Ritüel

Orijinal Adı: Midsommar (2019)

Yönetmen: Ari Aster

Türü: Drama – Korku – Gizem

İzlenme Tarihi: 14 Mayıs 2023

Filmin görsel dilinin canlı ve ‘iç açıcı’ olması sebebiyle fazla gerilmeyeceğimi düşünüyordum. Fena halde yanılmışım. Gün ışığında kabusu yaşamak da mümkünmüş. Ari Aster sayesinde buna ikna olmuş oldum.

Hikaye ilişkilerinde sorun yaşayan bir çift ile başlıyor. Sevgilisinden habersiz arkadaşları ile İsveç gezisi planlayan Christian ayrılmamın arifesinde iken kız arkadaşı Dani’nin ailesinin ölümü ile planda değişikliğe gidiyor. Dani’yi tek başına bırakmaya vicdanı el vermeyen Christian, İsveçli arkadaşı Pelle’nin memleketine yapacakları geziye kız arkadaşını da götürme kararı alıyor. Böylece rüya gibi görünen bir diyara korkunç bir yaz tatili geçirmek için yola çıkıyorlar.

Kurgunun öncelikle beğenmediğim yönlerinden bahsetmek istiyorum. Her şeyden evvel festivalin gerçekleştirildiği mekan aşırı yapay duruyordu. Burası köylülerin tüm seneyi geçirdikleri bir yer mi yoksa sadece festival zamanı çıktıkları bir yayla mı tam anlayamadım. Tek bir etkinlik için bulundukları bir mekansa bu yapay tiyatro dekoru gibi görünme durumunu göz ardı edebilirim. Diğer bir rahatsız olduğum konu ise hikaye detaylarının sağa sola fazlaca serpiştirilmiş olması. Çehov’un tabancası kurgular için önemli bir teknik olsa da, ekibimiz daha köye adım atar atmaz kadraja giren bir çarşafta tüm ritüelin özetlendiği bir nakışı onlarca saniye gözümüze sokması tadımı kaçırdı. Gerçi olayların ürkütücülüğü içeriğin ne olduğunu bildiğinde daha da kuvvetli bir hal alıyor. Bu detayları bize sunmuş olmasından yana kızgın değilim. Yalnızca kıllı turta, ayı ve kız, şenlik ateşi gibi şeyler ile karşılaşacağımızı paket halinde değil de farklı zamanlarda öğrensek daha tarz olabilirdi.

Yergi kısmını uzun tuttuğum için filmi beğenmemiş gibi algılanabilirim. Ancak tam aksine aşırı beğendim. Hatta hikayeyi bir kez daha baştan sona izlesem çok daha iyi gelebilirmiş gibi hissediyorum. Karşılaşabileceğim vahşet ve rahatsız edicilik düzeyini bildiğim için kurguya ve mekan detaylarını daha rahat inceleyebilirim diye düşünüyorum.

Yapıma puanım 8/10. Siz siz olun İskandinav bir arkadaşınız sizi Attestupa festivaline davet ederse sakın gitmeyin.

Örümcek Adam: Eve Dönüş

Orijinal Adı: Spider-Man: Homecoming (2017)

Yönetmen: Jon Watts

Türü: Aksiyon – Macera – Sci-fi

İzlenme Tarihi: 13 Mayıs 2023

Örümcek Adam’ın neden çocukların en sevdiği süper kahraman olduğunu yıllardır kendime sorarım. Henüz içime sinen bir cevap bulabilmiş değilim. Cevabı bulmak için kendi çocukluğuma dönmem gerekirse ben her zaman çevik, sinsi ve gösterişli karakterleri sevmişimdir. Hatta mümkün olan her oyunda rogue, thief, bard ve türevi sınıflarla oynamaya özen gösteririm.

Bu koşulsuz sevgim nedeniyle de Spiderman her zaman ilgi odağımda olan bir kahraman olmayı sürdürmüştür. Toy olması, bolca hata yapması, gençlik enerjisi ile dolup taşması da onu sempatik biri olarak resmetmeye devam etmiştir.

