Dinamo Mesken

Orijinal Adı: Dinamo Mesken (2022)

Yönetmen: Ahmet Karanfil – Yusuf Anavatan

Türü: Belgesel

İzlenme Tarihi: 7 Nisan 2024

Bursa şehri bugünlerde adını spor camiasında yalnızca basketbol branşında duyduğumuz bir il olsa da ülkemizin futbol kültürü en köklü olan kentlerinin başında gelmektedir.

Bursaspor’un Kupa Galipleri Kupası Çeyrek Final rakibi Dinamo Kiev olmuştur. 5 Mart 1975 tarihinde oynanacak olan ilk maç için komünist Kiev ekibi Bursa Atatürk Stadyumu’na giriş yapmıştır. Lobanovski’nin öğrencileri takım oyunu, disiplin, teknik-taktik yönünden nefes kesici bir takımdır. Maç sonucu 0-1 ile mutlu ayrılan taraf Kiev olmuştur. Bursa şehri yenilginin acısını içinde yaşamaktadır ancak o gün stadyumdaki herkesin gönlünde bir Dinamo Kiev sevgisi filizlenir.

Aynı dönemlerde Yıldırım ilçesinin çeperlerinde Mesken isimli bir toplu konut mahallesinde amatör bir futbol takımı kurulmuştur. Orta sınıf gelir düzeyine sahip site sakinleri ve zamanla sayıları artan üniversite öğrencilerinin sahip oldukları sol görüş nedeniyle civarda nam salmaya başlamışlardır. Seyircisi bu takımı zaman içinde Dinamo Mesken olarak desteklemeyi uygun görmüş.

Takım 70’lerin genel atmosferi içerisinde hayatta kalmaya çabalayan oldukça fakir bir oluşum. Lisans çıkartmak için bir araya gelen oyuncular para toplayıp lisans parasının onda birini çıkarabiliyorlar. Böyle zor şartlar altında varlık sürdürmeye çabalamışlar. Ancak buna rağmen sporun güzel yönlerini teslim etmekten hiçbir zaman çekinmemişler.

Takımda top koşturan insanlar herhangi bir ideolojiyi savunmadığını iddia etmektedir. Yekun olarak takımın temsil ettiği bir şey yok. Sahada oynayan solcu kadar sağcı ve ülkücü de mevcut. Takım birliğinin temelinde ideolojinin aksine fakir bir mahallenin dayanışma ruhu yatmaktadır. Bu ruh ve arkalarındaki izleyici desteği Dinamo Mesken’in sahada fırtına gibi esmesine olanak tanıyordu.

Bir Bursa efsanesi olarak yoluna devam eden Dinamo Mesken, gittikleri deplasman maçlarında rakip tribünlerin “Komünistler Moskova’ya” veya “Moskova Dışarı” şeklindeki tezahüratlarına maruz kalmaktaydı. 1980 askeri darbesi sonrasında yürütülen halkı apolitize etme faaliyetlerinin bir kurbanı da Mesken’imiz olmuştur. Takımın temsil ettiğine inandıkları politik görüşler nedeniyle mahalleli fişlendi. 1981 Eylül ayında kulüp ‘milli değerlere açıktan saldırı’ bahanesi ile kapatılır.

2008 yılında Dinamo Mesken takımının eski başkanı, oyuncuları ve hatta amigoluğunu yapmış olan Erkan Can bir araya gelmiş ve Meskenspor adı altında tekrar spor faaliyetlerine dönmüşler. Bir sonraki Bursa ziyaretinde fırsat bulursam tesislerini ziyaret etmeyi planlıyorum.

Yılanların Öcü

Orijinal Adı: Yılanların Öcü (1961)

Yönetmen: Metin Erksan

Türü: Drama

İzlenme Tarihi: 6 Nisan 2024

Filmi birkaç haftaya bölerek izledim. Bu benim bırakamadığım bir alışkanlık haline geldi ne yazık ki. Ancak hikaye çok derin ve kavraması zor bir kurguya sahip olmadığı için kolayca kaldığım yerden devam edebildim.

