Yerdeniz 3: En Uzak Sahil

Orijinal İsim: The Farthest Shore (1972)

Yazar: Ursula K. Le Guin

Okuma Tarihi: 2 Eylül 2023 – 10 Eylül 2023

En Uzak Sahil benim en duygulandığım Yerdeniz romanı oldu. On üç bölümden oluşan bu roman ilk yedi bölümde duygusal yükü sırtınıza bindirerek ilerliyor. Ardından geri kalan son altı bölümde de size Arren’in gözünden eşsiz bir olgunlaşma süreci yaşatıyor.

Öykümüzün başında Enlad Krallığı’nın prensi Arren, Başbüyücü Çevik Atmaca ile görüşmek için Roke Adası’na gelir. Dünyayı tehdit eden bir felaketin haberini taşıyan Arren, Başbüyücü Ged tarafından kendisine yoldaşlık etmesi için seçilir. Ged’in kayığı Ufkabakan üzerinde günler, haftalar ve hatta aylar süren bir yolculuk geçirirler. Büyüyü yeryüzünden silen belanın kaynağını arayışları sırasında onlarca zorluk atlatırlar. Bu gelişmeler sırasında Arren’in Ged’e bakışı inişli çıkışlı bir rota çizmektedir. Onun kudretli bir büyücü olmasına rağmen en zorlu şartlarda dahi büyü kullanmaktan çekinmesi Arren’e başlarda saçma gelirken, serüvenlerinin sonuna yaklaşırken efendisinin karar alırken neleri gözettiğini anlayabilmektedir.

Yerdeniz büyü kullanabilen insanların ellerinden alev topları attıkları diğer fantastik evrenler gibi değil. Bu kitapta toy bir genç olan Prens Arren’in de başından geçenler sırasında kavradığı şey budur: Bir ışık yakmak aynı zamanda bir gölge yaratmaktır. Tam da bu sebeple herkes gibi kusurlu bir insan olan Ged, ne kadar kudretli bir büyücü olsa dahi gerçekleştirdiği eylemlerin sonucuna katlanmak zorundadır.

En bilgelerin aslında en çok hata yapan insanlar olduğunu öğrenen Arren, efendisi Ged’e olan minneti ve sadakati ile hikayenin sonunda her okurun kalbini fethetmeyi başarıyor. Gerçek adı olan Lebannen’i sahiplenerek yüzümüzde bir gülümseme ile öyküye veda etmemizi sağlıyor.

“…Elini kapatarak, taşı avucunda tuttu. Ve o zaman gülümsedi, hem sıkıntılı hem neşeli bir tebessümle, hayatında ilk kez tek başına, övülmeksizin dünyanın bitiminde zaferi bilerek.”

Esere puanım 9/10. Yerdeniz Büyücüsü mü yoksa En Uzak Sahil mi daha iyiydi emin olamıyorum. İkisi de benzersiz ve büyücüleri öykülerdi.

Feniçka

Orijinal İsim: Fenitshcka. Eine Ausschweifung (Fenitschka) (1898)

Yazar: Lou Andreas-Salomé

Okuma Tarihi: 14 Ağustos 2023 – 2 Eylül 2023

Nietzsche, Freud ve Rilke’nin hayatında önemli yer tutan bir kadın olması nedeniyle Salomé bildiğim bir şahsiyetti. Ancak okuma fırsatı bulamamıştım. Kitap bana yakın bir arkadaşım tarafından 30 Aralık günü hediye edildi. Zevkine güvendiğim ve edebiyat bilgisinden asla şüphe etmediğim bir insandır. Bu sebeple onun hediyesini kendimi en uygun hissettiğim anda okumaya karar verdim.

Tabii bu kararım beni 8 ay öteye sürüklemiş oldu. Ve elbette geçen süre içinde eserin içeriğine karşı beklentiye de girmiş oldum. Beni yaralayan da tam olarak bu yüksek beklentiler oldu. Keşke 70 sayfalık bir öykü için bu kadar fazla kasmasaydım.

