Slam Dunk

Seri Çıkış Tarihi: 16 Ekim 1993 – 23 Mart 1996

Türü: Komedi – Drama – Spor

Bölüm Sayısı: 101

İzlenme Tarihi: 26 Haziran 2021 – 17 Eylül 2021

Düzenli anime izlemeye bundan tam 10 sene evvel başlamıştım. Ve herhalde o 10 senenin 7-8’inde Slam Dunk izleme fikri aklımın hep bir köşesinde duruyordu. O dönemler popülerliğini doruklarda yaşayan Shounen serileri izlemeye vaktimi ayırıyordum. Slam Dunk, Prince of Tennis, Major gibi 100 küsür bölümlü eski yapımlardan imtina ile uzak durdum.

Örnekleri spor animelerinden vermemin ayrı bir anlamı var. Özetle ifade etmek gerekirse Sports türüne ait animeler, fiyat/performans çizelgesine benzer olarak çizilebilecek bir ‘harcanan vakit/alınan keyif’ tablosunda bana en yüksek verimlilik sağlayan işler diyebilirim. İzleyip de beğenmediğim spor animesi çok azdır. Battery ve Area no Kishi dışında öyle izlerken sıkıntıdan bayıldığım pek seri olmamıştı.

Benim nezdimde spor türü, klasik shounen elementlerinin en iyi işlenebildiği yapımlardır. Sıkı çalışma, azim, rekabet, dostluk ve takım ruhu, hepsi bir shounen animesinin olmazsa olmazı rolündedir. Ayrıca güç dengelerinin sağlanabilmesi yönünde de genel olarak martial arts veya mahou shounenlerden daha başarılı bir iş çıkardıklarını söyleyebilirim.

Örneğin bölgesel turnuvada Final Four oynamış bir takım ile ilk yapılan hazırlık maçını ufak bir farkla kaybeden ana karakterlerimiz, birkaç ay içinde sıkı bir idmana girerler ve tunuvada bu takıma dişe diş mücadele edebilecek kıvama gelirler. Bu F4 takımını da ufak bir farkla yenerler ancak bölge şampiyonu tarafından hezimete uğratılırlar. Tam moraller düştü, yelkenler suya indirildi derken bir de bakarlar ki tarihi yaklaşmakta olan bir başka turnuva var. Ekibe bir gaz gelir ve sıkı bir idman programı sonunda o büyük turnuvada son şanslarını denerler.

Bu verdiğim klasik bir spor animesi formülüdür. Paragrafı okurken aklınıza birkaç seri gelmiş dahi olabilir. Bu klişe olay örgüsünü değerli kılan şey ne diye soracak olursanız size vereceğim cevap son derece basittir: akıcılık ve duygusal ton. Karakterlerin amaçlarına ulaşmak için gerçekten varını yoğunu ortaya koyduğunu görmek ve buna donukluk hissi vermeyen animasyonların eşlik etmesi eseri son derece kıymetli yapıyor.

Ben spor animelerindeki ana karakter kadrosunun sık sık kaybetmesi gerektiğini savunanlardanım. Çoğu spor serisinde takımlar bir kez oturduktan sonra bir daha arch-enemyleriyle karşılaşana değin hiç maç kaybetmiyorlar. Bu seçimi anlayışlı karşılıyorum.

Çoğu spor mangası turnuva formatına odaklı ilerlediği için takımın basit bir maçta kaybetmesi ve turnuvaya veda etmesi çok saçma olur. Kimse böyle bir seri okumak istemezdi. Yine de bu cesareti gösterip de mağlubiyet yazmaktan çekinmeyen mangakalara saygım büyük. Bu konuda Giant Killing’i hep takdir etmişimdir. Çok daha gerçekçi bir spor takımı etkisi yaratıyor. Seinen olmasının da bunda payı büyük olabilir.

Seriye puanım 9.5/10. Yowamushi Pedal ve Diamond no Ace ile birlikte en sevdiğim üç spor serisini oluşturuyorlar.