Filme gelecek olursak Tom Holland’ın üçlemesi benim hiçbir zaman ilgimi çekmedi. Bunun başlıca sebebi Marvel Cinematic Universe’ün her sene 6-7 film basarak bünyede fenalık yaşatmaya başlamış olmasıydı. Süper kahraman konseptinden gına geldiği için dönüp bakmaya tenezzül etmedim. Bir tek 2019 senesinde Endgame’i sinemada izlemek uğruna Age of Ultron’da bıraktığım ana hikaye dizisini hızlıca izleyip geçmiştim.

Sanırım o günden beri Marvel yapımı bir film izlemedim. Bu Tom Holland’ın Spiderman üçlemesini bitirdikten sonra yine uzun bir süre izlemem diye düşünüyorum.

Yapıma puanım 6.5/10.

Suikast Treni

Orijinal Adı: Bullet Train (2022)

Yönetmen: David Leitch

Türü: Aksiyon – Komedi – Gerilim

İzlenme Tarihi: 1 Mayıs 2023

2022’nin sonlarına doğru bu film gösterime girdiğinde afişine bakıp bu ne saçma bir film böyle demiştim. Sırf insanlar izlemeye gitsin diye Brad Pitt’e rol vermişler diye düşünmüştüm. Son zamanlarda bir konu üzerinde hiç bu kadar yanıldığım olmamıştı.

Filmi izlerken karakteri bu kadar sevebileceğime ve hikayenin beni kendine bu kadar bağlayabileceğine dair en ufak bir ümidim yoktu. Aaron Taylor-Johnson ve Brad Pitt’in karakterleri filmin tartışmasız en iyi yanıydı. Hikayenin seyir zevkini artırmayı başarıyorlardı.

Kurgunun Baccano ile benzerlik gösteriyor oluşunu daha ilk dakikalarda hissettim. 10 yılın ardından tekrar Baccano kadar sürükleyici ve girift ilişkiler yumağı içeren bir intikam öyküsü izlemekten büyük keyif aldım. Hikayedeki karakteri bir süre sonra kafamda Baccano’daki eşleri ile birlikte düşünür oldum. Her ne kadar birebir örtüşmeseler de zihnimde Tangerine’i Ladd Russo ve Ladybug’ı da Felix Walken olarak konumlandırdım. Böylece seyir zevkim birkaç gömlek artmış oldu.

Filme puanım 8/10. Tekrar izlenebilitesi yüksek, herkese hitap eden, son derece akıcı bir aksiyon filmi. Komedi seviyesini de kararında buldum. Yer yer kahkaha attığım dahi oldu.

Birkaç Dolar İçin

Orijinal Adı: Per qualche dollaro in più (For a Few Dollars More) (1965)

Yönetmen: Sergio Leone

Türü: Drama – Western

İzlenme Tarihi: 30 Nisan 2023

Birkaç hafta önce Call of Juarez Bound in Blood oynamaya başlayıp ardından Kara Kule’nin eksik bıraktığım son üç kitabını sipariş edip kendimi Vahşi Batı moduna sokacak yeterli materyali toplamaya çalışıyordum. İtalyan sinemasına sert bir dönüş yaptıktan sonra Dollar Trilogy’yi sonlandıracak noktayı koymanın vakti geldiğine kanaat getirdim.

İsimsiz kahramanımız, ya da kısaca Manco, bu filmde Colonel Mortimer isimli bir ödül avcısı ile ortaklık kurarak Meksikalı bir kanun kaçağının peşine düşüyor. İlk filmde de olduğu gibi hedefine soktuğu çetenin içine dahil olup olayların gelişimine yön verip uygun zamanda onları alt etmenin yolunu arıyor. El Indio lakaplı bu çete lideri geçmişte tecavüz etmeye çalıştığı bir kadının kendini öldürmesi üzerine bir travma geçirir, bu hatırayı unutabilmek için kendisini uyuşturucuya vermektedir. Kadının boynunda taşıdığı köstekli saat Indio’nun elinden bir an olsun düşmez, birçok cinayetine de tanıklık eder. Hikayenin çözümünde bu köstekli saatin önemli bir rolü olması da hikaye anlatıcılığı açısından iyi bir iş çıkarmış oluyor.

