Orijinal İsim: Nineteen Eighty-Four (1949)
Yazar: George Orwell
Okuma Tarihi: 25 Eylül 2021 – 16 Mart 2022
İngiliz emperyalizmi kötüdür, ama onu siyaset sahnesinden silen yeni emperyalizm türleri daha da kötüdür. Tüm uluslar iğrençtir, ama bazıları ötekilerden de iğrençtir… Orwell pek de çekici olmayan, bu dolambaçlı yoldan yurtseverliğe varır. Bazılarımız için, bu en temiz yoldur. Güllere, kurbağalara, sanata inanırız ve biliriz ki, kurtuluş, kurtuluşun küçücük bir kırıntısı, ancak bu yolda bulunabilir. Siyasal alanda bulamayız kurtuluşu, aldatılmaya da niyetimiz yoktur.
Ben bu kitabı okumamak için kendimi yıllardır zorluyordum. Turkiyedeki twitter ve diğer sosyal medya platformlarında belli aralıklarla “abi aynı Türkiye” muhabbeti döner durur. Bu muhabbetin mezelerinden biri de 1984 adlı roman idi elbette.
Küçük ya da büyük, kaydedilen her gerçeğin acı sonu buydu. Her şey, bir gölgeler dünyasında solup gidiyor ve sonunda, yılın hangi gününde oldukları bile, kesinliğini yitiriyordu.
Totaliter bir rejime sahip Okyanusya denilen bir ülkede geçiyor bu roman. Winston Smith adlı ana karakterimizin bu ultra baskıcı ülkede bir devlet memuru olarak başından geçenlere şahit oluyoruz. Devlet çalışanı olması sayesinde siyasî propaganda ürünlerinin nasıl üretildiğinden haberdar oluyor. Bu sürece maruz kalması ile birlikte yavaş yavaş bir aydınlanma yaşar ve sistemin bir yalan hatta yalanlar silsilesi üzerine kurulu olduğunu anlar.
“Saflıktan nefret ediyorum, iyilikten nefret ediyorum. Erdem denen şey hiçbir yerde var olmasın istiyorum. Herkesin iliklerine dek ahlâksızlaşmasını istiyorum.”
Hikaye böyle açılıyor. Sonrasında Winston’ın hükümetin gözü ve kulağı olan Düşünce Polislerinden nasıl uzak durmaya çalışarak yaşamaya çalıştığını anlatıyor.
En üst sınıf, uzun dönemler süresince, yönetimde kalmış, ama iktidar yetilerini ve kendilerine olan inancın yittiği dönemler de olmuştur. Böyle zamanlarda, orta sınıf özgürlük ve adalet için çarpıştıklarını öne sürerek alt sınıfı kendi saflarına alarak üst sınıfı devirmişlerdir. Orta sınıf amacına ulaşır ulaşmaz, alt sınıfı eski yerine indirip, kendisi üst sınıfı oluşturur. Çok geçmeden bu iki gruptan birinden ya da her ikisinden ayrılanlar, yeni bir orta sınıf oluşturur ve savaşım yeniden başlar. Bu üç grup arasından amacına, geçici bile olsa, ulaşamayan, alt sınıftır. Tarih boyunca hiçbir somut ilerleme olmadığını ileri sürmek abartma olur.
Bir çöküş dönemi olan günümüzde bile, insanlar birkaç yüzyıl öncesine oranla çok daha iyi yaşamaktadırlar. Ama ne zenginliğin artması, ne davranışların yumuşaması, ne reformlar, ne de devrim insanları eşitliğe bir milimetre olsun, yaklaştırmamışım Alt sınıf açısından, hiçbir tarihsel gelişme, efendilerinin adının değişmesinden öte bir anlam taşımamaktadır.
Entel çevreler tarafından bir meme haline getirilmiş olmasına rağmen olabildiğince objektif bir şekilde değerlendirmeye çalışacağım. Bu kitap sahip olduğu şöhreti kesinlikle haketmiyor. Kurgusu düz. Karakterleri kötü yazılmış. Hikayedeki ilginç tek olay Winston’ın çocukluk anılarını hatırladığı kısımlardı. O da toplasan 10 sayfa falan ediyordur, belki daha az.
Bu romanı da epub olarak okudum. O yüzden normalden daha uzun ve bayık geldi bana. 3 aydır bitirdiğim ilk kitap bu oldu. Hicbir şey okumaya karşı sevk bırakmadı.
Adaletli ve barışçıl bir toplum yaratılmasının olanaksız olduğu ilkel çağlarda, insanların eşitliğine inanmak oldukça kolaydı. Binlerce yıl boyunca, insanların düşlerini, kardeşlik içinde, hiçbir yasaya bağlı olmaksızın ve ağır iş koşullarının bulunmadığı cennetsi bir dünyada yaşayacakları düşüncesi doldurmuştu. Fransız, İngiliz, Amerikan devrimlerinin mirasçıları, insan hakları, konuşma özgürlüğü, yasalar karşısında eşitlik ve buna benzer kavramlara kendileri de kısmen inanmışlar ve hatta eylemlerinin, bir dereceye kadar bunların etkisi altında kalmasına izin vermişlerdi. Ama yirminci yüzyılın ortalarında yaygınlaşan siyasal düşünce akımlarının hepsi, buyurganlık eğilimindeydi. Yeryüzündeki cennet, tam gerçekleşebilecekken yadsınmıştı. Her yeni siyasal kuram, kendisine ne ad takarsa taksın, hiyerarşiye ve baskıya dönüş yapmıştı.
Distopya okumayı zaten sevmezdim. Muhtemelen bunun üzerine başka birini uzun bir süre okumam diye düşünüyorum.
Esere puanım 6/10.