Sırtlarındaki Hayat

Orijinal Adı: Sırtlarındaki Hayat (2004)

Yönetmen: Yeşim Ustaoğlu

Türü: Belgesel

İzlenme Tarihi: 13 Ocak 2023

Bu belgeselin bahsini annemden duymuştum. Kendisi köy hayatı, yerel kültürler ve genel olarak otantik ögeleri çok seven bir insandır. Bana benzer içeriğe sahip birçok belgesel önermişti ancak bunu geçen MUBI’de gösterimden kalkmak üzere ibaresi ile görünce izleme sırasında birden öne fırlattım.

Karadenizliler veya Karadeniz’e yola düşenler bir şeyi fark etmiştir. Köy yerinde ağır işleri hep kadınlar yapar. Odun taşımak, hayvan gütmek, dağa bayıra mantar toplamaya çıkmak vs. O yörenin kadınları gerçekten çileli bir yaşam idame ettirirler. Ve kaçınılmaz bir şekilde yaşadıkları bu zor şartlar sonrasında daha güçlü karakterlere sahip olurlar. Hem mental hem de fiziksel açıdan son derece dayanaklı hale gelirler. Onları incitmek veya gücendirmek hiç ama hiç kolay değildir.

Belgesel, Karadeniz Bölgesi’ndeki, hatta yanlış takip etmediysem direkt Rize’deki bir Laz köyünün Kaçkar Yaylası’na çıkış dönemini konu alıyor. Tam da yukarıda bahsettiğim şartlar altında hayatlarını sürdüren bir grup kadının yaşamından kısa kesitlere şahitlik ediyoruz. Dünyayı nasıl algıladıkları, sosyal ilişkileri, geleceği nasıl tasarladıkları ve hayata karşı beklentilerini dinliyoruz. Diyaloglar arasına serpiştirilen Lazca konuşmalar da dinlemesi keyifliydi. Kendi dillerini, düşüncelerini ve duygularını daha iyi ifade edebildikleri bir kaçış yolu olarak görmeleri benim çok hoşuma gitti.

Doğu Karadeniz’deki bir Laz köyünde hayat nasıl geçer diye merak edenlerin bakmasını tavsiye ettiğim bir belgesel.

Jeanne d’Arc’ın Yargılanması

Orijinal Adı: Procès de Jeanne d’Arc (The Trial of Joan of Arc) (1962)

Yönetmen: Robert Bresson

Türü: Biyografik – Drama – Tarihi

İzlenme Tarihi: 8 Ocak 2023

Başlangıcı iddialı bir sözle yapmak istiyorum. Bresson’un Jeanne d’Arc biyografisi, beni Dreyer’inki kadar etkileyemedi. Duygusal build-up oluşturmak için 60 dakika kesinlikle yeterli değil. Filmin büyük çoğunluğu zaten soru-cevaptan oluşuyor. Bu nedenle de Jeanne’ın iç dünyasına ve duygusal çöküşlerine tanık olamıyoruz.

1928’in Jeanne d’Arc portresi çok daha duygusal ve tanrı aşkı buram buram hissedilen bir karakterdi. Öte yandan Bresson’un bize sunduğu Jeanne çok daha katı ve dirayetli bir imaj çiziyor. Hapsedildiği hücresinde rahiplerle yaptığı konuşmalar sırasında yer yer gözlerinin kenarından yaşlar süzülse dahi soğuk kanlılığını asla bozmuyor. İnancı ve davası uğruna kendini adamış güçlü bir duruş sergiliyor.

Ben Bresson’un Jeanne’ını daha çok sevdim. Hayalimde onu hep ölüme çekinmeden, başı dik bir şekilde yürüyen inançlı bir kadın olarak canlandırırdım. Beni tarihteki en sevdiğim kadına bir kez daha hayran bıraktığı için Florence Delay’a da teşekkürlerimi sunuyorum.
Merci beaucoup, Madame Delay. J’espère qu’un jour, je vous montrerai ma gratitude en personne.

Esere puanım 7.5/10.

