Kimetsu no Yaiba: Entertainment District Arc

Seri Çıkış Tarihi: 5 Aralık 2021 – 13 Şubat 2022

Türü: Aksiyon – Tarihi – Shounen – Doğaüstü

Bölüm Sayısı: 11

İzlenme Tarihi: 6 Aralık 2021 – 13 Şubat 2022

Ben artık Kimetsu no Yaiba ve Jujutsu Kaisen’in son 10 yıl içinde çıkmış en iyi shounen serileri olduğu konusunda ikna oldum. Boku no Hero Academia’yı da onlardan biri sayacak insanlar çıkacaktır elbette. Onu da seviyorum ama bu ikisi çok başka bir seviyedeler.

Bu arc ile birlikte tanıdığımız Hashira Uzui’yi ve eşlerini çok sevdim. Kadınların pek fazla screentime ı olmasa da Uzui kendisini kolayca sevdirmeyi başardı. Kimetsu no Yaiba yazarı Koyoharu Gotouge karakter tanıtma konusunda oldukça başarılı. Bir sonraki çıkaracağı mangasını (eğer devam edecekse) merakla ve ilgiyle bekliyorum.

Sezon finali ile birlikte üçüncü sezonun duyurusunu da almış olduk. Bu da oldukça sevindirici bir haber. 2023 Kış mevsiminde de Jujutsu Kaisen devam sezonu gelecek. Mappa ve Ufotable anime sektörünü omuzlarında taşıyorlar. Bir zamanlar Madhouse da vardı. Ah anılar…

Bir de bu sezonun openingi olan Zankyo Sanka’yı bir önceki Gurenge’ye oranla kat kat fazla sevdim. Aimer tarafından yapılan her müziğin bu kadar iyi olması meslektaşlarına karşı biraz acımasızlık bence. Fazla kaliteli ve bundan son derece memnunum.

Sezona puanım 8.5/10. Sürükleyici, eğlenceli ve bol aksiyonlu bir arctı. Devamını sabırsızlıkla bekliyorum.

Yu Yu Hakusho: Ghost Files

Seri Çıkış Tarihi: 10 Ekim 1992 – 7 Ocak 1995

Türü: Shounen – Aksiyon – Komedi – Doğaüstü – Dövüş Sanatları

Bölüm Sayısı: 112

İzlenme Tarihi: 18 Eylül 2021 – 23 Ocak 2022

2013 yılından beri Hunter x Hunter ve dolayısıyla Yoshihiro Togashi’nin çok büyük bir fanıyım. Worldbuilding becerisi, hikaye anlatım tarzı ve öykülerine sirayet eden zekası beni kendisine hayran bırakmıştı. Bu güne değin onlarca Shounen eser izledim ancak bunlar arasında HxH benim için çok özel bir yere sahiptir.

Anime serisi 2014 Eylül’ünde final verdiğinde gerçekten çok üzülmüştüm. Bir taraftan mangasını da okumuştum ancak seriyle ilgili olanların malumudur, Togashi pek düzenli çizen bir mangaka değil. Bu sebeple HxH manga ve animesinin hayatımdan birden çıkmış olduğu gerçeğini uzun süre bünyemden atamadım.

Bu bocalama dönemimde iken başka uzun shounenlere sarmış olsam da, örneğin Katekyo Hitman Reborn, Gintama ve Rurouni Kenshin gibi, HxH’ın açtığı boşluğu tam anlamıyla dolduramıyordum. Togashi’nin bundan önceki eseri olan Yuu Yuu Hakusho’ya başlamaya o sıralar çok yaklaştım. Ancak kendimi izlemekten alıkoymayı başardım. HxH açlığını doruklarımda hissettiğim bir vakit başlama kararı aldım. Manganın da 2019’dan beri çıkmadığını düşünürsek artık Yuu Yuu Hakusho’ya başlama vaktimin geldiğine karar verdim. Böylece izlemeye koyuldum.

