Orijinal İsim: Il deserto dei Tartari (The Tartar Steppe) (1940)
Yazar: Dino Buzzati
Okuma Tarihi: 14 Ekim 2021 – 11 Kasım 2021

Barbarları Beklerken romanını bitirdikten sonra eser hakkındaki yorumları okurken öğrenmiştim Dino Buzzati’nin Tatar Çölü eserini. Coetze’nin ağırlıklı olarak bu romandan ilham aldığını öğrenince kitaba karşı bir ilgim oluştu. Ancak bir yandan da kurgu kalitesinden kuşkuya düştüm. Birbirine yakın temalı iki eserin içerik olarak birbirinden ne kadar farklı düşebileceğini kestirmeye çalıştım. Epey spesifik bir konu olduğu için iki eserin fazla benzer çıkmasından çok korkuyordum ama neyse ki endişelerim boşuna imiş.
Tatar Çölü her şeyden önce kişisel bir öykü. Giovanni Drogo isimli genç bir İtalyan ordusu subayı henüz meslek hayatının başında iken, ülkenin kuzey sınırındaki kimsenin adını bile daha önce duymadığı ıssız Bastiani Kalesi’ne tayin edilir. Kendisine birkaç ay boyunca bu sürgün görevinde yer alması sonrasında istediği vakit tayin isteyebileceği sözü verilir. Drogo da bu imkanının rahatlığı ile kalede yaşadığı sıkıntılara rağmen kendisini herhangi bir gün buradan ayrılabileceği yönünde teskin eder durur. Ancak bilmediği şey bu telkinler sonucu günler, haftalar, aylar ve yıllar gelip geçer.
Tüm meslek hayatını kuzeydeki kurak bozkır toprağı üzerinden bir düşman saldırısı geleceği ümidi içinde geçirir. Bu inancı kendisinden önceki kuşaklar tarafından da paylaşılmaktadır. Esasında bu ülkelerinin işgale uğramasını istemek gibi bir durum değildir. Ömürlerini adadıkları ‘vatanı savunma’ görevini bir hiç uğruna devam ettirmediklerine inanmak istemelerinden kaynaklanmaktır. On yıllar boyu tek bir askeri faaliyet dahi olmamasına rağmen askerler kendi aralarında dedikodu çıkarır. Vakitlerini boşa harcamadıklarına ikna olmak için gerekli olan bir hikaye. Tutunacak bir dala ihtiyaç gerekir. O hikaye de Tatar çölü sayesinde kendiliğinden doğmaktadır.

Döngü içeren kurguları oldum olası sevmişimdir. Bunu ayrı faaliyetleri sürekli tekrar etmek şeklinde değil de vakit geçtikten sonra bir olayın bir başka grup veya birey tarafından uygulanması halinde yorumlanmasını tercih ederim. Bu roman da sevdiğim türden bir paradoks sahnesi içeriyor. Hikayenin başında henüz teğmen olan Drogo’nun yüzbaşı Ortiz ile dağ geçidinde karşılaşması ve bu benzer anın romanın sonlarına doğru teğmen Moro ile artık yüzbaşı olmuş Drogo arasında yaşanması idi. Çok şiirsel bir sahne idi. Böyle anlara hayatın içinde rastlamak da beni hep mutlu etmiştir. Bir diğer aklıma kazınan sahne de Angustina’nın kar fırtınası altında kendi kendine iskambil oynamasıydı. Okurken tüylerim diken diken olmuştu.
Romana puanım 7.5/10. Barbarları Beklerken’den daha çok beğendiğimi söylemeliyim. Giovanni Drogo da kendimi özdeşleştirdiğim roman karakterleri arasına girmiş oldu.
“Tatar Çölü” için bir yorum