Gokushufudou

Seri Çıkış Tarihi: 8 Nisan 2021 (Netflix)

Türü: Komedi – Romantik – SoL

Bölüm Sayısı: 5

İzlenme Tarihi: 11 Nisan 2021 – 9 Mayıs 2021

The Way of the Househusband ya da benim kullandığım adıyla Gokushufudou isimli anime bu sezonun sürprizi oldu diyebilirim. Birkaç ay evvel bir anime grubunda muhabbeti geçtiği için izleme isteme almıştım. Fakat hakkında pek fazla konuşulmadığı için beklentimi düşük tutmuştum.

Stüdyo maliyetleri epey düşük tutmuş ve animasyonlarda kolaycı bir tasarım seçmiş olsa da animenin sahip olduğu bu tarz onu daha da komik bir hale getirmiş. Akıcı animasyonlara sahip olsa belki bu kadar eğlenmeyebilirdim.

Tatsu ve Miku’nun komik ilişkisini ve Tatsu’nun Yakuzalıktan kalma eski alışkanlıklarını sürdürüşünü izlemek beni oldukça eğlendirdi. Keşke daha çok bölümü olsaydı ve süresi daha uzun olsaydı dedirten animelerden biri oldu.

Seriye puanım 7/10. İkinci sezonunun gelmesini dört gözle bekliyorum.

Invincible (Sezon 1)

Seri Çıkış Tarihi: 26 Mart 2021 – 30 Nisan 2021

Türü: Aksiyon – Macera

Bölüm Sayısı: 8

İzlenme Tarihi: 2 Mayıs 2021 – 8 Mayıs 2021

Sürpriz oldu. Hem benim için hem de çizgi roman takip etmeyen animasyon seyircileri için. Daha önceden reklamı veya duyurusuna da denk gelmemiştim. Invincible, Prime’daki yayın hayatına başladıktan sonra sessiz sedasız yayılmaya başladı. En nihayetinde internet memelerine konu olacak kadar popüler bir yapım haline geldi.

Süper kahraman animasyon dizileri benim hiç ilgimi çekmiyor. Belki en son 7-8 sene kadar önce Ultimate Spider-Man’i izlemişimdir. Ancak bu yapımı izleyen herkes, güçlerini yeni kazanmış bir süper kahramanın başından geçen maceraları anlatan sıradan yapımlardan biri olmadığını söyleyince “Peki… belki izlerim” deyip watchlistime eklemiştim.

Bir oldu, iki oldu derken tüm internet Invincible’ın ne kadar harika bir yapım olduğunu konuşmaya başladı. Haliyle benim de merakım kabardı ve hikayeye giriş yapayım dedim. İlk bölüm sıradan bir şekilde ilerliyor olmasına rağmen epey keyifliydi. Fakat bir taraftan insanlar bu seride özel olan ne gördü diye düşünüyordum. Derken bölümün son 10 dakikalık sekansı başladı ki işte belli ki herkesi kendine bağlayan kısmın o olduğunu anladım.

Beni diziyi izlemeye devam ettiren tek şey o son on dakikanın üzerimde bıraktığı merak hissiydi. Olayın arka planını öğrenmek yanıp kavruldum. İlk bölümün böyle ilgi uyandıran bir sonu olmasa muhtemelen izlemeyi bırakır ve yıllar boyu da açıp devam etmezdim. Ancak akıllı bir karar alıp bölümleri 45 dakika yapmışlar ve ilk bölüm ile ilginç bir olayın tetikleyicisini gösterebilmişler.

Sezona puanım 8/10. Oldukça keyifli ve ilgi uyandırıcı bir yapımdı. 2022 yılında ikinci sezonunun geleceği söyleniyor. Umarım devamında da ilgimizi açık tutacak hikayeler seyredebiliriz.

