Suspiria

Orijinal Adı: Suspiria (1977)

Yönetmen: Dario Argento

Türü: Korku

İzlenme Tarihi: 16 Nisan 2023

Türkiye’de yaşayan her insan gibi ben de İtalyan sinemasına spaghetti western olarak adlandırılan filmler ile giriş yapmıştım. Bu tercihi bizzat yapmamış olmama rağmen bu durum 60’lar ve 70’ler İtalyan yapımlarının vahşet düzeyine alışmamı sağladı.

İtalyan sineması, ABD’de yaşayan birçok İtalyan olması nedeniyle kurulan organik bağdan da faydalanarak Hollywood sinemasından bolca etkilendiler. Hitchcock’un Peeping Tom ve Psycho’sunun yarattığı etki öyle büyük oldu ki İtalya’da slasher filmlerin bir alt türü olan giallo filmler ortaya çıktı. Kelime anlamı ‘sarı’ olan giallo filmler isimlerini İtalya’da sarı kapaklı olarak basılıp satılan polisiye öykülerden almaktadır.

Giallo filmi slasher türünden ayıran özellik genel hatlarıyla mekanların İtalya’ya özgü hissettirmesidir. Modanın, müziğin, mimarinin ve renklerin bu türün ayrılmaz bir parçası olduğunu anlamak için birkaç giallo izlemek yeterli olacaktır.

Suspiria da çok uzun zamandır izlemeyi istediğim bir yapımdı. Giallo filmlerin gerçekçi bir çizgide ilerleyen cinayet öyküleri olduğu kabulüyle yaşadığım için bu filmin doğaüstü ögeler içermesi nedeniyle bu türün bir ferdi olabileceğini düşünmedim. Nitekim Argento, Bava ve Fulci giallo türünün baba yönetmenleri olarak geçiyormuş. İlhan Özgen sayesinde öğrenmiş olduğum bu bilgi ışığında, halihazırda izleme listemde bulunan Suspiria’yı hemen ön sıraya alıp seyre başladım.

Hikaye İtalya’da bir dans okuluna davet alan ABD’li Suzy’nin okuldaki ilk birkaç gününü anlatıyor. Daha okula adımı atar atmaz burada yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunu fark eden kahramanımız, geçirdiği birkaç gün sırasında birden fazla ölüm ve kayıp vakasına şahit olur. Bunun üzerine aksiyon alan Suzy okulun 100 yıldır saklamakta olduğu bir sırrı açığa çıkarır.

Kurgunun çığır açan bir detay ve derinliğe sahip olmadığının farkında olmakla birlikte işlenişin sadeliği ve olayların ürpertici bir gerçeklikle ilerlemesi benim filmden hiç sıkılmadan devam edebilmemi sağladı. Filmin en can alıcı yanı kesinlikle renklerdi. Renklerin ve müziklerin kullanımı o kadar başarılı ki filmi rastgele bir yerde açıp izleyen biri dahi mekanın tekinsizliği nedeniyle kendini rahatsız hisseder.

Filme puanım 7.5/10. Argento’nun Inferno’sunu da ilk fırsatta izlemeyi planlıyorum.

Donnie Darko

Orijinal Adı: Donnie Darko (2001)

Yönetmen: Richard Kelly

Türü: Drama – Gizem – Sci-fi

İzlenme Tarihi: 15 Nisan 2023

Dünya sinemasından az bilinen veya pek ilgi görmemiş birçok filmi izlemiş olmama rağmen Donnie Darko’yu henüz izlememiş olmamdan ötürü biraz şaşırabilirsiniz. Neden bilmiyorum ama ben bu filmi izlemeyi hep erteledim. Bir şekilde hep karşıma çıkıp bana kendisini hatırlatmış olmasına rağmen ben ısrarla onu radarımdan çıkardım.

Filmi izlemeye dün gece başladım. İlk yarısına geldiğimde devam etmek istemediğimi fark ettim. Ancak bunun kurgunun kötü olmasıyla alakası yok. Günün yorgunluğu gecenin ilerleyen saatlerinde etkisini göstermeye başladı. Kendi kendime dedim ki eğer bu filmi bu gece bitirirsem hiçbir şey anlamam. Bunun üzerine de yarım bırakıp bu sabah tamamlama umuduyla günü sonlandırdım.

