Çocuk, Köstebek, Tilki ve At

Orijinal Adı: The Boy, the Mole, the Fox and the Horse (2019)

Cilt Çıkış Tarihi: 10 Ekim 2019

Türü: Çocuk

Okuma Tarihi: 13 Ağustos 2025

Çocuk, Köstebek, Tilki ve At benim için en özel çizgi romanlardan biri. 2022 senesinde hazırlanan animasyon filmini de beğenerek izlemiştim. Bir çocuk kitabı olarak deneyimlemek de ayrı bir keyifti.

Bu eser benim için çok özel çünkü kız arkadaşımın bana aldığı ilk doğum günü hediyesiydi. Bana bıraktığı not kağıdını elime alıp her okuduğumda gözlerim doluyor. Sevginin ne kadar güzel bir şey olduğunu bana her an hatırlatıyor.

Eser hakkında uzun uzun yazı yazarak vakit geçirmek istemiyorum. Hoşuma giden onlarca sayfadan birkaçını buraya alıntı olarak koyacağım.

Sözlerin vuruculuğu ve çizimlerin gücü beni mest etti. Bir çocuk kitabı olarak değerlendirirsem kusursuz bir yapım derim. Ancak çizgi roman olarak el alıyor ve öyle puanlıyorum.

Esere puanım 10/10. En güzel çocuk öyküsü. Benim için en özel çizgi roman.

Hayat Dediğin Nedir, Charlie Brown?

hayat dediğin nedir charlie brown kapak

Original Adı: Peanuts-2

Cilt Çıkış Tarihi: Ocak 2021

Türü: Komedi

Okuma Tarihi: 21 Temmuz 2024 – 17 Ocak 2025

Peanuts’ın hayatımdaki yeri artık değiştirilemez bir şekilde yerleşti. Çocukken seviyor olmamın üzerine yeni anlamlar da inşa edildi. Winnie the Pooh, Asteriks, Red Kit ile birlikte en sevdiğim çocukluk çizgi romanlarımdan biri olmayı garantiledi.

Mundi tarafından hazırlanan bu ciltler resmi isimler ile değil de derlemenin temasına uygun şekilde satışa sunulmuş diye düşünüyorum. Amazon ve benzeri sitelerde yabancı dildeki baskılarda benzer başlıkları göremedim.

Elbette bu bir sorun değil. Hatta daha keyifli bir okuma yöntemi. Sayfayı çevirdiğimde hangi konuyu işleyen karikatür ile karşılaşacağımı biliyorum. Arka arkaya benzer şakaları okudukça daha da eğlenceli hale geliyor.

Linus bu ciltte vurucu tespitler yapmış. Ancak en ikonik rol Lucy’nin psikiyatrik destek kabini ve Sally’nin yaşam felsefesi arayışı idi. Charlie Brown’ın saftirik halleri beni hep gülümsetmeyi başardı.

Yirminci yüzyılın en büyük düşünürü Snoopy ve Charlie Brown’dır. Ben ikna oldum. Sizi de ikna olmak için “Hayat Dediğin Nedir?” okumaya davet ediyorum.

Bu cilde puanım 8/10.

After Dark

Original Adı: After Dark

Seri Yayın Tarihi: 6 Haziran 2023 – 5 Kasım 2024

Türü: Slice-of-Life – Korku – Psikolojik

Sezon: 1/?

Bölüm Sayısı: 50

Okuma Tarihi: 5 Kasım 2024 – 15 Kasım 2024

Seri ile tanışmam çizerin instagram sayfasının bana önerilmesi ile oldu. Kısa korku öykülerini animasyonlaştırarak reellar hazırlıyormuş. Birkaç tanesini izleyince çizim stili ve korkuyu yansıtma şekli çok hoşuma gitti. Ardından biosunda çizmiş olduğu Webtoon’un adını görünce meraklanıp takibe aldım.

Ilk tanışıklığın ardından reellarına birkaç kez daha denk gelince webtoon u okumaya karar verdim. Böylece After Dark isimli eserin ilk sezonunu tam da son bölümü yayınlandığı gün okumaya başlamış oldum.