Fog Hill of Five Elements

Seri Çıkış Tarihi: 26 Temmuz 2020 – 9 Ağustos 2020

Türü: Aksiyon – Tarihi – Dövüş Sanatları – Fantastik

Bölüm Sayısı: 3

İzlenme Tarihi: 2 Mayıs 2021

Bu animasyon projesini daha ilk reklamı yapıldığı zaman görüp takibe almıştım. Beş sene önce dövüş sekanslarını ve bilumum epik anları barındıran bir trailer yayınlanmıştı. O videoyu telefonuma indirmiştim. Metro yolculuklarım sırasında canım sıkılırsa açıp izlerdim. Sonra projeye dair başka hiçbir şey yayınlanmayınca zamanla aklımdan silindi.

Geçen senenin sonlarına doğru bir anime grubunda muhabbeti geçince yapımın üç bölümlük bir dizi şeklinde yayınlandığının haberini aldım. Birkaç siteyi taradıysam da çevirisine rastlamadım. Daha sonra sadece Çin yapımı animasyon dizilerini çeviren bir fansub ın sitesinde üç bölüme birden rastladım. Ancak akılda kalıcı bir ismi olmadığı için ne olur ne olmaz bunları indireyim dedim. O günden bugüne değin bu üç bölüm masaüstümde öylece durmaktaydı. Nihayet izleyebildim.

Çizim stili çok hoşuma gidiyor. Efektler sanki ebru stilinde hazırlanmış gibiydi. Yapımın genel halini Korra’nın Avatar Wan arcı ile Yami Shibai animesinin görsel yönetiminin bir harmanı olarak değerlendirebilirim.

Blogta sadece üç-dört tane yazı girip de yer işgal etmesine sebep olmaması için mümkün olduğunda fazladan kategori açmamaya özen gösteriyorum. Olur da ileride birkaç tane daha Çin veya ABD yapımı çizgi film dizisi izlersem onları da Anime kategorisine koyacağım.

Yapıma puanım 7/10. Dövüşlerdeki animasyon kalitesi muazzam. Umarım serinin yapımı iptal olmamıştır ve yakın zamanda devamını görebiliriz.

Sakamichi No Apollon

Seri Çıkış Tarihi: 13 Nisan 2012 – 29 Haziran 2012

Türü: Drama – Josei – Müzik – Romantik – Okul

Bölüm Sayısı: 12

İzlenme Tarihi: 19 Ocak 2019 – 30 Nisan 2021

Sakamichi No Apollon’a başladığım zamanlar lisanstaki son dönemime denk geliyor. Hatta yedinci yarıyıl ile sekizinci yarıyılın arasındaki tatilde başlamıştım sanırım. O dönem aramı iyi tutmaya çalıştığım bir kişi bu animeyi çok sevdiğini söylemişti. Ben de epey zamandır aklımda olan bu seriye, üzerinden konuşacak bir konumuz olur umuduyla başlamıştım. Ancak anime izlemeye katlanamadığım o meşhur dönemin sonlarına doğru denk geldiği için serinin ilk bölümü izledikten sonra devamını getirmedim.

Eskiden kalma bir alışkanlık olarak izleyeceğim anime bölümlerini indirip masaüstümde tutardım. Bu alışkanlığımı tekrar düzenli izlemeye döndüğüm şu iki senelik periyotta bırakmayı başardım. Ancak Sakamichi No Apollon’un 2. bölümü tam olarak iki sene boyunca bir gün izleneceği umuduyla masaüstümde öylece durdu.

SnA’yı bitirmek için tekrar giriştiğimde takvim yaprakları 18 Nisan’ı gösteriyordu. Son iki hafta boyunca fırsat buldukça Apollon’u izledim. Araya başka bir seri katmamaya özen gösterdim. Hatta bu bahar sezonu çıkmış olan Gokushufudou’yu çok sevmeme rağmen bitirmemek için kendimi zorladım. Çünkü anime izlemeye başladığım günden beri tamamladığım 450. eserin özel bir seri olmasını istiyordum. Ve bu seri Sakamichi No Apollon oldu. Artık 500’e kadar gönül rahatlığı ile istediğim çerezlik seriyi tüketebilirim.