Jake Gyllenhaal sevdiğim bir aktördür. Kendisinin ismini ilk kez Prince of Persia filminde öğrenmiştim. Ortaokul sonu ve lise başındaki dönem en sevdiğim video oyun serisi PoP idi. Film bir video oyun adaptasyonu için oldukça iyi bir yapımdı. Jake de harika bir prens olmuştu. Toyluğun da verdiği eleştirel yönün zayıf olması nedeniyle ben filme bayılmıştım. Daha sonra kendisinin oynadığı diğer filmleri de izlemeye özen gösterdim. Brothers da o izlediğim ve beğendiğim diğer filmlerden biriydi.

Bir noktada bu filmden bahsetmeye başlamam gerekiyor. Donnie Darko özeline dönelim. Film bir zaman yolculuğu ve şizofreni nöbeti arasında gidip gelen bir gerçekliğe sahip. Hikaye boyunca Donnie rüyalarında ona rehberlik eden Frank isimli bir tavşan görmektedir. Onun yönlendirmeleri ile gerçekleştirdiği eylemler bir şekilde hayatını kurtarmakta veya ona yardımcı olmaktadır. 31 Ekim 1988 tarihinde dünyanın sonunun geleceğini öğrendiğinde işin rengi değişmeye başlar.

Hikayenin Kelebek Etkisi ile benzerlik gösterdiğini düşünüyorum. Farklı alternatif evrenlerin varlığı ve ufak seçimlerin bizi o farklı rotalara sokabileceği ihtimali en bariz olan benzerlik elbette. Ancak ben ana karakterin hikayenin sonunda almış olduğu kararın da bu yakınlıkta büyük pay sahibi olduğunu düşünüyorum.

Filme puanım 7.5/10. Sinemada gösterime giren filmlerin The Evil Dead ve The Last Temptation of Christ olması da gözüme çarpan bir detaydı.

Need for Speed Carbon Collectors Edition

İlk piyasaya sürülme tarihi: 31 Ekim 2006

Geliştirici: EA Black Box

Tür: Racing

Platform: PC

Oynama Tarihi: 24 Mart 2023 – 11 Nisan 2023

Need for Speed: Carbon kariyer modu yaklaşık 12 saatlik bir oynanışın sonunda %86’lik completion ile final verdi.

Mart ayının ortalarında Initial D’ye devam etmemden kaynaklı olarak bir yarış oyunu ihtiyacı duymaya başladım. Ev arkadaşımın Most Wanted oynamak istediğini söylemesi üzerine sohbet ederken NFS Carbon’u hiç oynamamış olduğumu fark ettim. Çocukken yarış oyunu kotamı Downtown Run, Crazy Taxi, Midtown Madness II, NFS II SE, Underground 2 ve Most Wanted ile doldurmuş biri olarak dönemin bir takım kalburüstü oyunlarını gözden kaçırmış oldum. Burnout Paradise ve Blur da zamanında oynama şansı yakalayamadığım yapımlar arasında. Ancak şu an konumuz Carbon.

Oynamaya başlamadan evvel konuştuğum birkaç arkadaşım Carbon’un hikayesinin çok kısa ve haritasının eski yapımlara kıyasla epey küçük olduğunu belirttiler. Kısa bir senaryoya sahip olması işime geldi. Oturup bilgisayar başında 30-40 saatimi bir yarış oyununa gömmeye niyetim yoktu. Bu yüzden epey oynanış beni sararsa bitirene kadar devam ederim diyerek giriştim.

İtalyan ve Japon arabalarına karşı bir zaafım var. Bu yüzden başta seçmemiz için bize sunulan Mazda RX-8 ve Alfa Romeo Brera arasında epey bir git gel yaşadım. Chevrolet Camaro SS’i gözüm görmedi dahi. Sonunda seçimimi Alfa Romeo Brera’dan yana kullandım. İlk iki bölgeyi tamamladıktan sonra Ford Mustang GT satın aldım. Ancak sürüşünden pek keyif alamadım. Üçüncü bölgenin ortalarında iken Porsche Cayman S’e geçiş yaptım. Oyunu bitirmeden evvelki son 3 yarışa kadar Cayman S’i kullandım. Final yarışına doğru giden rotada Porsche Carrera GT aldım ve tüm geliştirmelerini yaptım. Darius ile olan son yarışı bu araba olmasa muhtemelen tamamlayamazdım. Tüm statları sınırına dayanmış bir arabayı sürmeme rağmen oyun hiçbir hatayı affetmiyordu. Dört ya da beşinci denememin sonunda downhill race i kazandım ve oyun final verdi.

