Kapan

Orijinal Adı: Get Out (2017)

Yönetmen: Jordan Peele

Türü: Korku – Gizem – Gerilim

İzlenme Tarihi: 22 Şubat 2023

Get Out çıktığı günden beri aklımın bir ucunda, izlemem için sıra bekleyen yapımlardan biriydi. Filmden bahseden insanlar atmosferinin aşırı rahatsız edici olduğunu ve hikayenin geçtiği yerde işlerin hiç de yolunda gitmediğine buram buram hissettiklerini söylüyorlardı. Ben fikre filmin ilk bir saatinde fazlasıyla katıldım.

Filmin ilk bir saati beni gerçekten sürekli meraklandırdı. Hikaye hep aksın ve finalinde neye varacaksa varsın istedim. Sonunu bilmeye karşı duyduğum karşı konulamaz istek beni filmin son yarım saatine kadar yüksek bir şekilde taşıdı. Ancak son yarım saatte işlerin karikatürize bir şekilde sonuçlanması beni yıktı.

Bu kadar gergin bir filmin daha karanlık bir şekilde bitmesini isterdim. Fresh filminin Get Out’tan fazlasıyla etkilendiğini düşünüyorum. Olayların gelişimi, gizemin çözülmesi, yardıma gelen arkadaşın saflığı vs. bana bayağı benzer geldi. Ancak orada kaçış süreci içinde daha kanlı ve vurdulu kırdılı sahneler vardı. Bu filmde sanki tüm düzen Chris tutulduğu odadan kurtulabilsin diye sunulmuş gibiydi. Hiçbir insan evladında, hele de böyle ürkütücü bir dolap çeviren bir ailede, bir tanecik kesici alet veya tabanca bulunmaz mı? Çocuk tüm işini çıplak elle halletti desek yeridir. Filmin en az kafa yorulmuş kısmının bu kaçış sekansı olduğuna kanaat getirdim.

Ha bu arada Fresh’ten daha akıllı bir film olduğu ortada, aksini iddia etmiyorum. Az önce bahsettiğim şeyler sadece finale aittir. Yoksa olayların gelişimi ve gerilimin sağlandığı unsurlar son derece başarılıydı. Herhangi bir jumpscare veya gore elementi olmadan beni bu kadar rahatsız hissettirebilmiş olmasını takdir ettim.

Yapıma puanım 7/10. Filmin başındaki trafik polisi filmin sonunda da gözükmüş olsaydı filme bir yarım puanı gözümü kırpmadan verirdim. Yine bu haliyle de oldukça iyi bir gerilim filmi.

Kaguya-sama: Love is War – Ultra Romantic

Seri Çıkış Tarihi: 9 Nisan 2022 – 25 Haziran 2022

Türü: Komedi – Romantik

Bölüm Sayısı: 13

İzlenme Tarihi: 9 Nisan 2022 – 21 Şubat 2023

Üçüncü sezona başlamam ve bitirmem arasında neredeyse bir senelik bir zaman dilimi oluşmuş. Takip ettiğim eserlere bu kadar ara vermek hiç hoşuma gitmiyor. Ancak bazen dizi veya oyun benzeri devamlılık gerektiren işleri yaparken birden mental olarak kopabiliyorum. İlgimi kaybettiğimde de dönüş yapmam her geçen gün ile birlikte daha da zorlaşıyor.

Kaguya sama izlemekten en çok keyif aldığım romantik komedi serisi olmasına rağmen bir noktada haftalık izleme rutinim bozulmuş. Bu sezonun hemen hemen yarısını okuldaki kültür festivali etkinlikleri kaplıyordu. Episodik değil de devam eden bir hikayeyi işlediği için izlemeyi bırakmış olmam olumsuz etki yapmış olabilir diye düşünmüştüm. Fakat hiç de düşündüğüm gibi olmadı. Sevdiğim ve bildiğim karakterlerin içinde bulundukları dramaları hemencecik hatırlayıverdim.

Sezonun final bölümü epey tatlıydı. Shirogane’nin phantom thief kostümü ve kurduğu organizasyon beni epey eğlendirdi. Shinomiya ile arasındaki ilişkinin nasıl ilerleyeceğini ve Stanford Üniversitesi’ne başvurmalarının mangada hikayeyi ne yöne sürüklediğini merak etmedim diyemem. Geçtiğimiz aylarda bir devam filmi yayınlanmış. Onu da ilk fırsatta izlemeyi planlıyorum.