Bulutları Beklerken

Orijinal Adı: Bulutları Beklerken (2004)

Yönetmen: Yeşim Ustaoğlu

Türü: Drama

İzlenme Tarihi: 8 Ocak 2023

Film 1975 yılında geçmektedir. Ayşe isimli bir kadının yarım yüzyıl boyunca gizli tuttuğu bir sır ile büyüdüğü topraklarda yaşamını sürdürmesini konu alır. Bu sır da kendisinin 1915 Pontus Rum Sürgünü sırasında ailesiyle birlikte Mersin’e sürülmesidir. Gerçek adı Eleni olan bu kadın küçük kardeşi Niko ile birlikte Mersinli bir Türk aile tarafından evlat edinilir. Aile Niko’yu gözden çıkarıp Yunanistan’a mübadil etmiş olsa da Eleni’yi kendi kızları olarak ailelerine katarlar. Selma isimli üvey ablasının evlenmesi ile onunla birlikte tekrar Karadeniz’e dönen Eleni 50-60 sene içinde yaşadığı pişmanlığın ağırlığını ablasının kaybı sonrasında şiddetli bir şekilde yaşamaya başlar.

Filmi sevmesine sevdim ama hep bir olmamışlık hissi vardı. Karakterler çok gizemli. Geçmişlerine dair pek fazla bilgi verilmediği için yeterince empati yapıp duygusal rezonansa kendinizi kaptıramıyorsunuz. Bu konu özelinde senaryonun eksik olduğunu söylemeliyim. Ayrıca film, açılışta beliren 1975 yazısı ve Brejnev’in TV’de görünmesini hariç tutarsak hiç de 70’lerde geçen bir öykü hissi vermiyordu. Dönemin ruhunu yansıtmada da pek başarılı olduğu söylenemez. Düz bir izleyici bu hikayenin 2004’te geçtiğini düşünebilir.

“en zor olanı gecelerdi değil mi. sanki herkes bütün gücünü gündüze saklıyordu sırf geceleri ölebilmek için…”

Filmin benim için en akılda kalıcı sahnesi finalde fotoğraflara baktıkları sahne idi. Kapanışın Eleni’nin ailesiyle çekildiği ve 60 yıldır sakladığı fotoğrafa yakınlaşarak yapılmış olması da etkileyiciydi.

Esere puanım 6.5/10. Fikir olarak güzel olmasına rağmen teknik ve duygusal açıdan kapatılabilecek birçok eksiği olduğunu düşünüyorum. Yine de izlediğim için memnun oldum.

Güneş Sonrası

Orijinal Adı: Aftersun (2022)

Yönetmen: Charlotte Wells

Türü: Drama

İzlenme Tarihi: 7 Ocak 2023

Bazı filmler vardır sanki sizin hayatınızdan bir parçayı ilham edinip çekilmiş gibi hissettirir. Aftersun bana tam olarak bunu yaşattı. Çok eski bir anıyı hatırlamaya çalışıyormuş gibi oldum hep. Tam da bu cümleleri kurarken Cloud’un “My memories… since when? If everything is a dream, don’t wake me” sözü canlandı zihnimde.

Filmde babası Calum’la birlikte Bodrum’a gelen Sophie’nin birkaç günlük tatil macerasına tanık oluyoruz. Bu tatil Sophie için unutulması mümkün olmayan anılar ve deneyimlerle doludur. Eserin görsel diline sirayet eden bir melankoli havası var. Bunu sağlayan en önemli etken de el kamerası ile çekilmiş sahnelere yer verilmiş olması. Önceden yaşanmış bir anı hatırlamak için o görüntülerin tekrar izlendiğini işaret ediyor. Böylece filmde zamansal bir geçiş olduğunun ipucunu da alıyoruz.

“There’s this feeling, once you leave where you grew up, that you don’t totally belong there again.”

Beni bu filmde en çok etkileyen şey kısmen de kişisel bir sebebe dayanıyor. Calum’un bana anımsattığı şeylerin haricinde hikayenin Bodrum’da geçiyor olması da beni duygusallaştıran bir noktaydı. Ben üniversiteye değin yaz tatillerimi hep ailemle geçirdim. Ortaokul ve lise dönemlerinde yaz tatillerinde babam hep Muğla’da bir yazlık kiralar ve birkaç haftamızı orada geçirmemizi sağlardı. Filmde de yaklaşık 10 sene evvel bulunduğum yerlerde dolaşan bir baba-kız ikilisi görünce bünyeye nostalji yüklemesi oldu.

Filmin ortaları biraz durağan geçse de finale doğru giden son 15 dakikalık süreç beni gerçekten mahvetti. Ben uzun zamandır bir film izledikten sonra bu kadar hislenmemiştim. Gözlerimi duvara dikip öylece düşüncelere dalmamıştım. Bunu bana yaşatan son film belki de The Hand of God idi, emin değilim. Tekrardan beni duygusal olarak etkileyebilen bir film izlemiş olmaktan dolayı mutluyum.

