Daha Hızlı Daha Öfkeli

Orijinal Adı: 2 Fast 2 Furious (2003)

Yönetmen: John Singleton

Türü: Aksiyon – Suç – Gerilim

İzlenme Tarihi: 10 Haziran 2023

Hızlı ve Öfkesi serisi hiçbir zaman tutku ile takip ettiğim bir seri olmadı. İlk filmi izleyeli yıllar oldu diyebilirim. Brian ve Dominic karakterleri dışında seriye dair hiçbir şey bilmiyorum diyebilirim.

Bugün bu filmi izlemiş olmamın tek sebebi arkadaşımın, filmin parodisini açmasından kaynaklanmasıdır. Ben filmin kendisini bilmediğim için izleyeceksek bari orijinal işi izleyelim dedim. Böylece ikinci filmi izlemeye başladık.

Dizüstü bilgisayarım için aldığım Samsung 1 TB 980 NVMe kurulumu ve yedeklemesini yaparken bir taraftan filme baktık. Kafamı yüzde yüz vermediğim ve bunun için de bir şey kaybettiğimi düşünmediğim bir film oldu. En azından boş boş bilgisayar yedekleme ekranını seyretmemiş olduk.

Yapıma puanım 6/10.

Ay’a Seyahat

Orijinal Adı: Le voyage dans la lune (A Trip to the Moon) (1902)

Yönetmen: Georges Méliès

Türü: Aksiyon – Macera – Kısa

İzlenme Tarihi: 7 Haziran 2023

Sinema tarihi için bu filmin önemi özel efektlerin ilk defa kullanılmış olmasından kaynaklanıyor diye düşünüyorum. Tiyatro sahnesini anımsatan dar alanlar, dekorların hareketleri ile canlı bir ortam hissi verilmeye çalışılmış. Bunu zamanlaması doğru cut’lar ile harmanlayınca ortaya izlemesi son derece keyifli bir bilim kurgu eseri ortaya çıkmış.

Elbette bu bilim kurgunun derinlik düzeyi dönemini göz önünde bulundurarak belirttiğim bir ibare. Eserin fantastik içerik boyutu, kurgunun mantık çerçevesinin ötesine geçiyor. Döneminin ötesine geçen görsel illüzyonların 20. yüzyılın başında seyirci ile buluşması çok özel bir olay. İzleyen insanların tepkilerini ve efektlere hayranlıklarını görmek için yüklü miktarda bir paradan vazgeçebilirdim.

Yapıma puanım 7/10.

Örümcek Adam: Eve Dönüş Yok

Orijinal Adı: Spider-Man: No Way Home (2021)

Yönetmen: Jon Watts

Türü: Aksiyon – Macera – Fantastik

İzlenme Tarihi: 4 Haziran 2023

Süper kahraman filmlerine ilgimi kaybedeli çok oldu. Bunu oksimoron bir tavırla izlediğim her Marvel filminin incelemesinde söylüyorum. İlgimi kaybettiğim bir gerçek lakin bu onları izlememe engel değil.

Tom Holland’ın canlandırdığı Spider-Man üçlemesini tamamlamış olmaktan dolayı mutluyum. Venom ve Doctor Strange gibi hikayenin devam ettiği diğer filmleri izlemeyi şu an için düşünmüyorum. Ancak büyük konuşmamakta fayda var. Ne zaman şunu yapmak istemiyorum, buna ilgim yok desem kısa bir süre sonra onunla ilgilenirken buluyorum kendimi. O yüzden açık kapı bırakmakta beis görmüyorum.

Filmin kurgusuna dönelim. Hikaye olarak duygusal ve nostaljik hisleri kaşıyan bir dokusu vardı. Ancak ben eski Parker’ların son bir saatte olaya dahil olmasını biraz geç buldum. Elbette bu Holland’ın filmi ve onun ekran süresinin önüne geçmemeleri gerekiyordu. Ancak böyle multiverse baharatı katılan bir işte Tobey ve Andrew’un kendi yaşadıklarından daha fazla bahsetmesini beklerdim.

Tobey epey donuk bir oyunculuk sergilemiş olsa da Andrew’un daha karakter sahibi bir Spider-Man canlandırması hoşuma gitti. Silence filmindeki performansı ile oyunculuğuna hayran olmuştum. Bu filmde anıları ve kaybettikleri nedeniyle yer yer duygusal davranması benim kalbimi kazanmaya yetti.

Yapıma puanım 8/10. Parker’ların bir araya geldikleri her sahnede maskelerini çıkarıp konuşmaları bana çok komik geldi. Sanki yapımcı oyunculara boşuna para vermiş olmayalım arada bir yüzlerini görelim demiş de o yüzden böyle yapıyorlarmış gibi hissettirdi.

Yaralı Yüz

Orijinal Adı: Scarface (1983)

Yönetmen: Brian De Palma

Türü: Suç – Drama

İzlenme Tarihi: 28 Mayıs 2023

Al Pacino’nun oyunculuğunu çok seviyor olmama rağmen rol aldığı filmleri genellikle beğenmiyorum. Bunun nedeni zaten ülkede gırla bulunan kıro, şiddete eğilimli ve çıkıntı erkek stereotipine örnek teşkil edecek karakterler canlandırıyor olmasıdır.