Hikâyenin başı beni çok çabuk kendine çekmişti. Andrew’ün psikolojik olarak yıpranışını çizimleri ile çok iyi aktarıyordu çizer Ally Berg. Renk kullanımı ve ana karakter özelinde detaylanan iç dünya tasvirleri beni bir okur olarak çok etkiledi ve bende hikayenin devamını öğrenme isteği uyandırdı.

Otursam bir oturuşta dahi bitirebileceğim bir öykü olmasına rağmen elbette kendimi kasmadım ve zamana yayarak, tadına vara vara okudum. Sezon finali ile de yerinde bir ara vermiş oldum. Hikayeye son bölümde yeni birkaç karakter eklenmiş gözüküyor. Umarım yaratacakları dinamik ilk sezonun Slice of Life havasını biraz daha ciddi ve karanlık bir seviyeye çeker.

Kurtadam temasının kadınların regl döngüsüne benzer bir şekilde aylık dolunay oluşumuna bağlanması da direkt olmasa da ima edilen bir alegori olduğunu düşünüyorum. Duygusal bozukluk, vücudun kontrolünü kaybetmesinin erkek versiyonu gibi yorumladım. Elbette bu aşırı okuma da olabilir. Fakat böyle düşünmek hoşuma gitti.

Sezona puanım 7/10. En kısa zamanda devamının gelmesi dileğiyle.

Jujutsu Kaisen

İngilizce Adı: Sorcery Fight

Japonca Adı: 呪術廻戦 (Jujutsu Kaisen)

Seri Başlangıç Tarihi: 5 Mart 2018

Seri Bitiş Tarihi: 26 Eylül 2024

Bölüm Sayısı: 271

Türü: Aksiyon – Doğaüstü – Shounen

Okuma Tarihi: 27 Mart 2021 – 27 Eylül 2024

Beni uzun zamandır sistematik olarak her hafta hayal kırıklığına uğratan başka bir eser olmamıştı. Düşünüp başka bir eser daha bulmaya çalışıyorum ama final verene değin güncel takip ettiğim ve nihayetinde ağzımda kötü bir tat bırakan son manga Shingeki no Kyojin’di diye hatırlıyorum. Bu da hemen hemen 3 sene öncesine tekabül ediyor.

Chainsaw Man de ilk partın finalinden sonraki hikayede aynı keyfi vermeyi bırakmış olsa da Makima ve Gun Demon ile yapılan dövüşler inanılmaz iyiydi. Gerçi sadece dövüş özelinde bakarsak aslında JJK da oldukça iyi bir seviyedeydi falan işin içine başka etkenler de giriyor.

Jujutsu Kaisen bize ne vaat ediyordu. İyi kurgulanmış dövüşler, ilginç yan karakterler ve sürükleyici bir macera. Manga 235 sayısına kadar bunların hepsini sorunsuz bir şekilde gerçekleştirmeye devam etti. Ve benim görüşüm serinin tam da orada sonlanması üzerineydi.

Bu manganın tüm konusu Ryomen Sukuna isimli laneti alt etmek miydi? Bu dünyada konu edilebilecek ilginç başka hiçbir şey yok muydu? Gege Akutami karakter backgroundı hazırlarken gösterdiği özeni keşke ana hikaye üzerine de biraz serpiştirseydi.

Final boss un Sukuna olmasıyla bir derdim varmış gibi duruyor olabilir. Böyle anlaşılıyorsam kendimi yanlış ifade etmişim demektir. Benim asıl derdim hikayenin tüm enteresan dönüm noktalarının tek bir karaktere indirgenmiş olmasındaydı.

Naruto veya Bleach ile kıyaslamak istemesem de elimde değil. Modern shounenlerin daha konsantre anlatılar kurup büyük anlatıda evrenin kaderini değiştirecek gelişmeleri tek karakterin alt edilmesine bağlamış olmaları bana eksik hissettiriyor. Naruto’da her şeyin katman katman açıklanması ve her boss dövüşünden sonra daha büyük bir tehdidin ortaya çıkması Kaguya noktasına kadar çok iyiydi. Kaguya son dakika ortaya çıkıp alt edildiği için çok önemsemiyorum. Ancak demek istediğim şey JJK hikayesinde boss diye adlandırabileceğimiz tek karakter Sukuna idi. Kenjaku ve Mahito bana hiçbir zaman boss ağırlığı veren karakterler olamadılar ne yazık ki.