Hikaye köy muhtarı tarafından kendisine meydandan arsa satılan Haceli’nin, köylüsü Kara Bayram’ın evinin önüne ev dikmeye çalışması üzerine aralarında gerçekleşen sürtüşmeyi konu alıyor.

Kurguya yedirilen yılan metaforunu anlamış olsam da çok yeterli görmedim. Semboller, öyküler veya farklı motifler yardımıyla bu hayvana atfedilen özellikleri hikayenin ‘kötü’ adamları üzerinde de görmeyi dilerdim. Fakir Baykurt’un romanında bu aradığım tadı daha iyi alabileceğime inanıyorum.

Filmin en sevdiğim kısmı kaymakamın köye ziyareti oldu. Epey kısa bir sahne ve Irazca ninenin sözlerine üç dakikada ikna olmuş olması inandırıcılığı düşürse de yine de hoşuma giden bir andı. Köye atıyla yaklaşan kaymakam, köy girişinde muhtarın zorla kendisini karşılatmak için dizdiği insanları görüp şu sözleri söylüyor:

Şu işgüzar adama bak sen. Şu davul zurnaya bak. Bir de şu kalabalığa bak. El koyunu gibi dizilmiş millet. Bunlar bizim insanlarımız. Bunlar bizim milletimiz. Yüzyıllık çileler içinde kaybolmuş insanlar. Anlamsız, kaçak gözler… Yanmış, yıkanmamış yüzler…

Esere puanım 7/10.

Kurtar Halkımı Musa

Orijinal İsim: Go Down, Moses (1942)

Yazar: William Faulkner

Okuma Tarihi: 6 Ocak 2024 – 4 Nisan 2024

Başlığının büyüsü ve Faulkner’ın stiline karşı olan ilgim bir araya gelince bu kitabı görür görmez alışveriş sepetime almıştım. Okumak için çok hevesliydim. Zihnimde kurguyu çoktan kurmuştum bile. Şöyle ki:

İç Savaş sırasında Güney eyaletlerinde yaşayan, siyahi ebeveynleri olan ve köle olarak doğmuş ‘Moses’ isimli bir genç çocuk olacak. Bu çocuk Beyazların siyasi kavgalarının ortasında kalan ulusunu efendilerinin prangalarından kurtarıp Musa’nın İbranileri Sina Yarımadası’ndan geçirip çöllerde gezdirerek Kenan diyarına ulaştırması misali, soydaşlarını Mississippi Nehri’nin batısına kaçırıp orada özgür bir komünite kurabilmelerini sağlayacaktır.

Kafamda bambaşka bir roman yazmıştım. Ve kitapta buna dair en ufak bir şeyle karşılaşmamış olmak beni param parça etti. İdi, Ateş ve Ocak ile Kara Pantalone öyküleri beni eserden koparttı. Bu üç öyküyü okuduktan sonra iki ay elimi kitaba sürmedim bile diyebilirim. Ancak sonra romanda en sevdiğim bölüm olan Eski İnsanlar ile Ayı bölümleri geldi. Bu iki öykü beni içinde barındırdığı büyüme öyküsü temalarını (erkeklik, sorumluluk sahibi olma, liderlik marifetlerini) öyle etkileyici bir şekilde aktarmıştı ki Faulkner’a bir kez daha aşık oldum.

O kadar yüksek bir zirveye çıktıktan sonra devamında gelen Delta Güzü ile en heyecan duyduğum öykü olan Kurtar Halkımı Musa’nın yarattığı hayal kırıklığı dahi modumu fazla düşüremedi.

Esere puanım 7/10. İleride bir gün tekrar okuyup romanı daha nitelikli bir şekilde eleştirebilmeyi umuyorum.

Hajime no Ippo: New Challenger

Seri Çıkış Tarihi: 7 Ocak 2009 – 1 Temmuz 2009

Türü: Spor – Shounen

Bölüm Sayısı: 26

İzlenme Tarihi: 17 Temmuz 2023 – 24 Mart 2024

Bu sezonun büyük dövüşü Takamura vs Bryan Hawk idi. Sezon açılışını Miyata vs Crocodile ile yaptı. Bu mücadelenin sonunda galip gelen Miyata, Doğu Asya Şampiyonu tarzı bir ünvana sahip oldu.