Animenin hikayesinde pek özel bir şey olmamasına rağmen karakterler empati duyabileceğimiz kadar iyi işleniyorlar. Ergenlikteki o eski kafam olsam büyük bir anlatı barındırmadığı için bu tip hikayeleri beğenmezdim. Ancak artık gerçek bir kişiliğe sahip karakterlerin arasındaki ilişkileri izlemek, dramalarına ortak olabilmek beni daha çok tatmin ediyor.

Sakamichi No Apollon üç karakteri ile benim istediğim dramayı bana yaşatmayı başardı. Onlar da Sentarou, Bon ve Yurika idi. Ritsuko’yu sevmediğimi söyleyemem ancak karakter yazımını etkileyici bulduğumu da iddia edemem. Ancak bunların aksine Sentarou ve Bon’un çocukluklarından gelen gerçek bir travmaları var. Karakterlerine etki eden bu acı ve korkuları nedeniyle seyirci onların bir olay karşısında neden o tarz bir tepki verdiğine ikna olabiliyor. Yurika bu ikisine kıyasla yan karakter sayılabilmesine rağmen Ritsuko’ya kıyasla yaptığı eylemlerin sebebine daha kolay anlayış getiriyoruz. Ayrıca serinin en etkileyici anlarını barındıran 9. bölümün as oyuncusu olması ile de kalbimi kazanmayı başardı.

1960’lar Kyushu’suna dair önemli sosyolojik ve kültürel detaylar barındırdığını belirtmeden yazımı sonlandırmak istemedim. Ve tabii ki caz müzik tutkunlarının asla göz ardı etmemesi gereken bir yapım.

Seriye puanım 8.5/10. En sevdiğim animeler arasına sokmaya layık gördüğüm bir seri oldu.

Shokugeki No Souma: San No Sara

Seri Çıkış Tarihi: 4 Ekim 2017 – 20 Aralık 2017

Türü: Okul – Shounen

Bölüm Sayısı: 12

İzlenme Tarihi: 3 Kasım 2017 – 17 Nisan 2021

Shokugeki No Souma ilk sezonu ile mangasını okuma isteği uyandıracak kadar kendisini bana sevdirebilmiş animelerden biri olmuştu. Yanlış hatırlamıyorsam mangasını okumaya tam olarak ilk sezonun bıraktığı yer itibariyle başlamıştım. Çünkü Kurokiba, Hayama ve Yukihira’nın aynı anda yarıştıkları kısımları mangada okuduğumu net olarak hatırlıyorum. Hatta Kurokiba’nın çılgın attığı sahneleri birer birer screenshotlamıştım.

Seriyi zamanında severek takip etmiş olmama rağmen, hayatımın ‘kriz dönemi’ olarak adlandırılabilecek 2017 senesine denk gelen üçüncü sezonunu iki veya üç bölüm izledikten sonra bırakmak zorunda kalmıştım. Aslında bırakmış olmamın bir diğer sebebi de Kuga ile Yukihira’nın Çin mutfağı yarışması kısımlarını mangada çoktan okumuş olmamdı. Hatta Eizan ile olan shokugekinin sonuna kadar mangadan okumuş olmam lazım ama bu detay çok da önemli değil.

Her şeyden elimi eteğimi çektiğim bir dönemde bir de daha önce okuduğum bir olayı konu aldığı için üçüncü sezona devam etme isteğim kalmamıştı. O yüzden de anime henüz yayınlanmasını tamamlamışken haftalık takibi bırakıp bir kenara çekilmiştim.

Manganın 2019, animenin de 2020 yılında bitmesinin ardından zihnimde seriye dair ufak bir hatırlama hissi uyandı. Serinin varlığını hatırladım hatırlamasına da yarım bıraktığım otuz küsür animenin arasında Souma’ya devam etmeyi pek istemedim. Düzenli anime izlemeye dönüş yaptığım 2020 baharı itibariyle üçüncü sezonu izlemeye ancak bir sene sonra fırsat bulabildim.