For a Few Dollars More isimli Dolar üçlemesini ikinci filmi, A Fistful of Dollars kadar iyi çekimlere sahipti. Ennio Morricone’nin eşsiz bestelerini tekrar dinlemek kulaklarımın pasını giderdi. Film izlediği rota ve anlatım tarzı itibariyle kaliteli bir macera romanı ağırlığına sahipti.

Yapıma puanım 8/10. İzlerken sürekli bölünmemiş olsam çok daha keyif alabilirdim.

Aşıklar Şehri

Orijinal Adı: La La Land (2016)

Yönetmen: Damien Chazelle

Türü: Komedi – Drama – Müzik

İzlenme Tarihi: 23 Nisan 2023

Türk sinema seyircisinin müzikale uzak davranmasını garip karşılıyorum. Amerikan sinema tarihinde çok fazla örneği olan ve devri kapanmış bir tür olarak gördüklerini zannetmiyorum. Aksine pek alışkın olmadıkları için mesafeli olduklarını düşünüyorum. Türk sinema tarihinde müzikal örnekler mevcut olmasına rağmen bunların yeterince gişe yapamaması nedeniyle diğer dramaların ardında kalmış olmaları hayli muhtemel.

La La Land ilk çıktığı günden beri benim izlemek istediğim bir film olmasına rağmen finalini öğrendiğim için seyretmekten vaz geçtiğim yapımlardan biriydi. Ryan Gosling’in o hüzünlü suratını her yerde gördüğüm için filmin beni kırıp parçalayacağını tahmin edip rafa kaldırdım. Doğru bir hareket değildi ancak o dönem spoiler almış olmanın verdiği kızgınlık ile izleyip seyir zevkimi mahvetmektense iyi ki ertelemişim diyorum.

Hikaye, hayallerinin peşinden koşan ancak dünyanın gerçekliği içinde boğulmanın eşiğindeki iki gencin aşkını konu alıyor. Büyük bir piyanist olup kendi caz barını açma hayali kuran Sebastian ile aktrist olmak için audition kovalayan Mia’nın tatlı başlayıp buruk bir şekilde sonlanan öyküsünü takip etmek çok keyifliydi.

Damien Chazelle belki de gerçekten ölü bir tür olan müzikali yaşatmak için çabalayan son yönetmen olabilir. Rol verdiği isimlerin büyüklüğü sayesinde Broadway dışında da bu tür hala göz önünde kalmayı sürdürüyor. Muhtemelen bu uğurda çabalayan tek kişi o değildir ancak onun kadar adını duyurabilen olmadı. Bu sebeple takdirlerimi kendisine iletiyorum.

Yapıma puanım 7.5/10.

Zamana Karşı

Orijinal Adı: In Time (2011)

Yönetmen: Tom Ford

Türü: Aksiyon – Sci-fi – Gerilim

İzlenme Tarihi: 22 Nisan 2023

Sırtını bir edebiyat eserine dayamayan her bilim kurgu filmi garip bir olmamışlık hissi taşıyor. Bunun sebebini kurgunun aşağı yukarı 2 saat gösterim süresi bulunan bir yapım için hazırlanması olduğunu düşünüyorum. Ufak tefek olsa da öykünün inandırıcılığını artıracak evren kurallarını belirlemeye gerek duymayabiliyorlar. Ancak dört başı marur bir bilim kurgu romanı yazmanız gerekiyorsa kurgunun dününü, bugününü ve olayların şekillendireceği geleceği de göz önünde bulundurmalısınızdır. In Time işte tam da bu belirtmiş olduğum kriter nedeniyle sınıfta kalıyor.

İnsan ömrünün para birimi olarak kullanıldığı bir distopyada insanlar fabrikalarda birkaç saatlik yaşam süresi kazanabilmek için çalışıyorlar. Birbirlerine kendi ömür sürelerini verip alış veriş yapabiliyorlar. Ancak her distopyada olduğu gibi bu sistemin sömürdüğü fakirler ve tüm zenginliği ellerinde tutan elitler bulunuyor.