Esere puanım 5/10.

Bir Kedi, Bir Adam, İki Kadın

Orijinal İsim: 猫と庄造と二人の女 (Neko to Shōzō to Futari no Onna) (1936)

Yazar: Jun’ichirō Tanizaki

Okuma Tarihi: 6 Temmuz 2023 – 12 Temmuz 2023

Tanizaki’nin Gölgeye Övgü isimli denemesini okuyarak kötü bir başlangıç yapmıştım. Ancak bu hikayesi ile gözümdeki imajı daha iyi bir noktaya geldi. Hala Japon Edebiyatı’nın en büyük isimlerinden biri olması durumuna kendimi ikna edemedim yine de bu hikayenin içerdiği hafif dozlu gerilim benim çok hoşuma gitti.

Hikaye Şinako isimli bir kadının eski kocası Şozo’nun yeni eşi Fukuko’ya bir mektup yazması ile başlıyor. Mektupta eski kocasının kedisi olan Lili’yi sahiplenmek istediğini söyler. Böylece Şozo ve Fukuko arasında başlayacak gerilim için gerekli nifak tohumunu atmış olur.

Kitap yaklaşık 20 sayfalık bir önsöz ile başlıyor. Bu önsözde Türkiye’de romancılığın neden geç oluştuğunun sebebini bireyselleşmenin geç elde edilmiş olmasına bağlayan ilginç bir yazı vardı.

Kitabın çevirmeni Alper Kaan Bilir böyle bir giriş yapmayı uygun görmüş olmasa ve ben hikayeyi dümdüz okumaya başlasam belki bu kadar sevmeyebilirdim. Görüşlerimi ve kitabı değerlendirmemi etkileyen bir faktör oldu.

Hikayeye puanım 6.5/10.

Yerdeniz 2: Atuan Mezarları

Orijinal İsim: The Tombs of Atuan (1971)

Yazar: Ursula K. Le Guin

Okuma Tarihi: 26 Haziran 2023 – 30 Haziran 2023

İlk Yerdeniz kitabı olan Yerdeniz Büyücüsü’nü 2020 yılının yaz mevsiminde okumuştum. Temmuz ayından Eylül ayına değin düzenli aralıklarla takip ettiğim kitapta Kralkatili Güncesi’ne benzer bir tat yakalamış olmak beni çok mutlu etmişti. Ancak hikayesinin Kralkatili’nden daha derin ve ruhani bir temaya sahip olduğunu kısa süre sonra anlamıştım.

Çevik Atmaca lakabı ile tanınan Ged isimli büyücünün büyüme serüvenine şahit oluyorduk esasında. Çocukluğu ve ergenliğini izlediğimiz bu ilk romanda Ged’in küstahlığının bedelini ödeyişi, yaptığı hataları düzeltmek uğruna ne zorluklardan geçtiğini öğrenme şansı bulmuştuk. Kahramanın Yolculuğu basamaklarını birer birer aşan bu büyücümüz hikayenin sonunda artık eskisinden çok daha kudretli ve kendinden emin bir insan olma yolundaki ilk büyük adımını atmıştır.

İlk romanın duygusal tonunun ikinci kısımda da devam ettiğini söyleyebilirim. Tenar, ya da İsimsizler’in ona verdiği isimle Arha, ilk altı bölüm boyunca tek başına hikayeye başrollük etmektedir. Kitabın ikinci yarısında olaylara dahil olan Ged ile aralarında özel bir güven bağı gelişir. Bu sayede Tenar daha önce yapmaya cesaret edemeyeceği riskli faaliyetlerde bulunmaya başlar. Ged’in rehberliği ile kendi özgürlüğünü kazanır ve bir birey olarak kendisini inşa etmeye başlar.

