım 8.5/10. Benzer konuya sahip birçok eser çıkmış olsa da bu yapım zamanında çok başarılı hazırlanmış.

Üç Bin Yıllık Bekleyiş

Orijinal Adı: Three Thousand Years of Longing (2022)

Yönetmen: George Miller

Türü: Drama – Fantastik – Romantik

İzlenme Tarihi: 20 Aralık 2025

George Miller’ın İstanbul’da geçen bir öykü anlatmasını garipsemedim. Aksine Anadolulu bir Rum olduğu için bu topraklara karşı bir gönül bağı olup olmadığını hep düşünürdüm. Bu filmi çekişiyle birlikte de bunun üstü kapalı bir itirafını duymuş oldum.

Çoğu Türk seyircisinin aksine ben filmi beğendim. The Fall, The Princess Bride ve Big Fish gibi hikaye içinde hikaye anlatma yapısı nedeniyle benim çok hoşuma gitti.

İşin tarihi gerçekçilik iddiası, kaynak çarpıtması, oryantalizm kokan öykü anlatıcılığı gibi mevzulara girişmek istemiyorum. Dediğim gibi ben Osmanlı Dönemi Türk Tarihi öğrenme gibi bir beklenti ile girmedim. Ha bir yabancıya ülkeyi nasıl anlatır diye sorulacak olursa da hiç görülmemiş ve duyulmamış bir şey şekilde anlattığını söyleyemem.

Ben Miller’ın tarihi olayları da genel hatlarıyla doğru anlattığını düşünüyorum. Deli Mustafa’nın zihinsel problemlerini ele alış biçimi dışında çok da gözüme batan bir şey olmadı.

Harem binasını da uygun şekilde yapmışlar. Seti kuran arkadaşlar en azından saraya gelip bir ne var ne yok diye bakmış. Bu iyi bir şey. Filmde Türk oyuncuların yer alması da hoşuma gitti.

Filmin son yirmi dakikalık kısmına kadar her şey çok güzel giderken son kısmı genel gidişatın dışında ekstra bir bölüm gibi hissederek izledim. Açıkçası hikaye Londra’ya döndüğü zaman bitmeliydi. Uzattığı kısmın muallak ve odaksız oluşu ister istemez vereceğim puanı etkilemiş oldu.

Esere puanım 7/10.

Tren Düşleri

Orijinal Adı: Train Dreams (2025)

Yönetmen: Clint Bentley

Türü: Drama

İzlenme Tarihi: 14 Aralık 2025

Netflix isimli şer ve vasatlık yuvasından böyle duygu yüklü, ruha sahip ve anlamlı bir yapımın çıkmasını hiç beklemezdim. Bu konuda beni şaşırttıklarını belirtmem gerekiyor.

Film bir roman uyarlaması olduğunu hissettiriyor. Konuşmaların olmadığı uzun sahneler, doğanın yüceliğine şahit olduğumuz anlar bir romanın satırlarını dolduran betimleme sözlerinin vücut bulmuş hali gibiydi. Bu sanatsal yaklaşımı çok beğendim.

Robert’ın yaşamını sürdürme yolunu yakın zamanda okuduğum At Çalmaya Gidiyoruz romanına ve yıllar önce izleyip bayıldığım Tree of Life filmine benzer buldum.

Film melodramaya bağlayabileceği birçok sahneyi oldukça pürüzsüz ve ajite etmeden derleyip topluyor. Bu yaklaşımı da çok beğendim. Bizi Manchester by the Sea filmi gibi karanlık bir uçurumun başında bekleyerek içine sarkıtmaya çalışmıyor. Her şey doğal akışında, hayatın kendi düsturu ile nakşetmesine olanak tanıyor.

Esere puanım 8/10. Kapanışını ve mesajın temellendirilme aşamasını ikna edici bulmasam da sinematografik açıdan oldukça hoşuma giden bir iş idi.

Mukadderat

Orijinal Adı: Mukadderat (2024)

Yönetmen: Nadim Güç

Türü: Komedi

İzlenme Tarihi: 6 Aralık 2025

Yazar ekibi içinden tahminim Erdi Işık’ın seçimi üzerine Cide’de çekilmiş olduğunu düşünüyorum. Mustang için düşündüğüm şeylerin benzerini bu film için de sürdürüyorum.