JJK mangasının son 10-15 sayısına dair nefret ettiğim bir diğer şey de hikayenin Fairy Tail’a bağlamış olmasıydı. Istisnasiz ölen her karakterin tek tek hayata dönmüş olması final savaşının tüm ciddiyetini ve önemini yerle bir etti. Shingeki no Kyojin de finalde bu hayatı yapmıştı. Artık deve dönüştü diye düşündüğümüz herkesin birden insana geri dönmesi bayağı çocuk öyküsü düzeyine indiriyor yaşananları.

Velhasıl Gojo vs Sukuna sonrasında yaşanan hiçbir şeyi ciddiye alamıyorum artık. Bu da beni son derece rahatsız ediyor. En sevdiğim karakter olan Yuta’nın son iki chapterda anaokulu çocuğu muamelesi görmesi de ekstra sinirimi bozdu.

Seriye puanım 7.5/10. Hikayenin tamamına verdiğim bir not bu. 235 sonrasını tek başına ele alacak olsam 6 anca verirdim.

Aşk Dediğin Nedir, Charlie Brown?

Original Adı: Peanuts-3

Cilt Çıkış Tarihi: Ocak 2023

Türü: Komedi

Okuma Tarihi: 12 Temmuz 2024 – 16 Temmuz 2024

Snoopy ve Charlie Brown hayatıma hiç beklemediğim bir anda dahil oldular. Bundan iki veya üç sene evvel bir mağazadan Snoopy görseli olan bir Peanuts tişörtü almıştım. Çocukluğum ve o gün arasında Snoopy’ye dair başka hiçbir şey okumamış, izlememiş ve görmemiştim.

Henüz bu ay hayatıma dahil olan birinin önerisi üzerine Mundi yayınevinin basımını üstlendiği Charlie Brown serisine başlamış bulundum. İyi ki de başlamışım.

Peanuts’ın dünyasındaki o saflık bana inanılmaz şirin geliyor. Snoopy’nin gamsız tavırlarının yanı sıra tam bir aşk kuşu olması beni aşırı eğlendiriyor. Şu ana kadar gördüğüm karakterler içinden rolünü en çok beğendiğim karakter Schroeder oldu.

Çocukken en sevdiğim karakterin de Linus olduğunu çizgi romanı okumaya başladığım sırada hatırladım. Zaten şöyle ilginç bir şey oldu. Ben ilk sayfayı açtım, ilk kareyi görür görmez her bir görsel gözümün önünde canlanıp oynamaya başladı.

Ben bu çizgi romandaki çoğu hikayeyi animasyon formatında izlemişim. Gerçekten bazı skeçler birebir zihnimde beliriverdi. Çok eski bir anıyı, tozlu raflarından çıkarıp görünür bir zihin vitrinine koymuşum gibi hissettim. Hoş bir anımsayış oldu.

Esere puanım 7/10. Diğer Peanuts derlemelerini de okumak için sabırsızlanıyorum.

Gantz

İngilizce Adı: Gantz

Japonca Adı: GANTZ

Seri Başlangıç Tarihi: 13 Temmuz 2000

Seri Bitiş Tarihi: 20 Haziran 2013

Bölüm Sayısı: 383

Türü: Aksiyon – Drama – Korku – Doğaüstü – Psikolojik – Sci-Fi – Seinen

Okuma Tarihi: 9 Ekim 2017 – 16 Mart 2024

Gantz mangasını ne zaman okumaya başladığımı MyAnimeList’e giriş yapmış olmasam asla hatırlayamazdım. Hayatımın en kritik dönemi olan 2017 yılında başlamışım. Bitirememiş olmam da beni hiç şaşırtmadı. Bu dönemde sevdiğim şeyleri yapmaya dönmek için uğraşıyordum. Ancak çoğu denemem hüsran ile sonuçlanıyordu. Gantz da o dönemin kurbanlarından biri olmuş.