İkinci kitabın beni ilk kitaptan daha fazla duygulandırdığını söylemeliyim. Tenar’ın çaresizliğe düştüğü anlarda Ged’in ona verdiği tavsiyeler ile düştüğü çukurdan çıkabildiğini görmek insanın içini kıpır kıpır ediyor. Bu ikilinin dostluğuna diğer kitaplarda da değinildiğini görmek istiyorum. Umarım bu isteğim Ursula ablam tarafından sağlanmıştır.

Esere puanım 8/10.

Yaban Kazı

Orijinal İsim: 雁 (Gan) (The Wild Geese) (1911-1913)

Yazar: Ogai Mori

Okuma Tarihi: 25 Mayıs 2023 – 26 Haziran 2023

Roman bende çok büyük bir hayal kırıklığı yarattı. Kurgunun hiç ama hiç ilgimi çekmemiş olmasından mı bahsedeyim yoksa dağınık anlatımı canlı tutacak yeterince ilişkili karakter olmamasına yakınayım bilemiyorum.

Hikaye, anlatıcının iddiası üzerine, Eksik Çivi isimli bir batı masalından esinlenilerek adlandırılmış. O öyküde bir çivisi eksilen bir arabanın -ya da sandıktı emin olamadım- o noksan parçası yüzünden çığ gibi büyüyen sorunlarla boğuşmasını konu alıyormuş.

Ogai Mori’nin Yaban Kazı adlı öyküsü ne yazık ki bu kadar odaklı bir hikaye barındırmıyor. Suezo isimli bir tefeciye metreslik eden O-Tama’nın Okada isimli bir gence tutulması ve Suezo’nun eşi O-Tsune’yi de dahil eden bir aşk üçgeni hatta dörtgeni içinde dolanması ile başlayıp, Kamico Yurdu’nda verilen yemekteki balığın Okada, anlatıcı ve İshihara’nın bir kaz avlayıp yemesine giden macerası ile son buluyor.

Romana puanım 6/10.

Spinoza Problemi

Orijinal İsim: The Spinoza Problem (2012)

Yazar: Irvin D. Yalom

Okuma Tarihi: 17 Nisan 2023 – 23 Mayıs 2023

Bu romanı bana ofisteki bir arkadaşım önermeden önce ne Baruch Spinoza ne de Alfred Rosenberg’e dair detaylı bilgiye sahiptim. İkisi de benim aşina olmadığım figürler olmasına rağmen kurgunun ilginç dokusu beni okuma konusunda teşvik etti.

Bir psikiyatrist olan Irvin D. Yalom, Rosenberg’in Spinoza üzerine neden takıntılı olduğunu anlamlandırmak için çıktığı araştırma yolunca bu kurgusal eseri yazma kararı almış. Herem ile kendi Musevi cemaatinden dışlanan Spinoza’nın en ünlü eseri Etika’sını incelemiş ve bu eserin Rosenberg’in Nazi ideolojisine nasıl tesir etmiş olabileceği üzerine çıkarımlar yapma yoluna girişmiş.

Kurgusal romanların genel olarak beğenirim. Tarihi gerçeklere eklemlenerek hikayenin derinliği artırılan kurgusal işleri daha çok severim. Yalom’un diğer eserlerini okumamış olmama rağmen bu romanı üzerinden getirebileceğim birkaç yorum var. İnsan psikolojisini inceleme konusunda uzmanlaşmış bir araştırmacının yine insan ruhunu ve düşünce dünyasını irdelediği bir roman yazmış olması biz okurlar için büyük bir niyet. Yalom birbirinden farklı çağlarda yaşamış iki insanın sosyal çevresini harika bir şekilde yazıya geçirmiş. 17. yüzyıl Hollanda’sında Spinoza’nın yalnızlığını tadıp ardından Nazi Almanya’sının dehşetine dönüş yapmak benzersiz bir okuma deneyimiydi.