Onun karakterleri elbette durumu öven değil, aksine yeren tiplemeler olsa da benim bir sözüm var: “bir şeyin eleştirisi de o şeye aittir.” Siyasi bir görüşü işlemeden onun eleştirisini yapamazsınız veya alınan saçma bir karar ile dalga geçmek için önce o kararı anlatmanız gerekir. Al Pacino’nun mafyatik karakterleri her ne kadar bu var olan primatları kötü birer örnek olarak ekrana çıkarıyor olsa da ortalama 80 IQlu bir milletin bunu anlaması epey zor oluyor.

Filmin içeriği de yasadışı uyuşturucu ticareti yürütüp zenginleşerek emri altına girdiği baronu da deviren ve ardından kendi krallığını kuran Tony Montana’nın yükseliş ve düşüş öyküsünü konu alıyor.

Yapıma puanım 7/10.

Cesaretin Var mı Aşka?

Orijinal Adı: Jeux d’enfants (Love Me If You Dare) (2003)

Yönetmen: Yann Samuell

Türü: Komedi – Drama – Romantik

İzlenme Tarihi: 27 Mayıs 2023

Türkçe isminin cringe gelmesi nedeniyle bu filmi yıllarca öteleyip durdum. Ancak orijinal dilinin Fransızca olduğunu çok yakın bir zamanda öğrendim. Bu bilgi ışığında birden filme karşı ilgim uyandı. Başrolde Marion Cotillard’ın olması da beni izleme konusunda ikna eden diğer bir unsur oldu.

Hikaye bir oyuncağın sahibi olmak için birbirlerine cesaret oyunu ile meydan okuyan iki çocuğun yıllar içinde pekişen aşkını konu alıyor. Dört evreden oluşan öykünün son kısmı filmin başında işaret ediliyor olsa da tam manalanmıyordu. En sonda giriştikleri cesaret ve itiraf oyunu kalbimi bir tık kırdı. İşin saçmalığı ise böyle kara komedi sınırında gezen bir kurgu için oldukça uygun bir finaldi.

Filme puanım 8/10.

Gorki #Oyun

Orijinal Adı: Gorki

Yazar: Kaan Erkam

Başroller: Uğur Özbağı – Almina Pilancıoğlu

İzlenme Tarihi: 23 Mayıs 2023

Maksim Gorki’nin özel yaşamına dair hiçbir şey bilmiyorum. Hatta Gorki’nin Ana isimli toplumsal gerçekçi romanı dışında başka bir eserini de okumuşluğum yoktur. Ancak iki gün önce bir arkadaşımın beni bu tiyatro oyununa davet etmesi üzerine yazarı tekrar radarıma alma kararı verdim.

Oyunun konusu Gorki’nin eserlerini verdiği apartman dairesinde yan komşusu ile yaşadığı git gelli ilişkiyi konu alıyor. Birbirine hikayeler anlatan Gorki ve Teresa karakterleri dile getirdikleri öyküleri bir taraftan da canlandırarak iki kişilik keyifli bir oyun sergilediler.

Uzun zamandır canlı performans eseri tüketmemiş olmanın üzerimde yarattığı hamlanmışlığı böylece gidermiş oldum. Hatta oyunun gazına gelip ben de bir piyes mi yazsam diye düşündüm. Belli de olmaz bir gece ansızın yeni bir esere girişebilirim. Önemli olan o başladığım işlerin sonunu getirebilmek olsa da bir yerinden başlamak da kıymetli.

Esere puanım 7/10.

Spinoza Problemi

Orijinal İsim: The Spinoza Problem (2012)

Yazar: Irvin D. Yalom

Okuma Tarihi: 17 Nisan 2023 – 23 Mayıs 2023

Bu romanı bana ofisteki bir arkadaşım önermeden önce ne Baruch Spinoza ne de Alfred Rosenberg’e dair detaylı bilgiye sahiptim. İkisi de benim aşina olmadığım figürler olmasına rağmen kurgunun ilginç dokusu beni okuma konusunda teşvik etti.

Bir psikiyatrist olan Irvin D. Yalom, Rosenberg’in Spinoza üzerine neden takıntılı olduğunu anlamlandırmak için çıktığı araştırma yolunca bu kurgusal eseri yazma kararı almış. Herem ile kendi Musevi cemaatinden dışlanan Spinoza’nın en ünlü eseri Etika’sını incelemiş ve bu eserin Rosenberg’in Nazi ideolojisine nasıl tesir etmiş olabileceği üzerine çıkarımlar yapma yoluna girişmiş.

