İçimizdeki Şeytan

içimizdeki şeytan, sabahattin ali

Orijinal İsim: İçimizdeki Şeytan (1940)

Yazar: Sabahattin Ali

Okuma Tarihi: 2 Ekim 2024 – 1 Kasım 2024

Yazarlık Atölyesi kapsamında okumaya başladım kitaba. Halihazırda listemde olmasına rağmen ödev niteliği kazanınca birden üst sıralarda yerini buldu. Henüz kafa olarak bu kitaba kendimi hazırlamadığım için eserin ortalarında kurgudan epey koptum.

Romanın başı ve sonu çok iyi olmasına rağmen ortalarda beni inanılmaz baydı. Ömer’in ne kadar rezil bir insan, Macide’nin ne kadar sabırlı, Bedri’nin de ne kadar efendi bir insan olduğunu bu kadar uzun uzadıya yaşatması gerekir miydi Sabahattin Ali’nin, bilemiyorum. Ama yazmış. İyi de etmiş. Bir şikayetim yok.

Esere puanım 7/10.

Dans Dans Dans

Orijinal İsim: ダンス・ダンス・ダンス (Dansu Dansu Dansu) (1988)

Yazar: Haruki Murakami

Okuma Tarihi: 28 Ağustos 2024 – 1 Ekim 2024

Haruki Murakami’nin elinden çıkan ve benim okuduğum sekizinci kitap oldu. Bu halkayı da tamamlamamla birlikte kronolojik sıralamadaki ilk yedi Murakami romanını okumuş oldum.

Hikayemiz Yaban Koyununun İzinde’nin bıraktığı yerden beş sene sonrasında geçiyor. İsimsiz ana karakterimiz Sapporo’daki Yunus Otel’e geri dönüp tanıdık olmayan yeni bir Otel ile karşılaşır ve serüvenimiz başlar. Otel resepsiyonunda görevli kadın Yumiyoshi, fotoğrafçı annesi Ame tarafından otelde unutulan ergen kız çocuğu Yuki, beş sene önce kendisini terk edip giden sevgilisi Kiki, film yıldızı olan ilkokul arkadaşı Gotanda, Yuki’nin sorumsuz babası Hiraku Makimura, Ame’nin Vietnam gazisi sevgilisi Dick North, Telekız Mei, dedektif ikili Balıkçı ve Kitapkurdu ve elbette Koyun Adam ile örülmüş son derece sürükleyici gizem dolu bir romandı.

Kurguyu genel olarak beğenmeme ek olarak hikayenin en eğlenceli kısımları karakterimizin Yuki ile geçirdiği, ona abilik ettiği yerlerdi. En ilgimi çeken karakter de Gotanda oldu. Onun bulunduğu her sahne tekinsiz bir hava taşıyordu. Ancak bu tekinsizlik onu daha da cezbedici kılıyordu.

Dans Dans Dans acısıyla tatlısıyla son buldu. Sırada Zemberekkuşu’nun Güncesi var. Böyle böyle zaman içinde tüm Murakami külliyatını tamamlamayı hedefliyorum. Hayattaki en büyük arzularımdan bir diğeri de Murakami ile tanışabilmek. Umarım bu iki isteğimi de gerçekleştirebilirim.

Romana puanım 8/10.

Muhteşem Gatsby

Orijinal İsim: The Great Gatsby (1925)

Yazar: Francis Scott Fitzgerald

Okuma Tarihi: 25 Ağustos 2024 – 28 Ağustos 2024

Murakami’nin en sevdiği romanlardan biri olduğunu öğrenince hemen okuma listemde ileriye aldım Gatsby’yi. Sanırım beklentim bu sebeple epey yükselmişti.

Ben hikayeye başlarken kitabın oldukça akıcı bir dile sahip olduğunu gördüm. Ara vermeden hızla devam ettim. Üç gün içinde romanı bitirmiş oldum. Fakat Murakami’nin tam olarak neden bu kadar beğendiğinden emin olamadım.

Jay Gatsby karakteri direkt Amerikan Rüyası dediğimiz o bal tuzağının vücut bulmuş halidir. Fakir ve önemsiz bir aileden çıkıp kendi kendini inşa eden disiplinli bir karakter olan -gerçek kimliğiyle- Jimmy Gatz, bir sevda uğruna tüm inşa ettiği dünyanın yıkılmasına neden oluyor.

Bu durum bir okur olarak benim sinirimi bozmuş olsa da kendi elleriyle felaketini getiren insanların gerçek hayatta da bolca bulunduğunu bilmek beni tekrar bazı gelişmeleri hatırlamak konusunda faydalı oldu.

