Orijinal İsim: ノルウェイの森 (Norwegian Wood) (1987)
Yazar: Haruki Murakami
Okuma Tarihi: 15 Temmuz 2021 – 5 Ağustos 2021

Murakami külliyatına yıllardır giriş yapmak istiyordum. Özellikle de Norwegian Wood romanını merak ediyordum. Bu iki dileğimi de yıllar sonra aynı anda gerçekleştirmiş oldum. Tabii doğru bir başlangıç yapıp yapmadığım konusunda epey ikilemde kaldım.
İmkansızın Şarkısı, Toru Watanabe isimli bir gencin çocukluk arkadaşlarına ilişkin travmalarına odaklanıyor. Kobe’deki eski yaşamından uzaklaşmak için Tokyo’da üniversite okumaya karar veren Toru, çevresine yeni insanlar katmaya çabalarken neler yaşadıklarını okura kendi ağzından anlatıyor. Bu şehirde yaşadığı sıkıntıların peşine lise hayatındaki pişmanlık ve kayıplar sürükleniyor. Roman boyunca bu umutsuzluk girdabı içinde boğuşan Toru’nun 17 yaşından 21 yaşına kadarki hayatına göz atıyoruz.

Gençlik dramalarını oldum olası severim. Kalbimi kıracak kadar üzücü bir tonda işleyenleri ise daha da çok severim. Yaşamadığım bir anı veya hiçbir zaman tecrübe edemeyeceğim spesifik bir olayı bana kendi hatıramdaymış illüzyonu yaratabiliyorlar. Ben bu büyülü düşler arasında bulunmaktan farklı bir haz alıyorum. Marcel Proust’un bir arkadaşını teselli ederken söylediği “…Hiçbir zaman onu daha fazla sevemeyeceğini, hiçbir şeyin seni avutamayacağını, sürekli onu hatırlayacağını bilmek de bir tür zevktir.” sözü benim bu tondaki eserlere karşı düşüncelerimi özetliyor.
Murakami’nin diğer romanları da bu roman gibi temaya sahipse kendisi en sevdiğim çağdaş yazarlar arasına girecek demektir. Eğer bu çizgide eserler çıkarmış ise Inio Asano’nun muhtemel ilham kaynağı olduğuna kanaat getirebilirim. İmkansızın Şarkısı beni depresif bir slice of life izliyormuş veya Asano’nun mangalarından birini okuyormuşun gibi hissettirdi. Bu hissi sevdim ve romanın sonuna kadar onun çekimi sayesinde okumaya devam ettim.

Romanın kendisine gelecek olursak okurken beni sürükleyip götürdüğünü rahatça söyleyebilirim. Yazarın kalitesine ek olarak çevirmenin de oldukça başarılı bir iş çıkardığını ifade etmeliyim. Dil kullanımı ve kelime seçimleri böyle duygu yüklü romanlarda çok büyük bir etkendir. Ben sırf çevirisinin rezilliği sebebiyle İki Şehrin Hikayesi’ni okumaya başladıktan 2-3 sene sonra bitirebildim.

Esere puanım 8.5/10. Finali tam da bu tarzdaki bir esere uygun şekilde yazıldığı için kitaptan tatmin olarak ayrıldım.
