Diğer kritik bir dövüş de Date Eiji vs Ricardo Martinez oldu. Ben bu dövüşte her ne kadar Date’nin kazanabileceğine zerre ihtimal vermemiş olsam da sonuç beni mahvetti. Ricardo Martinez mükemmel bir karaktere sahip, tam bir sportmenlik gösterisinde bulunduğu için kalbimdeki yerini aldı.

İppo ile Naomichi’nin dövüşü düşündüğüm kadar duygu yüklü olmadı. Senpaisine kendini ispatlamaya çalışan ateşli kouhainin mücadelesini daha derin hissetmek isterdim. Ancak düşündüğüm kadar hislendirmedi.

Fakat büyük karşılaşma. Dünya şampiyonluğu elde etmek için Takamura’nın verdiği mücadele gerçekten eşsizdi. Forma girebilmek için gösterdiği azim, daha önce hiç görmediğimiz kardeşlerinin ona olan inancı, rakibinin rezil bir insan olması nedeniyle tüm Japonya’nın desteğini arkasına alarak karşılaşmayı bir nefret savaşına dönüştürmesi vb. gelişmeler bu kemer dövüşünü benzersiz hale getirdi.

Sezona puanım 8.5/10.

Zavallılar

Orijinal Adı: Poor Things (2023)

Yönetmen: Yorgos Lanthimos

Türü: Komedi – Drama – Romantik

İzlenme Tarihi: 23 Mart 2024

Poor Things’i sinemada izlemek planda yoktu. Ben belki ileride bir gün çeşitli kaynaklar üzerinden elde edip izlerim diye düşünüyordum. Ancak askerlik arifesinde olabildiğince çok kültürel materyal edinmek istiyorum. Orada bu eserler üzerine düşünüp depodan tüketmek durumda kalacağım ne yazık ki.

Arkadaşımın bulunduğu anlık talep üzerine hemen evimize yakın -aslında hep gittiğimiz- salondan biletimizi alıp koltuğumuza kurulduk. Salonda biz hariç altı kişi vardı. Filme akşama yakın olan saatlerde rağbet olmaması beni çok şaşırtmadı. Ramazan ayında olduğumuz için insanlar günlerini genelde evde geçirmeyi tercih ediyor. Ancak farklı bir dönemde dahi olsa ben Türk sinema seyircisinin pek seveceği ve akın edeceği bir yapım olduğunu düşünmüyorum.

Her şeyden önce Poor Things, Frankenstein esintisi bir eser. Ancak bu bir uyarlama ya da yeniden yapım gibi düşünülmemeli. Hikayemiz kurgusal bir Viktoryan İngiltere’de, hatta daha doğru tabir etmek gerekirse Steampunk bir evrende geçiyor. Galvanizm pratiği ile ölüleri diriltmeye çalışan Godwin Baxter isimli bilim delisi bir doktorumuz var. Bir gün Thames Nehri kıyısında hamile bir kadının cesedine rastlar. Kadının karnında taşıdığı bebeğin beynini ölü kadına naklederek bir hayat verir. Hikayemiz kendi kendini doğuran annesinin bedenine taşınan bir bebeğin dış dünyada başından geçenleri konu alır.

Filmin ahlak, toplumsal kurallar, terbiye gibi kavramları ele alış kısmını çok beğendim. Bella’nın, yaratıcısı Godwin’in laboratuvarından çıkıp dünyanın kaç bucak olduğunu öğrenme serüveni hoşuma gitti. Bu macera boyunca edindiği beceri ve tecrübe sayesinde adım adım kendi karakterini inşa etmeye başlıyor. Böylece ne yaratıcısı olan Godwin’e ne de biyolojik annesi olan kadına benzeyen, bambaşka bir insan olup çıkıyor.