12 bölümlük sezonun neredeyse 9 bölümünü mangadan okumuş olduğum için anime özelinde heyecan duyabildiğim veya hikaye nedeniyle meraklanabildiğim pek fazla şey olmadı. Yine de önceki iki sezondaki gibi görsel olarak seyirciyi tatmin etmeyi sürdürmüşler.

Hazır Souma ile ilgili bir not düşüyorken serideki en sevdiğim karakterlerden de sıralı halde bahsetsem fena olmaz. Alice önceki sezonlardan beri benim seri içindeki gözdem diyebilirim. Ardından da Kurokiba gelmekteydi. Bu ikisine nazaran daha bir yan karakter rolü üstlenen Hisako da yine sevdiklerim arasında yer almakta. Fakat en önemlisi, bu sezonda Elite Ten’in ikinci koltuğunda bulunan Rindo Kobayashi’ye adeta aşık oldum. Kendisi an itibariyle Alice ile gözümde denk diyebilirim.

Sezona puanım 7.5/10. Bu kısımları mangada okumamış olsaydım bölümleri daha heyecanlı takip edebilirdim. Biraz kendi kendime alacağım keyfi düşürmüş oldum. Ancak diğer üç sezonda daha çok eğleneceğimi umut ediyorum.

SK8 the Infinity

Seri Çıkış Tarihi: 10 Ocak 2021 – 4 Nisan 2021

Türü: Komedi – Spor

Bölüm Sayısı: 12

İzlenme Tarihi: 10 Ocak 2021 – 4 Nisan 2021

Spor animeleri izlemeyi ve takip etmeyi sevdiğimi daha önce söylemiş olabilirim. Söylemediysem de artık öğrenmiş oldunuz. Futbol, basketbol, tenis, yüzme, boks ve diğer ne kadar spor türü varsa hiç fark gözetmeksizin kendimi akışa kaptırıyorum. Sanki o sporu yapmaya hayatımı adamış gibi hissediyorum. Spor animelerine karşı bu tutkumdan faydalanan SK8 de kış sezonu takibe aldığım yapımlardan biri oldu.

Kaykay ile olan münasebetim çok eskilere dayanıyor. Amerika menşeili çocuk filmleri ve çizgi filmlerle büyüdüğüm için ‘amerikan’ usulü görülen ağaç ev, kaykay, dondurma arabası, müstakil banliyö evleri vs. erken yaştan beri zihnimde yer alan imgeler idi. Kaykay bu saydığım ögeler içinde elde etmemin en kolay olanı idi. Ben de babaannem ile geçirdiğim bir yaz mevsiminde ilçe merkezindeki ‘bir milyoncu’dan 15 milyon vererek yeşil renkli bir kaykay almıştım.

Sahip olduğum ilk kaykay bu idi. İstanbul’a döndüğüm zaman da epey kullandım. Yollar ve kaldırımlar rezalet durumda olduğu için genellikle evin garajında sürüyordum. Yakın çevremizde de kaykay parkı falan yoktu. Belki olsa idi bu tutkumu daha fazla yaşatabilirdim. Ergenliğimi o parklarda geçirebilir, daha farklı arkadaş çevrelerinde bulunabilirdim. Ancak olmadı.

Animeye dönelim. Hikayesi sıradan olmasına rağmen çizim stili ve seçilen renk paleti insanı izlemeye teşvik ediyor. Okinawa bölgesinde geçen pek fazla anime izlememiştim. Haliyle bu yönü de dikkatimi çeken bir özellik oldu. Gösterilen Okinawa, bayağı bayağı Hawaii esintileri taşıyordu. Animenin Amerikanvari bir havaya sahip olmasının sebebi de bu olabilir.