Öykümüz fakirlerin bulunduğu bir varoş bölgede başlıyor. Bir akşam barda neden orada olduğunun hiçbir mantıklı açıklaması olmayan 100 senelik ömre sahip bir adam beliriyor. Ana karakterimiz Will bu adamı yankesicilerin elinden kurtarıyor. Geceyi birlikte gizli bir yerde geçirdikten sonra sabah uyanan Will yardım ettiği adamın ortadan kaybolduğunu fark ediyor. Kolundaki ömür saatini kontrol ettiğinde harcayabileceği 100 senesi olduğunu görüyor. Böyle yüklü bir miktar ile bu civarda bulunamayacağını fark eden kahramanımız bu sömürü düzenini yıkmak için elitlerin bulunduğu ‘time zone’ a yola koyulur.

Böyle anlatınca nasıl da saçma geldi öyle değil mi? Olayların gelişim aşaması bundan ne bir eksik ne de bir fazla. Ana karakterimiz birden kendini ulvi bir amaca adama kararı veriyor. Bunu da zenginlerin zengini Weis ailesinin başına bela olarak gerçekleştirmek istiyor. Baba Weis’ın kızının güzel olmasının bu durum ile hiçbir alakası yok elbette. Will devrimci ilkelerle hareket eden modern bir Robin Hood sadece.

Filme puanım 6/10. İyi konseptlerin kötü işlenmesine alışığım o yüzden fazla sinirlenmedim. Yine de fikirlerin bu kadar kolay harcanabilmesi can sıkıcı bir durum.

Gece Hayvanları

Orijinal Adı: Nocturnal Animals (2016)

Yönetmen: Tom Ford

Türü: Drama – Gerilim

İzlenme Tarihi: 21 Nisan 2023

Shakespeare’in eserleri içinde herkesin ismini bildiği ve okumasa dahi aşağı yukarı konusuna hakim olduğu iki eser vardır. Romeo ve Juliet ilki, Hamlet ikincisidir. Romeo ve Juliet romantizm olduğunu sandığımız iletişimsizlik üzerinden dönen bir trajedidir. Basit bir ikiliğe sahiptir. Bu yüzden de sıkça referans verilir, hatıralarda canlı tutulur. Hamlet ise insanların en ilkel ve vahşi yanlarına hitap eden bir dokuya sahiptir. Yani intikama.

Nocturnal Animals uzun zamandır listemdeydi ancak varlığını bir süredir aklımdan çıkarmıştım. Dün gece vakti pek film izlemeyen bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine hatırlamış oldum. Kendisi filmi beğendiğini söylediğinde şaşırdım çünkü zevklerimiz pek birbirine benzemez. Yine de benim seveceğimi düşündüğü için yazmış ve iyi ki de öyle yapmış. Son zamanlarda intikam içeren bu kadar kaliteli bir yapım tecrübe etmemiştim.

Filmin yönetmeninin eski bir moda tasarımcısı olmasından mıdır nedir bilmiyorum ancak eserin görsel dili muazzam. Mekanlar, kıyafetler, müzikler, karakterler kısacası her şey o kamera kadrajını tamamen dolduruyor. Dikkatinizi dağıtan herhangi bir unsura rastlamıyorsunuz. Hikayenin ilk yarısında hiç ara vermeden kesintisiz bir şekilde olayı takip ettim. Sonra yarısını da bu sabah kalkıp izledim. Tek kelimeyle ifade etmem gerekirse bu film “görkemli”.

Filmin içerdiği intikam hem metinde hem de metin dışında gerçekleşiyor. Bariz olan Edward’ın yazmış olduğu romanda işleniyor. Ancak filmin gerçekliğinde Edward’ın Susan’dan aldığı üstü kapalı ve çok vurucu bir başka intikam daha var.

Esere puanım 8/10. Tom Ford’un diğer filmlerini izlemek için sabırsızlanıyorum. Umarım onlar da en az bunun kadar büyük işlerdir.