Eserin beğendiğim tek yanı gereğinden fazla gore bulunuyor olmasıydı. Kopan uzuvlar, patlatılan gözler, kesilip açılan gövdeler pek benim hayranı olduğum şeyler diyemem. Bu sahnelerde istemsizce gözlerimi ekrandan kaçırdım. Cinsellik sahneleri de olması gerekenden bir tık fazlaydı bence. Yani evet geneleve düşmüş bir kadının nelerle karşılaştığını göstermek için bunların işlenmesi lazım. Ancak her sahnede, her şehirde defalarca görmemizin lüzumlu olduğunu düşünmüyorum.

Yapıma puanım 8/10. Şu ana dek izlediğim takibi en rahat ve eğlenceli Lanthimos filmi diyebilirim.

Normal People

Seri Başlangıç Tarihi: 29 Nisan 2020

Türü: Drama – Romantik

___

Sezon Sayısı: 1/1

Bölüm Sayısı: 12

Çıkış Tarihi: 29 Nisan 2020

İzlenme Tarihi: 3 Şubat 2023 – 19 Mart 2024

Hemen hemen üç buçuk senedir aynı iş yerinde çalışıyorum. Ve burası benim kendimi ikinci evim gibi gördüğüm bir yerdi. Birlikte işe girdiğim, günlerce mesai yaptığım arkadaşlarımın da birer birer ayrılışını gördükçe bu şirkete olan duygusal bağımı da yitirmeye başladım. Bu geçen seneler içerisinde sadece iş arkadaşı olmanın ötesine geçen çok kıymetli dostluklar kurdum. Değer verdiğim ve hayatımın hiçbir döneminde kaybetmek istemediğim insanlar tanıdım.

Normal People’ı da o arkadaşlarımdan biri önermişti. Dizi izleme konusunda hep sorun yaşayan biri olduğum için eseri sevmiş olmama rağmen bir türlü izlemeye devam edememiştim. Bunu kendisine söylediğim zaman bana epey sitem etmişti. Ancak her şeyin bir zamanı olduğuna inanan biriyimdir. O gün izlesem belki bu dizi bende derin bir yara bırakırdı. Fakat bugün içim daha ferah bir şekilde olayları takip edebildim. Bu sebeple sanat eserlerini tecrübe ederken işi aceleye getirmemek gerektiğini düşünüyorum.

Acele etmemek gerekiyor elbette ama benim ki, mini bir diziye de tam ortasında bir sene kadar ara vermeyin. İlk altı bölüm ve son altı bölümü izlemem arasında gerçekten bir senenin geçmiş olması beni çok üzüyor. Ancak dizinin genel gidişatını beğenmemden kaynaklı olarak bu yanlış tavrımı, orijinal eseri yani uyarlandığı romanı okuyarak telafi etmeyi planlıyorum.

Dizideki iki başrol oyunculuğunu da çok beğendim. Paul Mescal ve Daisy Edgar-Jones ikilisinin yeteneklerini iki ayrı yapımda (Aftersun ve Fresh) görmüştüm. Ancak bu dizide farklı bir kimyaları var. Birbirine bu kadar uyan kurgusal çiftleri çok az gördüm. Gerçek hayatta da sevgili olsalar asla şaşırmayacağım insanlardı.

Hikayeye dair sinir olduğum iki mesele var ki bunların cevabını uzun süren izleme maceram nedeniyle de kaçırmış olabilirim. Ancak yine de tarihe bir not olarak düşmek istiyorum. Birincisi Marianne’ye ailesinin bu korkunç tavrının nedenini gerçekten zerre anlamadım. Aile evinde geçirdiği her dakikada benim ruhum daraldı. O anne ve abi karakterinin başına kötü şeyler gelmesini çok istedim. İkincisi de Connell’ın aşırı sinir bozucu bir çocuk olduğunu düşünüyor olmam. İletişim özürlüsü olmak için sınırları bu kadar da zorlamamalı bir insan. Connell için yazar olmak, insanlarla sesli iletişim kuramadığı için seçmiş olduğu bir iletişim yolu gibi gösterilmese de kolayca buna yorulabilir. Benim gibi çocukluk hayali ve yaşam gayesi yazar olmak olan biri için bu yoruma açık kapı bırakılmış olması epey can sıkıcı.