Hakusho’nun ilk 5-6 bölüm kadarı beni epey baydı. Bunu itiraf etmeliyim. Yusuke’nin cenazesi beni çok üzmüş hatta ağlama eşiğine getirmiş olsa da bir Spirit Realm’de geçen mevzulara hemen alışamadım. Ancak sabredip hikayeye devam ettiğimde Hiei ve Kurama karakterleriyle tanıştım. Ki bu aşamadan sonra hikaye epey bir hız kazandı. Eğer daha geç dahil olmuş olsalardı belki eserden kopabilirdim.

Kuwabara ve Yusuke’nin kılık değiştirmiş bir şeytanı Genkai’nin öğrenci seçim turnuvasında yakalama kısımları ve sonrasında Yusuke’nin Genkai’nin öğrencisi olarak Reihado-ken tekniğini öğrenme süreci beni seriye hafiften bağladı.

Bunun peşinden gelen arcta ise Human Realm’de bir ‘zombi salgını’ ortaya çıkıyor. Bu nedenle Koenma isimli Spirit Realm yöneticisi, Yusuke ve Kuwabara ile suçlarından aklanmak karşılığında Hiei ve Kurama’yı bir araya getirip Four Sacred Beasts’ten esinlenerek yaratılmış 4 Şeytanı ortadan kaldırmak ile görevlendiriyor. Bu arc ile birlikte işlerin ciddileşmeye başladığını hissettik.

Sonrasında Hiei’nin kardeşi Yukina’yı kurtarma operasyonu başlıyor. Ki bu olay serinin en önemli kırılma noktası oldu. Hem Toguro kardeşler ile hem de Sakyo ile tanışıyoruz. Operasyon sonunda öldüğünü sandığımız Toguro, her şey bittikten sonra şehirde rastgele dolaşmakta olan Yusuke’yi bir kenara çekip Dark Tournament’e katılması yolunda tehdit ediyor. Böylece başlayan yeni arc, benim bir shounen animesinde izlediğim açık ara en sürükleyici turnuva arcı idi.

Turnuva finali doğrudan Chapter Black Saga’ya bağlanıyor. Shinobu Sensui isimli eski bir Spirit Realm Detective zamanında Sakyo ve iş arkadaşlarının karıştığı korkunç bir eğlenceye şahit oluyor. Bu olayın ertesinde şeytanlar ve insanlara karşı düşünceleri değişmeye başlıyor. Spirit Realm arşivlerinde bulduğu Chapter Black kasedini izliyor. Bu kaset insanların dünya üzerinde yaptıkları bütün günahların kaydedildiği bir cihazmış. Bu kaset ile birlikte öğrendikleri sonrasında insanlığın yok edilmesi gerektiğini düşünen Sensui, Demon Realm’e açılan bir geçit açıp şeytanları dünyaya salmayı planlıyor. Bunun üzerine Yusuke ve arkadaşları onları durdurmak için yola çıkıyor. Bu arcın final fightı öncesinde Yusuke’nin kalbi duruyor ve ölüyor. Ancak sahip olduğu Demonkin Great Atavism ile içindeki şeytan genleri açığa çıkıyor ve duran kalbine rağmen kalkıp Sensui’yi durdurmak için Demon Realm’e giriş yapıyor. Sensui ile olan savaşında demon güçleri uyanıyor ve kontrolünü kaybetmiş iken onu öldürüyor.

Yusuke kendisini kontrol altına alan kişinin büyük büyük atası olduğunu öğrendiğinde onunla yüzleşmek için Demon Realm’de kalacağını söylüyor. Ancak Koenma’nın ikna etmesi sonucu dünyaya geri dönüyor. Demonkin olduğu öğrenildikten sonra Spirit Realm yöneticisi Enma, Yusuke’nin öldürülmesini emrediyor. Koenma ve Botan için de yakalanma emri çıkıyor. Koenma bunca yaşanandan sonra kendini kaybolmuş hisseden Yusuke’yi, Kuroko isimli emekli bir Spirit Realm Detective’in yanına gönderiyor. Orada başına gelenleri Kuroko’ya aktarırken bulundukları yere Demon Realm’den bir grup elçi geliyor. Yusuke’nin atasının kendi kralları Raizen olduğunu ve kendisini yanına götürmek ile görevlendirildiklerini söylüyor. Böylece Three Kings Arc başlıyor. Ölüm döşeğindeki kralın varisi olmak için yetiştirilen Yusuke Raizen’in diyarına giderken, Hiei ile Kurama diğer iki kral olan Mukuro ile Yomi’nin yanına çağırılıyorlar. Geçen bir senenin ardından Raizen ölüyor. Bu beklenmedik gelişme sonrası Yusuke, Yomi’nin ülkesine gidip onu sonucunun tüm Demon Realm’e hükmedecek tek bir kralı belirleyeceği dövüş turnuvasına davet ediyor. Yomi ve Mukuro’nun daveti kabul etmesi üzerine tüm diyardan şeytanlar toplanıp kral olabilme umuduyla dövüşe tutuşuyor. Turnuvanın sonucunda Raizen’in eski bir arkadaşı kazanıyor ve önümüzdeki 3 sene boyunca kral olacağını ilan ediyor. Böylece herkesin memnun olduğu bir sonuç ile seri son buluyor.