Sezona puanım 8.5/10.

Aşk Zamanı

Orijinal Adı: 花樣年華 (Fa yeung nin wah) (In the Mood for Love) (2000)

Yönetmen: Kar-Wai Wong

Türü: Drama – Romantik

İzlenme Tarihi: 20 Şubat 2023

Wong Kar-Wai ve onun kendine has Uzak Doğu estetiği beni her filminde büyülemeyi başarıyor. Bu filmi hikayesel açıdan ele aldığımda çok basit bir temele oturduğunu görüyor olsam da eseri ‘anlar’ üzerinden okuduğumda sahne sahne etkileniyorum.

Ağır çekimde alınan kadrajlar eşliğinde çalıp duran ve Shigeru Umebayashi tarafından bestelenen Yumeji’s Theme isimli bir parça var ki huzur ve efkarı aynı anda yaşatıyor dinleyen insana. Çok farklı bir tınısı var bu müziğin. İnsan ruhunun derinlerine işleyip onu anılarında belli belirsiz bir yolculuğa çıkarıyor.

Filmin geneline yayılmış şiirsel bir hava mevcut. Bu müzik de o duygusal perdenin daha da katlanmasına yol açmış. Eternity and A Day’deki By The Sea isimli Eleni Karaindrou bestesinden bu yana bir film müziğine bu kadar bağlandığımı hatırlamıyorum. Benzersiz ve akılda kalıcı.

Yapıma puanım 7.5/10. Aklıma koyduğum diğer Kar-Wai filmleri için de bir şekilde izleme fırsatı yaratmaya çalışıyorum. Umarım en kısa zamanda bu filmografiyi tamamlayabilirim.

Cadı

Orijinal Adı: The Witch (2015)

Yönetmen: Robert Eggers

Türü: Drama – Fantastik – Korku

İzlenme Tarihi: 20 Şubat 2023

Son zamanlarda etnik korku filmlerine karşı bir ilgim oluştu. Korku janrasını henüz tüm kalbimle benimseyememiş olsam da bu alt türün beni çeken farklı bir dokusu mevcut. Bu dokuyu inşa eden kişi Robert Eggers olunca sinematografik açıdan eşsiz bir izleti ortaya çıkıyor.

Film 17. yüzyıl başında İngiltere’den kovulan Püritenlerin Amerika kıtasına göçü sonrasında New England isimli yerleşme kurmalarına yakın bir zamanda geçiyor. Küçük bir pilgrim yerleşkesinde başlayan öykümüz William isimli bir aile babasının Protestan mahkemesinde dini düşüncesi nedeniyle yargılanması sonucu şehirden atılması ile hareketleniyor. Yedi kişilik ailesini Doğu Amerika ormanlarında gezdirerek hayatlarını kuracakları çiftlik evlerini inşa eder.

Ormanın kıyısında yeni bir yaşam kurmaya çalışan William ve Katherine çifti yavaş yavaş çevrenin tekinsizliğine maruz kalırlar. İlk olarak yeni doğmuş vaftizsiz çocukları Samuel’i kaybeden ikili arasında büyük kızları Thomasin’e yönelik bir gerilim oluşmaya başlar. Bu gerilim büyük erkek çocukları Caleb’in ‘witched’ hale gelmesi ile zirve yapar. Kızlarının cadı olduğundan şüphelenen aile birden bire kendilerini sinir krizleri ve güvensizlik içinde buluverir.

Filmin sahip olduğu donuk renk paleti Kuzeydoğu Amerika ormanlarının kasvetini harika bir şekilde dışavurmuş. Çığlık ve bağırma sesleriyle mix edilmiş müzikleri hikayenin gerilim seviyesini yükselten unsurlar arasındaydı. Genel hatlarıyla başarılı bir yapım olduğunu düşünüyorum.

Esere puanım 7.5/10.

Halo 3: ODST

İlk piyasaya sürülme tarihi: 22 Eylül 2020 (22 Eylül 2009)

Geliştirici: Bungie

Tür: FPS

Platform: PC (Xbox 360)

Oynama Tarihi: 5 Ocak 2023 – 19 Şubat 2023

Halo 3: ODST Steam’deki sayaca göre 7 saat 36 dakikalık bir oynanışın sonunda final verdi.

