Cumhuriyet’in 100 İsmi

Orijinal İsim: Cumhuriyet’in 100 İsmi: Büyük Devrimin Portreleri (2023)

Yazar: Emrah Safa Gürkan

Okuma Tarihi: 31 Ekim 2025 – 27 Ocak 2026

Yüz yaşı devirmiş cumhuriyetimizin bu kritik dönümünde yayınlanan bu çalışma ile Emrah hocamız kendisi ve ülkesine anlamlı bir hizmette bulunmuştur. Eserin kendisi derinlemesine bilgi vermek amacı taşımıyor. Bunu baştan belirtmek isterim.

Kitabın amacı Türkiye Cumhuriyeti kurulur iken lehte yahut aleyhte boy göstermiş yüz şahsiyet hakkında ansiklopedik bilgi vererek hafıza tazelemektir. Ve bu amacını gayet iyi bir şekilde yerine getirdiğini söyleyebilirim.

Eseri kapsamlı bir tarihi çalışmadansa bir ansiklopedi olarak görmek daha makul duruyor. Özellikle de kitabın ikinci yarısında bahsi geçen şahsiyetlerin büyük çoğunluğu iki veya üç sayfa içinde özetlenerek geçiliyor.

Emrah Safa Gürkan eserini hazırlarken bir önem sırası yapmış ve kitabın en başında Mustafa Kemal Atatürk’e yer vermiş. Onu Kazım Karabekir ve ardından da Enver Paşa izlemektedir.

Hazırlanan bu önem sırası işindeki hassasiyeti son kısımlarda göstermemiş olabilir. Ancak yine de insanın aklına estiğinde açıp hızlı bir biyografi okuma ihtiyacı duyarsa bunu gayet yeterli bir şekilde karşılayacaktır diye düşünüyorum.

Cumhuriyetimizin kuruluşunu farklı pencerelerden seyretmek için oldukça yerinde bir eser. Tavsiye edilir.

Sokço’da Kış

Orijinal Adı: Hiver à Sokcho (Winter in Sokcho) (2024)

Yönetmen: Koya Kamura

Türü: Drama

İzlenme Tarihi: 18 Ocak 2026

Kış mevsimine güzel bir eşlikçi diyebilirim bu film için. İsmiyle uyumlu soğuk bir atmosfer yaratıyor bu film. O serinliğin içinde Fransız bir yazar ile babasız büyümüş Koreli bir genç kızın rastlaşan yaşantılarını merkeze alıyor.

Ben filmin genel hatlarıyla verdiği hissi çok beğendim. Memories of Murders’ta olduğu gibi Kore kırsalını görmek bana kasvetli ama garip bir şekilde huzurlu bir izleti sundu.

Filmi beğendim. Ama hikayesi veya oyunculuklar yüzünden değil. Manzara için, atmosfer için, dinginlik için beğendim. Hikayede resim çizim sekansının bir animasyon ile soyutlaştırılmış olması çok hoşuma gitti. Estetik açıdan keyifli buldum.

Esere puanım 7/10.

Erica

İlk piyasaya sürülme tarihi: 19 Ağustos 2019

Geliştirici: Flavourworks – London Studio

Tür: Interactive film

Platform: PS4

Oynama Tarihi: 10 Ocak 2026

Erica yaklaşık 1 saat 30 dakikalık bir oynanış sonunda final verdi.

Hikayenin Suspiria ve Wicker Man arası bir kurguya sahip oluşunu beğendim. Normalde bu tarz seçim yapmalı oyunları daha temkinli oynamak gibi bir alışkanlığım vardır. Ancak hikayedeki sırları öğrenmek uğruna epey pervasız seçimler yaptım.

Oyunun müziklerini Austin Wintory yapmış. Kendisinin Journey ve The Banner Saga gibi iki şaheser için yaptığı bestelere şahit olmuş biri olarak bu seferki çalışmalarını fazla silik buldum. Atmosferi sağlamak için hazırlanmış dramatik müzikler aşırı jenerik geldi. Sahnelere uygun temada olmalarına rağmen hiçbiri akılda kalıcı değildi.