Hikaye özetinin ardından değinmek istediğim birkaç nokta daha mevcut. Togashi bu eserinde çok daha karanlık bir dünya ortaya çıkarmış. Hunter x Hunter dünyası Chimera Ant Arc’a değin pek öyle karamsar ve çaresizlik kokan bir atmosfere bürünmüyordu. Yorkshin Arc’ını hariç tuttuğumuz taktirde elbette. Ancak Yuu Yuu Hakusho, Yukina kurtarma operasyonu itibariyle tam bir Megami Tensei öyküsüne bürünüyor. Megaten esintilerini bu kadar net hissediyor olmak bana ayrı bir keyif verdi. Anime 92-95 arası yayınlandığı için SMT oyunları mı Togashi’den yoksa Togashi mi SMT oyunlarından etkilendi emin olamıyorum. Ancak Togashi’nin video oyunlarına düşkünlüğünü HxH’deki Greed Island nedeniyle biliyorum. Üzerine düşünülmesi gereken hoş bir detay bu.

Three Kings Arc’ın muhtemelen Shounen Jump tarafından aceleye getirildiğini düşünüyorum. Bu kadar hızlı işlenen ve arc olmasına rağmen yine oldukça iyi bir anlatım sunabilmiş. Bu da Togashi’nin öykü anlatıcılığının ne kadar iyi olduğuna bir işaret. Gönül isterdi ki Chimera Ant Arc gibi ilmek ilmek işlenen ve finalinde bize hem ahlaki sorgulamalar hem de psikolojik çözümlemeler yapmaya iten bir arc olabilseydi. Ancak bu kısıtlı süre içinde bu kadar heyecanlı bir hikaye anlatıp, yeni tanıttığı karakterleri bile önemsetmeyi başarmış olması büyük bir iş. Yoshihiro Togashi, Kentaro Miura ve Hiromu Arakawa ile birlikte en saygı duyduğum üç mangaka arasındaki yerini asla kaybetmeyecektir. Bu seri ile birlikte tescillenmiş oldu.

Anime serisine puanım 9.5/10. Keşke daha uzun olsaydı. Tadı damadımda kaldı.

Ping Pong the Animation

Seri Çıkış Tarihi: 11 Nisan 2014 – 20 Haziran 2014

Türü: Seinen – Psikolojik – Drama – Spor

Bölüm Sayısı: 11

İzlenme Tarihi: 24 Ekim 2021 – 31 Ekim 2021

Yayınlandığı dönemde çok fazla seri takip etmekte olduğum için bilinçli olarak es geçmiştim Ping Pong’u. Bugün dönüp bakınca iyi ki de bekletmişim diyorum. Çoğu aldığım kararların olumlu sonuçlanması hoşuma gidiyor.

Şarap gibi yıllandırıyorum filmleri, kitapları ve animeleri. Sonra tam kıvamına geldiğini hissettiğim anda durdukları tozlu bodrumdan gün yüzüne çıkarıyorum. Ping Pong da tam öyle hissettiğim bir anda aklıma geldi. İkinci kez dahi düşünmedim. Direkt başladım izlemeye.

