Gizemli Ada

Orijinal Adı: The Wicker Man (1973)

Yönetmen: Robin Hardy

Türü: Korku – Gizem – Gerilim

İzlenme Tarihi: 21 Temmuz 2024

Midsommar‘ı izledikten sonra benzer tarzda yapılmış bir şeyler var mı diye araştırmaya girişmiştim. O zaman The Wicker Man ile karşılaşmıştım. İnsanlar bu yapım hakkında övgüyle bahsediyorlardı. Midsommar’ın da ruhani atası olduğunu söylüyorlardı. Bu sebeple merak edip listeme dahil etmiştim.

The Wicker Man, Midsommar gibi yıllık düzenlenen bir Mayıs Festivali organizasyonunu merkezine alıyor. İsveç’in ücra bir köşesi yerine İskoçya kıyılarının açığında ulaşımı zor bir ada halkını konu ediniyor. Anakaradan uzak bir toprak parçasında geçen olaylar, mekanın fiziksel kopukluğu nedeniyle daha gizemli ve garip bir hal almış. Böyle bir ritüel Britanya Adası’nda düzenli olarak gerçekleşiyor olsa birileri çok daha önceden mutlaka fark ederdi.

Hikayenin finale doğru açığa çıkan ters-köşe durumu benim çok hoşuma gitti. Dümdüz bir kurban ritüeli olsa veya buna engel olmaya çalışan kişinin mücadelesi ile son bulsa eseri bu kadar beğenmezdim.

Filmin ilk yarısının polisiye-dedektiflik yönünün ağır basması ve ikinci yarının gerçekleşen pagan adetleriyle daha spiritüel bir noktaya taşınmış olmasını da takdir ettim. Benzer bir temaya sahip film çekmek istesem muhtemelen ben de böyle bir senaryo formülü kurardım.

Garip olayları incelemeye gelen polis memurunun dindar bir Püriten olup adadaki pagan ögelerinin her birinden tiksinerek dolanması da hikayeye katkı sağlayan bir başka güzel detaydı.

Yapıma puanım 7.5/10.

Kelebeğin Rüyası

Orijinal Adı: Kelebeğin Rüyası (2013)

Yönetmen: Yılmaz Erdoğan

Türü: Biyografik – Drama – Tarihi

İzlenme Tarihi: 21 Temmuz 2024

Rüştü Onur ile tanışmam bundan birkaç sene evveline dayanıyor. Başka bir şehirde yaşayan ve nispeten depresif bir karakteri olan bu arkadaşım kendisini Rüştü Onur ile özdeşleştiriyordu.

Onun sayesinde Rüştü Onur’un internet üzerinden erişebildiğim tüm şiirlerini okumuştum. Eserlerine genel bir melankoli hakimdi. Her bir şiirinde kendimi çaresiz bir adamın son çırpınışlarını izliyormuş gibi hissediyordum.

Kelebeğin Rüyası filminin konusunu çok yakın zamana değin bilmiyordum. Hatta öyle şans eseri denk geldim ki kendime kızdım bile diyebilirim. Zamanında ilgi duyup şiirlerini okuduğum adamın biyografisini işleyen bu yapıma nasıl oldu da bakmamıştım.

Ancak her şeyin bir yeri ve zamanı olduğuna inanan bir insan olduğum için kızgınlığım kısa sürede geçmişti. Bu filmi bugün, bu saatte ve bu ruh halinde izlemem gerekiyormuş. İyi ki de öyle olmuş. Yapımın içerdiği duygusal kırılganlığı kolayca hissedebildim.

Filmin ikinci yarısını izlerken zihnimde Puşkin’in Düşünceler adlı şiiri dönüp durdu. Hatta bu anımsamalar o kadar gürültülü bir hale geldi ki en sonunda filme ara verdim ve şiiri açıp okudum.