Esere puanım 7/10.

Ağustos’ta Görüşürüz

Orijinal İsim: En agosto nos vemos (Until August) (2024)

Yazar: Gabriel Garcia Marquez

Okuma Tarihi: 17 Ağustos 2024 – 24 Ağustos 2024

Garcia Marquez hayranı bir insan değilim. Büyülü gerçekçilik ve genel hatlarıyla Latin Amerika edebiyatını severim. Ancak bu hikayeyi pek Marquez tarzı gibi düşünemedim.

Hikaye her sene Ağustos ayında annesinin mezarının bulunduğu adayı ziyaret eden bir kadının orada evli ve iki çocuk sahibi olduğu hayatini bir kenara bırakarak kaçamak yapma serüvenini konu alıyor. Ana karakterin kendi kendisini bu çukura sürüklemesi bana çok olası bir durum gibi gelse de olayın kendisini rahatsız edici buldum. Bu sebeple de romanı bir an önce bitsin diye okudum.

Başlangıç tarihim daha erken olsa da hikayeyi aslında son üç gündür okuyorum. Öncesinde sadece birkaç kelime okuyup giriş yaptım.

Hayatımın şu anki hareketli dönemini biraz bu tarz kısa eserlerle geçirmeyi düşünüyorum. Uzun zamandır yoksun olduğum okuma alışkanlığımı tekrar geri kazanmaya çabalıyorum. Umarım en kısa zamanda planlarımı gerçekleştirmeyi başarabilirim.

Esere puanım 6.5/10

Venedik’te Ölüm

Orijinal İsim: Der Tod in Venedig (Death in Venice) (1912)

Yazar: Thomas Mann

Okuma Tarihi: 10 Ağustos 2024 – 17 Ağustos 2024

Hikayenin çıkış noktası Goethe’nin resmettiği Doktor Faust karakteri imiş. Gustav von Aschenbach, Thomas Mann’ın yaratım sürecinde iken farklı bir rotaya sapıyor. Hikayemizin diğer baş rolü olan Tadzio ise kişilikten yoksun bir kurgusal çocuk karakterdir.

Tadzio’ya hikaye içerisindeki narin yapısı nedeniyle Aziz Sebastian veya Hyacinthus rolü giydirilmiştir. Thomas Mann da bir sanatçı olması hasebiyle Apollo kılığına son derece uygun düşüyor.

Behçet Necatigil’in çevirisinin harika olduğunu söylemeliyim. Şair olmasının da verdiği yetkinlikle oldukça şiirsel bir çeviri gerçekleştirmiş diye düşünüyorum. Mann’ın Almanca yazdığı eser, belki de Necatigil’in çevirisi kadar iyi dahi olmayabilir. Buna Almanca orijinalini okumadan karar veremem.

Hikayenin pedofili içeriyor olması dışında bir kusur göremiyorum. Bu da yüz sene öncesinin dünyasına ait bir öykü olduğu için ne kadar tepki görmüştür bilemiyorum.

Esere puanım 7/10. Dili muazzam ancak içeriği sıkıntılı bir yapımdı.

Cennetin Doğusu

Orijinal İsim: East of Eden (1952)

Yazar: John Steinbeck

Okuma Tarihi: 26 Haziran 2024 – 10 Ağustos 2024

John Steinbeck’i ne kadar sevdiğimi, onun dünyaya bakış açısını, politik duruşunu ve karakterini ne kadar takdir ettiğime daha önceki yazılarımda da yer yer değinmiştim.

Steinbeck yaşadığı devre, yani 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başındaki Amerika Birleşik Devletleri’ne, son derece hakim, zihni açık, zeki bir adamdır. Kendi elinden çıkmış Dustbowl Trilogy ismiyle anılan romanlarında modernleşen ABD’nin hangi aşamalardan geçtiğini çok iyi analiz etmiştir.

Bitmeyen Kavga, Fareler ve İnsanlar ve Gazap Üzümleri belki de o dönemin insanlara yaşattığı sefaleti, çaresizliği en iyi anlatan eserler diyebilirim.

Steinbeck Cennetin Doğusu’nda ise bu üçlemenin geçtiği coğrafyada bir başka meseleyi ele almıştır. Kendisi bu romanı en iyi eseri olarak görüyor. Ve benim için de gerçekten en etkilendiğim Steinbeck romanı oldu diyebilirim.