Ben bu kadar kısa sürede bu kadar fazla karakteri bu incelikle anlatabilen çok az eser gördüm. Korkuları, endişeleri, hayalleri ve onları motive eden olgularla birlikte hikayede adını bildiğimiz yarışmacı her karakterin ayrı bir kişiliğe sahip olduğuna kolayca ikna oluyoruz. Bu durum elbette ki Masaaki Yuasa’nın becerisi. Tatami Galaxy’de de bunu harika bir şekilde başarmıştı. Kısa ve öz anlatı yapmak konusunda oldukça maharetli bir yönetmen. Dilerim emekli olmadan evvel daha fazla çalışmasını izleme şansına erişebiliriz.

Serideki beş önemli karakter mevcut. Sırasıyla Smile, Peco, Akuma, Kong ve Kazama. Bu beş karakterin her birinin hikayesini öğrenmek için yeterli süre verilmiş. İçlerinde en beğendiğim karakterler Peco ve Kong idi. Genellikle saf tipleri beğenmesem de, Peco benim tahammül edebildiğim iyimser ve hayalperest karakterlerden biri oldu. Kong ise tam olarak kendimi özdeş görebileceğim türde hırslı ancak başarısızlıklar karşısında gerçek bir insan gibi çöküş ve kabulleniş evresi yaşayan gri tiplemelerden. Adı geçen beş karakterin de bu 11 bölümlük kısa öykü içindeki karakter gelişimini izleyebiliyor olmak oldukça kıymetliydi.

Seriye puanım 8.5/10. Dört başı mamur bir spor animesiydi. Herkese öneririm.

Kaguya-sama: Love is War Season 2

Seri Çıkış Tarihi: 11 Nisan 2020 – 27 Haziran 2020

Türü: Komedi – Romantik

Bölüm Sayısı: 12

İzlenme Tarihi: 22 Mayıs 2021 – 24 Ekim 2021

İlk sezonunu çok beğendiğim için ikinci sezona hemen girişmemek konusunda kendime güçlükle engel olmuştum. İlk sezonu Mart ayında bitirdikten sonra araya bir ya da bir buçuk aylık bir süre koyduktan sonra Mayısta ikinci sezona başladım. İlk altı bölümü birkaç gün içinde izledim. Kalan altı bölümü de bitirirsem geriye izleyecek hiç bölüm kalmayacağını bildiğim için kendimi frenlemek zorunda kaldım.

Bu alışkanlığımı hiç sevmiyorum. Fakat yine de bu davranışım, çoğu durumda bir eserden aldığım keyfi arttırmam ile sonuçlandı. İki Şehrin Hikayesi, Chainsaw Man, God of War ve diğer tüm ertelediğim eserde benzer tatmin seviyesine bu ara vermelerim sayesinde eriştim. Ancak Kaguya-sama sıkıldığım için ara verdiğim bir eser değildi. O yüzden bu saydığım örnekler aslında düşünce şeklimi tam olarak yansıtmıyor. Yine de teşbihte hata olmaz. Eminim ki neyi kastettiğim gayet iyi anlaşılmıştır.

Bu sezonda Öğrenci Temsilciler Meclisi’ne yeni bir üye katılıyor. Iino Miko isimli bu karakterin Kaguya, Shirogane, Ishigami ve Fujiwara ile olan bireysel ilişkileri animeye seyirciye sunulabilecek espri yelpazesini de genişletiyor. Ancak bu sezonu bir öncekinden daha eğlenceli kılan kişi kesinlikle Ishigami idi. Hem içine girdiği saçma durumlar hem de tezahürat ekibindeki rolü itibariyle epey keyifli bir malzeme çıkardı. Bunlara ek olarak ortaokulda başına gelenlerin öyküsünü de öğrendiğimiz için Ishigami’nin problemli kişiliğine de bir nebze empati kurabilmiş olduk. Bu sebeple hikayenin seyri için oldukça kıymetli etkendi denebilir.

Sezona puanım 8.5/10. Üçüncü sezonun gelmesini dört gözle bekliyorum.

Slam Dunk

Seri Çıkış Tarihi: 16 Ekim 1993 – 23 Mart 1996

Türü: Komedi – Drama – Spor

Bölüm Sayısı: 101

İzlenme Tarihi: 26 Haziran 2021 – 17 Eylül 2021

Düzenli anime izlemeye bundan tam 10 sene evvel başlamıştım. Ve herhalde o 10 senenin 7-8’inde Slam Dunk izleme fikri aklımın hep bir köşesinde duruyordu. O dönemler popülerliğini doruklarda yaşayan Shounen serileri izlemeye vaktimi ayırıyordum. Slam Dunk, Prince of Tennis, Major gibi 100 küsür bölümlü eski yapımlardan imtina ile uzak durdum.