Romana puanım 7.5/10. En kısa zamanda Nietzsche Ağladığında isimli romanını da okumayı planlıyorum.

Gazap Üzümleri

Orijinal İsim: The Grapes of Wrath (1939)

Yazar: John Steinbeck

Okuma Tarihi: 14 Mart 2023 – 26 Mart 2023

Steinbeck’in Dustbowl üçlemesinin son parçası olan Gazap Üzümleri sonunda bitirmeyi başardığım romanlar arasındaki yerini aldı. Bu kült eseri okumuş olmaktan dolayı son derece mutluyum.

Romanın konusu Oklahoma’dan Kaliforniya’ya mevsimlik işçi olarak çalışmak umuduyla yola çıkan Joad ailesinin başından gelenleri anlatıyor. Bankanın toprağında yerleşik bir düzeni olan Joad ailesi günün birinde yerlerinden edilirler. Ailenin en büyük çocuğu Tom bu olaylar gerçekleşirken hapis yattığı McAlester’den beraat etmiş ve evine dönmektedir. Dönüş yolunda eskiden köylerinde papazlık görevi gören Jim Casy ile karşılaşır. Casy ile birlikte yolculuk eden Tom ailesinin yanına döndüğünde krizlerle boğuşan zorla bir araya getirilmiş bir yapboz ile karşılaşır. Teksas, New Mexico ve Arizona üzerinden gerçekleştirdikleri yolculuk esnasında bu parçalar yer yer çatırdamakta, yer yer ayrılmaktadır.

Beni Steinbeck’in üslubuna bağlayan en önemli unsur dilinin akıcılığı diyebilirim. Buna ek olarak konu edindiği 20ler ve 30lar Amerikası’ndaki sosyal, ekonomik ve politik durumun nasıl olduğunu tüm çıplaklığı ile yansıtmış olması da işlerini takdir etme nedenlerimdendir. Bitmeyen Kavga, Fareler ve İnsanlar, ardından da Gazap Üzümleri’ni okumuş olmak bana dönemin ruhunu anlamam konusunda epey mesafe aldırdı.

Romana puanım 8/10. Sıradaki Steinbeck romanım Cennetin Doğusu olacak diye düşünüyorum.

Aynalar Cehennemi ve Diğer Öyküler (Kolektif)

Orijinal İsim: The Hell of Mirrors and Other Tales (1924-1929)

Yazar: Edogawa Ranpo

Okuma Tarihi: 6 Mart 2023 – 12 Mart 2023

Haruki Murakami başta olmak üzere modern Japon edebiyatı hep ilgi alanımda olmuş bir camiadır. Söz konusu yaratıcı iş çıkarmak olunca Japonlar her alanda farkını bir şekilde ortaya koymayı başarıyorlar. Bu farklılığı kültleşerek Japon Klasikleri haline gelen Taisho dönemi yazarlarında dahi bulmak mümkündür.

20. yüzyılın başında eser vermiş yazarlar arasında favorim yaklaşık 10 senedir Akutagawa Ryunosuke’den başkası değildi. Ancak bu durum an itibariyle değişti. Okuduğum bu derleme eserin başlığına Aynalar Cehennemi isimli öyküyü taşımış olmalarına çok şaşırdım. Kitaptaki her öyküyü sevmiş olmakla birlikte Aynalar Cehennemi’nden on gömlek üstün olduğunu düşündüğüm en az üç tane öykü sayabilirim.