O coğrafya bu hikayelerin adım başı görüldüğü bir kültüre sahip olmasa da yeşil yeşil tepeleri, mavi deniziyle seyircinin içini açıyor en azından. Sarı sarı çöl kumu seyretmektense bölge turizmine de katkı sağlayacak bir reklam işi gibi düşünüyorum.

Yazarlarımız sağ olsun Cide’nin sarı yazmasını dahi hikayeye eklemekten çekinmemiş. Gideros Koyu’nda balık tutarak kafa dinlemeyi ve sahilde akşam vakti oturup rakı-balık keyif çekme işine de bahsedilmiş. Rıfat Ilgaz heykeliyle de bir kare çekerek göz kırpılması gereken yerlere selam vermeyi es geçmemişler.

Bölgenin kültürel damarını güzel yakalamışlar. İnsanlarının İstanbul’a okumaya gitmeyi ne kadar yüce bir şey olarak gördükleri de buna dahil. Nüfusunun azımsanmayacak bir kısmını Almanya’ya kaybetmiş olmasını da unutturmamışlar.

Bu kültürel detayların ardından öyküden bahsetmem gerekirse beğendiğimi rahatça söyleyebilirim. Mustang biraz daha Batılılara ülkesini şikayet eden bir havası vardı. Bu film ise ülkede yaşanabilecek, karşılaşılabilecek manzaralara bir çözüm de sunuyor. Bir umut ışığı var öyküde.

Değişen kafa yapılarına, ilişkilerin iyileşmesine, aileye bağlılık ve sevdiklerini olduğu gibi kabullenme gibi temalara sahip olması beni çok mutlu etti. Sanırım böyle bir film izlemeye ihtiyacım varmış.

Esere puanım 7/10.

Karanlık Armoniler

Orijinal Adı: Werckmeister harmóniák (2000)

Yönetmen: Ágnes Hranitzky – Béla Tarr

Türü: Trajedi – Dram – Gizem

İzlenme Tarihi: 29 Kasım 2025

Janos Valuska isimli bir gencin büyük bir kasabaya gelen bir sirkin ardından bölgede yükselen huzursuzluğa şahit oluşunu izliyoruz bu filmde. Tabii sebep-sonuç ilişkileri çok güçlü kurulan bir yapım değil.

Film kendi varlığını Lazslo Krasznahorkai’ın Direnişin Melankolisi isimli romanına dayıyor. Açıkçası romanı da yarım bıraktım. Filmi izlersem belki hikayeye dair kafamda bir şeyler canlandır demiştim ama pek yardımcı olduğunu söyleyemeyeceğim.

Esere puanım 6/10. Müziklerin hatırına puanı yüksek verdim. Kitabı da bir ara bitireceğim ama keyif alamadığımı peşin söylemem gerekiyor.

Tezgahtarlar

Orijinal Adı: Clerks (1994)

Yönetmen: Kevin Smith

Türü: Komedi

İzlenme Tarihi: 23 Kasım 2025

Kevin Smith’in işlerine pek aşina olduğum söylemez. Kendisinin bir başka eseri olan Dogma‘yı seyrettiğimde epey eğlenmiştim. Tuhaf espri anlayışı bir şekilde kendisini sevdirmeyi başarıyor.

Clerks isimli serisini de duymuş ancak bir türlü izleme fırsatı bulamamıştım. Bugüne nasipmiş. Hiçbir neden yokken aklıma esti. İzleyebilirim aslında dedim. Filmin süresi de akşam izlemeye uygun bir uzunluktaydı.

Esere puanım 7/10.

Frankenstein

Orijinal Adı: Frankenstein (2025)

Yönetmen: Guillermo del Toro

Türü: Korku – Drama – Doğaüstü

İzlenme Tarihi: 15 Kasım 2025

Bu film için uzun bir eleştiri yapmak istemiyorum. Gerçekten tadımı kaçıran bir iş oldu. Del Toro abi bu senaryoyu hazırlamak için 30 sene harcadıysa ömrünü boşa geçirmiş diyebilirim. Elinden Shape of Water gibi saçma sapan bir iş çıkmış bir yönetmenin bu filmde de garip şeyler deneyeceğinden işkillenmem gerekiyordu.