Oynanış bana ağır bir şekilde Most Wanted’ı anımsattı. Mekaniksel açıdan iki oyun arasında pek farklılık olduğunu düşünmüyorum. Most Wanted’ı en son oynayışım üzerinden 10 seneyi aşkın bir süre geçmiş olsa da anılarımda oyun hala taze bir şekilde duruyor. Carbon’un kendine has farklılıklarından bahsederek işimi kolaylaştırayım. Öncelikli olarak aracın performans yükseltmelerini gerçekleştirdiğimiz ekipmanların tuning sekmesi ilginç geldi. Bu tarz bir düzenlemeyi UG2 veya MW’de hatırlamıyorum. Bir diğer Carbon’a özel içerik de Initial D Third Stage izleyenlerin bileceği downhill race in burada Boss kapışmaları olarak kullanılmış olması.

Bahsetmeden geçemeyeceğim bir diğer farklılık da yarış esnasında yanımızda bir crewmate in bulunuyor olması. Her yarışa bizimle girmiyor olsalar da farklı sınıflara ve pasif özelliklere sahip olan bu yoldaşlarımız, oyuna çeşitlilik katan unsurlar olmuş. Oyunun %85’inde falan scout classından olan Sal ile oynadım. Beş adet yoldaştan birini seçip yarışa girebiliyorsunuz. Burada oyuncunun yarışma stiline uygun seçim yapmasına olanak tanınan birden fazla sınıf olması güzel olmuş.

Bunca saydığım özelliğin ardından oyunu aşırı beğenmiş olduğumu düşünebilirsiniz. Ancak ben oyunun küçük haritasından epey rahatsız oldum. Overworld’de arabayla hemen hemen hiç gezinme ihtiyacı duymadım. Her alt bölge ortalama üç koridordan oluşuyor. Oldu ki polise denk geldiniz ve kaçmanız gerekiyor. Geçmiş olsun. Bir bölgenin üç koridorundan çıkıp başka bir bölgenin üç koridoruna geçerek zaman tüketmeniz gerekiyor. Most Wanted’dakinin aksine kaçabileceğimiz, saklanabileceğimiz yerler epey kısıtlı. Peşimizdekilere zarar vermek için çarparak yıkabildiğimiz yapılarla nadiren rastlıyoruz. Bir süre sağa sola sapıp polislerin bir şeye çarparak kendilerini devredışı bırakmalarını ummaktan başka bir çareniz olmuyor. Bu durum oyunu oynarken epey canımı sıktı.

Oyuna puanım 7/10. Kısa bir oyun olmasının yanında beni dünyasında vakit geçirmeye ikna edemedi. Bir an önce bitsin ve kapatayım diye devam ettim.

Leyla’nın Kardeşleri

Orijinal Adı: برادران لیلا (Barādarān-e Leilā) (Leila’s Brothers) (2022)

Yönetmen: Saeed Roustayi

Türü: Drama

İzlenme Tarihi: 4 Nisan 2023

Filmi izlerken biraz aceleye getirdim ve üç güne bölerek parça parça izledim. Bu başka bir film olsa konu bütünlüğüne epey zarar verebilirdi. Ancak Leyla’nın Kardeşleri hikayesel açıdan takip etmesi kolay bir eser olduğu için farklı zamanlarda 30 dakikalık seanslarla izlemiş olmak beni zorlamadı.

Hikaye maddi sıkıntılar yaşayan bir aile etrafında şekilleniyor. Dört erkek ve bir kız kardeşten oluşan ailenin büyük çocuğu Alireza hikayenin başında gördüğümüz işçi ayaklanması nedeniyle işten çıkmak zorunda kalıp ailesinin evine dönüyor. Protesto ve polis şiddeti dinene kadar ailesinin yanına dönen Alireza evde babasından kaynaklanan bir gerilim ile karşılaşır. Sülale reisi olabilmek adına kuzenlerine parasıyla hava atmaya çalışan baba Esmail, çocukları ile arasında sorun yaşamaya başlar. Leyla’nın da kardeşlerini gazlaması ile olaylar gitgide kızgın bir hal alır.

İran sinemasına çok hakim biri olmamakla birlikte İran kültürüne ilgi duyan biriyim. Bu sebeple filmin hikayesindeki kültürel dilemmalar bana kolayca geçti. Bir Batılı seyirci bu sülale reisi olma meselesini ne kadar içselleştirebilir bilemiyorum ama Türkiye’de yaşayan birinin kolayca anlayabileceğini düşünüyorum. Kültürel yakınlığımız nedeniyle filmin genel havasını çok sempatik buldum.

