İlk piyasaya sürülme tarihi: 20 Mart 1997
Geliştirici: Konami Computer Entertainment Tokyo
Tür: Platform-adventure, Action role-playing
Platform: PS
Oynama Tarihi: 28 Temmuz 2020 – 30 Temmuz 2020

Castlevania SotN, Richter savaşını dahil etmezsek 5 saat 59 dakika 22 saniyelik bir oynanışın sonunda ‘worst ending’ ile final verdi.

Castlevania serisi, Mario ve Sonic’ten sonra en uzun süredir aşina olduğum yapım olabilir. Famicom klonu olan ancak bizim ‘atari’ dediğimiz makinelerde dahi oynamıştım. Hatta traji-komik de bir hikayem var buna dair. Çocukken yaz mevsiminin birkaç ayını babaannemlerle birlikte geçirirdim. Bazen bu süreyi İnebolu’da değerlendirirdik. Annem uzun süre oyun oynamama izin vermediği için atari almamıştı. Babaannem ise her yaz gelip oynayabileyim diye o evde bir atari bulundururdu. 1000000-in-1 kasetleri o zamanlar çarşıda 2 milyon TL’ye satılıyordu. O kasetlerin olduğu kutuların yanında, kağıdı özenle basılmış içinde tek oyun barındıran 5 milyon TL’lik özel kasetler vardı.
İçlerinde ne var diye incelerken bir tanesi ilgimi çekmişti. Elinde kırbaç tutan, Conan-vari bir karakter görmüştüm. Hemen almak istedim. Ancak küçük olduğum için kendi param yoktu ve 2 milyon bile bana çok büyük bir miktar gibi geliyordu. Gerçi o zamanlar asgari maaşın 450 civarı bir şey olduğunu düşünürsek çok da yanlış bir algıya sahip olduğumu söyleyemeyiz. Neyse babaanneme ısrar ede ede sonunda bir şekilde aldırdım. Bir an önce eve gidip oyunu denemek için sabırsızlanıyordum. Sonunda eve vardık. Ben koşa koşa atariyi açtım. Kaseti taktım. Oyunun ekranına bir yazı geldi. O zamanlar okuma yazma bilmediğim için birkaç tuşa basıp oyuna girmeye çalıştım. Oyun açıldı. Mavi-kırmızı arası renklere sahip olan bir adam bir mezarlıkta duruyordu. Elinde bir kırbaç vardı ve haritanın sağına doğru ilerledikçe mezardan iskeletler kalkıp ona saldırıyordu. Epey korkmuştum. Korku temasına çok çok daha küçük iken bile hakimdim ama hiçbir zaman sevemedim. Gotik temalar, karanlık ve bilinmeyenin yarattığı dehşet beni çocukluğumdan beri büyülemiştir. Ancak bu hisse uzun süre kapıldığımda kendimi rahatsız hissettiğim de bir gerçektir. Uzun lafın kısası, ben bu oyundan epey korktum. Yalnızca yanımda bir arkadaşım varken açar oldum. Böylece zamanla unuttum gitti.

Castlevania SotN ise yıllar önce başladığım ancak yeterince vakit ayırmadığım için bitiremediğim bir oyundu. Açıkçası iki gündür bayağı kendimi kaptırarak oynamış olmama rağmen tam bir doygunluk hissine ulaşamadım. Çünkü haritayı keşfetmeye çalışırken olası final savaşlarından birine denk geldim. Psikolojik olarak oyunu bitirmiş hissetsem de gerçek sona ulaşmadığım için tam bir bitme hissine vakıf olamadım.

Oyunun öyküsü Rondo of Blood’ın finalindeki Richter vs Dracula ile başlıyor. Dracula’nın ölümü sonrasında biraz vakit geçiyor. Bu sefer onu diriltmeye çalışan birinin ortaya çıktığı haberi alınıyor. Bunun üzerine Alucard, bu kişiyi durdurmak veya durduramasa da babasını öldürmek için doğduğu şatoya geri dönüyor. Ölüm tarafından tüm yetenekleri ve eşyalarından arındırılan Alucard, onları tekrar toplayarak eski gücüne kavuşmaya ve babası ile yapacağı son savaşa kendini hazırlamaya çalışıyor.

Karakter animasyonları, piksel dizaynı, sanat yönetimi, müzikler gerçekten harikaydı. Oyuna bugün retrospektif bir gözle baktığınızda hiç rahatsız hissetmiyorsunuz. 23 senelik bir oyun olmasına rağmen kesinlikle zamanının çok çok ötesinde. Mekaniklerinde ufak bir kütüklük var ancak alıştıktan sonra oyuncuyu hiç ama hiç zorlamıyor. PS1 döneminde bu kadar akıcı bir iş çıkarmış olmaları beni gerçekten hayrete düşürdü. Bu akıcılığı sağlayamayan onlarca yüzlerce PS2 oyunu vardı.

Oyuna puanım 8.5/10. Harika bir yapım. Tekrar Castlevania aşkım alevlendi. New Mystery of the Emblem’den sonra FE’ye biraz ara vermeyi planlıyorum. O sırada Castlevania’ya başvurabilirim gibi duruyor.





