Mortal Kombat X

İlk piyasaya sürülme tarihi: 14 Nisan 2015

Geliştirici: NetherRealm Studios

Tür: Fighting

Platform: PS4

Oynama Tarihi: 31 Aralık 2022 – 19 Nisan 2023

Mortal Kombat XL maceram 4 saat 8 dakikalık bir oynanış sonunda story modunda son buldu.

Benden NetherRealm oyunlarına iki haneli rakama sahip oynanış süresi çıkmaz. Bu ekip bu kadar güzel ve cool görünen tasarımlar yapıp nasıl oynanışı bu kadar kütük halde bırakmaya tamam oluyorlar gerçekten anlayamıyorum.

Ne Injustice ne de modern Mortal Kombat oyunları bana hitap eden yapımlar değil. Ben Street Fighter, Guilty Gear ve King of Fighters’tan devam etmeyi tercih ediyorum.

Oyunun hikayesine dair hiçbir şey anlamadım. Pek dikkatli bir şekilde olayları takip ettiğimi iddia edemem. Yine de beni akışa çekecek hiçbir etkileyici gelişme yaşanmadı. Bu da üzücü bir şey elbette.

Hikayede hep birilerinin çocuklarıyla oynamak güzeldi. Ben MK evreninden epey uzak kaldığım için Johhny ile Sonya’nın, Kung Lao’nun, Kenshi’nin çocuğu gibi karakterlerin var olduğunu bilmiyordum. İçlerinde Kung Jin oynamaktan en keyif aldığım karakterdi. Bu detay dışında oyuna dair verebileceğim bilgi yok.

Yapıma puanım 7/10.

Hero of the Kingdom

İlk piyasaya sürülme tarihi: 20 Aralık 2012

Geliştirici: Lonely Troops

Tür: Point&Click Adventure

Platform: PC

Oynama Tarihi: 4 Mart 2023 – 18 Nisan 2023

Hero of the Kingdom steam sayacına göre 4 saat 18 dakikalık bir oynanış sonunda final verdi.

Bu oyunu satın aldığım zaman bir kaynak yönetme oyunu olduğunu düşünmüştüm. Fiyatı ucuz olmasa muhtemelen sepetime dahi almazdım. Ancak her alışveriş döneminde kenarda kalan 2-3 TL bakiye ile bu tarz ufak yapımlara şans veriyorum. Hero of the Kingdom, iyi ki şans vermişim dediğim yapımlardan biri oldu.

Point & Click Adventure türünde oyun oynamayı özlemişim. Geçmişteki adventure oyunların bulmaca zorluklarını göz önünde bulundurursak HotK hiç de terletecek bir içerik sunmuyor. Elbette türün olmazsa olmazı bir unsur değil bu. Hatta akşamları işten çıkıp eve geldiğinde insanın bu tarz casual bir şeyler aradığı oluyor. Oyunun bir yolculuğa çıkıp envanter yönetme deneyimini yeterli bir düzeyde sunuyor olması hoşuma gitti.

Oynanışın tek zorluğu bazen yapmakta olduğunuz görevi bitirdikten sonra nerede devam etmeniz gerektiğini oyun size açıkça göstermiyor. Bu gibi durumlarda sağ alt köşedeki ipucu sekmesine tıklarsanız bir sonraki ana görevinizin hangi haritada olduğunu öğrenebiliyorsunuz. Bu kolaylık oyunun tüm mücadele ruhunu sıfırlıyor olsa da avcı toplayıcılık yapıp NPC’lerle ticarete girerek para kazanmak da ayrı bir keyif vermiyor değil.

Oyuna kurgusal olarak büyük beklentiler ile girmeyin. Başlığı ne kadar jenerikse oyunun öyküsü de o kadar sıradandı. Yine de bu basitliğin bile kendince bir tadı var.

Yapıma puanım 6.5/10.