İnsan ruhuna, vicdana, etik değerlere, geçmişin günahlarına, kalıtımsal kusurlara, insanın özünün ne olduğuna dair muazzam bir hikaye barındırıyor Cennetin Doğusu. Bu kitap zihnimden çıkması çok zor bir kelime öğretmiş oldu bana. Tanrı’nın Kabil’e söylediği o büyük söz: Timshel. Günaha hükmedebilirsin…

Samuel, Adam ve Lee’nin yeni doğmuş ikizlere isim seçerlerken yaptıkları bu dini sohbet benim nezdimde edebiyat tarihinin en anlamlı ve mesajı güçlü sahnesidir.

Hayatıma bakışımı değiştiren eserleri düzenli bir sıraya koymasam da zaman zaman değindiğim oluyor. Benim için özel olan bu eserlerin listesinde eskiden James Joyce’un Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi isimli otobiyografik eseri yer alırken artık onu tahtından etmiş oldum.

Beni en çok etkileyen beş kitap listesinin güncel hali şu şekilde:
Kayıp Cennet
Frankenstein
Cennetin Doğusu
İki Şehrin Hikayesi
Babalar ve Oğullar

Esere puanım 9/10. Son üç sayfayı gözleri dolmadan okuyabilen bir insan varsa gelsin kendisine kalpsizlik madalyasını vereyim.

Biri Hiçbiri Binlercesi

Orijinal İsim: Uno, nessuno e centomila (One, No One and One Hundred Thousand) (1926)

Yazar: Luigi Pirandello

Okuma Tarihi: 20 Haziran 2024 – 25 Haziran 2024

Romanın tarzına ilk birkaç bölüm pek alışamadım. Ancak her bölüm kısa olduğu için bu ısınma aşaması çok uzun sürmedi. Sonrasında da bölümler birbiri ardına bitti ve hızlıca finale ulaştım.

Vitangelo karısını kendisine yönelttiği beklenmedik bir gerekçe sonrasında kendi benliğini ve çevresindeki insanların onu nasıl algıladığı üzerine kafa yormaya başlar. Hikayemiz tam olarak bu şekilde özetlenebilir.

Sizin kendinizi gördüğünüz hal ile insanların sizi nasıl gördüğü aslında farklı karakterlerdir. İnsanların farklı sosyal ortamlarda farklı personalara bürünerek yaşamlarını idame ettirmeleri hepimizin bildiği ve sessizce kabul ettiği bir hakikat. Bunların her biri bizim bir parçamız ancak aynı zamanda hiçbiri tek başına bizi tanımlayabilecek yönlerimiz değildir.

Pirandello’nun peşine düştüğü bu kimlik, varlık ve gerçeklik sorgusu benim inanılmaz hoşuma gitti.

Esere puanım 7.5/10.

Haşlanmış Harikalar Diyarı ve Dünyanın Sonu

Orijinal İsim: 世界の終りとハードボイルド・ワンダーランド (Sekai no Owari to Hādo-Boirudo Wandārando) (Hard-Boiled Wonderland and the End of the World) (1985)

Yazar: Haruki Murakami

Okuma Tarihi: 20 Mayıs 2024 – 20 Haziran 2024

Haruki Murakami ile aynı ortamda bulunup da elini sıkmadan evvel vedalaşmak istemiyorum. Bir yazarın her kitabı mı etkileyici, her eseri mi bünyede farklı hisler uyandırır. Gerçekten çok farklı bir yazar. Kendi kariyerimi inşa etmeye çabalarken onun stilinden etkilendiğimi düşünüyorum. İleride bir gün benim yazılarımın Murakami’yi anımsattığını söylerse bu benim için en büyük övünç olacaktır.

Hikayeye gelecek olursak. Romanımız ana karakteri hemen hemen her Murakami romanında olduğu gibi isimsiz bir anlatıcı. 1980’lerde geçen bir kurgusal fütüristik yapıya sahip bir dünya bizi karşılıyor. Şifre çözücüler, insan deneyleri, geliştirilmiş zihinleri derken hikaye bize gündelik yaşam dertleri arasında bir bilim-kurgu dünyası aşılamayı sürdürüyor. Uçan kaçan arabalar, ışınlanma cihazı, lazer tabancalar içermeyen tertemiz bir fütüristik dedektif öyküsü diyebilirim.

Romanın farklı koldan ilerleyen bağımsız iki hikayeye sahip olması en başları takibimi zorlaştırsa da daha sonrasında gidişata alıştım ve bu değişik anlatım tarzından çok hoşlandım.

Dünyanın Sonu isimli hikaye tek başına bir kitap olsa metaforlara boğulmuş, anlaşılmaz bir hikaye olurmuş. Haşlanmış Harikalar Diyarı da Dünyanın Sonu olmadan inanılmaz sıradan bir takip-kovalamaca öyküsüne dönüşebilirmiş. Ancak Murakami dehasını konuşturup iki hikayeyi de okuruna en ideal yol ile aktarmayı bulmuş.