Eserin tek oynanışta tüm hikaye detaylarını sunmuyor oluşuna saygı duyuyorum. En nihayetinde tekrar oynanabilitesini artırmak için yapılmış bir karar. Fakat ben tek bir defa oynadıktan sonra hemen bir daha oynamayı aklımın ucundan bile geçirmedim.

Günün sonunda bu bir interaktif film. Ve yapabileceklerimiz epey kısıtlı. Aynı filmi birkaç farklı sahne ve değişmiş final ile izlemeye vakit ayırabileceğimi sanmıyorum. Bu sebeple internetten diğer sonları izleyip kendimi eseri tamamlamış sayacağım.

Yapıma puanım 6.5/10. Sürükleyici, hızlı tempolu ve kısa bir oyundu. Öykündüğü eserlerin biraz fazla etkisinde kalmış olsa da yine de keyifli bir macera vaat ediyor.

Şey

Orijinal Adı: The Thing (1982)

Yönetmen: John Carpenter

Türü: Korku – Trajedi – Gizem

İzlenme Tarihi: 10 Ocak 2026

Korku filmi izlemeye hemen hemen beş sene kadar önce başladım. Pek hayranı olduğum bir tür olduğunu söyleyemem. O sebeple bugüne değin çıkmış ve kültleşmiş bir çocuk korku eserini daha yeni izleme fırsatı yakalıyorum.

The Thing nedense bir türlü uygun zaman ayıramadığım bir film oldu. Özellikle de pandemi döneminde popüler hale gelen Among Us isimli ‘meme’leşmiş oyun nedeniyle radarıma almıştım. Ha bugün ha yarın diye diye öteledikçe öteledim bu yapımı.

Geç olsun güç olmasın demişler. Gerçekten de iyi ki aceleye getirmemişim bu yapımı. 44 yaşında olmasına rağmen görsel efektler hiç ama hiç eskimemiş. Taş gibi bir gerilim filmi. Ve bu türün hayranı olmayan biri olarak benim en sevdiğim korku/gerilim yapımları listesine tepeden girmiş oldu.

Esere puanım 8.5/10. Benzer konuya sahip birçok eser çıkmış olsa da bu yapım zamanında çok başarılı hazırlanmış.

Pokemon Trading Card Game

İlk piyasaya sürülme tarihi: 18 Aralık 1998

Geliştirici: Hudson Soft – Creatures

Tür: Card Game

Platform: Game Boy Color

Oynama Tarihi: 29 Ekim 2025 – 6 Ocak 2026

Pokemon Trading Card Game tam 39 saat 23 dakikalık bir oynanış sonunda 192/226’lık albüm ile final verdi.

Bu oyunu Japonya yolculuğumda oynamayı kafaya koymuştum. Her ne kadar uçakta oynamaya son derece müsait olsa da yolculuk sırasında oyunun tutorial kısmını yaptım fakat sonra bir ay kadar yüzüne bile bakmadım.

Oyunu oynamaya tekrar dönüşüm de PS4 oyunlarını bitirme çalıştığım kısa periyodu atlatmış olmama tekabül ediyor. Spiderman‘i bitirmeye kendimi o ara o kadar odaklamıştım ki gözüm başka bir şeyi görmez olmuştu.

Aralık ayında da NFS Hot Pursuit’e kendimi kaptırdım. Ancak oyunun 140 single player yarışından 100 tanesini bitirdikten sonra işler epey zorlaşmaya başladı. Çok zamanımı aldığını fark ettiğimde de oyunu silip başımdan atıverdim.

2025 senesi biterken de elimde bir sürü yarım kalmış oyun olmasına rağmen kendimi toplu taşımada yolculuk ederken GBC emülatöründe zaman geçirirken buldum. Tetris, Pokemon Pinball ve Pokemon Puzzle Challenge derken uygulamaya sık sık girer olmuştum.