Kısaca eserdeki hikayelere değinmek gerekirse;

Aynalar Cehennemi: Aynalara takıntı noktasında ilgi duyan bir adamın ömrünü ayna düzenekleri kurmak ve onlarla farklı çalışmalar yürütmek üzerine idame ettirdiği bir öykü. (6.5/10)
İnsan Koltuk: Bir koltuk imalatçısının satmak için yaptığı bir koltuğa gizli bir bölme yapıp kendisini oraya gizlemesi üzerine şekillenen son derece rahatsız edici ve finaliyle insanın tüyleri diken diken eden bir anlatı. (7.5/10)
O-Sei Sahnede: Vefasız bir eş olan O-Sei’nin hasta kocasının ölümüne neden olmakla birlikte kalmayıp boynunu timsah göz yaşları ile kurtarmasını konu alan bir hikaye. (6/10)
Mars Kanalları: Hayal ile gerçeklik arasında sanrılar gören bir adamın kendi kendine konuştuğu ve tahminen son anlarını yaşamakta olduğu bir öykü. (7/10)
Parmaklar: Bir kaza sonucu elini kaybeden bir piyano sanatçısının doktorlar tarafından parmaklarını oynatabildiğine ikna edildiği, dönemin tıp bilgilerinin işlendiği garip bir memorat. (6/10)
Kumaş Resimle Birlikte Yolculuk Eden Adam: Doğaüstü bir olayın işlendiği saf bir aşk öyküsü. Hikayenin sahip olduğu melankolik atmosferi ve buna tat katan gizem unsuru çok beğendim. (7.5/10)
Kırmızı Oda: Kusursuz planlar ile doksan dokuz kişiyi katleden bir adamın cinayetlerini nasıl masum yollarla gerçekleştirdiğini anlattığı son derece heyecan verici bir hikayeydi. Bana da benzer bir öykü yazma konusunda ilham verdi. (8.5/10)
Zehirli Ot: Kadınların düşük yapmasına neden olan bir bitki keşfeden iki arkadaşın kendi aralarındaki konuşmaları ile başlayan bir öykü. (7/10)
Psikolojik Test: Edogawa Ranpo’nun ünlü dedektif karakteri Kogoro Akechi’nin rol aldığı son derece zekice yazılmış bir polisiye öyküsü. (8.5/10)
Yüzük: Trende gerçekleşen bir kapkaç olayının arkaplanını diyaloglar üzerinden öğrendiğimiz bir satranç oyununu anımsatan akıl oyunları işlenmiş kısa bir hikaye. (7/10)
İki Sakat: Uyurgezerliği sırasında istemsizce çevresine zararı dokunmuş bir adamın öğrencilik hayatını geçirdiği yurtta başından geçen büyük bir olayı anlattığı günah çıkarma benzeri bir öykü. (7.5/10)
Monogram: Edogawa Ranpo’nun stilini en iyi şekilde özetleyen öykülerden biri. Sonu beklenmedik şekilde biten bir aşk öyküsü. Okurken benzer bir hikaye kaleme alma isteği uyandı içimde.

Esere vereceğim genel puan 8/10. Kitap son derece iyi yazılmış öyküler içeriyordu. Artık Japon edebiyatı klasikleri içinde Ranpo’yu bir numarama gönül rahatlığı ile koyabilirim.

Dorian Gray’in Portresi

Orijinal İsim: The Picture of Dorian Gray (1890)

Yazar: Oscar Wilde

Okuma Tarihi: 27 Şubat 2023 – 5 Mart 2023

Geçmişte spoiler konusunda epey takıntılı bir insandım. Bu olumsuz özelliğimi son birkaç yılda yenmek için önemli adımlar attım. Takıntımın ihtivası, hikayesinin sonunu ya da olayların kırılma noktasını öğrendiğim bir eserin tüm tadının kaçtığı yönünde idi. Önemli gelişmelerini bildiğim için hala izlemediğim/okumadığım eserler mevcut (bkz. The Sixth Sense, The Usual Suspects).

Dorian Gray de dramasını önceden haber aldığım için gözümde tüm büyüleyiciliğini kaybeden edebiyat eserlerinden biriydi. Yine de bu kitabı okumamış olmak benim için bir eksiklikti. Bu açığımı kapatmak için sakin bir haftayı seçtim ve okumaya başladım.

