Son söyleyeceğim şeyi en başta söylemek istiyorum. Odyssey isimli uzay gemisindeki uyku kapsüllerini görünce aklımda yeni bir hikaye fikri canlandı. Futurama’daki gibi uyku kapsülü görevinde bulunan kişinin, sistemsel bir hata sonucu yedi uyuyan insanı vakitsiz çıkarması üzerine rahat bir devirde uyanmış olmalarına rağmen ayak uyduramayan bu zaman yolcularının hikayesini anlatmaya karar verdim. Roma zulmünden kaçıp Efes’teki bir mağaraya saklanan Ashab-ı Kehf’in modern bir bilim-kurgu öyküsü şeklinde işlenmesi diyebilirim buna.
Filme dönecek olursak beklediğimden iyi bir yapım olmuş. Rezil Amerikan aksiyon filmlerinden biri olacak diye düşünürken hakikat arayışındaki bir piyonun mücadelesini izliyoruz.
Tabii filmin mekan azlığı, dar bir kadroya sahip olması, bilim kurgu dünyası yaratırken olumsuz dönüş alan etkenler oluyor. Bunlar bende de rahatsızlık hissi uyandırdı. Ancak kurguyu ve işleyiş şeklini genel hatlarıyla beğendim.
Seri Çıkış Tarihi: 12 Mayıs 2024 – 30 Haziran 2024
Türü: Shounen – Aksiyon – Fantastik – Tarihi
Bölüm Sayısı: 8
İzlenme Tarihi: 16 Mayıs 2024 – 2 Temmuz 2024
Kimetsu no Yaiba yine üst düzey kalite bir görselliğe sahip sezon ile bizleri karşıladı. Sezonun öyküsü sıkıcı olacak diye düşünüyordum. Modern shounenler de kronik bir sorun mevcut. Hiçbir yeni yapım 90lar veya 2000’ler başında çıkan eserler gibi sürükleyici training arcları barındırmıyorlar.
Ana karakterin halihazırda güçlü olduğu ve bunu gösterebilmek için doğru vaktin gelmesini bekledikleri senaryolar bana epey bayat geliyor. Kimetsu no Yaiba bu tuzağa düşmemeyi seçmiş olsa da çok derin bir eğitim serüveni yaşatmıyor.
Günümüz piyasa koşullarında hikayede yer alan aksiyon dozajının hiçbir zaman azalmaması gerekiyor. Bu da mangakaları kaçamak aralar vermeye ve hiçbir manası olmayan dövüşler çizmeye itiyor.
Neyse ki bu arcın kısa sürmesinin kurgusal açıdan bir nedeni bulunuyor. Ubuyashiki Kabaya’nın Kibutsuji Muzan tarafından saldırıya uğraması kahramanlarımızı çok seri bir şekilde final arc rotasına sokmuş oldu.
Kimetsu no Yaiba’nın benim açımdan en büyük sorunu Rengoku ve Shinobu hariç hiçbir yan karakteri gerçekten umursamıyor olmamdır. Mangaka diğer hiçbir karakteri önemsememiz için çabalıyormuş gibi hissetmiyorum. Bu da beni eserde hikaye aramak yerine kendimi dövüşlerin akışına bırakmaya itti.
Sezona puanım 7.5/10. Son bölüm ardından gelen üç filmlik final arc duyurusu beni heyecanlandırdı. Umarım dünya ile aynı anda izleme şansı buluruz.
Çocukken TV karşısında yarım yamalak izlediğim onlarca yapımdan biriydi Terminatör. Bu sebeple seriye sıfırdan başlama kararı vermiştim. Ancak bu kararı vereli çok uzun zaman oldu. Aksiyona geçmem ise geçen hafta Amazon Prime’da neler var diye bakmam ile başladı.
Bir hafta içinde gösterimden kalkacağını görünce bu beni Terminatör’e başlamak konusunda teşvik eden bir kıvılcım görevi gördü. Fakat filmi izlemem ise gösterimin biteceği günü buldu.
Öyle ya da böyle filmi sonunda izledim. Film estetik tercihleri yönünden zihnimde kaldığından daha iyi gözüküyormuş. Hikayedeki Kyle Reese – John Connor paradoksu bugünün zaman yolculuğu içeren kurgularıyla kıyaslanınca inanılmaz saçma gözükse de yine de aksiyonu ön planda tutup seyretmeye devam ettim.