Düşünceler

Gürültülü sokaklarda yürüsem
ya da hıncahıncına dalsam bir dolu kilisenin
oturup vahşi genç neslin arasında ya da
silip atsam kafamdan düşüncelerimi

Diyorum ki kendime: öyle çok göründüğüne bakma
işte bir bir geçip gidiyor yillar,
Hepimiz çıkmak zorundayiz o son yolculuğa
ve şu an bile birinin gitme saati

Issız bir meşeye bakıp
düşünürüm: işte bu babasi tüm agaçlarin
gömecek benim yitip giden günlerimi
tipki gömdügü gibi dedeminkilerini de

okşasam küçük bir çocugu
aklima hemen ayrilik gelir.
yerimi sana bırakacagim
açarken senin çiçeklerin ben solmaliyim

Her gün, her saat
Bitevi dalarım düşüncelere
Geçen yılların sayısına bakıp
bulmaya çalışırım bana ölümü getirecek olanı

Peki kader nerede gönderecek bana ölümü
Savaşta mı, yolculukta mı ya da açık denizde mi?
Yoksa şu yakındaki vadi mi
alacak soğumuş küllerimi?

Gerçi farketmez hissiz bedenim
nerede çürürse çürüyüp gitsin
yine de taşrama yakın düşersem
isterim orada dinleneyim

Mezarımın yanında keşke
Genç canlar ebediyen oynasa
Ve yansız, umarsız doğa
Güzelliğiyle ışıldasa

-Aleksandr Sergeyeviç Puşkin

Filme puanım 8/10. İzlerken gözlerimin dolmasına engel olamadım. Çok güzel ve özel bir yapımdı. Gerçekten beğendim.

Şeytanla Bir Gece

Orijinal Adı: Late Night with the Devil (2023)

Yönetmen: Cameron Cairnes – Colin Cairnes

Türü: Korku

İzlenme Tarihi: 20 Temmuz 2024

Korku filmi sevdalısı bir insan olmamama rağmen bir şekilde kendimi ilgi çekici yapımların içinde buluyorum. Late Night with the Devil da sosyal mecralarda dolanırken denk geldiğim ilginç denemelerden biriydi.

Reytingleri düşüşe geçen bir talk show sunucusunun bir Cadılar Bayramı özel bölümüne medyum, illüzyonist ve cinci konuk etmeye karar veriyor. Ardı ardına şiddet düzeyinin arttığı gösteriye Şeytan’ın dahil olmasıyla işler kontrolün ötesine taşıyor.

The Bohemian Grove topluluğunun hikayeye yaptığı katkıyı tam olarak anlayamamış olsam da kasıtlı olarak yapılan bir seçim olduğunu düşünüyorum. Kültün 70lerde aktif olması ve filmin de 1977’de geçiyormuş gibi çekilmiş olmasının ne gibi bir gerekliliği vardı üzerine biraz araştırmam gerekiyor.

Yapıma puanım 7/10. Farklı bir tarza sahip seyirciyi hep tedirgin eden bir yapıya sahip.

Aşk Dediğin Nedir, Charlie Brown?

Original Adı: Peanuts-3

Cilt Çıkış Tarihi: Ocak 2023

Türü: Komedi

Okuma Tarihi: 12 Temmuz 2024 – 16 Temmuz 2024

Snoopy ve Charlie Brown hayatıma hiç beklemediğim bir anda dahil oldular. Bundan iki veya üç sene evvel bir mağazadan Snoopy görseli olan bir Peanuts tişörtü almıştım. Çocukluğum ve o gün arasında Snoopy’ye dair başka hiçbir şey okumamış, izlememiş ve görmemiştim.

Henüz bu ay hayatıma dahil olan birinin önerisi üzerine Mundi yayınevinin basımını üstlendiği Charlie Brown serisine başlamış bulundum. İyi ki de başlamışım.

Peanuts’ın dünyasındaki o saflık bana inanılmaz şirin geliyor. Snoopy’nin gamsız tavırlarının yanı sıra tam bir aşk kuşu olması beni aşırı eğlendiriyor. Şu ana kadar gördüğüm karakterler içinden rolünü en çok beğendiğim karakter Schroeder oldu.

