Cure

cure, Kiyoshi Kurosawa

Orijinal Adı: キュア (Kyua) (Cure) (1997)

Yönetmen: Kiyoshi Kurosawa

Türü: Suç – Korku – Gerilim – Gizem

İzlenme Tarihi: 29 Ekim 2024

Her sahnesinde buram buram bilinmezlik kokan Cure, benim çok beğendiğim tarzda bir iş olmuş. 90’lar uzak doğu polisiye filmlerini çok seviyorum. Bu sebeple bana o atmosferi yaşatan, hissettiren hep eser bende olumlu başlıyor.

Cure hikayesi itibariyle oldukça ilgi çekici bir yapım. Bir seri cinayet vakası içinde bulunan dedektif Takabe, failleri birbirinden farklı olan bu ritüelistik infazların ardındaki gizemi çözmeye çalışırken genç bir şüpheliyi eline geçirir. İllüzyonist ve hipnoz ustası olan bu genç adam dedektifin davayı çözmesini elinden geldiğince zor duruma sokar.

Olayların ön görülemezlik boyutu ve kötü karakterin psikolojisi anlamaya çalışmanın yarattığı atmosfer kurguyu son derece sürükleyici bir hale getirmiş.

Esere puanım 8/10. Yönetmenin diğer eserlerine de bakmayı planlıyorum.

Düşüş

the fall 2006 filminden ikonik bir kesit

Orijinal Adı: The Fall (2006)

Yönetmen: Tarsem Singh

Türü: Drama – Macera – Fantastik

İzlenme Tarihi: 28 Ekim 2024

Uzun zamandır sıfırdan tecrübe ettiğim hiçbir film veya eserde bu kadar heyecanlanmamıştım. En beğendiğim kült yapımlar listesine ikinci defa düşünmeden alıveriyorum bunu.

The Fall gerçek bir macera yaşattı bana. Doğaüstü ögelerin olduğu, dünya mitleri ve kültürel unsurlarını içeren son derece akıllıca dizayn edilmiş leziz bir yapımdı. Roy ve Alexandria arasındaki duygusal bağ ile Roy’un öyküsündeki Maskeli Haydut ve dostlarının yolculuğu muazzam bir dengeye kurulmuş. Yapım ne sizi dipsiz bir olay akışına bırakıyor ne de hüznün tavan yaptığı bir drama yaşatıyor. Her şey yerli yerinde.

Macera son yarım saate kadar bana The Princess Bride havası veriyordu. Ancak olayların rengi değişmeye başlayınca bu düşüncemden vazgeçtim. Kurgunun etkileyiciliği mekanlar, kıyafetler ve koreografiler ile boyut atlamıştı. Görsel şölen deyimini sonuna kadar hak ediyordu.

Tarsem Singh’in filmde uyguladığı yaklaşım da çok hoşuma gitti. Kendisi bir Hint olduğundan sebep macera ekibinin altı üyesinden birini Hint yapmayı ihmal etmemiş. Buna ek olarak da intikam takımının seyahat ettiği ve uğradığı durakların bir çoğunu Hindistan’daki tarihi yapılar arasından seçmiş. Kendi ülkesinin kültürel değerlerini böyle fantastik bir macera filminde işlemiş olması beni epey keyiflendirdi.

Esere puanım 8.5/10. Singh’in diğer filmleri de bu kalitede olur mu bilemiyorum ama ister istemez bir merak duygusu oluştu. Mutlaka diğer işlerine de bakacağım.

Schindler’in Listesi

Orijinal Adı: Schindler’s List (1993)

Yönetmen: Steven Spielberg

Türü: Drama – Tarihi – Biyografik

İzlenme Tarihi: 20 Ekim 2024

Çocukken babamın film arşivinde denk geldiğim ancak 3 CD olduğunu görünce izlemeye korktuğum bir yapımdı. Schindler’in Listesi. Çok popüler olduğu için de izleme konusunda hep kendimi geri tuttum. Çok bir şey kaybettiğimi de söyleyemem.

Günümüz siyasi olayları nedeniyle bugün çıkıp bu filmin içeriği hakkında bilgi paylaşmak yersiz olacaktır. Üzerinden 80 sene geçmiş olaylar için de 30 sene önce çekilmiş bir filmi tekrar vitrine koymaya da gerek duymuyorum.