Her ne kadar yedi senelik bir okuma süreci geçirmiş olsam da parça parça okuyup başladığım her arcın sonunda bir es verdiğimi hatırlıyorum. Son es verişimde hikayeye psişikler ve vampirler eklenmişti. Bunun üzerine hikayenin biraz sapıtacağını sezmiş ve ara verme kararı almıştım.

Izumi’nin blackface’inden sonra manga gerçekten baş aşağı çakılacak diye beklerken hikayeye eklenen yeni karakter ile mangaya tekrar aşık oldum. Bunların başında Daizaemon Kaze ve Hiroto Sakurai geliyor. Özellikle Kaze ve Takeshi isimli çocuk arasındaki baba-oğul benzeri bir bağlantının kuruluyor olması bu ikiliyi ne zaman yan yana görsem mutlu beni ediyordu.

Mangadaki en sevdiğim arcları kronolojik olarak sıralamam gerekirse Buddhist Temple Alien Mission, Oni Alien Mission, Nurarihyon Alien (Osaka) Mission olacak şekilde bahsedebilirim. Ancak hikayenin umutsuz bir yola girdiğinin ilk ciddi belirtisi olan Italian Alien Mission hikayesine de özellikle değinmek istiyorum. Katastrophe hadisesinin başlaması ile birlikte önü alınamaz bir dehşet girdabına girilmesi mangayı okurken içimi daralttı. Ancak böyle bir felaketi, farklı bir yöntemle anlatmayı ben de düşünmezdim.

Serideki en ünlü ölüm sahnesinin Inaba Kouki’ye ait oluşu ancak bu karakterin ‘an ordinary Joe’ oluşu bana aşırı ironik geliyor. Hikayenin 300. sayı itibariyle boyut atlaması nedeniyle birtakım soru işaretlerimin asla cevap bulamayacağına dair bir endişeye kapılmıştım. Fakat işler düşündüğüm gibi olmadı. Hikaye boşlukları için kapsamlı, büyük cevaplar aramıyordum. Tek istediğim neden-sonuç ilişkisi kurmamı sağlayacak tatmin edici bir şeyler öğrenmekti. Ki evet. Ben aldığım cevaplardan memnun oldum.

Hakikat ile karşılaşma sahnesi benim çok hoşuma gitti. Hatta orada Reika tarafından diriltilen Kurono’nun da ortadan kaybolması hikayenin vereceği final için de kritik bir karar olmuş. Evrendeki uzaylı ırkların Dünya’ya onlarca yıldır gizli gizli iltica etmeleri ve Gantz teknolojisinin evrendeki daha yüce bir ırk tarafından insanlara ulaştırılmış olması fikri hoşuma gitmişti. Hatta bu yüce ırkın, biz insanlar tarafından ‘tanrı’ gibi algılanıyor olmasına rağmen onların sadece kendi çıkarlarını ve evrendeki dengeyi korumaya çalışan bir toplum olarak ifade etmeleri de güzeldi. Maddeye şekil ve bilinç verebilme kudretine sahip bu yaratıkların insanların karşısında yaptığı gösteri de en ikonik Gantz anlarından biri olarak zihnimde kalacak.

Seriye puanım 8.5/10. Oldukça sürükleyici bir aksiyon öyküsü. Korku ve gerilimi de bu vahşet operasının içinde yeterince iyi aktarabiliyor.

Devilman

İngilizce Adı: Devilman

Japonca Adı: デビルマン (Debiruman)

Seri Başlangıç Tarihi: 11 Haziran 1972

Seri Bitiş Tarihi: 24 Haziran 1973

Bölüm Sayısı: 53

Türü: Aksiyon – Drama – Fantastik – Korku – Doğaüstü – Psikolojik – Shounen

Okuma Tarihi: 13 Şubat 2024 – 18 Şubat 2024

Geçen gün Mert Günhan tarafından hazırlanan Berserk videosunu izlerken Kentaro Miura’nın esinlendiği kaynaklardan birinin Devilman diğerinin de Hokuto no Ken olduğunu öğrendim.