Örnekleri spor animelerinden vermemin ayrı bir anlamı var. Özetle ifade etmek gerekirse Sports türüne ait animeler, fiyat/performans çizelgesine benzer olarak çizilebilecek bir ‘harcanan vakit/alınan keyif’ tablosunda bana en yüksek verimlilik sağlayan işler diyebilirim. İzleyip de beğenmediğim spor animesi çok azdır. Battery ve Area no Kishi dışında öyle izlerken sıkıntıdan bayıldığım pek seri olmamıştı.

Benim nezdimde spor türü, klasik shounen elementlerinin en iyi işlenebildiği yapımlardır. Sıkı çalışma, azim, rekabet, dostluk ve takım ruhu, hepsi bir shounen animesinin olmazsa olmazı rolündedir. Ayrıca güç dengelerinin sağlanabilmesi yönünde de genel olarak martial arts veya mahou shounenlerden daha başarılı bir iş çıkardıklarını söyleyebilirim.

Örneğin bölgesel turnuvada Final Four oynamış bir takım ile ilk yapılan hazırlık maçını ufak bir farkla kaybeden ana karakterlerimiz, birkaç ay içinde sıkı bir idmana girerler ve tunuvada bu takıma dişe diş mücadele edebilecek kıvama gelirler. Bu F4 takımını da ufak bir farkla yenerler ancak bölge şampiyonu tarafından hezimete uğratılırlar. Tam moraller düştü, yelkenler suya indirildi derken bir de bakarlar ki tarihi yaklaşmakta olan bir başka turnuva var. Ekibe bir gaz gelir ve sıkı bir idman programı sonunda o büyük turnuvada son şanslarını denerler.

Bu verdiğim klasik bir spor animesi formülüdür. Paragrafı okurken aklınıza birkaç seri gelmiş dahi olabilir. Bu klişe olay örgüsünü değerli kılan şey ne diye soracak olursanız size vereceğim cevap son derece basittir: akıcılık ve duygusal ton. Karakterlerin amaçlarına ulaşmak için gerçekten varını yoğunu ortaya koyduğunu görmek ve buna donukluk hissi vermeyen animasyonların eşlik etmesi eseri son derece kıymetli yapıyor.

Ben spor animelerindeki ana karakter kadrosunun sık sık kaybetmesi gerektiğini savunanlardanım. Çoğu spor serisinde takımlar bir kez oturduktan sonra bir daha arch-enemyleriyle karşılaşana değin hiç maç kaybetmiyorlar. Bu seçimi anlayışlı karşılıyorum.

Çoğu spor mangası turnuva formatına odaklı ilerlediği için takımın basit bir maçta kaybetmesi ve turnuvaya veda etmesi çok saçma olur. Kimse böyle bir seri okumak istemezdi. Yine de bu cesareti gösterip de mağlubiyet yazmaktan çekinmeyen mangakalara saygım büyük. Bu konuda Giant Killing’i hep takdir etmişimdir. Çok daha gerçekçi bir spor takımı etkisi yaratıyor. Seinen olmasının da bunda payı büyük olabilir.

Seriye puanım 9.5/10. Yowamushi Pedal ve Diamond no Ace ile birlikte en sevdiğim üç spor serisini oluşturuyorlar.

Gokushufudou

Seri Çıkış Tarihi: 8 Nisan 2021 (Netflix)

Türü: Komedi – Romantik – SoL

Bölüm Sayısı: 5

İzlenme Tarihi: 11 Nisan 2021 – 9 Mayıs 2021

The Way of the Househusband ya da benim kullandığım adıyla Gokushufudou isimli anime bu sezonun sürprizi oldu diyebilirim. Birkaç ay evvel bir anime grubunda muhabbeti geçtiği için izleme isteme almıştım. Fakat hakkında pek fazla konuşulmadığı için beklentimi düşük tutmuştum.