Halo 3’ün destansı finalinin ardından bu oyunu oynamak benim seriye karşı olan olumsuz düşüncelerimi tekrar su yüzüne çıkardı. Aslına bakarsanız Halo serisi kötü bir FPS oyunu barındırmıyor. Görselliği, silah çeşitliliği ve düşman yapay zekasını işin içine katarsak piyasadaki türdeşlerinin %90’ını kolayca solda sıfır bırakır.

Fakat gelin görün ki ben bu oyunun atmosferinden her defasında bıkkınlık geçiriyorum. Beni sürükleyip götürmeyi başaramayan oynanışı nedeniyle bir oturuşta birden fazla stage oynamayı bir türlü başaramıyorum. Çoğu bölümün daha ortasına bile ulaşamamışken ‘aman bu ne zaman bitecek’ tribine giriyorum.

Bu oyunun en büyük dezavantajı Master Chief’in hikayesine odaklanmıyor oluşudur. Halo 2 ile 3’ün olayları arasında Orbital Drop Shock Troopers adı verilen bir birliğin başından geçenleri takip ediyoruz. Oyun kendi hikayesini iz sürücü bir çaylak ve onun takım arkadaşlarına dair bulduğu ipuçlarının tetiklediği flashback bölümleri sayesinde ilginç kılmaya çalışmış olsa da benim için yeterli düzeyde bir gizem barındırmıyordu. Kendimi hikayesine kaptıramayınca da sadece bir şeyler dinlerken oynadığım standart oyunlardan birine dönüştü.

Oyuna puanım 6/10. Bir süre Halo’ya dair herhangi bir şey görmek istemiyorum. Dönüşümü de Reach ile yapacağımı düşünüyorum.

The Garden of Words

Orijinal Adı: 言の葉の庭 (Koto no Ha no Niwa) (2013)

Türü: Drama – Romantik

Stüdyo: The Answer Studio

İzlenme Tarihi: 18 Şubat 2023

Makoto Shinkai yapımı hangi filmi izlesem hep bir olamamışlık hissi ile kalkıyorum. Bir eserden bu hissiyatı taşıyarak ayrılmak beni gerçekten çok rahatsız ediyor. Bugün pek drama türünde eser izleme modunda değildim. Buna rağmen izlemeye başladım. Sonuç beklediğim gibi oldu.

Shinkai’nin melodrama dozunu aşırı buluyorum. Dramatik kadrajların arkasına arabeske kaçan tonda bir piyano müziği dayayıp seyircinin duygularını harekete geçirmeye çalışmasını ucuz buluyorum. Evet yönetmenliğini yaptığı animasyon filmlerinin çizimleri gerçekten üst düzey ve büyük emek harcanan çalışmalar bunu kabul ediyorum. Ancak kurgularındaki olay örgüsünün ve karakter derinliğinin aynı kaliteyi taşımadığını düşünüyorum. Bu sebeple de eserlerini tam anlamıyla takdir edemiyorum.

Esere puanım 6.5/10. Rollerin değiştiği durumda olayın ne kadar creepy bir hal alabileceğini düşündükçe hikayeden daha da soğudum.

Çılgın Sayfa

Orijinal Adı: 狂った一頁 (Kurutta Ichipeiji) (A Page of Madness) (1926)

Yönetmen: Teinosuke Kinugasa

Türü: Drama – Korku – Gerilim

İzlenme Tarihi: 15 Şubat 2023

A Page of Madness dürüst olmak gerekirse biraz sıkılarak izlediğim bir yapım oldu. Hikayenin sürreal anlatımı akşam vakti olunca yorgun düşmüş beynimin algı sınırlarının dışında kaldı ne yazık ki.

Filmin hikayesi bir akıl hastanesinde hademelik yapmakta olan yaşlı bir adamın burada tutuklu bulunan eşini bulmaya çalışmasını üzerine şekilleniyor. Bol imgelemli oluşu ve flashbackler nedeniyle birbirine giren zamansal düzlemi nedeniyle takip ederken epey zorlandım. Eserin benim için akılda kalan tek sahnesi hademenin tüm hastalara birer Noh maskesi dağıttığı ve hepsinin kendilerine verilen bu maskeleri taktığı kısımdı.