Esere puanım 8.5/10. Çevremde kim varsa bu filmi izlemelerini rica ettim. Dilerim onlar da benim kadar hislenebilirler.

Sınırın Güneyinde, Güneşin Batısında

Orijinal İsim: 国境の南、太陽の西 (Kokkyou no Minami, Taiyou no Nishi) (South of the Border, West of the Sun) (1992)

Yazar: Haruki Murakami

Okuma Tarihi: 2 Ocak 2023 – 7 Ocak 2023

Haruki Murakami eserlerine isim verme konusunda bir uzman. Benim gibi başlıklara düşen okurları kolayca etkileyebildiğine eminim. Her romanının adı ayrı ayrı güzel. Ancak şu ana kadar en şiirsel bulduğum bu kitap oldu.

Sınırın Güneyinde, Güneşin Batısında romanının öyküsü, Hajime isimli bir adamın ergenliği ve orta yaşlılığı dönemlerini konu alıyor. Kitapta üç önemli kadın karakter var. Birincisi çocukken en iyi anlaştığı ve aralarında romantik hiçbir şey yaşamadıkları Shimamoto, ikincisi ortaokul çağında romantik yakınlaşmalar yaşadığı Izumi ve üçüncüsü hayatını birleştirdiği eşi Yukiko. Bu üç kadın da Hajime’nin hayatının farklı yönlerini temsil ediyorlar. Yukiko onun güvenli alanı, düzenli bir hayat kurmasını sağlayan vefalı eşidir. Izumi ise onu kuzeni ile aldattığı için derin bir pişmanlık duyduğu eski kız arkadaşıdır. Shimamoto ise Hajime’nin kendi hayallerinde kusursuzlaştırdığı, gizemli ve garip bir kadındır.

Romanın ilgi uyandırıcı bir atmosferi var. Ana karakterlerin nispeten pasif bir rol alıyor olması bazen beni rahatsız etse de yaşanan olayların ilginçliği beni her zaman esere bağlı halde tutuyor.

Murakami bu romanında büyük bir anlatı, karmaşık bir olay örgüsü falan sunmuyor. Zaten bugüne değin okuduğum hiçbir kitabı bu tarzda değildi. Kaleminin ilginç bir yanı var. Basit bir olayı dahi o kadar akıcı bir şekilde işliyor ki kendimi hep bir sonraki bölümde ne olacak merakı yanıp tutuşuyor halde buluyorum. Bu durumu son zamanlarda okuduğum yazarlar arasında sadece Kazancakis, Steinbeck ve Murakami’de yaşadım.

Esere puanım 8/10. İmkansızın Şarkısı ile eş düzeyde gördüğüm bir roman. Onu okuyanların bu hikayeyi de beğeneceğine eminim.

Büyük İstanbul Depresyonu

Orijinal Adı: Büyük İstanbul Depresyonu (2020)

Yönetmen: Zeynep Dilan Süren

Türü: Kısa – Drama

İzlenme Tarihi: 7 Ocak 2023

İki gün önce MUBI hesabı açtım. Bunun üzerine gözüme kestirdiğim ve gösterimi kısıtlı yerli ve yabancı yapımlardan oluşan bir izleme listesi yaptım. Bu listenin içine Youtube, Vimeo gibi platformlarda bulunmayan kısa filmleri de ekledim. Hesabı iki ya da üç ay kadar açık tutacağım için bu listenin ne kadarını izlersem o kadar iyi olacaktır.

Kısa filmler genelde deneysel olarak sınıflandırılıyor. Genç yönetmenlerin ilk adımlarını attıkları alan olması nedeniyle kötü işle karşılaşma ihtimalini daha yüksek buluyorum. Kısa film izlemek gibi bir alışkanlığım yoktur. Çünkü bir yapımı izlemem için gerçekten iyi olacağına inanmış olmam gerekiyor. O yapımın süresinden bağımsız olarak kendime şart koştuğum bir şey bu.

Bu kısa filmi sadece ve sadece ismi nedeniyle listeme ekledim. Her Türk’ün bildiği bir kalıp olan ‘Büyük İstanbul Depremi’ lafzından çevrilerek yazılmış bu başlık ilgimi çekti. Oyuncular arasında da tanıdığım biri olan Nazlı Bulum’u görünce izlemekten zarar gelmez diye düşündüm ve seyrettim.

Hikaye üniversite mezunu iki genç kadının iş bulma sürecindeki hallerini konu alıyor. Ev arkadaşı olan bu iki kadından biri daha girişken ve sürekli iş görüşmelerine giden biri, diğeri ise umudunu kesmiş ve kendisini eve kapatıp hiçbir şeyle ilgilenmeme yoluna sokmuş birisidir.