İkisi de öyle ya da böyle okumayı istediğim mangalardı. Ancak Hokuto no Ken’in uzun olması nedeniyle önce animesini izleme planları çeviriyordum. Devilman Crybaby isimli adaptasyonu izlediğim için kendimi Devilman mangasını okumaya daha hazır hissettim. Halihazırda Vagabond’u okuyordum ve son bölümlerine ulaşmıştım. Bitirince direkt Devilman’e geçiş yaptım.

Mangayı okurken aklımın bir ucunda hep 70’lerde yayınlanmış bir öykü olduğu kabulüyle devam ediyordum. Ancak bu kabul baba çizimlere alışmam konusunda fazla yardımcı olmadı. Çünkü seriyi Masaaki Yuasa’nın sıradışı stili ile tanımıştım. Zaten gözüm ilginçliğe alışık olduğu için orijinal eserin çizim tarzına kolayca uyum sağlayabildim.

Devilman mangasını okurken hep Crybaby ile kıyaslıyordum. Şeytanların yeryüzünde uyanışı, eskiden dünyaya hakim olmaları, Satan’ın onlara destek olmak için Tanrı’ya karşı gelişi, şeytanların insan bedenlerini sabbath ayini ile ele geçirmeleri ve cennet ordusunun temas ettiği her şeyi -Lut kavmi gibi- tuza çevirme detayı mangada yer alan önemli kısımlardı.

Manganın bu zenginliklerine karşılık Crybaby duyguyu daha iyi veren bir medya ürünü olmuş. Mangada Makimura ailesinin kaderi çok hızlı tayin oluyor. Dünyaya hakim olan kaosu yeterince göremiyoruz. Aynı zamanda animedeki favori sahnem olan Akira’nın Devilman olduğunu açıklayıp kollarını kalabalık insan kitlelerinin önünde açıp onların güvenine talip olduğu kısmın orijinal eserde olmaması beni çok üzdü. Elbette son savaşın ardından sergilenen Ryo Asuka ile Akira Fudo’nun çocukluk anılarının mangada yer almaması finalin duygusallık boyutunu önemli ölçüde düşürmüş.

Devilman serisine girecek olan birisine önerim önce Crybaby’yi izlemesi, ardından hikayeyi beğenirse mangasını da okuması yönünde olacaktır. Birinde değinilen detaylara diğerinde değinilmediği için ardışık olarak tüketildiğinde daha doyurucu bir deneyim sağlayacağını düşünüyorum.

Esere puanım 8.5/10. Dönemi için devrimsel konular işliyor. Mitoloji, din, korku ve gizemi müthiş bir şekilde harmanlamayı başarmış.

Vagabond

İngilizce Adı: Vagabond

Japonca Adı: バガボンド (Bagabondo)

Seri Başlangıç Tarihi: 3 Eylül 1998

Seri Bitiş Tarihi: 21 Mayıs 2015

Bölüm Sayısı: 327

Türü: Seinen – Samuray – Tarihi

Okuma Tarihi: 27 Ocak 2022 – 12 Şubat 2024

Sengoku dönemi, Orta Çağ Japonya’sı, samuraylar, karakter gelişimi, muazzam çizimler, sürükleyici bir hikaye anlatıcı, kaliteli düşmanlar, sinsi akıl oyunları ve derin bir içsel yolculuk. Vagabond’u tanımlamak için tek bir tema belirlemem çok zor.

İnoue Takehiko’nun on yedi sene boyunca çizmeye devam ettiği bu harika eserin odaklandığı nokta her elli sayıda bir değişiyor denebilir. Güneşin altındaki yenilmez kılıç ustası olmaya çalışan Shinmen Takezou isimli hırçın bir velet ile başladığımız hikaye, sadece huzur ve sakinlik arayan Miyamoto Musashi lakaplı bir kılıç ustasının yaşam mücadele ile son buluyor.

Aslında son da bulmuyor hikayemiz. Çünkü manga neredeyse on senedir hiatus’ta. Miyamoto Musashi ve Sasaki Kojiro’nun efsanevi düellosunu göremeden Vagabond defterini kapatmak zorunda kalıyoruz. İnoue Sensei bu iki karakterimizi de Hosokawa Klanı’nın kalesi Kokura’ya ulaştırıyor ve ardından devamının ne zaman geleceğini bilmediğimiz bir şekilde bizimle vedalaşıyor.