En nihayetinde Pokemon TCG’ye de dönüşümün sinyalleri verilmiş oldu. Ara ara girip elimdeki desteyi zenginleştirmeye başladım. Başlarda çok zor oldu. Daha başlangıç laboratuvarından çıkarıyordum. Çünkü destede kullanabilecek kadar elemental enerji kartına sahip değildim. Aşağı yukarı on defa laboratuvarda dövüştükten sonra azımsanmayacak bir enerji kartı yığını ile overworld’e adım atıp sırayla GYM’leri turladım.

İlk zaferimi Science Gym’inden elde ettim. Orada liderin yardımcılarını da birkaç defa tur atarak yendim. Böylece elde ettiğim booster packler ile daha sağlam desteler yapabilmiştim.

Science’tan sonraki durağım Fire Gym oldu. Sonra sırayla Grass, Water, Psychic, Rock, Lightning ve son olarak da Fighting Gym oldu.

Oyunun ilk saatleri aşırı zor olmasına rağmen finale doğru acayip rahat bir hal aldı. Bunun sebebi elbette ki oyunda geçirdiğiniz süre ile birlikte bolca pokemon kartı elde ediyor olmanız. Ne kadar çok kartınız varsa, o kadar versatil bir deste kurma şansınız oluyor.

Elite Four ve Pokemon Champion dövüşleri birçok Gym Leader maçından çok daha kolay oldu. Hatta daha da abartmış olayım. Hikayenin en başlarında mücadele ettiğim Science ve Fire gymlerindeki lider yardımcıları bile Elite Four’dan daha fazla zorlamıştı beni.

Bunun nedeni daha düşük seviye kartlara sahip olmaları değil tabii ki. Geçen 39 saatin ardından benim elimde Articuno, Zapdos, Moltres ve Mewtwo bulunuyordu. Bunları farklı eşlikçilerle birlikte destelere yerleştirince inanılmaz güçlü desteler çıkarmış oldum.

Oyunda içimde ukte kalan iki şey var. Bunlardan ilki benim gözümden kaçtığı için erişemediğim bir etkinlik olan Challenge Cup. Ben bu mekana tüm gym rozetlerini topladıktan sonra gittim ve rakibim olan Ronald’ın turnuvanın ödülünü kazandığını gördüm. Turnuvaya zamanında katılmadığım için oyun beni bir şekilde cezalandırmış oldu. Geri dönüp turnuvada seri düellolar yapmamış olmak beni bir tık üzdü.

Kaçırdığım için üzüldüğüm diğer bir özellik ise GBC konsolu üzerinden bağlantı kablosu yardımıyla başka bir oyuncu ile PvP kart düellosu yapamamış olmak. Şu özelliği 2000’li yılların başında fiziksel olarak deneyimleyebilmiş çocuklar belki de dünyaya gelmiş en şanslı kuşak olabilirler. Türkiye şartları ve maddi imkansızlıklar nedeniyle biz bunları göremedik, varlığını da bilmiyorduk o zamanlar. Ancak bizim de tasolarımız vardı ve tüm dünyamızı renklendirmeye yetiyordu.

Oyuna puanım 7.5/10. Dönemi için harika bir oyun. Gerçek Pokemon TCG deneyimine oldukça yakın bir işleyiş sunuyor. Hemen hemen oyun kurgusu ve mantığını da oyuncuya öğretmiş oluyor. Tekrar oynanabilitesi de oldukça yüksek bir yapım. İleride bir gün GBC satın alırsam bu oyunun kartuşunu da mutlaka elde etmek istiyorum.

Charlie Brown Noeli

Orijinal Adı: A Charlie Brown Christmas (1965)

Türü: Drama – Komedi – Aile

Stüdyo: Lee Mendelson Film Productions

İzlenme Tarihi: 28 Aralık 2025

Yıllar sonra tekrar bir Snoopy ve Charlie Brown animasyonu izlemiş olmaktan dolayı çok mutluyum. Altmış sene önce çıkmış bir animasyonun yaşlılığını barındırıyor olsa da Schulz’un o iç ısıtan kalemini renkli renkli seyretmek bambaşka duygular uyandırıyor.