Bazı halkların istisnai durumları olsa da dünyadaki her halk büyük acılar çekmiştir. Geçmişe baktığımız zaman herkesin mağdur olduğu bir zaman dilimi kolayca bulabiliriz. Bu araştırmalar sırasında mentalitenizin ders çıkarmak ve aynı hatalara düşmemek yönünde olması gerekmektedir. Aksi halde yalnızca intikam duygusu ile hareket edersiniz.

Esere puanım 7/10.

Ceset Yiyicilerin İstilası

Orijinal Adı: Invasion of the Body Snatchers (1978)

Yönetmen: Philip Kaufman

Türü: Psikolojik – Korku – Sci-fi

İzlenme Tarihi: 6 Ekim 2024

Filme birkaç gün önce başlamıştım sonra gündem nedeniyle izlemeye ara vermiştim. Browser sekmesinde öylece duruyordu. Bugün de bir sürü ilgimi çeken futbol maçı vardı. Onları izlerken aradan çıkarayım dedim.

Hikayenin gelişmesine çok vakıf olamadım. Hep yarım gözle izledim. Anladığım kadarıyla dünya dışından bir virüs canlıların bedenini onlar uykudayken ele geçirip ‘hivemind’ a dönüştürüyor. Ana karakterimiz Matthew ve arkadaşları insan kalmanın tek yolunun uyanık kalmak olduğunu fark ediyor. Böylece uzaylılar ve insanlar arasındaki kedi fare oyunu başlamış oluyor.

Final hakkında iki zıt görüş var. Blade Runner gibi muğlak kalmış seyircinin zihninde. Karşı karşıya gelen karakterler birbirinin pod-human olup olmadığını test mi ediyor yoksa gerçekten biri dönüşmüş mü net değil. Bu konudaki itilafa varılamamış olması da güzel.

Esere puanım 6/10. Uzaylı istilası gibi konular beni pek cezbetmiyor.

Dans Dans Dans

Orijinal İsim: ダンス・ダンス・ダンス (Dansu Dansu Dansu) (1988)

Yazar: Haruki Murakami

Okuma Tarihi: 28 Ağustos 2024 – 1 Ekim 2024

Haruki Murakami’nin elinden çıkan ve benim okuduğum sekizinci kitap oldu. Bu halkayı da tamamlamamla birlikte kronolojik sıralamadaki ilk yedi Murakami romanını okumuş oldum.

Hikayemiz Yaban Koyununun İzinde’nin bıraktığı yerden beş sene sonrasında geçiyor. İsimsiz ana karakterimiz Sapporo’daki Yunus Otel’e geri dönüp tanıdık olmayan yeni bir Otel ile karşılaşır ve serüvenimiz başlar. Otel resepsiyonunda görevli kadın Yumiyoshi, fotoğrafçı annesi Ame tarafından otelde unutulan ergen kız çocuğu Yuki, beş sene önce kendisini terk edip giden sevgilisi Kiki, film yıldızı olan ilkokul arkadaşı Gotanda, Yuki’nin sorumsuz babası Hiraku Makimura, Ame’nin Vietnam gazisi sevgilisi Dick North, Telekız Mei, dedektif ikili Balıkçı ve Kitapkurdu ve elbette Koyun Adam ile örülmüş son derece sürükleyici gizem dolu bir romandı.

Kurguyu genel olarak beğenmeme ek olarak hikayenin en eğlenceli kısımları karakterimizin Yuki ile geçirdiği, ona abilik ettiği yerlerdi. En ilgimi çeken karakter de Gotanda oldu. Onun bulunduğu her sahne tekinsiz bir hava taşıyordu. Ancak bu tekinsizlik onu daha da cezbedici kılıyordu.

Dans Dans Dans acısıyla tatlısıyla son buldu. Sırada Zemberekkuşu’nun Güncesi var. Böyle böyle zaman içinde tüm Murakami külliyatını tamamlamayı hedefliyorum. Hayattaki en büyük arzularımdan bir diğeri de Murakami ile tanışabilmek. Umarım bu iki isteğimi de gerçekleştirebilirim.

Romana puanım 8/10.