Çocukken en sevdiğim karakterin de Linus olduğunu çizgi romanı okumaya başladığım sırada hatırladım. Zaten şöyle ilginç bir şey oldu. Ben ilk sayfayı açtım, ilk kareyi görür görmez her bir görsel gözümün önünde canlanıp oynamaya başladı.

Ben bu çizgi romandaki çoğu hikayeyi animasyon formatında izlemişim. Gerçekten bazı skeçler birebir zihnimde beliriverdi. Çok eski bir anıyı, tozlu raflarından çıkarıp görünür bir zihin vitrinine koymuşum gibi hissettim. Hoş bir anımsayış oldu.

Esere puanım 7/10. Diğer Peanuts derlemelerini de okumak için sabırsızlanıyorum.

Güzel Bir Sabah

Orijinal Adı: Un beau matin (One Fine Morning) (2022)

Yönetmen: Mia Hansen-Løve

Türü: Drama – Romantik

İzlenme Tarihi: 15 Temmuz 2024

Geçirdiği bir sinir hastalığı nedeniyle beyin fonksiyonlarını tam anlamıyla yerine getiremeyen babasını sürekli ziyaret ederek onunla ilgilenen Sandra karakterinin hayatından bir kesit seyrettiğimiz bu filmde aile, sorumluluk ve aşk konularına değiniliyor.

Lea Seydoux’nun başrolde olduğu yapımda, izlediğiniz her bir dakika ile canınız daha da acımaya devam ediyor. Şahsen hasta ihtiyar adamın sürekli bakımevleri ve hastanelerde oradan oraya taşınıp sığıntı gibi bırakılmasına kahroldum.

Sandra’nın babasına olan bağlılığı onun sadece kan bağına dayanmıyor olması da güzeldi. Kendi kızına babasının kitaplığındaki kitapları gösterirken onun nasıl bir entelektüel olduğunu ve kültür seviyesi nedeniyle de kendisinin ona saygı duyduğunu öğreniyoruz.

Bir insana duyulabilecek en büyük saygı ve sevgi bu olsa gerek. O sadece var olduğu için değil, kişinin meziyetleri ve kapasitesinin ne olduğunu bilip buna göre değerlendirmek gereklidir.

Filmin en hoşuma giden kısımları taşıdıkları kitapları raflara dizdikleri kısım ile çocukları Noel Baba’nın gelişine ikna etmek için kurdukları mizansen idi.

Filme puanım 7/10.

Yıldız Geçidi

Orijinal Adı: Stargate (1994)

Yönetmen: Roland Emmerich

Türü: Aksiyon – Macera – Sci-fi

İzlenme Tarihi: 14 Temmuz 2024

CNBC-e sayesinde çok küçük yaşta geniş bir yelpazede sinema bilgisine sahip olmuşum. Bunu her geçen gün daha da iyi anlıyorum. İnsanların adını dahi duymadığı yapımları, ben bu kanalın gece kuşağı vesilesiyle yarım yamalak da olsa izleyip zihnime kazımışım.

Stargate de o filmlerden biriydi. Esere dair anımsadığım şeyler tek tük. Mısır mitolojisinden esinlenen bir settingi olduğu, çöldeki bir kum çukurunda filmin sonlandığı, ABD askeri karakterlerimizin olduğu ve bir bilim-kurgu yapımı olduğu dışında kurguya dair bir şey hatırlamıyordum.

Zihnimde kalan şeyler görsel unsurlardan ibaretti. Aslında bu bile önemli bir ders veriyor bana. Şöyle ki bu filmi kendi ana dilinde izlemeyen bir çocuk dahi, tasarım elementlerinden etkilenip kendi estetik anlayışını buna göre şekillendirebilir.

Bugün dönüp baktığımda benim için Antik Mısır’ın estetiğini oluşturan yapımlar Mummy, Tutenstein, Eğlenceli Tarih serilerindeki Antik Mısır kitapları, Prince of Egypt, Indiana Jones ve Stargate imiş.