Romanın meselesi, Dorian Gray’in yıllar içinde yozlaşıp ahlaksız işler peşinde koşan bir insana dönüşmüş olmasına rağmen bunu toplum karşısında maskeleyebilecek güzel ve gencecik bir bedene sahip olmasıydı. İnsanın ruhunun taşıdığı çirkinliklerin bedenine de yansıyacağı fikri ile şekillenen bir hikayeye sahip.

Benim için romanı etkileyici kılan öge Dorian Gray’in kötülük meleği rolüne soyunmuş Lord Henry “Harry” Wotton idi. Dorian’a söylediği sözler ile onu hayatın karanlık taraflarına yönlendirdiği söylenebilir. Ana karakterimiz kendi ahlak filtresini oluşturamayan çocuksu bir kişilikken Lord Henry’nin tavsiyeleri nedeniyle birden kendisini saf kötülük yumağının ortasına sürüklenmiş halde bulur.

Tablonun tamamlandığı an dilediği dilek nedeniyle gerçek bedeni ile portredeki imgesinin yer değiştirmesi durumu son derece ikonik bir kurgusal olay. Birçok popüler kültür eserinde de Dorian Gray’e atıfta bulunulur. Sıkça karşılaşılan, son derece ünlü bir eserdir.

Romana puanım 7.5/10.

Sınırın Güneyinde, Güneşin Batısında

Orijinal İsim: 国境の南、太陽の西 (Kokkyou no Minami, Taiyou no Nishi) (South of the Border, West of the Sun) (1992)

Yazar: Haruki Murakami

Okuma Tarihi: 2 Ocak 2023 – 7 Ocak 2023

Haruki Murakami eserlerine isim verme konusunda bir uzman. Benim gibi başlıklara düşen okurları kolayca etkileyebildiğine eminim. Her romanının adı ayrı ayrı güzel. Ancak şu ana kadar en şiirsel bulduğum bu kitap oldu.

Sınırın Güneyinde, Güneşin Batısında romanının öyküsü, Hajime isimli bir adamın ergenliği ve orta yaşlılığı dönemlerini konu alıyor. Kitapta üç önemli kadın karakter var. Birincisi çocukken en iyi anlaştığı ve aralarında romantik hiçbir şey yaşamadıkları Shimamoto, ikincisi ortaokul çağında romantik yakınlaşmalar yaşadığı Izumi ve üçüncüsü hayatını birleştirdiği eşi Yukiko. Bu üç kadın da Hajime’nin hayatının farklı yönlerini temsil ediyorlar. Yukiko onun güvenli alanı, düzenli bir hayat kurmasını sağlayan vefalı eşidir. Izumi ise onu kuzeni ile aldattığı için derin bir pişmanlık duyduğu eski kız arkadaşıdır. Shimamoto ise Hajime’nin kendi hayallerinde kusursuzlaştırdığı, gizemli ve garip bir kadındır.

Romanın ilgi uyandırıcı bir atmosferi var. Ana karakterlerin nispeten pasif bir rol alıyor olması bazen beni rahatsız etse de yaşanan olayların ilginçliği beni her zaman esere bağlı halde tutuyor.

Murakami bu romanında büyük bir anlatı, karmaşık bir olay örgüsü falan sunmuyor. Zaten bugüne değin okuduğum hiçbir kitabı bu tarzda değildi. Kaleminin ilginç bir yanı var. Basit bir olayı dahi o kadar akıcı bir şekilde işliyor ki kendimi hep bir sonraki bölümde ne olacak merakı yanıp tutuşuyor halde buluyorum. Bu durumu son zamanlarda okuduğum yazarlar arasında sadece Kazancakis, Steinbeck ve Murakami’de yaşadım.

Esere puanım 8/10. İmkansızın Şarkısı ile eş düzeyde gördüğüm bir roman. Onu okuyanların bu hikayeyi de beğeneceğine eminim.