Esere puanım 8/10. İtalya’ya gittikleri sekizinci bölüm ve cenazenin geçtiği onuncu bölüm benim için çok özeldi. Kitabını da en kısa zamanda edinmeyi planlıyorum.

Gantz

İngilizce Adı: Gantz

Japonca Adı: GANTZ

Seri Başlangıç Tarihi: 13 Temmuz 2000

Seri Bitiş Tarihi: 20 Haziran 2013

Bölüm Sayısı: 383

Türü: Aksiyon – Drama – Korku – Doğaüstü – Psikolojik – Sci-Fi – Seinen

Okuma Tarihi: 9 Ekim 2017 – 16 Mart 2024

Gantz mangasını ne zaman okumaya başladığımı MyAnimeList’e giriş yapmış olmasam asla hatırlayamazdım. Hayatımın en kritik dönemi olan 2017 yılında başlamışım. Bitirememiş olmam da beni hiç şaşırtmadı. Bu dönemde sevdiğim şeyleri yapmaya dönmek için uğraşıyordum. Ancak çoğu denemem hüsran ile sonuçlanıyordu. Gantz da o dönemin kurbanlarından biri olmuş.

Her ne kadar yedi senelik bir okuma süreci geçirmiş olsam da parça parça okuyup başladığım her arcın sonunda bir es verdiğimi hatırlıyorum. Son es verişimde hikayeye psişikler ve vampirler eklenmişti. Bunun üzerine hikayenin biraz sapıtacağını sezmiş ve ara verme kararı almıştım.

Izumi’nin blackface’inden sonra manga gerçekten baş aşağı çakılacak diye beklerken hikayeye eklenen yeni karakter ile mangaya tekrar aşık oldum. Bunların başında Daizaemon Kaze ve Hiroto Sakurai geliyor. Özellikle Kaze ve Takeshi isimli çocuk arasındaki baba-oğul benzeri bir bağlantının kuruluyor olması bu ikiliyi ne zaman yan yana görsem mutlu beni ediyordu.

Mangadaki en sevdiğim arcları kronolojik olarak sıralamam gerekirse Buddhist Temple Alien Mission, Oni Alien Mission, Nurarihyon Alien (Osaka) Mission olacak şekilde bahsedebilirim. Ancak hikayenin umutsuz bir yola girdiğinin ilk ciddi belirtisi olan Italian Alien Mission hikayesine de özellikle değinmek istiyorum. Katastrophe hadisesinin başlaması ile birlikte önü alınamaz bir dehşet girdabına girilmesi mangayı okurken içimi daralttı. Ancak böyle bir felaketi, farklı bir yöntemle anlatmayı ben de düşünmezdim.

Serideki en ünlü ölüm sahnesinin Inaba Kouki’ye ait oluşu ancak bu karakterin ‘an ordinary Joe’ oluşu bana aşırı ironik geliyor. Hikayenin 300. sayı itibariyle boyut atlaması nedeniyle birtakım soru işaretlerimin asla cevap bulamayacağına dair bir endişeye kapılmıştım. Fakat işler düşündüğüm gibi olmadı. Hikaye boşlukları için kapsamlı, büyük cevaplar aramıyordum. Tek istediğim neden-sonuç ilişkisi kurmamı sağlayacak tatmin edici bir şeyler öğrenmekti. Ki evet. Ben aldığım cevaplardan memnun oldum.

Hakikat ile karşılaşma sahnesi benim çok hoşuma gitti. Hatta orada Reika tarafından diriltilen Kurono’nun da ortadan kaybolması hikayenin vereceği final için de kritik bir karar olmuş. Evrendeki uzaylı ırkların Dünya’ya onlarca yıldır gizli gizli iltica etmeleri ve Gantz teknolojisinin evrendeki daha yüce bir ırk tarafından insanlara ulaştırılmış olması fikri hoşuma gitmişti. Hatta bu yüce ırkın, biz insanlar tarafından ‘tanrı’ gibi algılanıyor olmasına rağmen onların sadece kendi çıkarlarını ve evrendeki dengeyi korumaya çalışan bir toplum olarak ifade etmeleri de güzeldi. Maddeye şekil ve bilinç verebilme kudretine sahip bu yaratıkların insanların karşısında yaptığı gösteri de en ikonik Gantz anlarından biri olarak zihnimde kalacak.