Yapımın görsel dilini gayet iyi buldum. Benzer renk paleti, İstanbul kasveti, müzikler ve kadrajlar ile dolu bir saati aşan bir yapım izlemek isterdim. Kısa film olması nedeniyle odağına aldığı konuyu yeterince detaylı işleme şansı olmamış. Bu durum da beni bir tık üzdü diyebilirim. Yönetmenin şu an tek bir eseri var gibi görünüyor. Bu yapım ile Bulgaristan’da bir kısa film ödülü ve yerelde de iki en iyi kısa film ödül kazanmış bulunuyor. Dilerim daha fazla proje üretir ve adını daha sık duyarım.

Yapıma puanım 6/10.

Fresh

Orijinal Adı: Fresh (2022)

Yönetmen: Mimi Cave

Türü: Komedi – Korku – Gerilim

İzlenme Tarihi: 1 Ocak 2023

Yeni yılın ilk günü izlemek için pek de iç açıcı bir film seçiminde bulunmamışım. Bu filmin açılış kesitini Instagram’daki bir film sayfasının paylaşımı aracılığıyla izlemiştim. Sahne bana komik geldiği için adını aratıp ne tarz bir yapım olduğunu öğrenmek istediğimde karşıma Korku ile Komedi etiketleri aynı anda çıktı. Bunu görünce de hemen geri adım attım ama yine de aklımın bir köşesine not aldım.

Fresh hayatımda izlediğim ilk korku komedisi değil. Ancak şöyle bir durum var ki ben ne korku ne de korku komedisi izlemeyi pek tercih eden biri değilim. Fresh’i izleme konusunda ikna oluşumun belki de tek sebebi Daisy Edgar-Jones’un başrolde olması diyebilirim.

Filmin afişi dahi içinde yamyamlık barındırdığını bağıra bağıra söylüyor. Ancak ben içinde sitofili ile karşılaşmayı beklemedim. Çocuksu, basit bir yamyamlık hayal ettim herhalde bilmiyorum. İnsan eti yemenin sapkınca yönü gün gibi ortadayken işin fetişe kaçan yanlarının da filmde yer edineceğini düşünemedim. Anlayacağınız ben bazı sahnelerde gerçekten rahatsız oldum. Gore seviyesi çok yüksek olmasa dahi benim bu tarz içeriklere tahammül sınırım epey düşük. Bu nedenle de midem hemencecik ağzıma geliyor.

Filmin ilk yarım saatinden bayağı keyif aldım. Hatta bu hikaye hiç korku-gerilim rotasına sapmadan aptalca bir romantik-komedi şeklinde ilerlesin istedim. Ancak öyle olmadı. Ama öyle olsa ben izlerken kat kat fazla eğlenirdim. Orası ayrı.

Yapıma puanım 6/10.

Gölgeye Övgü

Orijinal İsim: 陰翳礼讃 (In’ei Raisan) (In Praise of Shadows) (1933)

Yazar: Jun’ichirō Tanizaki

Okuma Tarihi: 28 Aralık 2022 – 31 Aralık 2022

Junichiro Tanizaki bugüne değin okuma fırsatı bulabildiğim bir yazar değildi. Mevcut kütüphanemde iki eseri olmasına rağmen ben seçimimi farkında olmadan Gölgeye Övgü yönünde kullandım.

Kitabın adı tarafından yanıltıldım. Ben Tanizaki’nin kaleme aldığı karanlık, gizem dolu bir öykü okuma hayali kuruyordum. Ancak o bana Japon kültürü, mimarisi ve yaşam stilinde gölgenin önemini anlatan on altı bölümlük bir deneme sundu. Bu nedenle biraz hayal kırıklığına uğradım.

Ele aldığı konular güzel olmasına rağmen bazı meseleleri çok tekrar ediyor. Örneğin lake kase ve elektrikli lambalar hakkında düşüncelerini üç ya da dört ayrı bölümde tekrar tekrar dile getiriyor. Aklına başka örnek gelmediği için mi yoksa mum ve lake kasenin Japon kültürü için çok önemli olmasından mı kaynaklanıyor bu tekrar bilemiyorum.

Ancak yine de Japon evlerinin tuvaleti hakkında bu kadar fazla düşünüp, mesai harcamış olması beni hayrete düşürdü. Ben hayatında bu konuyu bu kadar derinlemesine ve sanatsal ele alan başka bir insan görmedim. Tanizaki gerçekten farklı bir insanmış. Öykülerini okuyup nasıl bir üretim kalemi olduğunu da öğrenmek istiyorum.