Vagabond’un benim için en akılda kalıcı kısımları Musashi’nin Inshun Hozoin ile yaptığı gece düellosu, Kojiro’nun çocukluğu, Musashi’nin yetmiş Yoshioka’lıyı doğrayışı ve elbette kendini inzivaya çekip çeltik tarlası sürmeyi öğrenmesi.

Vagabond, Berserk ve Vinland Saga ile birlikte günümüzün en popüler seinen mangaları. Hatta bu üçlü için seinenlerin ‘the big three’si diyorlar. Dilerim günün birinde bu üç mangadan birinin finalini görme şansına erişiriz. Benim de kişisel hedeflerim arasında Kingdom ve Vinland Saga’nın manga günceline ulaşmak var. Umarım bunu da en kısa sürede gerçekleştirebilirim.

Esere puanım 9.5/10. Gerçek bir finale sahip olmuş olsa temiz bir on puan verir geçerdim.

Jigokuraku

İngilizce Adı: Hell’s Paradise

Japonca Adı: 地獄楽 (Jigoku-raku)

Seri Başlangıç Tarihi: 22 Ocak 2018

Seri Bitiş Tarihi: 25 Aralık 2021

Bölüm Sayısı: 128

Türü: Shounen – Aksiyon – Tarihi

Okuma Tarihi: 20 Mart 2022 – 21 Nisan 2022

Jigokuraku ile tanışmam, komik olacak ama, bir meme sayesinde gerçekleşti. Boku No Hero Academia mangasının meşhur paneli olan “They are known as The Big Three” zamanla bir meme template’ine dönüşmüştü. Bahsettiğim versiyonunda da Jujutsu Kaisen’den İtadori, Chainsaw Man’den Denji ve Jigokuraku’dan Gabimaru yan yana duruyordu ve her birinin üzerinde karakterlere ait saçma bir özellik yazıyordu. İtadori split personality, Denji horny ve Gabimaru da schizophrenia olarak etiketlenmişti.

İlk ikisi sevdiğim seriler olduğu için üçüncünün de benzer bir tat sunacağı ön kabulünde bulundum. Böylece aklımın bir köşesinde bu seriye girişmek aylar boyu öylece durdu. Geçen ay Jujutsu Kaisen mangasının günceline gelmek için düzenli bir okuma maratonuna girmiştim. O anki son sayı olan 178. chaptera geldiğimde motorum son derece sıcaktı. Hazır işler haldeyken hız kaybetmeden yeni bir şeye başlamak istedim. O sırada Jigokuraku’nun sırası geldiğini hissettim. İç sesime kulak verip hemen ertesi gün hikayesi tamamlanmış olan bu seriye girişimi yaptım.

Manganın ilk iki sayısını bilgisayardan okumuştum. Bu adımı attığımın ertesi günü üniversiteden bir arkadaşımla buluştum ve nasıl deli gibi manga okuduğumdan bahsettim ona. Manga scanlerinin kaliteli olduğu bir app olsa da yolda gidip gelirken de okuyayım diye yakındım kendisine. O da bana Tachiyomi uygulamasını gösterdi. Epey de övdü. Sonra fark ettim ki ben bunu daha önce denemiştim. Uygulamaya herhangi bir siteyi source olarak seçip manga indirebiliyorduk. Ben orada birkaç site denedim ve hiçbirinde o dönem aradığım mangayı bulamadığım için sinirlenip uygulamayı kaldırmıştım.

Velhasıl ben bu mobil uygulamasını indirdikten sonra sabah ve akşam yolculuklarımda Jigokuraku okumaya başladım. Böylece eve gelince oyun oynamak veya bir şeyler izleyip dinlemeye daha çok vakit ayırabiliyordum. O anki isteklerimi karşıladığı için epey verimli geldi anlayacağınız. İncelemeyi sanki reklam almışım gibi yazdım ama bu gereksiz detayları kendim için not aldım diyerek işin içinden sıyrılayım.