Kar Korsanları

Orijinal Adı: Kar Korsanları (2015)

Yönetmen: Faruk Hacihafizoglu

Türü: Drama – Tarihi

İzlenme Tarihi: 30 Eylül 2024

Karlı soğuk Kars günlerinde hayatta kalabilmek için yanmış kömür toplayıp evlerine götüren iki ortaokul öğrencisini merkeze alıyor film. 80 Darbesi dönemi Kars yöresinde geçen ve coğrafyanın gerçekleri ile şekillenmiş bir hikayeye sahip Kar Korsanları.

Bölge insanının darbe yönetimi nedeniyle kaynaklara erişiminin kısıtlandığı çetin kış mevsiminde hayatta kalma mücadelesini seyrediyoruz. Diyaloglar ve oyunculuklar harika diyemem ancak her şeye rağmen izlediğim için mutlu olduğum bir yapım oldu.

Esere puanım 6/10.

Jujutsu Kaisen

İngilizce Adı: Sorcery Fight

Japonca Adı: 呪術廻戦 (Jujutsu Kaisen)

Seri Başlangıç Tarihi: 5 Mart 2018

Seri Bitiş Tarihi: 26 Eylül 2024

Bölüm Sayısı: 271

Türü: Aksiyon – Doğaüstü – Shounen

Okuma Tarihi: 27 Mart 2021 – 27 Eylül 2024

Beni uzun zamandır sistematik olarak her hafta hayal kırıklığına uğratan başka bir eser olmamıştı. Düşünüp başka bir eser daha bulmaya çalışıyorum ama final verene değin güncel takip ettiğim ve nihayetinde ağzımda kötü bir tat bırakan son manga Shingeki no Kyojin’di diye hatırlıyorum. Bu da hemen hemen 3 sene öncesine tekabül ediyor.

Chainsaw Man de ilk partın finalinden sonraki hikayede aynı keyfi vermeyi bırakmış olsa da Makima ve Gun Demon ile yapılan dövüşler inanılmaz iyiydi. Gerçi sadece dövüş özelinde bakarsak aslında JJK da oldukça iyi bir seviyedeydi falan işin içine başka etkenler de giriyor.

Jujutsu Kaisen bize ne vaat ediyordu. İyi kurgulanmış dövüşler, ilginç yan karakterler ve sürükleyici bir macera. Manga 235 sayısına kadar bunların hepsini sorunsuz bir şekilde gerçekleştirmeye devam etti. Ve benim görüşüm serinin tam da orada sonlanması üzerineydi.

Bu manganın tüm konusu Ryomen Sukuna isimli laneti alt etmek miydi? Bu dünyada konu edilebilecek ilginç başka hiçbir şey yok muydu? Gege Akutami karakter backgroundı hazırlarken gösterdiği özeni keşke ana hikaye üzerine de biraz serpiştirseydi.

Final boss un Sukuna olmasıyla bir derdim varmış gibi duruyor olabilir. Böyle anlaşılıyorsam kendimi yanlış ifade etmişim demektir. Benim asıl derdim hikayenin tüm enteresan dönüm noktalarının tek bir karaktere indirgenmiş olmasındaydı.

Naruto veya Bleach ile kıyaslamak istemesem de elimde değil. Modern shounenlerin daha konsantre anlatılar kurup büyük anlatıda evrenin kaderini değiştirecek gelişmeleri tek karakterin alt edilmesine bağlamış olmaları bana eksik hissettiriyor. Naruto’da her şeyin katman katman açıklanması ve her boss dövüşünden sonra daha büyük bir tehdidin ortaya çıkması Kaguya noktasına kadar çok iyiydi. Kaguya son dakika ortaya çıkıp alt edildiği için çok önemsemiyorum. Ancak demek istediğim şey JJK hikayesinde boss diye adlandırabileceğimiz tek karakter Sukuna idi. Kenjaku ve Mahito bana hiçbir zaman boss ağırlığı veren karakterler olamadılar ne yazık ki.

JJK mangasının son 10-15 sayısına dair nefret ettiğim bir diğer şey de hikayenin Fairy Tail’a bağlamış olmasıydı. Istisnasiz ölen her karakterin tek tek hayata dönmüş olması final savaşının tüm ciddiyetini ve önemini yerle bir etti. Shingeki no Kyojin de finalde bu hayatı yapmıştı. Artık deve dönüştü diye düşündüğümüz herkesin birden insana geri dönmesi bayağı çocuk öyküsü düzeyine indiriyor yaşananları.