Seriye puanım 8.5/10. Oldukça sürükleyici bir aksiyon öyküsü. Korku ve gerilimi de bu vahşet operasının içinde yeterince iyi aktarabiliyor.

Jujutsu Kaisen 2nd Season

Seri Çıkış Tarihi: 6 Temmuz 2023 – 28 Aralık 2023

Türü: Aksiyon – Fantastik – Shounen

Bölüm Sayısı: 23

İzlenme Tarihi: 7 Temmuz 2023 – 10 Mart 2024

Anime dünyasında her dönem bir Büyük Üçlü furyası oluyor. Nasıl gerçekleştiğini bilmesem de bir şekilde seyircilerin bayıldığı bir üçlü çete oluşuveriyor. Bu dönemin ünlü serileri Dark Trio olarak adlandırılıyor.

Tematik benzerlikleri nedeniyle Jujutsu Kaisen, Jigokuraku ve Chainsaw Man aynı izleyicilere hitap edip toplu bir şekilde övgü topluyorlar. Elbette bu sevgi gösterisinin ana kaynağı anime dizilerinin üst düzey kalitede olmasıdır. Üç serinin de animasyon yükünü MAPPA’nın üstlendiğini düşünürsek, bu firmanın tek başına shounen camiasını sırtladığını söylemek hiç de yanlış olmaz.

Gelelim Jujutsu Kaisen’e. Ben ilk sezon bittiğinden beri manganın düzenli takipçisiyim. Ünlü Shibuya Incident’ı okurken yerimde duramadığım anlar olmuştu. Ardından Yuta Okkotsu’nun sahneye çıkışı ile hikayeye olan ilgim tekrar alevlenmişti. Hatta güncel durumda Yuta favori karakterim diyelim.

Ancak yazımızın konusu üstte bahsettiğim detaylarla alakalı değil. Ne de olsa bu sezon baştan sonra Shibuya Arc’ını ele alıyor. Shibuya’da gerçekleşen olaylar shounen sınıfında değerlendirilen bir anime için fazla dehşet verici. Yine de seinen damgası taşımıyor olması serinin daha kolay yayılmasını sağladığı için herhangi bir şikayette bulunmuyorum.

Bu sezonda Gojo Satoru ile Geto Suguru’nun geçmişini öğreniyoruz. Ardından Gojo Satoru’nun neden Ryomen Sukuna’dan sonraki en güçlü büyücü olduğuna dair ipuçları elde ediyoruz. Her ne kadar sezonun ikinci yarısında bir sebepten dolayı ortalıkta görünmese de varlığı ile de yokluğu ile de herkesi tedirgin eden bir karakter olmayı sürdürüyor.

Sezonun en unutulmaz sahnesi bence Yuji’nin Mahito’yu karlı bir ormanda kovaladığı kısımdı. Hafızama kazınan bir diğer sahne de genç Geto’nun kalabalık içinde Gojo’ya “Sen en güçlü olduğun için mi Gojo Satoru’sun yoksa Gojo Satoru olduğun için mi en güçlüsün?” diye sorduğu yerdi.

Sezona puanım 9/10. Muhteşem dövüşler, dehşet verici bir atmosfer ve tüyleri diken diken eden animasyonlar. Her şeyiyle harikaydı.

Dune: Çöl Gezegeni Bölüm İki

Orijinal Adı: Dune: Part Two (2024)

Yönetmen: Denis Villeneuve

Türü: Aksiyon – Macera – Drama

İzlenme Tarihi: 2 Mart 2024

Cuma akşamı ön gösterimi başladı zannetmiştim. Bir arkadaşımın hatırlatması üzerine tamamen vizyona girdiğini fark ettim. Bu uyanışımla birlikte sinema bileti almam arasında beş dakika ya vardır ya yoktur.