Filmin konusundan da biraz bahsedeyim. Hikaye temelde komplo teorisyenlerin hassas noktasını kaşıyan bir çıkış noktasına sahip. Antik Mısır’daki piramitleri evrenin başka bir noktasından gelen ileri bir uygarlık mı inşa etti noktasına. Ben bu tezleri çocukken bile komik ve aşağılayıcı bulurdum. Hatta teorilerin çıkış noktasını Beyaz Avrupalıların aşağılık kompleksine dayandığını dahi düşündüğüm olur.

Velhasıl hikayemiz 1928 senesinde Mısır’da bulunan bir çember geçidin keşfi ile başlıyor. 1994 senesinde bu geçidin üzerindeki hiyeroglifler Daniel isimli bir araştırmacı tarafından deşifre ediliyor. ABD ordusu bu araştırma projesine el atıp geçidin aktive edilmesinin ardından diğer tarafa geçip imha edilmesi kararını alır. Bu görev için de oğlunu kaybetmiş intihara meyilli eski bir asker olan Albay O’Neil’ı göreve çağırır. Albay kendi taburu ve Daniel ile birlikte geçitten geçip Antik Mısır’a benzeyen fakat bilinen evrenin en uç noktasındaki bir çöl gezegeninde gözlerini açarlar. Böylece hikaye çözülmeye başlar.

Esere puanım 7/10.

Yeşil Işın

Orijinal Adı: Le Rayon Vert (The Green Ray) (1986)

Yönetmen: Éric Rohmer

Türü: Drama – Romantik

İzlenme Tarihi: 13 Temmuz 2024

Bir filmi final sahnesi ile tanımak aslında kötü bir ilk tecrübe olmalıdır. Ancak Le Rayon Vert’in finali belki de tüm filmi anlamlı kılan bir sahneydi. Bu sebeple filme dair yapılan paylaşımların büyük çoğunluğunu o uçurumun kenarında oturdukları an oluşturuyor.

Sevgilisinden yeni ayrılmış ve gittiği hiçbir yere uyum sağlayamayan, özgür ve eşsiz ruha sahip olmanın yükünü omuzlarında taşıyan Delphine’in arkadaşlarının yanında dahi mutluluğu bulamaması dikkat çekiciydi. Yalnız başına çıktığı tatilin alttan altta bir içsel yolculuğa dönüştüğünü görmek benim Le Rayon Vert’e dair en beğendiğim nokta oldu.

Neşeli, enerjisi yüksek Fransız filmlerini oldum olası sevmişimdir. Marie Riviere de başrol olmanın hakkını veren bulunduğu her karenin ilgi odağı olmayı başarabilen bir aktris. Bu kendisini izlediğim ilk yapımdı. Rol aldığı diğer Rohmer filmlerini de izlemek için sabırsızlanıyor.

Filme puanım 7.5/10.

Sararmış Yapraklar

Orijinal Adı: Kuolleet lehdet (Fallen Leaves) (2023)

Yönetmen: Aki Kaurismäki

Türü: Komedi – Drama – Romantik

İzlenme Tarihi: 8 Temmuz 2024

İzlediğim ilk Fin filmi olabilir. Emin değilim. Geriye dönüp biraz bakınmam lazım. Ancak ilk düşüncede aklıma gelmediği için ilk olma şerefini Aki Kaurismaki’ye adıyorum.

Kaurismaki’nin Proleter Serisi adı verilen film dizisinin en yeni üyesi Fallen Leaves olmuş. Ne yönetmeni ne de diğer filmlerini daha önce hiç duymamıştım. Ancak bir buçuk saat boyunca seyrettiğim yapım beni kendime bağladı.

Helsinki’de yaşayan iki orta yaşlı yetişkinin yarım yamalak, beceriksizce yürüttükleri bir aşk hikayesini izliyoruz. Filmdeki herkesin durumu o kadar vahim ki donukluk ve sadeliğin içinde deadpan komedi kendi kendine inşa oluyor.

Yapıma puanım 7/10.