Stüdyo maliyetleri epey düşük tutmuş ve animasyonlarda kolaycı bir tasarım seçmiş olsa da animenin sahip olduğu bu tarz onu daha da komik bir hale getirmiş. Akıcı animasyonlara sahip olsa belki bu kadar eğlenmeyebilirdim.

Tatsu ve Miku’nun komik ilişkisini ve Tatsu’nun Yakuzalıktan kalma eski alışkanlıklarını sürdürüşünü izlemek beni oldukça eğlendirdi. Keşke daha çok bölümü olsaydı ve süresi daha uzun olsaydı dedirten animelerden biri oldu.

Seriye puanım 7/10. İkinci sezonunun gelmesini dört gözle bekliyorum.

Invincible (Sezon 1)

Seri Çıkış Tarihi: 26 Mart 2021 – 30 Nisan 2021

Türü: Aksiyon – Macera

Bölüm Sayısı: 8

İzlenme Tarihi: 2 Mayıs 2021 – 8 Mayıs 2021

Sürpriz oldu. Hem benim için hem de çizgi roman takip etmeyen animasyon seyircileri için. Daha önceden reklamı veya duyurusuna da denk gelmemiştim. Invincible, Prime’daki yayın hayatına başladıktan sonra sessiz sedasız yayılmaya başladı. En nihayetinde internet memelerine konu olacak kadar popüler bir yapım haline geldi.

Süper kahraman animasyon dizileri benim hiç ilgimi çekmiyor. Belki en son 7-8 sene kadar önce Ultimate Spider-Man’i izlemişimdir. Ancak bu yapımı izleyen herkes, güçlerini yeni kazanmış bir süper kahramanın başından geçen maceraları anlatan sıradan yapımlardan biri olmadığını söyleyince “Peki… belki izlerim” deyip watchlistime eklemiştim.

Bir oldu, iki oldu derken tüm internet Invincible’ın ne kadar harika bir yapım olduğunu konuşmaya başladı. Haliyle benim de merakım kabardı ve hikayeye giriş yapayım dedim. İlk bölüm sıradan bir şekilde ilerliyor olmasına rağmen epey keyifliydi. Fakat bir taraftan insanlar bu seride özel olan ne gördü diye düşünüyordum. Derken bölümün son 10 dakikalık sekansı başladı ki işte belli ki herkesi kendine bağlayan kısmın o olduğunu anladım.

Beni diziyi izlemeye devam ettiren tek şey o son on dakikanın üzerimde bıraktığı merak hissiydi. Olayın arka planını öğrenmek yanıp kavruldum. İlk bölümün böyle ilgi uyandıran bir sonu olmasa muhtemelen izlemeyi bırakır ve yıllar boyu da açıp devam etmezdim. Ancak akıllı bir karar alıp bölümleri 45 dakika yapmışlar ve ilk bölüm ile ilginç bir olayın tetikleyicisini gösterebilmişler.

Sezona puanım 8/10. Oldukça keyifli ve ilgi uyandırıcı bir yapımdı. 2022 yılında ikinci sezonunun geleceği söyleniyor. Umarım devamında da ilgimizi açık tutacak hikayeler seyredebiliriz.

Fog Hill of Five Elements

Seri Çıkış Tarihi: 26 Temmuz 2020 – 9 Ağustos 2020

Türü: Aksiyon – Tarihi – Dövüş Sanatları – Fantastik

Bölüm Sayısı: 3

İzlenme Tarihi: 2 Mayıs 2021

Bu animasyon projesini daha ilk reklamı yapıldığı zaman görüp takibe almıştım. Beş sene önce dövüş sekanslarını ve bilumum epik anları barındıran bir trailer yayınlanmıştı. O videoyu telefonuma indirmiştim. Metro yolculuklarım sırasında canım sıkılırsa açıp izlerdim. Sonra projeye dair başka hiçbir şey yayınlanmayınca zamanla aklımdan silindi.