Esere puanım 8/10.

Yerdeniz 4: Tehanu

Orijinal İsim: Tehanu (1990)

Yazar: Ursula K. Le Guin

Okuma Tarihi: 5 Nisan 2024 – 15 Nisan 2024

Yıllardır nasıl sonuçlanacağını merakla beklediğim Earthsea Quartet an itibari ile sonlanmış oldu. İlk üç kitabın her biri ayrı bir ruhani yolculuk içeriyordu. Ancak Tehanu’da sanırım Ged’in en insani yönüne şahit oluyoruz.

Her şeyden önce bu hikaye son derece hüzünlüydü. Therru’nun insanlardan gördüğü muamele, Tenar’ın ona kol kanat gerişleri, Lebannen ile Ged dışındaki hiçbir erkeğe temas dahi etmek istememesi ve kızcağızın başını bir yana eğerek durduğu anlar… Bunlar kalbimi gerçekten paramparça etti.

Romanın her bir bölümünde gözlerim defalarca doldu. Bazı anlarda yaşların süzülmesine engel olamadım. Tehanu sanırım Ursula ablamın da daha duygusal bir anına denk gelmiş. En Uzak Sahil‘in üzerinden 18 sene geçtikten sonra çıkarmış olması da üçüncü kitabı yayınlayan Ursula ile Tehanu’yu yazan Ursula’nın aynı kişi olmadığını da gösteriyor. Geçen onca yılın ardından duygu ve düşünce dünyasının ne yönde değiştiğini iki eseri arka arkaya okuyunca dahi az çok kestirebiliyorsunuz.

Ged’e bu öykü ile veda edeceğiz diye düşünüyorum. Yerdeniz Öyküleri veya Öteki Rüzgar’da tekrar karşılaşıp karşılaşmayacağımdan emin değilim. Bu sebeple artık sıradan bir yaşamı kabullenmiş o ihtiyar Ejderha Efendisi’nin hikayesini burada sonlandırmış olmayı diliyorum. Yazılmış en etkileyici kişiliğe sahip büyücüye, Çevik Atmaca’ya, Roke’un Başbüyücüsü’ne, Gont’un Duny’sine, yani gönlümüzün Ged’ine hoşça kal diliyorum.

Esere puanım 8.5/10.

Kurtar Halkımı Musa

Orijinal İsim: Go Down, Moses (1942)

Yazar: William Faulkner

Okuma Tarihi: 6 Ocak 2024 – 4 Nisan 2024

Başlığının büyüsü ve Faulkner’ın stiline karşı olan ilgim bir araya gelince bu kitabı görür görmez alışveriş sepetime almıştım. Okumak için çok hevesliydim. Zihnimde kurguyu çoktan kurmuştum bile. Şöyle ki:

İç Savaş sırasında Güney eyaletlerinde yaşayan, siyahi ebeveynleri olan ve köle olarak doğmuş ‘Moses’ isimli bir genç çocuk olacak. Bu çocuk Beyazların siyasi kavgalarının ortasında kalan ulusunu efendilerinin prangalarından kurtarıp Musa’nın İbranileri Sina Yarımadası’ndan geçirip çöllerde gezdirerek Kenan diyarına ulaştırması misali, soydaşlarını Mississippi Nehri’nin batısına kaçırıp orada özgür bir komünite kurabilmelerini sağlayacaktır.

Kafamda bambaşka bir roman yazmıştım. Ve kitapta buna dair en ufak bir şeyle karşılaşmamış olmak beni param parça etti. İdi, Ateş ve Ocak ile Kara Pantalone öyküleri beni eserden koparttı. Bu üç öyküyü okuduktan sonra iki ay elimi kitaba sürmedim bile diyebilirim. Ancak sonra romanda en sevdiğim bölüm olan Eski İnsanlar ile Ayı bölümleri geldi. Bu iki öykü beni içinde barındırdığı büyüme öyküsü temalarını (erkeklik, sorumluluk sahibi olma, liderlik marifetlerini) öyle etkileyici bir şekilde aktarmıştı ki Faulkner’a bir kez daha aşık oldum.

O kadar yüksek bir zirveye çıktıktan sonra devamında gelen Delta Güzü ile en heyecan duyduğum öykü olan Kurtar Halkımı Musa’nın yarattığı hayal kırıklığı dahi modumu fazla düşüremedi.

Esere puanım 7/10. İleride bir gün tekrar okuyup romanı daha nitelikli bir şekilde eleştirebilmeyi umuyorum.