Kurgusal romanların genel olarak beğenirim. Tarihi gerçeklere eklemlenerek hikayenin derinliği artırılan kurgusal işleri daha çok severim. Yalom’un diğer eserlerini okumamış olmama rağmen bu romanı üzerinden getirebileceğim birkaç yorum var. İnsan psikolojisini inceleme konusunda uzmanlaşmış bir araştırmacının yine insan ruhunu ve düşünce dünyasını irdelediği bir roman yazmış olması biz okurlar için büyük bir niyet. Yalom birbirinden farklı çağlarda yaşamış iki insanın sosyal çevresini harika bir şekilde yazıya geçirmiş. 17. yüzyıl Hollanda’sında Spinoza’nın yalnızlığını tadıp ardından Nazi Almanya’sının dehşetine dönüş yapmak benzersiz bir okuma deneyimiydi.

Romana puanım 7.5/10. En kısa zamanda Nietzsche Ağladığında isimli romanını da okumayı planlıyorum.

Grev

Orijinal Adı: Grev (2021)

Yönetmen: Metin Yeğin

Türü: Drama

İzlenme Tarihi: 22 Mayıs 2023

Fikir olarak güzel olup eyleme dökülürken böyle çuvallanmış olması beni aşırı üzdü. Osmanlı halkı arasında baş gösteren sol düşünceyi işleyen bir yapım ile her gün karşılaşmıyoruz. Rum, Ermeni ve Türk işçilerin enternasyonal mesajlar ile omuz omuza vererek haklarını savunduğu bir öykü daha başarılı bir şekilde işlenebilirdi.

Eserin genel sorunu bir film gibi hissettirmekten ziyade bir tiyatro oyununa daha çok benzemesi olabilir. Oyunculuklar bir tiyatro oyunu yapaylığında. Diyaloglar hiçbir şekilde doğal hissettirmiyor. Mekanlar bir sahne dekoru kadar plastik duruyorlar.

Filme puanım 6/10. 1910’lar Bursa’sından, İspanyol İç Savaşı’na uzanan bir hikayeye daha fazla bütçe yatırılmış olmasını isterdim. Ancak sanırım bu sistem eleştiren karşı-sanatın kaçınılmaz hali. Üzücü.

Örümcek Adam: Evden Uzakta

Orijinal Adı: Spider-Man: Far from Home (2019)

Yönetmen: Jon Watts

Türü: Aksiyon – Macera – Komedi

İzlenme Tarihi: 21 Mayıs 2023

Jon Watts’ın Örümcek Adam film serisinin ilk iki filmi Sinister Six’in önemli iki karakterine odaklanmış durumda. İlk filmin baş kötüsü Vulture ve ikincisininki Mysterio idi. İki karakter içinden hangisini daha ilginç bulduğumu soracak olursanız ben çizgi film serisinde de hiçbir zaman Vulture’a özel bir ilgi duymadım. Bu ikili arasında Mysterio açık ara daha dikkat çekici duruyor.

Mysterio’yu filme ana villain olarak koymuş olmasına ek olarak Spider-Man’ın Avrupa gezisine çıkmış olması da kurgunun eğlence düzeyini yukarı çekiyor. Bir dünya turunu konu alan filmde İtalya’ya gezi düzenlenmeden olmaz. İlk durak olarak oraya gitmeleri çok hoşuma gitti. Ancak filmin odağında hiçbir zaman yerel kültürler olmadığı için bu gidip görmedikleri mekanlar plastik hissettiriyor. Yine de sıkıcı ABD şehirleri yerine Avrupa temalı dekorlar görmüş olmak içimi ferahlattı.

Yapıma puanım 7.5/10. İlk filmden çok daha iyi bir macera öyküsüydü.

Kutsal Geyiğin Ölümü

Orijinal Adı: The Killing of a Sacred Deer (2017)

Yönetmen: Yorgos Lanthimos

Türü: Drama – Korku – Gizem

İzlenme Tarihi: 20 Mayıs 2023

Truva Savaşı ve onunla ilişkili olan mitleri okumayı daima sevmişimdir. Savaşın öncesinde yaşananlar, savaş hakkında verilen kehanetler, savaş sırasında yaşananlar ve savaşın ardından meydana gelen değişimler gerçeklik temellerine oturan tarihsel olayların mükemmel bir şekilde yorumlanışı örneğidir.

Antik Yunan efsanelerinin tekrar ele alınarak modern bakış açısıyla yorumlanışları da en az orijinal metinler kadar ilgimi çekiyor. Bu sebeple The Killing of a Sacred Deer başlığının refer ettiği Iphigenia trajedisini bilen herkes için filmin anlatacağı hikayenin ne olduğu aşağı yukarı belli oluyor. Ancak Lanthimos’un bu başlığı seçerken bariz olanı işaret etmeyi kasıtlı olarak seçtiğini düşünüyorum. Bilimin anlamlandıramadığı metafiziksel bir olayın yarattığı muğlaklığı, efsanenin içerdiği insan kurbanı eylemi ile sonu belli bir rotaya sokabilmiş. Filmi izleyen insanlar, Agamemnon’un gemilerini tekrar denize açmasına imkan sağlayacak o kutsal geyik kurbanının hangi karakter üzerinden gerçekleşeceğini tahmin etmeye çalışarak kendi kendilerine gerilebilmektedir. Bu da bir bakıma hikayecilik başarısıdır.

Yapıma puanım 7.5/10.