Hikaye Lucy’nin Noel korosunu organize etmesi için Charlie’yi görevlendirmesi ile şekilleniyor. Charlie Noel’in ne anlama geldiğini anlamaya çalışırken arkadaşları ile olan inişler ve çıkışlar sayesinde mesajı tatlı bir şekilde seyirciye geçiriyor.

Noel kutlamalarının ticarileşmesini daha 60 sene önce bağırarak duyuran Charlie Brown’u 2025 senesinde çok iyi anlayabildiğimizi düşünüyorum. Sermayenin pençesine düşmeyen hangi manevi değerimiz kalmadı diye sorguladım.

Esere puanım 6.5/10. Kısa bir animasyon filmi olmasına rağmen oldukça tatlı ve kendini izletmeyi başarıyor.

Pluribus

Seri Başlangıç Tarihi: 7 Kasım 2025

Türü: Sci-fi – Drama – Psikolojik

___

Sezon Sayısı: 1/?

Bölüm Sayısı: 9

Çıkış Tarihi: 7 Kasım 2025 – 24 Aralık 2025

İzlenme Tarihi: 9 Kasım 2025 – 28 Aralık 2025

Pek dizi insanı değilim. Ancak kız arkadaşımın önerisi ile bir şeyler izlemeye ikna oluyorum. Onun sayesinde de bu diziyi keşfettim. Her bölümünü birlikte izledik ve ilk sezonu tamamlamış olduk.

Her şeyden önce fikir güzel. Bu konuda bir şikayetim yok. Hele ki yapay zekanın bu kadar gündemde olduğu bir dönemde böyle bir dizi çekmek oldukça hakkında konuşturtmuştur.

Dünyada büyük bir kriz yaşandıktan sonra kıyamet sonrası gibi bir yaşam sürülmesini beklerken, ana karakterimizin bomboş mevzularla 3-4 bölüm yediğini görünce ben gerçekten biraz sinirlendim.

Dünyayı ve ne olup bittiğini anlamak yerine kendisini evine kapatıp ergen tavırlarla takıldığı ilk bölümler beni gerçekten çok daraltmıştı.

Ancak Manousos abi sağ olsun. Hikayeye aktif olarak dahil olup yolculuğa çıktıktan sonra -ki bu da son üç bölüme tekabül ediyor- ben tekrar dizide ne olacağını umursamaya başladım.

Yine bu Paraguaylı yiğit sağ olsun, kendisi sayesinde bu tekillik içinde yaşayan organizmaların bir zayıflığını da açığa çıkarmış olduk. Carol hanıma kalsak bir 30 bölüm daha terkedilmiş şehirde golf oynayıp, kurtlardan ceset korumaya çalışırdık.

Son üç bölümün hatırına gelecek sezona da bir ufak bakış atmayı düşünüyorum.

Sezona puanım 7/10.

Bu Kenttir Gidip Gideceğin Yer (Kolektif)

Orijinal İsim: Kolektif

Yazar: Konstantinos Kavafis

Okuma Tarihi: 1 Aralık 2025 – 29 Aralık 2025

Kavafis ile tanışıklığım Barbarları Beklerken isimli şiirini okumam ile gerçekleşti. Diğer eserlerini de merak etmiş olsam da tanışmam ve herhangi başka bir eserini okumam arasında neredeyse 6-7 yıl oldu.

Seçme şiirlerini içeren bir kitap almıştım. Büyük beklentilerle okumaya başladım. Belki de bu kadar gözümde büyüttüğüm içindi, çoğu şiirini beğenemedim.

Kaleme aldığı şiirler orijinal dili Yunanca’da çok etkileyici olabilir. Belki de eserin Türkçe çevirisi Antik Yunan, Doğu Roma ve Helenistik İskenderiye’de geçen farklı şahsiyetleri konu alan bu tarihsel şiirlerden yeterince keyif almamı önledi.