Yapıma puanım 7/10. Seriye en kısa zamanda devam etmeyi planlıyorum.
Filmin hikayesini anlatım açısından en başta biraz yanlış bulmuştum. Ancak gözüm karakterlerin görünüşü ve ruh haline alıştıktan sonra hangi karakteri hangi zaman diliminde izlediğimizi kolayca takip edebildim.
Film daha başlar başlamaz inanılmaz bir Kurak Günler benzerliği gördüm. Iki film de aynı sene çıkış yapmış olmasına rağmen bu kadar benzer bir atmosfer yaratmış olmaları ilginç geldi. Net bir esinlenme var diyemem lakin içerikler az çok örtüşüyor.
Emin Alper ve Özcan Alper’i isimleri nedeniyle zaten karıştırıyordum. Şimdi bir de birbirine benzer iki ayrı film çekmişler. Bu ikili adeta benim kendilerini karıştırmam için canla başla çalışıyorlar.
Şaka bir yana. Kurak Günler’in mesajını gözümüze gözümüze sokmaya çalışmasına nazaran Karanlık Gece’yi daha kompleks ilişkiler içeren bir senaryo olarak değerlendirdim.
Orijinal İsim: Uno, nessuno e centomila (One, No One and One Hundred Thousand) (1926)
Yazar: Luigi Pirandello
Okuma Tarihi: 20 Haziran 2024 – 25 Haziran 2024
Romanın tarzına ilk birkaç bölüm pek alışamadım. Ancak her bölüm kısa olduğu için bu ısınma aşaması çok uzun sürmedi. Sonrasında da bölümler birbiri ardına bitti ve hızlıca finale ulaştım.
Vitangelo karısını kendisine yönelttiği beklenmedik bir gerekçe sonrasında kendi benliğini ve çevresindeki insanların onu nasıl algıladığı üzerine kafa yormaya başlar. Hikayemiz tam olarak bu şekilde özetlenebilir.
Sizin kendinizi gördüğünüz hal ile insanların sizi nasıl gördüğü aslında farklı karakterlerdir. İnsanların farklı sosyal ortamlarda farklı personalara bürünerek yaşamlarını idame ettirmeleri hepimizin bildiği ve sessizce kabul ettiği bir hakikat. Bunların her biri bizim bir parçamız ancak aynı zamanda hiçbiri tek başına bizi tanımlayabilecek yönlerimiz değildir.
Pirandello’nun peşine düştüğü bu kimlik, varlık ve gerçeklik sorgusu benim inanılmaz hoşuma gitti.
Orijinal İsim: 世界の終りとハードボイルド・ワンダーランド (Sekai no Owari to Hādo-Boirudo Wandārando) (Hard-Boiled Wonderland and the End of the World) (1985)
Yazar: Haruki Murakami
Okuma Tarihi: 20 Mayıs 2024 – 20 Haziran 2024
Haruki Murakami ile aynı ortamda bulunup da elini sıkmadan evvel vedalaşmak istemiyorum. Bir yazarın her kitabı mı etkileyici, her eseri mi bünyede farklı hisler uyandırır. Gerçekten çok farklı bir yazar. Kendi kariyerimi inşa etmeye çabalarken onun stilinden etkilendiğimi düşünüyorum. İleride bir gün benim yazılarımın Murakami’yi anımsattığını söylerse bu benim için en büyük övünç olacaktır.
Hikayeye gelecek olursak. Romanımız ana karakteri hemen hemen her Murakami romanında olduğu gibi isimsiz bir anlatıcı. 1980’lerde geçen bir kurgusal fütüristik yapıya sahip bir dünya bizi karşılıyor. Şifre çözücüler, insan deneyleri, geliştirilmiş zihinleri derken hikaye bize gündelik yaşam dertleri arasında bir bilim-kurgu dünyası aşılamayı sürdürüyor. Uçan kaçan arabalar, ışınlanma cihazı, lazer tabancalar içermeyen tertemiz bir fütüristik dedektif öyküsü diyebilirim.
Romanın farklı koldan ilerleyen bağımsız iki hikayeye sahip olması en başları takibimi zorlaştırsa da daha sonrasında gidişata alıştım ve bu değişik anlatım tarzından çok hoşlandım.