Yaratıcısı tarafından terkedilen isimsiz bir canavarın varoluş amacını arayıp huzursuzluğuna deva olabilecek tek şeyin yalnızlığını gidermek olduğunu keşfetmesini içeren bir serüvendi bu. Mahzende tutsak iken bir insan kadın gördüğü için ona aşık olan, ardından kendisine eş istediğinden dolayı limbik sistemini tetikleyen şehvet duygusu ile hareket ederek sağı solu dağıtan sapık bir hayat sahibi değildi.

Sağ olsun Guillermo üstat 30 sene boyunca romanı incelediği yıllar içinde romanın asıl odağının ne olduğunu kaçırmış. Araya zaman koymamak lazım tabii. Sonra böyle facialar ortaya çıkıyor.

Esere puanım 7/10. Victor’ın anlatısı rezil bir uyarlama ve del Toro’nun hayal dünyasının ürünü olsa da Canavar’ın anlatısı sayesinde film düzgün bir zemine oturabilmiş.

Ev

Orijinal Adı: ハウス (Hausu) (House) (1977)

Yönetmen: Nobuhiko Obayashi

Türü: Korku – Kara Komedi

İzlenme Tarihi: 9 Kasım 2025

Çok büyük bir korku sineması hayranı olduğum söylenemez. Ancak folk horror ve diğer ezoterik korku içeriklerine karşı ciddi bir ilgim var. Bu sebeple House her zaman radarımda olan ancak bir türlü izleme fırsatı yaratamadığım bir yapımdı.

Neredeyse 50 yaşına girecek olan bu filmin dönemi için ne kadar büyük bir eser olduğunu daha film başlar başlamaz anlıyorsunuz. Görsel efektlerin, film şeridine fiziksel bir şekilde işlenmiş oluşuna daha önce hiç rastlamamıştım. Yapımın bu deneysel yapısı tüm kurguyu kurtaran nokta oluyor.

Çekim stili, efektlerin kurgulanışı ve müzik kullanımı o kadar iyi ki görsel bir şölene şahit olduğunuz için eserin öyküsündeki korku elementi size pek etki etmiyor.

Body-horror öğeleri içeriyor olsa da benim gibi kolayca rahatsızlık duyan biri bile etkilenmediyse herkesin gönül rahatlığı ile izleyip eğlenebileceği bir yapım olduğuna inanıyorum.

Esere puanım 7/10.

Zamanda Aşk

Orijinal Adı: About Time (2013)

Yönetmen: Richard Curtis

Türü: Drama – Romantik – Komedi – Doğaüstü

İzlenme Tarihi: 2 Kasım 2025

Kız arkadaşımla oturup güzel bir romantik film izlemenin tadının özlemişim. Bu senenin başında seyrettiğimiz La Belle Epoque‘tan beri gerçek anlamda bir romantik yapım deneyimlememişiz. Bunu fark edince eksik olan entelektüel parçamın tamamlandığını hissettim.

Filmi streaming platformlarından birinde sürekli gördüğüm için sıradan bir romantik komedi yapımı sanıyordum. Ancak izlemeye başladıktan birkaç dakika sonra hiç de öyle sıradan bir yapım olmadığını anladım.

Her şeyden önce belirtmek isterim ki bu film ilişkiler hakkında. Ebeveyn-çocuk ilişkisi, sevgili ilişkisi, arkadaşlık ilişkisi ve kardeşlik hakkında bir eser. Yaşamımızı sürdürürken aldığımız kararların ne kadar önemli olduğu, hayatın her anının kıymetli ve dikkate değer olduğunu hatırlatan ümitvar bir öykü anlatıyor.

Bill Nighy’nin canlandırdığı baba karakterinin ne kadar erdemli olduğunu filmin sonunda Tim’in yaşadığı ikilemde daha da iyi anladım. O geri dönülemez noktaya gelişin ardında geride kalan acı tatlı sahne damağımda bir süre kalacak gibi.

Esere puanım 8/10. Bu kadar iç ısıtıcı, kucaklayıcı, öğüt veren, babacan bir film ile karşılaşmayı beklemiyordum. Çok beğendim.