Başka Bir Hayatta

Orijinal Adı: Past Lives (2023)

Yönetmen: Celine Song

Türü: Drama – Romantik

İzlenme Tarihi: 7 Temmuz 2024

İki gün arka arkaya batı yapımı Uzak Doğu filmi izlemek ilginç bir serüven oldu. Dün Perfect Days ile içkin bir Japon hayatı, bugün de Past Lives ile de acı-tatlı bir Kore romantizmi yaşadım.

Past Lives bende Normal People hissi uyandırdı. İletişim eksikliği, ifade edilemeyen duygular ile harmanlanmış kendinden emin olmayan, hayattan ne istediğini bilmeyen iki insanın arasında geçen bu tarz ne aşk, ne de sevgi içeren ne olduğu belirsiz ilişkileri seyretmek beni huzursuz ediyor.

Normal People hakkında böyle bir yorum getirmiş olsam da ben eseri çok sevdim. Oyunculuklar olsun, sinematografi olsun harika bir işçilik ürünüydü. Past Lives de aynı şekilde birbiri hakkında ne hissetmesi gerektiğini bilmeyen iki karakterin canlandırıldığı aşk içermeyen bir aşk öyküsü olmuş. Sinir bozucu mu? Bozucu. Ama sinema dili kuvvetli bir yapım.

Filme puanım 7.5/10.

Mükemmel Günler

Orijinal Adı: Perfect Days (2023)

Yönetmen: Wim Wenders

Türü: Drama

İzlenme Tarihi: 6 Temmuz 2024

Bazı insanların hayatta büyük amaçları, hırsları ve ulaşmak istedikleri yerler olmaz. Bu insanları genç neslin arasında görmeye alışık olmayız. Kendi toplumumuzdan bahsetmek gerekirse bu insanlar yaşı ilerleyince köye yerleşme kararı alan amca ve teyzelerimizdir.

Bu filme konu edilen Japon amcamız da Tokyo’nun en canlı muhitlerinden Shibuya’da görev alan bir umumi tuvalet temizleyicisidir. Her günü rutin bir şekilde geçmesine rağmen bu küçük çaplı, mütevazi hayatından keyif almayı başarabilen biridir Hirayama.

Sabah işe giderken arabasının teybine müzik kasetlerini takıp şarkı dinlemek, işten sonra hamama gitmek, eve dönüp günlük çektiği fotoğrafları düzenlemek ve yatmadan önce kitapçıdan yeni aldığı romanı okumak, Hirayama’nın bir günü olarak özetlenebilir. Onu filmin her sahnesinde yüzünde bir gülümseme ile görüyoruz. Basit bir yaşam sürmenin de kendine has bir tadı olduğunu bize gösteriyor.

Filmin esin kaynağının Junichiro Tanizaki’nin kaleme aldığı Gölgeye Övgü isimli deneme kitabı olduğunu düşünüyorum. Bunu bana düşündüren iki şey oldu. İlki Gölgeye Övgü isimli eserin hemen hemen yarısında Japon tuvaletlerinin nasıl Japon karakterini taşıdığını anlatmasından kaynaklanıyor. İkincisi ise eserin adından anlaşılacağı üzere gölgenin Japon kültüründeki yerine yaptığı vurgudur.

Japonlar için belli belirsiz olan, gölgeli, gizemli olan nesneler daha estetik bulunur. Geleneksel evlerinde kullandıkları shojiler, insan silüetini insanın gerçek figüründen daha ilgi uyandıran bir hale sokar. Filmde bu estetik algısının verildiği detay ise Hirayama’nın tuvaletin kapısı önünde beklerken ağaç dallarının arasından sızan güneş ışığına, metal plakalara yansıyan görüntülere veya duvara düşen yarı gölgelere hayranlıkla bakmasında yatıyordu.

Filme puanım 7.5/10. İzlerken huzur dolmuş olsam da sakin bir hayatın tadını şu an zaten çıkarmaktayım. Filmin bana sıfırdan kazandırdığı bir perspektif olmadı. Yine de izlerken insan keyif alıyor.