Manganın hikayesine gelecek olursak. Dönemin shogunu kurgusal Tokugawa, Çince Xu Fu, Japonca Jofuku adıyla tanınan efsanevi simyacının peşinde koştuğu Yaşam İksiri’ni elde etmek istemektedir. Kötü sonuçlanan bir takım keşif seferinin sonucunda bu iksirin Kotaku olarak tanımlanan Ryukyu Krallığı (Okinawa) topraklarında olduğu kanısına varırlar. Ancak bu iksiri aramak için gönderilen gemiler ve mürettebatı sağlam bir şekilde geri dönmemektedir. Günün birinde oradan sürüklendiğine inanılan bir kayık Japonya topraklarına vurur. Kayığın içinde vaktiyle keşfe gönderilen görevlilerden biri üzerinde gizemli bir şekilde çiçekler açmış ve yarı yarıya bilincini kaybetmiş bir şekilde bulunur.

Bunun haberini alan shogun iksirin o adada olduğuna iyice ikna olur ancak tehlikenin de farkındadır. Bu sebeple kendi erkanını ölüme göndermek yerine halihazırda idam cezasına çarptırılmış mahkumları gönderme kararı alır. Hükümetin resmi cellatları olarak görev yapan Yamada Asaemon klanı da bu görevde yer alması için seçilir. İksirin bulunması durumunda onu shoguna getirmeyi başaran mahkum tüm suçlamalardan beraat edecektir ve özgürlüğüne kavuşacaktır. Bu büyük ödülün yarattığı motivasyonla suçlularımız ve gardiyanları adaya yelken açar ve ayaklarını toprağa basar basmaz garip bir maceranın içine girdiklerini fark ederler.

Hikayeyi biz bu mahkumlardan biri olan Gabimaru’nun çevresinde yaşananlar ile takip ediyoruz. Serinin battle royale’i andıran bir yapısı olması nedeniyle onlarca yüzlerce karakter barındırmamayı seçmiş. Sayısı az olsa da hikayenin odağını kaçırmadan derdini anlatabilecek bir karakter grubu oluşturmayı başarmış Kaku Yuji.

Hikayenin anlatım temposu bana biraz fazla hızlı geldi. Yani acaba Shonen Jump + cephesinden gelen bir baskı yüzünden mi son 10-20 sayı bu kadar paldır küldür ilerledi yoksa mangakanın kendi inisiyatifi miydi henüz bilmiyorum. Ancak bu benim kalbimi bir çıt kırdı.

Normal şartlarda ben bu kadar kısa süren shounen serilerinde pek fazla karakter sevemezdim. Ancak burada çizim stilinden midir bilmiyorum ana karakter ve tayfasındaki herkesi ilginç ve sevilebilir buldum. Aslında şöyle bir bakınca bu kadar kısa bir seri için yine fazla bile karakter içeriyor diyebilirim.

Mahkumlar ve gardiyanları bir kenara bırakalım. Onlar haricinde Lord Tensen, Iwagakure ninjaları ve Yamada Asaemon elitleri gibi farklı hizipler hikayeye son çeyrekte dahil oluyorlar. Bir an karakter enflasyonu mu olacak derken büyük kapışmalar yaşanıyor ve karakterler birer birer öldürülüyor. Yuji çizerimiz o kısmı da yine iyi kotarabilmiş.

Hikayenin finali çok tatlıydı. Yani bu kadar karanlık bir öykünün bu kadar sevimli ve yürek ısıtıcı bir şekilde bitmesi beni şaşırttı. Genelde buruk finalleri daha çok severim. Ama bir yazar karakterlerine mutlu bir son yazdı diye de çıkıp yerin dibine sokacak değilim. Karanlık bir son olsa bir yarım puanı gözümü kırpmadan verirdim ancak bu soft kapanış nedeniyle notumu bu şekilde bırakıyorum.

Seriye puanım 8/10. Okurken çok keyif aldım ve bazı karakteri daha fazla tanımak istedim. Birkaç karakterin ölümüne hüngür hüngür ağlayarak üzülmeyi isterdim ama hikaye çok hızlı ilerlediği için o duygusal bagajı yükleyemedi. Yine de oldukça sürükleyici bir manga idi.