Esere puanım 7/10. Yakın zamanda Abbas Kiyarüstemi filmlerine de girişmeyi planlıyorum.

Ah Gözel İstanbul

Orijinal Adı: Ah Gözel İstanbul (2020)

Yönetmen: Zeynep Dadak

Türü: Belgesel

İzlenme Tarihi: 2 Nisan 2023

Eremya Çelebi Kömürcüyan bahsini ilk defa Cemal Kafadar’ın konuk olduğu Kültür Tarihi #57 isimli programda duymuştum. Program dahilinde Evliya Çelebi ve Katip Çelebi’den de ağırlıklı olarak bahsedilmişti. Tabii o zaman isim olarak duyduğum Eremya’nın kaleme aldığı eserin içeriğine pek hakim olamamıştım.

Ah Gözel İstanbul veya globalde pazarlandığı isimle Invisible to the Eye, Eremya Çelebi’nin bugünün Fatih ve civar ilçelerini gezerken kaleme aldığı günlük niteliğindeki seyahatnamesini temel alarak çekilmiş bir belgesel. Belgeselde anlatıcı konumuna Eremya Çelebi yerleştirilmiş. Onun yazıları bir seslendirmen tarafından okunmakta ve yazının konu edindiği yerler bize kamera aracılığıyla bugünkü halini aktarmaktadır.

Konsept aşırı derece hoşuma gitti. Eremya’nın yazılarında yer verdiği birtakım tarihi ve mitik bilgiler de aklımda yer eden hoş detaylar oldu. Bunlardan birkaçına sadece Rum kiliselerinde ayazma bulunduğu, Gezi Parkı’nın 1560’larda vebadan ölen Ermenilerin gömüldüğü bir mezarlık olduğu ve İstanbul ahalisinin Boğaz’ı İskender’in cinleri-devleri kullanarak açtırdığı yönündeki inanışını örnek verebilirim.

Çekim kalitesi, anlatım metodu ve kurguyu son derece başarılı buldum. İstanbul’un tarihine dair farklı formatta çekilmiş bir belgesel arıyorsanız mutlaka göz atmalısınız.

Minecraft Dungeons

İlk piyasaya sürülme tarihi: 26 Mayıs 2020

Geliştirici: Mojang Studios

Tür: Dungeon Crawler

Platform: PS4

Oynama Tarihi: 25 Mart 2023 – 2 Nisan 2023

Minecraft Dungeons tahminen 5-6 saatlik bir oynanış sonunda 32 level bir karakter ve 41 seviye silah takımı ile final verdi.

Diablo 4’ün resmi çıkışına 2 ay kala benim izometrik A-RPG damarım fena kabardı. Oyunu çıkış tarihinde direkt oynamaya başlamayacak olsam da 11 yıl sonra tekrar bir Diablo oyunu görecek olmaktan dolayı çok heyecanlıyım.

Bu heyecanımı dindirmek adına da henüz el atmadığım ve sahip olduğum oyunlara göz gezdiriyordum. O sırada Minecraft Dungeons’ın Plus servisi ile verilmiş olduğunu hatırladım. İndirip denemeye başladığımda epey sığ bir oynanışa sahip olduğu kanaatinde bulundum. Ve anında MyVideoGameList’teki hesabımda oyunu Dropped listesine kaydırdım.

Ertesi gün son bir şans vereceğim diyerek oynadığımda oyunun basitliğinin beni bir şekilde devam etmeye sürüklediğini fark ettim. Harita dizaynları tek düze, bulmaca namına tek bir bölüm mevcut. Genel dövüş stratejileri yaratıcılığa imkan veren bir düzeyde değil. Haliyle oyunun çocuklara yönelik yapılmış olduğunu çok bariz. Yine de bir yetişkinin oynayarak keyif alabileceğini düşünmüştüm. Yarı yarıya yanılmışım.

Oyunun üç item ve üç artifact takımından oluşan bir envanter düzeni mevcut. Bir melee, bir zırh ve bir ranged silahtan oluşan bu üç iteme, karakterimizi level atlatarak elde ettiğimiz enchantment parçaları ile ek özellikler monte edebiliyoruz. Yanımızda taşıyabildiğimiz üç artifact de ya summon, ya heal, ya özel saldırı ya da belli bir özelliğe boost veren nesneleri içeriyor. Bu nesneleri kendi dövüş stilinizi kişisel hale getirebilmek için kullanıyorsunuz. Esasında bunlar olmasa oyun dümdüz bir dungeon crawler olurdu. Hiç olmazsa bu artifactler sayesinde herkesin farklı bir savaşma stili ortaya çıkabiliyor. Elbette minimum düzeyde.