İşlenen karakterler fena değildi. Hatta kötü adam olarak resmedilen ADAM hariç hiçbiriyle bir derdim yok diyebilirim. Langa ve Reki’nin dostlukları devamını görmek isteyeceğim türdendi. Muhtemelen animeye ikinci bir sezon çekmeyecekler. Ancak bir iki sene içinde bir film getirirler gibi hissediyorum.

Seriye puanım 7/10. Farklı bir spor dalını konu aldığı için izleme şansı verilebilir diye düşünüyorum.

Horimiya

Seri Çıkış Tarihi: 10 Ocak 2021 – 4 Nisan 2021

Türü: SoL – Komedi – Romantik – Okul – Shounen

Bölüm Sayısı: 13

İzlenme Tarihi: 9 Ocak 2021 – 4 Nisan 2021

Horimiya ya da uzun haliyle Hori-san to Miyamura-kun isimli mangadan, animesini izleyinceye değin haberim yoktu. Hatta kendi halimde izleyecek şeyler arıyor olsam muhtemelen güncel izlemek yerine Plan to Watch’a atmayı tercih ederdim. Ancak kış sezonunun yaklaşmasıyla birlikte tüm anime-manga gruplarında Horimiya ile ilgili hype dolu gönderilere rastlar olmuştum.

İnsanların bu kadar merakla beklediği bir seri olduğunu bilmiyordum. Bunca insan çıkışını bekliyorsa demek ki oldukça güzel bir rom-com eseridir dedim. Animenin ilk bölümü online yayın sitelerine düşer düşmez izledim. Açıkçası fena bulmadım. Tatlı bir hikayesi var ve karakterleri de sevilesi duruyor diye düşündüm. Böylece izlemeye devam ettim.

Seriye dair bir beklentim olmasaydı eğer daha çok keyif alabilirdim. Çünkü 3-4 bölüm izledikten sonra kendi kendime şunu demeye başladım: Bu serinin nesine bu kadar heyecanlanmışlar ki? Gerçekten bir cevap göremiyordum. Dümdüz liseli çocukların arasındaki aşk üçgenlerini hatta dörtgenlerini anlatan bir animeydi. Ha kötü müydü? Değildi. Ama insanlar daha anime başlamadan seri hakkında bu kadar fazla şey yazıp çizince ben farklı bir şeyler bulmayı beklemiştim.

Yaşadığım bu hayal kırıklığı nedeniyle animenin ortasından finale kadar yayınlanan her bölümünden mutsuz ayrıldım. Gereksiz yere beklentiye sokuldum. Bu da ortalama olan bir seriden alabileceğim keyfi düşürdü. Ha son bölüm çok hoşuma gitti. Melankolik bir havası vardı finalin. Böyle acı-tatlı anları çok seviyorum, ayrılıklar beni hep etkilemiştir. Finali ile son anda kalbimi çalmamış olsa seriye 10 üzerinden 6 veya daha düşük bir puan vermeyi kafama koymuştum.

Seriye puanım 7/10. Kızgın bir veda yapmamış olmak dahi benim için yeterli.

Kaguya-sama: Love is War

Seri Çıkış Tarihi: 12 Ocak 2019 – 30 Mart 2019

Türü: Komedi – Psikolojik – Romantik – Okul – Seinen

Bölüm Sayısı: 12

İzlenme Tarihi: 8 Şubat 2021 – 28 Mart 2021

İki senedir hangi anime platformunda bulunuyor olursam karşıma hep Kaguya-sama ile alakalı memeler çıkıyordu. Fujiwara karakteri animenin kendisinden bile daha ünlü olabilir. Ben dahi izlemeyi kafaya koymadan evvel Fujiwara hariç hiçbir karakteri bilmiyordum. İzlemeye yakın seri hakkında daha fazla fan art veya screenshot gördüğüm için Kaguya karakterine de aşinalık kazanmıştım. Ama ikisiyle de resmi tanışıklığım ancak Şubat ayını buldu.