Dünyanın Sonu isimli hikaye tek başına bir kitap olsa metaforlara boğulmuş, anlaşılmaz bir hikaye olurmuş. Haşlanmış Harikalar Diyarı da Dünyanın Sonu olmadan inanılmaz sıradan bir takip-kovalamaca öyküsüne dönüşebilirmiş. Ancak Murakami dehasını konuşturup iki hikayeyi de okuruna en ideal yol ile aktarmayı bulmuş.
Dün gecenin son EURO 2024 maçı olan Avusturya-Fransa karşılaşmasını izledikten sonra hafif bir uyku ve yorgunluk çöktü üzerime. Gecenin 3’ünde oynanacak olan NBA finalleri beşinci maçına değin ayakta kalmak istiyordum. Bu sebeple eğlenceli bir şeyler izleme kararı aldım. Uzun zamandır girmediğim Amazon Prime filmleri arasında neler var diye bakarken Süper Mario Kardeşler’i gördüm. Görür görmez hemen açtım ve izlemeye başladım.
Filme dair hep olumlu yorumlara denk gelmişti. Birçok insan filmin güzel bir oyun adaptasyonu olduğunu söylüyordu. Tabii ki direkt tek bir oyunu işleyen bir yapım beklemiyordum. Genel olarak Mario evreninde geçen bildiğimiz, sevdiğimiz karakterleri göreceğimiz bir yapım olması yeterliydi. Ki tam olarak da aradığımı buldum.
Super Mario, Donkey Kong, Smash Bros ve Mario Kart oyunlarına yaptığı göndermeler çok keyif vericiydi. Captain Toad ve korkak karakterine vurgudan kaynaklı olarak biraz da Luigi’s Mansion serilerine de dokundurmalar hissettim.
Esere puanım 8/10. After creditsteki Yoshi yumurtasını görünce bir devam filmi geleceğine karşı inanç doğdu içimde. Umarım en kısa zamanda bu eğlenceli yapımın ikincisine kavuşabiliriz.
Türk sinemasının en komik filmleri listesi yapacak olsam Ölümlü Dünya’nın ilk filmini tepe üçlüden birine gözüm kapalı yazarım. İlk filmde beni gülme krizine sokan kısımlar olmuştu.
Devam filminin ilk yarım saatini yarı odaklanarak izledim. Ancak yine de hikaye gidişatı beni yeterince eğlendirdi. Giray Altınok’un kadroya dahil olması beni çok mutlu etti. Doğu’nun kadrodaki eksikliğini harika bir şekilde doldurmuş.
Filmin en sevdiğim sahneleri Feyyaz’ın paraşütü ile elektrik direğine takılması, havaalanındaki dövüş, seçim otobüsü şarkısının tüm çatışma boyunca sürmesi, Maestro’nun cenazesinde adamı cızbız yapmaları, Doğu’nun tutsakken kendisini alıkoyanlara iş etiği ve çalışan hakları öğretmesi.
Mad Max benim için gelmiş geçmiş en iyi aksiyon film serisidir. Fury Road ve Road Warrior tartışmasız bir şekilde türünün en başarılı örnekleri. İlk film aşırı zayıf olsa da Miller’ın yaratmış olduğu dünya içinde bir şekilde göz ardı edilebiliyor.
George Miller 1923 yılında gerçekleşen Yunan-Türk nüfus mübadelesi sırasında Anadolu’dan gönderilen Yunan anne ve babanın çocuğu olarak Avustralya’da dünyaya geliyor. Gerçek soyadı Miliotis olan Miller’ın baba tarafı Çuha Adası’ndan, anne tarafı da Küçük Asya’dan Avustralya’ya göç etmiş.
Köken olarak bizim topraklarımızdan çıkmış olduğundan mıdır bilmiyorum ama Miller’a inanılmaz bir sempati duyuyorum. Mad Max dünyasına bağlı Anadolu’da geçen bir spin-off çekmek gibi bir hayale de sahibim. Taslak olarak düşüncelerim Konya ovalarında Tofaş ve Karsan araçları kullanarak oradan oraya koşturdukları bir macera filmi olacak. İsim olarak da Deli Dumrul’u uygun gördüm.