Geçen senenin sonlarına doğru bir anime grubunda muhabbeti geçince yapımın üç bölümlük bir dizi şeklinde yayınlandığının haberini aldım. Birkaç siteyi taradıysam da çevirisine rastlamadım. Daha sonra sadece Çin yapımı animasyon dizilerini çeviren bir fansub ın sitesinde üç bölüme birden rastladım. Ancak akılda kalıcı bir ismi olmadığı için ne olur ne olmaz bunları indireyim dedim. O günden bugüne değin bu üç bölüm masaüstümde öylece durmaktaydı. Nihayet izleyebildim.

Çizim stili çok hoşuma gidiyor. Efektler sanki ebru stilinde hazırlanmış gibiydi. Yapımın genel halini Korra’nın Avatar Wan arcı ile Yami Shibai animesinin görsel yönetiminin bir harmanı olarak değerlendirebilirim.

Blogta sadece üç-dört tane yazı girip de yer işgal etmesine sebep olmaması için mümkün olduğunda fazladan kategori açmamaya özen gösteriyorum. Olur da ileride birkaç tane daha Çin veya ABD yapımı çizgi film dizisi izlersem onları da Anime kategorisine koyacağım.

Yapıma puanım 7/10. Dövüşlerdeki animasyon kalitesi muazzam. Umarım serinin yapımı iptal olmamıştır ve yakın zamanda devamını görebiliriz.

Sakamichi No Apollon

Seri Çıkış Tarihi: 13 Nisan 2012 – 29 Haziran 2012

Türü: Drama – Josei – Müzik – Romantik – Okul

Bölüm Sayısı: 12

İzlenme Tarihi: 19 Ocak 2019 – 30 Nisan 2021

Sakamichi No Apollon’a başladığım zamanlar lisanstaki son dönemime denk geliyor. Hatta yedinci yarıyıl ile sekizinci yarıyılın arasındaki tatilde başlamıştım sanırım. O dönem aramı iyi tutmaya çalıştığım bir kişi bu animeyi çok sevdiğini söylemişti. Ben de epey zamandır aklımda olan bu seriye, üzerinden konuşacak bir konumuz olur umuduyla başlamıştım. Ancak anime izlemeye katlanamadığım o meşhur dönemin sonlarına doğru denk geldiği için serinin ilk bölümü izledikten sonra devamını getirmedim.

Eskiden kalma bir alışkanlık olarak izleyeceğim anime bölümlerini indirip masaüstümde tutardım. Bu alışkanlığımı tekrar düzenli izlemeye döndüğüm şu iki senelik periyotta bırakmayı başardım. Ancak Sakamichi No Apollon’un 2. bölümü tam olarak iki sene boyunca bir gün izleneceği umuduyla masaüstümde öylece durdu.

SnA’yı bitirmek için tekrar giriştiğimde takvim yaprakları 18 Nisan’ı gösteriyordu. Son iki hafta boyunca fırsat buldukça Apollon’u izledim. Araya başka bir seri katmamaya özen gösterdim. Hatta bu bahar sezonu çıkmış olan Gokushufudou’yu çok sevmeme rağmen bitirmemek için kendimi zorladım. Çünkü anime izlemeye başladığım günden beri tamamladığım 450. eserin özel bir seri olmasını istiyordum. Ve bu seri Sakamichi No Apollon oldu. Artık 500’e kadar gönül rahatlığı ile istediğim çerezlik seriyi tüketebilirim.

Animenin hikayesinde pek özel bir şey olmamasına rağmen karakterler empati duyabileceğimiz kadar iyi işleniyorlar. Ergenlikteki o eski kafam olsam büyük bir anlatı barındırmadığı için bu tip hikayeleri beğenmezdim. Ancak artık gerçek bir kişiliğe sahip karakterlerin arasındaki ilişkileri izlemek, dramalarına ortak olabilmek beni daha çok tatmin ediyor.

Sakamichi No Apollon üç karakteri ile benim istediğim dramayı bana yaşatmayı başardı. Onlar da Sentarou, Bon ve Yurika idi. Ritsuko’yu sevmediğimi söyleyemem ancak karakter yazımını etkileyici bulduğumu da iddia edemem. Ancak bunların aksine Sentarou ve Bon’un çocukluklarından gelen gerçek bir travmaları var. Karakterlerine etki eden bu acı ve korkuları nedeniyle seyirci onların bir olay karşısında neden o tarz bir tepki verdiğine ikna olabiliyor. Yurika bu ikisine kıyasla yan karakter sayılabilmesine rağmen Ritsuko’ya kıyasla yaptığı eylemlerin sebebine daha kolay anlayış getiriyoruz. Ayrıca serinin en etkileyici anlarını barındıran 9. bölümün as oyuncusu olması ile de kalbimi kazanmayı başardı.