Pek fazla romantik komedi animesi izlediğim söylenemez. Hatta pek Rom-Com film izlediğimi de sanmıyorum. Lakin bu kadar az yapım tüketmiş olmama rağmen bu kategoriye karşı bir sempatim mevcut. İzleyip de çok feci şekilde pişman olduğum bir yapım hatırlamıyorum. Bu durum, kategoriye karşı beklenti düzeyimi düşük tutuyor olmamdan da kaynaklanıyor olabilir.

Kaguya-sama animesini izlemeye başlarken bu kadar sevebileceğimi hiç düşünmemiştim. Romantizm konusu bir kenara ben komedisinin bu kadar etkili olabileceğini beklememiştim. Kıkırtı çıkarmanın ötesine geçirip elini masaya vurduracak kadar güldürdüğü sahneler oldu.

Karakterlerin kişilikleri ve hikayedeki rolleri çok başarılıydı. Fujiwara’nın sinir bozucu bir karakter olacağını beklerken gayet sevimli bir kız ile karşılaşmış oldum. Kaguya ve Miyuki’nin birbirlerini kendilerine aşık etme üzerine kurdukları zeka oyunları beni epey eğlendirmeyi başardı. Yer yer kendimi Kaiji veya One Outs’un akıl oyunlarındaki açmazları izlerken yaşadığım heyecanı yaşarken buldum. Tabii onlar kadar ciddi meseleler dönmediği için serideki bu parodisel anlar, seyircinin gergin sahneler ardından bir kahkaha patlatmasına neden oluyor.

Yapıma puanım 8.5/10. Oldukça eğlenceli bir seriydi. İkinci sezonu biraz bekleteceğim, hemen bitirmek istemiyorum.

Jujutsu Kaisen

Seri Çıkış Tarihi: 3 Ekim 2020 – 27 Mart 2021

Türü: Aksiyon – Doğaüstü – Okul- Shounen

Bölüm Sayısı: 24

İzlenme Tarihi: 14 Kasım 2020 – 27 Mart 2021

Jujutsu Kaisen son zamanlarda izlediğim, yeni tanıştığım seriler içinde en çabuk bağlanıp, ileride ne olacağı konusunda da beni meraklandıran bir anime oldu.

Mappa’nın kalitesine karşı duyduğum güven bir yana, serinin aksiyon dozajına dair aldığım duyumlar beni yapıma karşı epey heyecanlandırmıştı. Serinin gümbür gümbür devam ettiği aralıkta ben henüz Dororo izlemek ile meşguldüm. Onu bitirmeden yeni bir şeye başlamak istemiyordum. Haliyle birkaç hafta geriden izlemeye başlamış olsam da Jujutsu Kaisen’in akıcılığı beni bir anda güncele sürükledi.

Yeni giriştiğim shounen serileri arasında, olayları mangasından takip etmeyi daha serinin yayını devam ederken kafaya koyduğum tek anime idi sanırım. Ana karakterleri sevdim. Dünyası muazzam bir öykü anlatmıyor olsa da dövüşleri keyifli geçiyordu. Hafiften karanlık bir temaya sahip olması da belki rakipleri arasında sıyrılmasını kolaylaştırıyordur. Çok az da olsa HxH tadı aldım. Belki bu Madhouse – Mappa ilişkisinden kaynaklanıyordur. Ama değilse bile dövüş sistemi beni bu yönde düşünmeye itiyor.

Devam sezonlarını iple çekiyorum. Şu an bitirmekle uğraştığım birkaç animeyi de aradan çıkardıktan sonra Jujutsu Kaisen’in mangasına geçiş yapacağım gibi duruyor. One Punch Man’den sonra yayını devam etmesine rağmen henüz günceline ulaşamadığım ikinci manga olması dileğiyle diyeyim. Ama içimden bir ses JK’nin son bölümüne OPM’den daha erken ulaşırım diyor. Göreceğiz.

Animeye puanım 9/10. Oldukça sürükleyici bir eserdi. Hem çizimler, hem de müzikler seriyi takip etme konusunda seyirciyi motive ediyordu.