İlk piyasaya sürülme tarihi: 1 Ekim 2009
Geliştirici: Level-5
Tür: Sports – RPG
Platform: Nintendo DS
Oynama Tarihi: 22 Eylül 2018 – 18 Kasım 2019

Inazuma Eleven 2, Team Level 46’da ve 23 Friend ile 49 saat 35 dakikalık bir oynanış ile son buldu.
Bir senelik uzun bir aradan sonra oynamaya devam etmiş olmak biraz üzüyor beni. Inazuma her ne kadar sevdiğim bir oyun olsa da bir türlü oynama isteğim gelmedi. İyisiyle kötüsüyle bir şekilde sonlandırabildik hikayeyi. İlk oyuna da 2017 Ekim’inde başlayıp 2018 Eylül’ünde bitirmişim. DS oyunlarını senelere yaymak bende iyice alışkanlık haline geldi.

İlk oyunun incelemesini MVGL’de yayınlamıştım. Burada da sıfırdan anlatmak istemediğim için bazı parçalarını direkt alacağım. Ne de olsa ilk oyun ile ikinci oyun arasında iki-üç ekleme dışında pek fark yok.
Nintendo DS’in sunduğu kısır imkanlara rağmen bu derece aktif oynanış sunan bir oyun üretmelerini bir kez daha takdir etmek istiyorum. Oyunun en kuvvetli yanı tartışmasız bir şekilde oynanışı.

Hikaye gereği girdiğimiz klasik 11’li maçlar dışında da ana haritada gezebiliyoruz. Ana karakter, Mark Evans, yanında 3 takım arkadaşı ile geziniyor. J-RPG party si gibi Mark’ı takip ediyorlar. Şehirde, okulda falan dolanırken birden bir başka kulübün öğrencileri fırlıyor karşımıza. Bunlarla 4v4 maç yapıyoruz. Maç dediğim de maksimum 30 saniye süren bir karşılaşma. Ya ilk golü sen at, ya adamdan topu al, ya gol yeme, ya da adamlara topu kaptırma şeklinde 4 adet challenge oluyor. Bunları yaptıkça Friend Points, Prestige Points ve XP kazanıyoruz.

Oyunun para sistemi Prestige Point ile dönüyor. Bunlarla marketlerden item, ayakkabı vs alabiliyoruz. Aşağı yukarı her haritada bir adet antrenman noktası var. Bunlar PP harcayarak girebildiğiniz eğitimler. O antrenman sonunda, etkinliği yapması için seçtiğimiz takım oyuncusunun statı bir veya iki derece yükseliyor. Oyun boyunca birkaç Dribble ve Block hareketi almak dışında, marketlerden hiçbir şey satın almadım diyebilirim. Diğer kazanılan puan türü de Friendship Point. Bunları da takım otobüsündeki bilgisayardan Japonya genelinde, kendi takımımıza katabileceğimiz oyuncuları bulmak için harcıyoruz. Bu puan birimi yeni oyuncular almak dışında bir şeye yaramıyor muhtemelen.

Oyunun karakter tasarımları ilk oyundaki kadar iyi. Oyunun müzikleri de keyifli hoş. Çok akılda kalıcı bir şey yok ama eğlenceli müzikler. Animasyonlar da önceki yapımdan aşağı kalır değil.
İlk oyun finalinde Zeus’u yenip Tokyo’nun birincisi olmuşlardı. Bu oyunda iller arası turnuvaya giderler diye bekliyordum. Evet, yine şehir şehir gezip o bölgenin okulu ile karşılaşıyorlar ama olayların odağı biraz tuhaf. Alius Academy isimli, kendilerini uzaylı gibi tanıtan, bir ekip ile karşılaşıyoruz. Bunlar Japonya’daki büyükşehirleri gezip en güçlü takımları yeniyorlar. Hikaye böyle başlıyor ve son çeyreğe kadar bu minvalde devam ediyor. Yaklaşık 45 saat boyunca bu nasıl hikaye böyle diye söylenerek oynadım.

Bir grup süper güce sahip uzaylı, dünyayı fethetmek için neden futbol oynayarak bölge halkının çocuklarını pataklasın ki diye soruyordum kendime. Aptal shounen anime arcları gibi ilerliyordu ve diyalogları ciddiye alamıyordum. Neyse ki son çeyrekte işin rengi biraz değişti. Alius’un ‘uzaylılık’ sırrı ile gerçek amaçlarının ne olduğunu öğrendiğimizde hikaye kabul edilebilir bir noktaya ulaştı.
Oyunun başında okula yapılan saldırı nedeniyle takımın yarısına kadarını kaybediyoruz. İlk kadromuzun birebir aynısı ile ilerlememizi önlemişti yapımcılar. Bu fikri beğenmiştim. Hikaye boyunca da yaptığımız her maç sonucunda takımımızdan birer üye eksiliyordu. Her okuldan yeni bir karakter takımımıza dahil oluyordu. Bu da kadromuzu hep taze tutan bir formüldü.

Yapımcıların bizi sürekli yeni üyelerle oynamaya itmesi takdir etmeden geçemeyeceğim bir detay. Kadroyu ana karakterlerle oynamayı sürdürünce yeni gelen adamların seviyesi düşük kalacak. Doğal olarak oyuncu da hikaye gereği yüksek seviyeli bir şehre gittiğinde, oradaki karşılaşmalara oyun-boyu güçlendirdiği adamlarla girmek isteyecektir. Bu devirdaim, sıkıcılığı önlemek için bulunmuş harika bir çözüm gerçekten.
Oyunun son chapterında, takımdan eksilen oyuncularımızla karşılaşıyor olmak da aynı bir eğlenceydi. Hiç görünmemezlik de etmemiş oldular böylece.


Devam oyunu olarak, öncülünden mekaniksel olarak ayrıldığı hiçbir nokta yok. Ancak oynanışı çeşitlendiren birkaç eklenti yapılmış. Bunlardan biri kamera açısının L-R butonları ile değiştirilebilmesi. Bu özellik ilk oyunda yoktu diye hatırlıyorum.
Diğer bir farklılık da oyuncuların sürekli yaptığı ‘hareketlerin’ bir süre sonra seviye atlaması. Hiçbir hareketi ikinci seviye üstüne çıkaramadım. Move Level olayı iki kademe ile sınırlandırılmış olabilir.
Son olarak da pozisyon değiştirebilen oyuncular. Bunlar iki tane: Banyan ve Froste. Froste hikaye gereği çift kişilikli bir şahıs. Oyunun son chapterlarında bu özelliğini kaybetse de hikayenin %90’lık kısmında defans-forvet değişimi yapabiliyoruz. Banyan ise bir defans oyuncusu. İki forma sahip; biri sakin, diğeri sinirli ruh-hali. Bu değişimi yaptığımızda pozisyonu defans olarak kalmayı sürdürse de move-seti baştan sona değişiyor.

Oyuna puanım 8/10. Hikaye son anlara kadar feci bir shounen klişeliğinde devam etse de oynanış sizi bir şekilde oyunda tutuyor.







