Yapıma puanım 6/10.

The Ocean Waves

Orijinal Adı: 海がきこえる (Umi ga Kikoeru) (I Can Hear The Waves) (1993)

Türü: Okul – Drama – Romantik

Stüdyo: Studio Ghibli

İzlenme Tarihi: 15 Şubat 2023

Ghibli’nin en ünlü yapımlarından biri olmasa da hatırı sayılır bir kitle tarafından bilinen bir animasyon filmiydi The Ocean Waves. Ben de sürekli sağda solda görüyor olmama rağmen oturup bir türlü izleme fırsatı bulamamıştım. Geçen haftalarda tam oturup izleyeyim diye başlamıştım. Üç bilemedin beş dakika kadar izledikten sonra başka bir şey yapmaya karar vermiştim. Böylece yarım kalmıştı.

Bugün oturup filmi baştan sona izledim. Ve bu kadar uzun süre bekletmemi gerektirecek bir yapım olmadığına kanaat getirdim. Her şeyden önce hikayesi çok sığ. Lise çağındaki üç ana karakterimiz arasında belli belirsiz bir aşk üçgeni var. Yaşları dolayısıyla kariyeri konusunda seçim yapması gereken bu gençleri önlerinde bir üniversite tercihi beklemektedir. Ancak hikayemizin kadın başrolü olan Rikako dışında diğer iki çocuğun özel hayatlarında herhangi bir soruna tanık olmuyoruz. Kıza aşık olmaları haricinde elbette.

Filmin süresi kısa olması nedeniyle hikayede herhangi bir alana yeterince eğilecek fırsat bulamamış diye yorumluyorum. Ne bu üçlünün bir arada bulunduğu sahneler var, ne Taku-Rikako arasındaki ilişkinin uzaktan yakından alakası olabilecek bir Yutaka-Rikako ilişkisi mevcut, ne de bu liselilerin oturup hayalleri için ders çalıştıklarını görüyoruz. Detayları işlenmemiş bir hikaye taslağı hissi verdi bana.

Animasyona puanım 6/10. Odağı olmayan bir gençlik aşk draması yazmaya çalışılmış ancak pek başarılı bir şekilde aktarılamamış.

Nesir Edda

Orijinal İsim: Snorra Edda (Prose Edda) (13.yy başları)

Yazar: Snorri Sturluson

Okuma Tarihi: 18 Ocak 2023 – 5 Şubat 2023

İskandinav mitolojisi bana hiçbir zaman bir Mısır veya Yunan kadar keyifli gelmedi. Snorri Sturluson’un tabiriyle ‘Töton ırkı’ asırlardır Kuzey Avrupa topraklarında yaşıyor olmalarına rağmen medeni yaşama Yüksek Ortaçağ sırasında geçiş yapıyorlar. Haliyle geçmişi daha eskilere dayanan bu Aesir-Vanir öykülerinin kaleme alınıp kuşaktan kuşağa sistemli bir bilgi aktarımı sağlanması 13. yüzyılı buluyor.

Sturluson Manzum Edda ile Nesir Edda’yı kaleme aldığı vakit Aeneid, İlyada ve Odysseia’yı kendine ilham kaynağı olarak belirlemiştir. Bu esinlenmeyi öykü anlatım stilinden anlamak mümkün olmakla birlikte Gylfaginning ile Skáldskaparmál bölümlerinin önsöz ve sonsözünde yazarın mitler hakkındaki yorumlarını okuma şansına erişiyoruz. Burada Thor’u Truva’da savaşmış bir Frigyalı olarak anlatması, Odin’in güneyden İskandinavya’ya göç etmesi, Frigg’in adının Frigya’ya verilmiş olması, Odin’in diyar diyar gezerek Töton ırkını Romalılara karşı örgütlemeye çalışmış bir kral olması gibi gibi ilginç fikirlere rastlayabiliyoruz. Bu kısımları orijinal eserin %80’inden daha ilgi çekici bulduğumu belirtmeliyim.

Manzum Edda olarak bilinen Poetic Edda’nın benim okumuş olduğum Nesir Edda’dan önce yazılmış olduğunu bilmiyordum. İkisi arasında bir seçim yapma şansım da yoktu. Snorri Sturluson olarak arattığımda Türkçe kaynak olarak yalnızca Ekin Duru tarafından çevrilen ve başlığı Viking Mitleri olan bu eser karşıma çıktı. Haliyle tam olarak hazırlık yapmadığım bir şekilde okumaya giriştim. Lakin konu hakkında sıfır olmadığım için öyküleri takip ederken fazla zorlanmadım.