Şu an içinde bulunduğum hissiyatla çoğu şiiri zorlama olmuş gibi geliyor. Ancak çabasını takdir ediyorum. Kendi tarihlerindeki ilgi çekici bulduğum insanların hayatını konu edinmesi oldukça önemli bir iş. Sanatsal yönünü ne kadar etkilemiştir, ne kadar tarihi doğruluğu dert etmiştir bunu bilemiyorum. Bahsini geçirdiği çoğu İskenderiyeli şahsı ilk kez duydum.

Elbette okunması gereken bir şair Kavafis. Yolunun İstanbul’dan geçmiş olması, Yeniköy’de yaşamış olması da bizi bir noktada hemşehri yapıyor diyebiliriz. Bu sebeple fırsat verilmeli.

Amak-ı Hayal

Orijinal İsim: Âmâk-ı Hayal (1910)

Yazar: Filibeli Ahmet Hilmi

Okuma Tarihi: 6 Aralık 2025 – 22 Aralık 2025

Kitabın ilk yarısını okurken çok keyif aldım. Ancak ilk yarısını ne kadar sevdiysem, ikinci yarısından da bir o kadar baydım.

İlk yarısında Simurglar, Buddhalar, Hürmüzler, Ehrimenler, Vişnular havada uçuşurken, ikinci yarıda daha beşeri mevzulara düşmüş olmak beni epey demoralize etti.

Aynalı Baba hikayenin başında son derece ilgi çekici mistik bir karakter iken romanın ikinci yarısında odağını yitirmiş bir avare gibi gelmeye başladı gözüme. Bu sebeple de kitaba olan ilgim de ciddi ölçüde düştü.

Esere puanım 6/10. Hürmüz’ün Aydınlık ile Ehrimen’in Karanlık ordularının savaşı ve Kaf Dağı’nı arayan prensin ejderhayı alt etme öyküsü en sevdiğim parçalar oldu.

Üç Bin Yıllık Bekleyiş

Orijinal Adı: Three Thousand Years of Longing (2022)

Yönetmen: George Miller

Türü: Drama – Fantastik – Romantik

İzlenme Tarihi: 20 Aralık 2025

George Miller’ın İstanbul’da geçen bir öykü anlatmasını garipsemedim. Aksine Anadolulu bir Rum olduğu için bu topraklara karşı bir gönül bağı olup olmadığını hep düşünürdüm. Bu filmi çekişiyle birlikte de bunun üstü kapalı bir itirafını duymuş oldum.

Çoğu Türk seyircisinin aksine ben filmi beğendim. The Fall, The Princess Bride ve Big Fish gibi hikaye içinde hikaye anlatma yapısı nedeniyle benim çok hoşuma gitti.

İşin tarihi gerçekçilik iddiası, kaynak çarpıtması, oryantalizm kokan öykü anlatıcılığı gibi mevzulara girişmek istemiyorum. Dediğim gibi ben Osmanlı Dönemi Türk Tarihi öğrenme gibi bir beklenti ile girmedim. Ha bir yabancıya ülkeyi nasıl anlatır diye sorulacak olursa da hiç görülmemiş ve duyulmamış bir şey şekilde anlattığını söyleyemem.

Ben Miller’ın tarihi olayları da genel hatlarıyla doğru anlattığını düşünüyorum. Deli Mustafa’nın zihinsel problemlerini ele alış biçimi dışında çok da gözüme batan bir şey olmadı.

Harem binasını da uygun şekilde yapmışlar. Seti kuran arkadaşlar en azından saraya gelip bir ne var ne yok diye bakmış. Bu iyi bir şey. Filmde Türk oyuncuların yer alması da hoşuma gitti.

Filmin son yirmi dakikalık kısmına kadar her şey çok güzel giderken son kısmı genel gidişatın dışında ekstra bir bölüm gibi hissederek izledim. Açıkçası hikaye Londra’ya döndüğü zaman bitmeliydi. Uzattığı kısmın muallak ve odaksız oluşu ister istemez vereceğim puanı etkilemiş oldu.

Esere puanım 7/10.