İlahi Komedya: Cehennem

Orijinal İsim: La Divina Commedia: Inferno (The Divine Comedy: Inferno) (1308-1321)

Yazar: Dante Alighieri

Okuma Tarihi: 27 Mart 2023 – 17 Nisan 2023

Dante’nin Cehennem’ini de bitirerek bu hafta sonunu farklı bir düzeyde tamamlamış oldum. Cuma günü sipariş etmiş olduğum İtalya milli futbol takımı formasının elime ulaşması, cumartesi gününü forma ile Cehennem okuyarak geçirmem, pazar günü Dario Argento ile İtalyan korku sinemasına adım atmam ve aynı günün akşamına lazanya hazırlamış olmak üst üste gelen hoş tesadüflerdi. Araya Argento filmleri için Goblin tarafından bestelenen alternatif rock parçalarını dinlemek de dahil edilirse ben hayatımın hiçbir döneminde kendimi bu kadar İtalyan hissetmemiştim diyebilirim. İşin şakası bir yana kültür haftası etkinliği gibi bir iki gün geçirmeyi başardım.

Dante gibi büyük figürlerin kendi kültür havzalarında nasıl etkiler yarattığını idrak etmek benim için çok kolay. Eserlerini verdiği dönemde kendinden önceki alimlerin ve sanatçıların düşüncelerini işleyerek, kendisinden sonra gelecek kimselerin ilham aldığı bir kaynak olmayı başarmak herkesin kolayca ulaşabileceği bir konum değildir. Dante’nin konuştuğu şive olan Toskana İtalyancası’nın bugünün İtalyasında resmi dil haline gelmiş olması bile eserlerinin İtalya ve İtalyanlar için ne kadar kıymetli olduğunu göstermeye yeterli.

Akdeniz havzasından Antik Roma, Antik Yunanistan ve semavi dinlerde yer alan tarihi öyküler ve önemli kişiliklere Dante’nin İlahi Komedya’sında yer verilmiş olması eserin yerel sınırların ötesinde de tüm dünya insanlarına hitap edebilmesine olanak tanıyor. Akdeniz çevrelerinde yaygın olan mitolojik içeriklerin Dante tarafından Hristiyanlık inancı ile yoğurulması sonucu hem Odysseia hem de Aeneis’ten farklılaşan özgün bir ahiret tasavvuru ortaya çıkmış.

Cehennem, Araf ve Cennet sırasıyla yazılmış olan bu üçlemenin yalnızca ilk parçasını okumuş bulunuyorum. Sadece Cehennem bölümüne dair getirebileceğim olumsuz bir yorumum var. O da eserde söz hakkı verilen karakterlerin hep Dante’nin muasırı İtalyanlar olmalarıydı. Dante’ye bu yolculuğu sırasında Vergilius tarafından rehberlik ediliyor olsa da onun cehennemlikler ile birebir temasa geçmesine pek izin verilmiyor. Vergilius, kitabın son çeyreğine doğru yer yer ırkçı diyebileceğim çıkışlar dahi yapıyor. Eğer karşılarına çıkan cehennemlikler ‘Latin’ ise Dante ile konuşmasına izin veriliyor. Latin yani İtalyan olmayan herhangi birinin Dante ile direkt konuşması Vergilius tarafından engellendiği için Dante’nin ağzından anlatılan bu hayali yolculukta sadece kendi döneminde yaşamış siyasi figürlerin konuşuyor olması da mantık çerçevesine oturmuş oluyor. Yine de bu konuşmaları takip edebilmek için 13. yüzyıl İtalyasına ve Floransa’daki Guelph-Ghibelline çekişmelerine hakim olmak gerekiyor. Aksi takdirde diyalogların okur nezdinde mana kazanması epey zor.

Cehennem yavaş yavaş okumak zorunda kaldığım ve her detayına vakıf olmakta güçlük çektiğim bir eser oldu. Zaten böyle bir klasiğin tek okuyuşta büsbütün kavranabilmesine imkan vermiyordum. Birkaç yıl sonra İlahi Komedya’yı tekrar okuma kararı alırsam ilk okuyuşumda farkedemediğim daha fazla inceliği yakalayabileceğimi düşünüyorum.