Yine de İngilizce versiyonu üzerinden aşina olduğum bazı tanımlar ve kelimelerin Türkçeleştirilmiş olması beni yer yer şüphede bıraktı. Asa’nın Aesir, Van’ın da Vanir kelimesinin Türkçeleştirilmişi olduğunu anlamam birkaç bölüm sürdü ne yazık ki. Bu benim dalgınlığımdan kaynaklanmış da olabilir elbette, çok tepki vermek istemiyorum. Lakin bu tip uyarlama kelimeleri kullanmadan evvel tanımların yeterince yaygınlaşıp yaygınlaşmadığının kontrol edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Aksi durumlarda terim ne ise orijinali halinde tutulmalı. Benim görüşüm bu yönde.

Balder’in Ölümü, Ragnarok anlatısı ve Nibelunglar Destanı bölümleri haricinde okurken pek de keyif aldığım bir kısım olmadı. Her şeye rağmen ana metin olması özelliği taşıdığı için mitoloji ve tarih meraklılarının mutlaka göz atması gerektiğini düşündüğüm bir eser.

The Banshees of Inisherin

Orijinal Adı: The Banshees of Inisherin (2022)

Yönetmen: Martin McDonagh

Türü: Komedi – Drama

İzlenme Tarihi: 5 Şubat 2023

İrlanda ve İskoçya benim özel ilgi noktalarımdan biri olmuştur her zaman. Müziğiyle, doğasıyla, kimlik bunalımlarıyla, karmaşık tarihleriyle ve elbette insanlarıyla hep bir şekilde hayatımın parçası olmayı başarmışlardır.

İrlanda İç Savaşı üzerine de zamanında epey bir okuma yapmıştım. IRA’nın kuruluşu, idealleri uğruna neleri göze aldıkları ve The Troubles dönemi işlerin nasıl çığırından çıktığı üzerine sohbet edebilecek kadar bilgi sahibiyim. Bu sebeple İrlanda’nın son yüz yılını konu alan herhangi bir yapım gördüğümde birden oltaya geliyorum.

The Banshees of Inisherin 1910lar sonu, 1920ler başında geçen bu dönem öyküsü Inisherin isimli hayali bir kasabada geçmektedir. Anakara İrlanda’sında iç savaş sürerken bu kasabada insanlar sıradan hayatlarına devam etmektedirler. Hikayemiz de çok yakın arkadaş olan iki adamın bir sabah birdenbire aralarının bozulması ile başlamaktadır. Filmin başında küsen tarafın neden küstüğünü, küsülen tarafın da ne ayıp etmiş olduğunu düşünüyoruz. Ancak filmin ilk yarım saati içerisinde meselenin ne olduğunu öğreniyor ve sonrasında ikili arasındaki gerilimin nasıl sonuçlanacağını merak ederken buluyoruz kendimizi.

Colm ve Padraic arasındaki ilişkinin az da olsa benzerini birkaç sene önce bir arkadaşımla yaşamıştım. O yüzden Colm’un sinir bozucu davranışlarına karşı bir noktaya kadar empati kurabildiğimi söyleyebilirim. Her gün bu sıkıcı köyde yaşarken, anlamsız basit sohbetler ederek zamanını harcamayı değil de tarihte iz bırakabilmesini sağlayacak bir keman bestesi üzerinde çalışmaya kendini adaması bana son derece makul geliyor.

Elbette bu filmin İrlanda İç Savaşı alegorisi olduğunu söyleyemeye gerek duymuyorum. Hikaye İrlanda Bağımsız Savaşı döneminde geçiyor olsa da The Troubles dönemini daha iyi resmettiğini düşünüyorum. Düne kadar dost olarak yaşayan Katolik ve Protestan İrlandalıların İngiliz müdahalesinin körüklemesi ile birbirlerine karşı cephe almasını iki arkadaşın küslüğü üzerinden anlatmak nereden baksan iyi bir hikaye anlatıcılığı gerektirir. Ve McDonagh’ın bunu iyi başardığını söylebilirim.

Filme puanım 7.5/10.