Velhasıl Gojo vs Sukuna sonrasında yaşanan hiçbir şeyi ciddiye alamıyorum artık. Bu da beni son derece rahatsız ediyor. En sevdiğim karakter olan Yuta’nın son iki chapterda anaokulu çocuğu muamelesi görmesi de ekstra sinirimi bozdu.

Seriye puanım 7.5/10. Hikayenin tamamına verdiğim bir not bu. 235 sonrasını tek başına ele alacak olsam 6 anca verirdim.

Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku

Orijinal Adı: Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku (2014)

Yönetmen: Çiğdem Vitrinel

Türü: Drama – Romantik

İzlenme Tarihi: 22 Eylül 2024

Final sahnesi ile ünlü olan bu filmi çok uzun zamandır izlemeyi planlıyordum. Ancak birçok yapımda olduğu gibi Müzeyyen de zihnimin bir köşesinde saklı halde durmaya devam ediyordu. MUBI sağ olsun yerli yapımlar arasında gösterimde neler var diye bakarken birden buna rastladım ve bunu izlemek için bir işaret saydım.

Hikayeyi bu kadar beğeneceğim aklıma gelmezdi. Türk seyircisine dayatılan ağır ajitasyon dolu yapımlardan biri zannederdim. Hiç de öyle değilmiş. Zaten böyle olmadığının bir diğer işareti de herkesin final sahnesini bilip hiç kimsenin filmi gerçekten izlememesinden de anlaşılabilirdi. Ancak üzerine pek mesai harcamamıştım.

Velhasıl Erdal Beşikçioğlu ve Sezin Akbaşoğulları harika oyunculuk sergilemişler. Ben gereksiz veya yapay bulduğum hiçbir sahne ile karşılaşmadım. İki oyuncu da kameranın karesine adım attıkları her sahneyi boydan boya doldurmayı başarmışlar.

Esere puanım 7.5/10.

Halo 4

İlk piyasaya sürülme tarihi: 17 Kasım 2020 (6 Kasım 2012)

Geliştirici: 343 Industries

Tür: FPS

Platform: PC (Xbox 360)

Oynama Tarihi: 17 Eylül 2024 – 21 Eylül 2024

Halo 4 senaryosu 6 saat 48 dakikalık bir oynanış sonunda final verdi.

Halo 4, Reach’in seriye kazandırmış olduğu devrimsel ‘koşma’ mekaniğini kalıcı hale getirmeyi başarmış. Master Chief’in shift tuşu ile koşmasını sağlayabilmenin beş oyun sürmüş olması da gerçekten hayret verici.

Oyunda yer yer kullanabildiğimiz camouflage, jetpack, hologram, hardlight shield ve autosentry abilitylerimiz mevcut. Shield ve autosentry Halo 4 ile birlikte seriye dahil edilen yetenekler olmuş. Ayrıca Promethean vision adı verilen bir termal görüş modu da vardı. Ancak bu temel özelliklerin her oyunda tane tane ekleniyor olması Halo serisinin en büyük zayıflığı diyebilirim.

Senaryo modunun en sevdiğim kısmı Cortana oldu. Bir yapay zeka olmasına rağmen en insani duygular ve tavırlar sergileyen Cortana bu oyunda idi. Yeri geldi Master Chief’e adı olan John ile seslenip duygusal anlar bile yaşattı. Finali biraz daha uzun ve duygu yüklü yapsalar bir AI için göz yaşı bile dökebilirdik.

Esere puanım 7/10.

Uzay Topları

Orijinal Adı: Spaceballs (1987)

Yönetmen: Mel Brooks

Türü: Aksiyon – Macera – Sci-fi – Komedi

İzlenme Tarihi: 17 Eylül 2024

Filmi yıllar önce ‘comb the desert’ sahnesi ile keşfetmiştim. Ancak dikkatimi çeker çekmez izleme sırama koymadım. Öylece aklımın bir köşesinde durmaya devam etti.

Prime Video’dan iki hafta içinde çıkacağını öğrenince hemen izlemeye karar verdim. Eğlenceli bir filmdi. Ağırlıklı olarak Star Wars ve Star Trek göndermeleri vardı. Ancak araya Krull, Prince Valiant, The Bridge on the River Kwai ve Planet of the Apes serpiştirmeyi de ihmal etmemişler.

Esere puanım 6/10.