Chainsaw Man

İngilizce Adı: Chainsaw Man

Japonca Adı: チェンソーマン (Chein-Man)

Seri Başlangıç Tarihi: 3 Aralık 2018

Seri Bitiş Tarihi: 14 Aralık 2020

Bölüm Sayısı: 97

Türü: Aksiyon – Macera – Doğaüstü – Shounen

Okuma Tarihi: 24 Kasım 2020 – 25 Temmuz 2021

Chainsaw Man mangası 2019 yılı içerisinde en çok paylaşılan ve üzerine konuşulan yeni serilerin başında geliyordu. 10 senelik anime manga dünyası içindeki serüvenin esnasında animesi çıkmadığı halde bu kadar geniş bir hayran kitlesi toplayabilen shounen mangasına hiç rastlamamıştım.

Popüleritesinin sebebi hikayenin özellikle son 20 sayıya kadar hiç de ön planda olmaması diye düşünüyorum. Daha başlangıçta epey yüksek vitesten bir vahşet ve aksiyonun içine giriyoruz. Seri bu dozunu her bir çarpışmada daha da üste çıkarıyor. Konuşmanın az olduğu ve sürekli hareket halinde olan karakterlere sahip olması bu manganın okur nezdinde avantaja sahip olmasıyla sonuçlanmış.

Hikaye, aksiyon ile kıyaslandığında arka planda kalıyor olsa da yine de shounen türü için ilgi çekici bir yapıya sahip. Tatsuki Fujimoto’nun kurmuş olduğu dünyada şeytanlar insanların kolektif korkularının vücut bulmuş halinden oluşmaktadır. Örneğin canlıların ateşe karşı beslediği korku zaman içerisinde Ateş Şeytanı’nı doğurmuştur. Ne kadar insan ateşten korkuyorsa Ateş Şeytanı da o kadar güçlü olur. Temel prensip bu şekilde.

Ana karakterimiz olan Denji, namıdiğer Chainsaw Man, de esasında insanların elektrikli testere korkusu neticesinde doğmuş bir şeytandır. Böyle düşününce fazla spesifik ve genele yayılmamış bir korku gibi geliyor. Çünkü Karanlık Şeytanı ve Silah Şeytanı gibi daha geniş kitlelerin sahip olduğu korkulardan beslenenler çok daha güçlü oluyorlar.

Durum böyleyken bu Chainsaw Man’in özelliği ne de herkes hikaye boyunca peşinde dolanıyor o zaman diye sorabilirsiniz. İşte bunun cevabını son 20 bölüm içinde alıyoruz. Chainsaw Şeytanı’nın diğerlerinden farklı bir özelliği mevcut. Chainsaw eğer bir şeytanı yerse, o şeytanın ve beslendiği korku dünya üzerinden siliniyormuş. Bu nedenle de hikaye boyunca Denji’yi yakalamaya ve kalbini sökmeye çalışan şeytanlar ile karşılaşıyoruz. Yok olmaktan korkan bu şeytanlar sayesinde Chainsaw Man de onlarla başa çıkabilecek kadar güçlü oluyor. Özetle Denji’nin hikayede oynadığı rol bu şekilde.

Biraz da çizimlerden bahsetmek istiyorum. Düşüncelerim biraz karışık. Dövüş sahneleri gerçekten harika çizilmiş olsa da normal insanların olduğu sahneler çok basit ve çocuk çizimi gibi duruyor. Sanki o şeytanları ve normal hayat kısımlarını çizen kişi aynı insan değilmiş gibi. Hayır bu tematik değişimle alakalı bir şikayet değil. Direkt çizim kalitesi değişiyor. Oturan, yemek yiyen, yürüyen normal insanların anatomilerinde hatalara rastlamak epey olası. Bunun sebebi insan çizmekte zorlanması mı yoksa bu kısımları önemsemesi mi bir türlü anlayamadım. Yine de kafaya takılacak kadar büyük sorunlar değiller. Ben yalnızca değinmeyi istediğim için yazdım.

Seriye puanım 8.5/10. Animesini dört gözle bekliyorum.