Orijinal İsim: The Rime of the Ancient Mariner (1798)
Yazar: Samuel Taylor Coleridge
Okuma Tarihi: 11 Eylül 2021 – 26 Eylül 2021

Romantik dönem yazar ve şairlerine yakın bir ilgim olduğunu defalarca ifade ettim ve fırsat buldukça da etmeye devam edeceğim. O çağın ruhunu anlayabilmek benim edebi dünyadaki en büyük emelim. Okuduğum biyografiler ve anekdotlar ile o figürlerin zihinlerinin içine yolculuk etmek bana modern dönemde yakalayamadığım hisler yaşatıyor.

Yaşlı Gemici veya Yaşlı Gemicinin Şarkısı isimli esere gelecek olursak en başta belirtmek istediğim bir şey var. Bu eser, romantik şairlerin neredeyse hepsi tarafından atıfta bulunulmuş bir yapıttı. John Keats, Lord Byron, William Blake, William Wordsworth, Percy Bysshe Shelley ve daha niceleri hem Coleridge’in şahsı hem de şaheseri The Rime of the Ancient Mariner hakkında bahsetmekten kendilerini asla alıkoyamıyorlardı. Bu sebeple esere karşı ilgim doğmuştu. Lakin okumam epey uzun sürdü.

Coleridge eserleri arasında ilk okuduğum şiir Kubla Khan idi. Bu şiiri Citizen Kane sayesinde öğrenmiştim. Filmde Xanadu sarayı ile Kane’in malikanesi arasında alegori kurması amacıyla alıntı yapılmıştı. Filmin başında bahsi geçer geçmez izlemeye ara verip şiiri okumuştum. Kısa bir şiir olmasına rağmen neden bu kadar bahsi geçtiği ve etki yarattığını tam anlayamamıştım. Yazım öyküsünü okuduğumda ise Coleridge’in kişiliği hakkında ufaktan fikir sahibi olmaya başlamıştım, uyuşturucu bağımlılığı başta olmak üzere. Geçirdiği bir daydream sırasında görmüş olduklarını hızlıca kağıda geçirmeye çalışmış lakin yazım sırasında unutmuş. Şiir de bu nedenle yarım kalmış.

Şiir bir Atlantik keşif gemisinin mürettebatında bulunan yaşlı bir gemicinin, karnını doyurma peşindeki masum bir albatrosun canına kıyması sonrasında ölüm tanrısı tarafından cezalandırılmasını konu alıyor. Gemicinin ağzından anlatılan olaylar sıradan dinleyicilerde hayal ve gerçek arasında ayrım yapamayan kaçık bir adamın sözleri intibası uyandırıyor. Ancak şiirin sonunda gemicinin kendi ağzıyla da ifade ettiği üzere; ihtiyar adam öyküsünü dinleyecek kişileri fark edebildiğini ve anlattığı hikayeyi dinleyenlerin hayatlarına bir daha eskisi gibi devam edemediklerini belirtiyor. Nitekim öyküsünü anlattığı son kişinin de ertesi sabaha daha bilge bir insan olarak uyandığının bilgisini alıyoruz.

Yaşlı Gemici şiiri de çağdaşı olan okurlarına yine bir afyon rüyası izlenimi vermiş olabilir. Ancak şiirin dini ve ahlaki olarak dayandığı temeller, Kubla Khan’dan farklı bir çıkış öyküsüne sahip olduğunu bariz şekilde ortaya koyuyor. Az önce de belirttiğim gibi eserin derinliği ilk bakışta belli olmayabilir. Hikaye üzerinde biraz durduktan sonra bu anlatının okuru neden bu denli etkilediği hakkında zihnimde bir fikir uyandı. Yaptıklarının pişmanlığını taşıyan bir adam, yaşadığı süre boyunca sonu gelmeyen bir ıstırap çeker, ve yüreğinin sızısını dindirmek için yapabildiği tek şey başından geçenleri başkalarına anlatır. Bu bize çok insani bir tavır gibi geliyor. Toplum içinde yaşayan herkesin yaptığı bir davranış. Derdini paylaşabileceğin bir insan bulabilmek vicdanını rahatlatmak için en etkili geçici yoldur. Bu şiir belki de bu yüzden bu kadar etkileyici geliyor bize. Kahramanın bize bu kadar benzemesi okurda farkında olmadan bir yakınlık kurmasını sağlıyor.

Okuduktan sonra kendinizi daha olgun hissettiğiniz eserler olur ya, işte Yaşlı Gemici de benim için o eserlerden biri oldu. Gustave Dore’un çizimleri de tematik etkisi kuvvetlendirmede son derece etkiliydi. Bu edisyonu edinmiş ve okumuş olmaktan son derece mutluyum.



