Yönetmenin özel hayatı ve kendi gelecek planlarımı bir kenara bırakıp filmden bahsedeyim biraz. Furiosa, güzel bir prequel olmuş. Eski filmlerde yer verilmeyen CGI bu yapımda bol keseden kullanılmış. Ancak bu beni çok da rahatsız etmedi. Aksiyon sahnelerinin vurdu kırma düzeyini üst seviyeye çıkarmış.
Chris Hemsworth benim için Thor’dan ibaret bir aktördü. Ancak bu film sayesinde gerçekten de iyi bir oyuncu olduğuna ikna oldum. Hakeza Anya Taylor Joy da harika bir karakter canlandırmış. İkisini de tebrik ediyorum.
Kingdom Hearts III, 36 saat 29 dakika 50 saniyede 43 seviyeye erişmiş bir Sora ile final verdi.
Kingdom Hearts serisi benim için eskiden çok özel bir yapımdı. Serinin her oyunu bana birbirinden farklı anılar bırakan eşsiz işlerdi. En sevdiğim seriler olan Fire Emblem, Final Fantasy ve The Legend of Zelda hariç çok az serinin farklı platformlara çıkan devam oyunlarını oynamışımdır. Kingdom Hearts da o nadir serilerden biri.
Bundan beş sene kadar önce Dream Drop Distance’ı bitirmeye acele ettiğim günleri hatırlıyorum. KH3’ün çıkışına yetişmeye çalışıp kendimi ‘büyük final’ için hazırlıyordum. Çünkü Kingdom Hearts III benim hayatımda pre-order ettiğim ilk ve tek oyundur. Oyunu ilk gününde direkt oynayabilme hayali kurarak geri sayımını dahi beklemiştim.
Bu kadar hevesli bir şekilde oyunu beklediğimi öğrendiğinize göre oyunu bitirmemin neden beş sene sürdüğünü merak ediyor olacaksınız. Şöyle ki bu merakınızı giderebilecek uygun bir cevaba sahip değilim.
Oyunun geri sayımını 28 Ocak 2019 gecesi beklemeye başladım. Ancak geri sayım 29 Ocak 2019 01:00’a göre ayarlanmıştı. Nedenini bilmesem de heyecanımı biraz daha törpülemek zorunda kaldım. Son 15-20 dk kala oyunu tekrar açtığımı hatırlıyorum. PS4 arayüzünde sadece büyük bir sayaç vardı. Süre dolduğu zaman oyunun açılış ekranı beni karşıladı. O anı ölümsüzleştirmek için instagram üzerinden story dahi atmıştım. Üstelik hiç adetim değildir.
Öyle ya da böyle oyuna başladım. Çok heyecanlı olmama rağmen saatin ilerlemiş olduğunu fark ederek iki saat kadar oynayıp Hercules ve Traverse Town bölümlerini bitirerek o günkü oyun seansımı sonlandırdım. Ancak devamı gelmedi.
Oyuna neden devam etmediğimi bilmiyorum. Hep uygun bir zaman aradım. Fakat o ideal uygun zamanı hiçbir vakit bulamadım. Böyle diye diye oyunu sürekli erteledim. En nihayetinde de oyuna karşı olan ilgim kaybolup gitti.
Araya beş sene girdi. Askerden döndüm. Oyundan ve teknolojiden uzak kaldığım yirmi yedi gün boyunca İstanbul’a döndüğüm vakit ne oynayacağımı düşünüp durdum. İlk plan KOTOR 2 oynamaktı. Ancak kader bana bir oyun oynadı. Laptop farem durduğu yerde bozulmuştu. Bir Obsidian RPG’si oynamaya kendimi aşırı hazırlamıştım. 20 Mayıs 2024 öğlen vakti Kingdom Hearts oynamaya geri dönmüş oldum.
Şimdi biraz da Kingdom Hearts III’ten bahsedelim. Bu oyun çıkmadan önce insanlar Kingdom Hearts Chi isimli bir browser oyunun oynanması gerektiğini söylemişlerdi. KHx’te tüm Kingdom Hearts serisinin öncesinde yaşanan bazı önemli olayları tecrübe ediyormuşuz. KH3’e de direkt etki edeceğine dair söylentiler vardı. Ancak 2013 yılında çıkmış bu oyuna 2018-2019 senelerinde giriş yapamadığımı hatırlıyorum. Ya oyun kaldırılmıştı ya da kayıt işlemi gerçekleştiremiyorduk. İkisinden biri bana engel olmuştu. Velhasıl Kingdom Hearts 3 gerçekten de Chi ve Dream Drop Distance’ın direkt bağlantılı olduğu serinin kritik bir noktasıydı.