Levent’te evime yakın bir sinema salonunda akşam 6 seansa bir bilet alıp günü neşeli bir şekilde kapatmayı uygun gördüm. İyi ki de daha erken veya geçe almamışım. Üç saatlik seyrimizin ardından doymuş bir şekilde salonda çıkış yaptım.

Hikaye ilk kitabın ikinci yarısında geçiyor. Paul’un Muad’Dib adını alarak Fremenler arasında saygınlık kazandığı, ardından da liderleri haline geldiği yolculuğa odaklanıyor. Filmin finalinde olmasını beklediğim birkaç detay ne yazık ki eksikti.

Bunlardan biri ilk kitapta gerçekleşen o zaman atlamasının olmamasıydı. Oyuncularımızı yaşlandıramayacakları için bunu yapmamış olmalarını kabul ediyorum. Ancak Alia’nın Dük Harkonnen’in huzurundaki kendinden emin konuşmasını görmeyi çok isterdim. Alia’yı üçüncü filmde Anya Taylor Joy’un canlandıracağının da sızıntısını almış olduk. Bu güzel bir detaydı.

Ben hikayenin baharat transları, iç yolculuklar, hayal dünyası ve gelecek görülerinden daha çok aksiyon sahneleriyle doldurulmuş olmasından dolayı birazcık rahatsız oldum. Yine de kitapta olmamasına rağmen eklendiği için çok mutlu olduğum birkaç sahne oldu. Bunların başında Paul’un güneydeki Fremen meclisinde yaptığı tüyleri diken diken eden o konuşma idi.

Kitaptan farklı bir sona ulaşmış olsa da genel hatlarıyla oldukça memnun ayrıldığım bir yapım idi. Timothee Chalamet’i oyuncu olarak ne kadar beğeniyorsam, Zendaya denen garip şahsı da bir o kadar itici buluyorum. Chani’yi bir başkasının canlandırmasını isterdim ancak bu haliyle kabul etmek zorundayım.

Filme puanım 9/10. Üçüncü filmin ne zaman çıkacağını merakla beklemekteyim.

Hakkari’de Bir Mevsim

Orijinal Adı: Hakkari’de Bir Mevsim (1983)

Yönetmen: Erden Kıral

Türü: Drama

İzlenme Tarihi: 24 Şubat 2024

Türk sinemasının en kilit filmlerini henüz yeni izlemeye başladım. Yeşilçam başta olmak üzere yerli üretilen medya ürünlerine hep mesafeli davranmaktaydım. Ancak bu tutumun yıllar içerisinde değişti. Yurdumun kültürü ile barıştım. İçindeki cevherleri görmeye çabalar oldum.

Hakkari’de Bir Mevsim, Ferit Edgü’nün aynı isim ile kaleme almış olduğu romanından uyarlanmış. Herkes filmi izlemeden önce romanın okunması gerektiğini söylüyor ancak ben direkt filmi izledim. Sevmeme veya sıkılabilme riskini göze almak istemedim. Halihazırda okumakta olduğum romanı bitirmek için ne kadar çabalasam da hikayenin hiçbir şekilde akmaması nedeniyle riskli gördüğüm eserlere karşı dilim yanmış durumda. Ancak korkularımın aksine film ilgimi çekmeyi başardı.

Allah bu dağları yaratırken, dağlar ağlamış, hem de çok ağlamış. “Bize kim bakacak demiş? Bizi bu kadar karlı, bu kadar ıssız yaratıyorsun. Hiç kimse gelmez bu dağlara demiş.” Allah dağlara bizleri göstermiş, demiş ki, “bunlar çaresizdir, hiç çareleri yoktur. Bunlar burada oturur size bakar.

Filmin genel atmosferini Sonbahar, Kış Uykusu ve Kuru Otlar Üstüne‘ye yakın bir tonda buldum. Yarı belgesel yarı kurgusal bir kıvamda ilerliyor olsa da senaryo bölge insanının yaşama bakış açısını güzel bir şekilde özetliyor.

Esere puanım 7.5/10. Romanını da okumayı planlıyorum. Umarım bir fırsat yaratıp kısa zamanda başlayabilirim.