1960’lar Kyushu’suna dair önemli sosyolojik ve kültürel detaylar barındırdığını belirtmeden yazımı sonlandırmak istemedim. Ve tabii ki caz müzik tutkunlarının asla göz ardı etmemesi gereken bir yapım.

Seriye puanım 8.5/10. En sevdiğim animeler arasına sokmaya layık gördüğüm bir seri oldu.

Shokugeki No Souma: San No Sara

Seri Çıkış Tarihi: 4 Ekim 2017 – 20 Aralık 2017

Türü: Okul – Shounen

Bölüm Sayısı: 12

İzlenme Tarihi: 3 Kasım 2017 – 17 Nisan 2021

Shokugeki No Souma ilk sezonu ile mangasını okuma isteği uyandıracak kadar kendisini bana sevdirebilmiş animelerden biri olmuştu. Yanlış hatırlamıyorsam mangasını okumaya tam olarak ilk sezonun bıraktığı yer itibariyle başlamıştım. Çünkü Kurokiba, Hayama ve Yukihira’nın aynı anda yarıştıkları kısımları mangada okuduğumu net olarak hatırlıyorum. Hatta Kurokiba’nın çılgın attığı sahneleri birer birer screenshotlamıştım.

Seriyi zamanında severek takip etmiş olmama rağmen, hayatımın ‘kriz dönemi’ olarak adlandırılabilecek 2017 senesine denk gelen üçüncü sezonunu iki veya üç bölüm izledikten sonra bırakmak zorunda kalmıştım. Aslında bırakmış olmamın bir diğer sebebi de Kuga ile Yukihira’nın Çin mutfağı yarışması kısımlarını mangada çoktan okumuş olmamdı. Hatta Eizan ile olan shokugekinin sonuna kadar mangadan okumuş olmam lazım ama bu detay çok da önemli değil.

Her şeyden elimi eteğimi çektiğim bir dönemde bir de daha önce okuduğum bir olayı konu aldığı için üçüncü sezona devam etme isteğim kalmamıştı. O yüzden de anime henüz yayınlanmasını tamamlamışken haftalık takibi bırakıp bir kenara çekilmiştim.

Manganın 2019, animenin de 2020 yılında bitmesinin ardından zihnimde seriye dair ufak bir hatırlama hissi uyandı. Serinin varlığını hatırladım hatırlamasına da yarım bıraktığım otuz küsür animenin arasında Souma’ya devam etmeyi pek istemedim. Düzenli anime izlemeye dönüş yaptığım 2020 baharı itibariyle üçüncü sezonu izlemeye ancak bir sene sonra fırsat bulabildim.

12 bölümlük sezonun neredeyse 9 bölümünü mangadan okumuş olduğum için anime özelinde heyecan duyabildiğim veya hikaye nedeniyle meraklanabildiğim pek fazla şey olmadı. Yine de önceki iki sezondaki gibi görsel olarak seyirciyi tatmin etmeyi sürdürmüşler.

Hazır Souma ile ilgili bir not düşüyorken serideki en sevdiğim karakterlerden de sıralı halde bahsetsem fena olmaz. Alice önceki sezonlardan beri benim seri içindeki gözdem diyebilirim. Ardından da Kurokiba gelmekteydi. Bu ikisine nazaran daha bir yan karakter rolü üstlenen Hisako da yine sevdiklerim arasında yer almakta. Fakat en önemlisi, bu sezonda Elite Ten’in ikinci koltuğunda bulunan Rindo Kobayashi’ye adeta aşık oldum. Kendisi an itibariyle Alice ile gözümde denk diyebilirim.

Sezona puanım 7.5/10. Bu kısımları mangada okumamış olsaydım bölümleri daha heyecanlı takip edebilirdim. Biraz kendi kendime alacağım keyfi düşürmüş oldum. Ancak diğer üç sezonda daha çok eğleneceğimi umut ediyorum.