Oyunun gerçekten beğendiğim tek bir yanı var ki o da The Tower isimli yan etkinlik haritası. Bu etkinlik dahilinde sıfırdan bir Ghost karakter yönetiyoruz. 1 Seviye silah kuşanan bu karakterimiz ile ilk stage’i tamamladıktan sonra başka bir item, artifact veya enchantment point seçme şansı sunuluyor. Sunulan her ögenin karakterimizin seviyesinden birkaç level yukarıda olması da direkt baştan aşağı düzemediğimiz envanterimiz ile bir üst kattaki düşmanlar ile savaşırken zorluk çekmememize olanak tanıyor. 30 kattan oluşan bu kulenin içinde farklı katlarda rastladığımız 3 tüccar bulunmakta. Bunlarla etkileşime girdiğimizde seçmiş olduğumuz bir itemi geliştirmeye yardımcı oluyorlar. Son kattaki bossu da kestikten sonra kule bize aralarında seçim yapacağımız üç Unique-Gilded item sunuyor. Ödül olarak bunlardan birini alıyor ve main hub’a geri bırakılıyoruz.

Bu formül standart bir rogue-like şemasına işaret ediyor olsa da bunun uygulandığı bir Diablo benzeri oyun aklıma gelmedi. Bu sebeple de aşırı hoşuma gitti. Oyun tasarımı olarak Vampire Survivors buna temelde bağlı durumda olsa da bir Diablo çeşitliliğine sahip değil. Bir gün benzer bir oyun projesine girişirsem bu özelliği içine yerleştirmeyi istiyorum.

Oyuna puanım 6.5/10. Bir şeyler izlerken veya dinlerken oynayacak oyun arıyorsanız tam size göre. Arkadaşlarla oynayınca daha eğlenceli olabilir ancak bunu denemediğim için garantisini veremeyeceğim. Ancak bir must-play yapım değil. Aklınızda bulunsun.

Güvercin

Orijinal Adı: Güvercin (2018)

Yönetmen: Banu Sıvacı

Türü: Drama

İzlenme Tarihi: 1 Nisan 2023

Bir yerli girişim olarak ortaya çıkan MUBI’nin Türkiye sınırları içerisinde çekilen filmlere ve Türk film yönetmenlerini sürekli öne çıkarması sayesinde adını daha önce hiç duymadığım genç direktörler ile tanışmış oldum. Hemen hemen her üç günde bir, bir yerli yapımı günün filmi olarak vitrinde görüyorum. Sitenin global ara yüzünde de böyle bir öne çıkarma faaliyeti sürdürülüyorsa çok sevindirici.

Yusuf isimli genç bir arkadaşımız var. Bu arkadaşımızın hayatındaki tek endişesi evinin çatısında beslediği güvercinleri. Tabii bu durum ablası ve abisinin canını epey sıkmaktadır. Abisi günün birinde Yusuf’u sanayide bir araba tamircisine çırak olarak verir. Burada çalışırken dahi çocuğun düşündüğü tek şey akşam koşa koşa çatıya çıkıp kuşlarını besleyebilmektedir. Karakterimiz ömrünü sevdiği şeyi yaparak mı yoksa sevmediği bir işte çalışarak mı sürdüreceği konusunda bunalım yaşamaktadır.

Oyunculuklar çok üst düzeyde değildi. Bir festival filmi için standartlara uygun performans sergilendiğini söyleyebilirim.

Yapıma puanım 6/10.

Blue

Orijinal Adı: Blue (2017)

Yönetmen: Mehmet Sertan Ünver

Türü: Belgesel

İzlenme Tarihi: 29 Mart 2023

Türkiye’nin müziğin gelişimine dair belgeseller tüketmeyi çok seviyorum. Özellikle Rock ve Metal türünde sanat icra eden gruplar ve şahsiyetlerin hikayelerine daha yakından şahit olmak beni onlara daha da bağlıyor. Belgesel Kerim Çaplı ve Yavuz Çetin’in müzik dünyasında başlarından geçenleri kısa bir özet halinde işlemiş.