Chainsaw Man

Seri Çıkış Tarihi: 12 Ekim 2022 – 28 Aralık 2022

Türü: Shounen – Aksiyon – Fantastik

Bölüm Sayısı: 12

İzlenme Tarihi: 11 Ekim 2022 – 28 Aralık 2022

Chainsaw Man mangasını bitirdiğim günden beri animenin çıkması için gün sayıyordum. Sezon başladığı vakit bölüm internete düşer düşmez hemen izlemiştim. Korsan yollar ile önden izlediğim için batıdaki resmi çıkışından bir gün evvel seyretmeye başlamışım gibi gözüküyor. EU-JAP saat farklılığı sağ olsun.

Evet. Chainsaw Man hakkında özgüye nereden başlasam bilemiyorum. En iyisi MAPPA’yı ne kadar sevdiğimden bahsedeyim. Madhouse ve Gainax piyasadan elini çektiğinden beri animasyon namına yüzümüzü güldüren 3-5 birkaç stüdyo var. Trigger, Sunrise, Ufotable, Shaft ve MAPPA işte bu stüdyolardan bazıları. İşlerini tutku ile yaptıkları her projelerinden belli oluyor. MAPPA’yı ise özellikle seviyorum çünkü Madhouse’un eski rolü olan ‘kaliteli shounen stüdyosu’ etiketini muazzam bir şekilde taşıyorlar. Jujutsu Kaisen, Dororo, Ushio to Tora ve niceleri bu çatının altından çıktı. Haliyle benim güvenimi ve saygımı sonuna kadar hak ettiler.

Chainsaw Man’in hikayesine değinmeyeceğim. Bununla ilgili açıklamaları manganın ilk actini incelediğim yazıda değinmiştim. Bu yazıda ise kısaca sezonun olay örgüsünden bahsedip faslı sona erdireceğim.

Anime Denji’nin birlikteki ilk görevlerini konu alıyor. Power ile ekibi oluşu, Himeno ve Aki’nin bulunduğu grup ile binada mahsur kaldıkları olay ve devamında gerçekleşen Katana Man hikayesi ile sezon final veriyor. Son bölümün son bir dakikasında Reze’nin sesi duyuldu ve yürürken saçlarının bir kısmı gösterildi. Bu da devam sezonunun geleceğine bir işaret ki bu çok da büyük bir sürpriz değil. Tüm anime camiası tarafından bu kadar beğenilen bir işin devamı gelmezse asıl o zaman garip olurdu.

Sezona puanım 8.5/10. Animasyonlar harikaydı. Dövüşler inanılmazdı. Umarım devam sezonu için çok beklememiz gerekmez.

Aylak Adam

Orijinal İsim: Aylak Adam (1959)

Yazar: Yusuf Atılgan

Okuma Tarihi: 1 Aralık 2022 – 28 Aralık 2022

Yusuf Atılgan hakkında ne düşünmem gerektiğinden henüz emin değilim. Anayurt Oteli ve sonrasında da Aylak Adam’ı okumuş biri olarak hala yazara dair ne hisler beslediğimi bilemiyorum. Bilinçakışı tekniğine James Joyce’tan alışkın olmama rağmen Atılgan’ın kalemi bana kendisini bir türlü okutmuyor. Fazla karamsar ve boğuk hissettiriyor.

Roman adı C. ile zamirleştirilen bir karakterin başından geçen bir yılı konu ediniyor. Bu bir yıl kitabın dört mevsime bölünmüş olmasıyla da kolayca takip edilebiliyor. C. karakteri babasından nefret eden biri olmasına rağmen hayatını babasından kalan mülk ile idame ettirmektedir. Çalışma gibi bir derdi olmayan bu 28 yaşlarındaki elemanın tek derdi bir lokantaya ‘müşteri’ olmamaktır. Sürekli bir yerlerde dolanır ve bilmediği bir şeyi aramayı sürdürmektedir.

Aylak Adam kelimenin tam anlamıyla bir aylaktır. Bu yaşam stiline sahip insanlar benim sinirimi bozmuştur. Hayatı kolay yoldan yaşamaya başlamış olmalarına rağmen hiçbir şey yapmaya ilgi duymayan bu tipler, hevesli olmasına rağmen hiçbir şey yapacak vakti ve nakiti olmayan insanları çileden çıkarır. Bu yüzden romanı okurken sık sık sinirlendim.

Kitaba puanım 7/10.