Birth by Sleep ve 358/2 Days oyunları da KH3’e direkt etkiliydi elbette. Kingdom Hearts serisinin hiçbir oyunu boş ve alakasız değil. Tetsuya Nomura biz oyuncuların hikayeyi anlamaması adına elinden geleni yaptığı için yekpare bir Kingdom Hearts deneyimi yaşamam imkansız. Zaten takip etmesi zor olan bir senaryoyu 10-15 oyuna bölerek anlatmak çoğu insanı seriden uzak tutabilecek bir etken. Ancak ben bu seriye on seneyi aşkın bir süre verdiğim için işim sıfırdan başlayacak birine göre çok rahat.
Kingdom Hearts III’ün tartışmasız bir şekilde en sevdiğim sahnesi Keyblade Graveyard’a ikinci gelişimizde kullandığımız Union Cross isimli saldırının gerçekleşmesi oldu. Bu saldırı anında 250-300 kadar keyblade Heartless ordusunun üzerine fırlatılıyor. Fırlattığımız her bir keyblade kendine özel bir isme sahip. Bunun sebebini merak edip Reddit’te kısa bir araştırma yaptığım zaman bu isimlerin Kingdom Hearts Chi oyuncularına ait olduğunu öğrendim. Basit bir browser oyunudur diye düşündüğüm bu yapım 300 küsür kullanıcısını ölümsüzleştirerek daha önce görmediğim eşsiz bir deneyim yaşatmış oldu.
Oyunun Gummi Ship ile uzay yolculuğu yaptığımız kısımlarında gemiyi nasıl geliştireceğimi hiç anlamadım. Geliştirmek için de ekstra uğraş göstermedim. Pek gerek kalmadı. Direkt dünyalar arasında düşmanlara rastlamadan yolculuk etmek daha tercih edilebilir geldi.
Eklenen direkt bir mekanik de gummiphone idi. Bu tablet ile fotoğraf da çekebiliyoruz. Hatta fotoğraf çekmeye ilişkin Lucky Emblem görevleri mevcut. Dileyen bunları kovalayabilir. Ben tamamlama ihtiyacı hissetmedim. Oyun beni bu yan görevleri bitirmeme gerek duymadan yeterince ödüllendirmişti. Telefon ile ilişkin bir not daha düşeyim. Dünyalara giriş çıkış yaparken beklediğimiz loading screenlerde oyun için hazırlanmış instagram benzeri bir sosyal medyadan paylaşımlara rastlıyoruz. Sora veya bir başkası burada oyundan kesitlere açıklama yazıp hashtag kullanarak paylaşmış gibi yapıyorlar. Hoş bir detay olmuş.
Kingdom Hearts III ile tüm hikaye sonlanabilirmiş. Ancak Tetsuya Nomura işi biraz daha sulandırmayı seçerek senaryoyu daha da ilerletmeyi seçmiş. Ben Kingdom Hearts IV konusunda hiç heyecanlı değilim. Özellikle de gerçek dünyada geçecekse hiç keyifli olacağını düşünmüyorum. Yine de çıktığı zaman oynayacağım. Bunca yılın emeği, üst üste dizilerek kurulmuş bu senaryo örgüsü nasıl sonuçlanacak merak ediyorum. KH3 ReMind’ı da bir ara oynamayı planlıyorum.
Oyuna puanım 8.5/10. Kingdom Hearts oynanış konusunda beni hiçbir zaman hayal kırıklığına uğratmadı. Ancak bu oyunda artık hikayenin sonlanacağını düşünüyordum. Yine sonlanmayan bir öykü ile karşılaşmak canımı inanılmaz sıktı. Nomura’nın bizleri Disney dünyalarında gezdirmeyi bırakarak, ciddi ciddi kan, ter ve gözyaşı içeren bir devam oyununu bizlere sunması dileğiyle.