Günümüzdeki Rock müzik ortamını göz önünde bulundurduğumuzda belgeselin konu edindiği Blue Blues Band’in vitrinden inip arka raflara yerleştirilmiş olduğunu söylemek mümkün. Ne yazık ki göz önünde olmadığı için yeni dinleyicilere ulaşması da zorlaşıyor.

Bu konusunda bir itirafta bulunmam gerekirse, ben de pek oturup müziklerini dinleyen biri olmadım. Yavuz Çetin’in Satılık albümünün kapanış parçası olan Her Şey Biter anlık olarak grubun en sevdiğim işi oldu. Diğer albümleri de en kısa zamanda dinlemeyi planlıyorum.

Gazap Üzümleri

Orijinal İsim: The Grapes of Wrath (1939)

Yazar: John Steinbeck

Okuma Tarihi: 14 Mart 2023 – 26 Mart 2023

Steinbeck’in Dustbowl üçlemesinin son parçası olan Gazap Üzümleri sonunda bitirmeyi başardığım romanlar arasındaki yerini aldı. Bu kült eseri okumuş olmaktan dolayı son derece mutluyum.

Romanın konusu Oklahoma’dan Kaliforniya’ya mevsimlik işçi olarak çalışmak umuduyla yola çıkan Joad ailesinin başından gelenleri anlatıyor. Bankanın toprağında yerleşik bir düzeni olan Joad ailesi günün birinde yerlerinden edilirler. Ailenin en büyük çocuğu Tom bu olaylar gerçekleşirken hapis yattığı McAlester’den beraat etmiş ve evine dönmektedir. Dönüş yolunda eskiden köylerinde papazlık görevi gören Jim Casy ile karşılaşır. Casy ile birlikte yolculuk eden Tom ailesinin yanına döndüğünde krizlerle boğuşan zorla bir araya getirilmiş bir yapboz ile karşılaşır. Teksas, New Mexico ve Arizona üzerinden gerçekleştirdikleri yolculuk esnasında bu parçalar yer yer çatırdamakta, yer yer ayrılmaktadır.

Beni Steinbeck’in üslubuna bağlayan en önemli unsur dilinin akıcılığı diyebilirim. Buna ek olarak konu edindiği 20ler ve 30lar Amerikası’ndaki sosyal, ekonomik ve politik durumun nasıl olduğunu tüm çıplaklığı ile yansıtmış olması da işlerini takdir etme nedenlerimdendir. Bitmeyen Kavga, Fareler ve İnsanlar, ardından da Gazap Üzümleri’ni okumuş olmak bana dönemin ruhunu anlamam konusunda epey mesafe aldırdı.

Romana puanım 8/10. Sıradaki Steinbeck romanım Cennetin Doğusu olacak diye düşünüyorum.

Ve Sonra Dans Ettik

Orijinal Adı: და ჩვენ ვიცეკვეთ (Da chven vitsek’vet) (And Then We Danced) (2019)

Yönetmen: Levan Akin

Türü: Drama – Romantik

İzlenme Tarihi: 26 Mart 2023

Yanlış hatırlamıyorsam 2018-2019 yılları yani üniversitedeki son iki senemde Kafkas kültürü ve danslarına aşırı bir ilgim oluşmuştu. Sabahları okula giderken kulağımda ‘Gandagana’ çalardı. Oldukça eğlenceli ve enerji yükselten müziklerdi. Bugün dahi dinlerken kendimi hayata karşı daha umutlu ve motive olmuş halde bulurum.

And Then We Danced de tam olarak benim bu coğrafyaya alakamın yüksek olduğu bir dönemde çıkış yapmıştı. Bir arkadaşımın önerisi üzerine izleme listeme eklemiştim. Ancak o dönem festival filmi gibi gösterime çıktığı için internette kopyasını bulmakta epey zorlanmıştım. Daha sonra da zamanla filmin varlığını unuttum.

Kurguda Gürcü kültürüne dair pek bir şey bulamamış olmaktan dolayı filmden hayal kırıklığına uğramış ayrılıyorum. Çünkü filmin abecesi Call Me By Your Name’den alınmış durum. Kurgunun farkını ortaya koyabileceği en temel nokta geleneksel Gürcü danslarını hariç tuttuğumuzda dahi bizi hikayenin Gürcistan’da geçtiğine ikna edebilmesi olmalıydı. Ne yazık ki bu konuda epey zayıf bir profil çiziyor.

Filme puanım 7/10.