Denemeler #1 – Musa ve Çöl

Musa, İbranileri Mısır’dan kurtardığında onları 40 sene boyunca çölde gezdirdi. Bu olayla yıllarca dalga geçmiştim. Google mapsten bakıp “yürüyerek 6 günlük mesafe ya” diye alay ederdim. Birkaç hafta önce alakasız bir yazı okurken benzerlik fark ettim ve kafamda bu hadiseye dair bir yorum şekillendi.

Musa’nın kurtardığı insanlar özünde kölelik yaşamış köle zihniyetine sahip insanlardı. Çektikleri çile ve baskılardan dolayı kurtuluşa erseler dahi eski hayatlarına ve sahiplerine nefret besleyeceklerdi. Kendi özgür devletlerini kurduklarında kinleri kök salacak ve her yeni nesille birlikte gitgide anlamını yitirmiş bir nefreti sürdürüyor olacaktı. Bunun için Musa 40 yıl çölde gezdirdi insanları. Esaret görmüş neslin gidip, nefretten arınmış özgür bilinçli bir neslin gelmesini bekledi. Sürecin sonunda Kenan Diyarı’na vardılar ve taze bir başlangıç yaptılar.

Sanırım bugün Türkiye’deki sorunların temelini de buna bağlayabiliriz. İslamcıların Kemalistlerden nefreti, hiç görmedikleri deneyim etmedikleri bir döneme dayanıyor. A tarafı B tarafına baskı kurup sindirmeye başlayacak. B tarafı güçlenince aynısını A tarafına uygulayacak. Ve intikam döngüsü devam ettikçe asla tam bir barış ve huzur ortamı sağlanamayacak.

Peki bunun çözümü Musa’dan ders çıkarıp 40 yaş üstündeki herkesi ortadan kaldırıp sadece genç neslin varlığını sürdürüp barış içinde yaşamasını sağlamak mıdır? Orasını bilemeyeceğim.

Görsel: The Beheading of Saint Paul, Enrique Simonet, 1887, Malaga Cathedral

13.04.2019

Çavdar Tarlasında Çocuklar

Orijinal İsim: The Catcher in the Rye (1951)

Yazar: Jerome David Salinger

Okuma Tarihi: 10 Eylül 2019 – 13 Eylül 2019

Çavdar Tarlasında Çocuklar uzun bir süredir okumak istediğim bir kitaptı. Öyle ya da böyle bir fırsat bulup başlayacaktım. Eylül ayının kitabı olarak Vakıf ile birlikte ÇTÇ’yı seçtiğimiz için mutlu olmuştum.

Holden karakteri benim lisedeki halimdi. Kelimenin tam anlamıyla bendim o. Kendini bilinçli olarak insanlardan uzak tutan bu rahatsız çocuk beni ergenliğime götürdü diyebilirim. İnsanların toplum içinde takındıkları yapmacıklık, söyledikleri düzmeceler, gösterdikleri sahte ilgiler ve nice ‘sahtekarlık’ları birebir ergenlik düşüncelerimin yansımasıdır. Kitabın ele aldığı ‘sosyal izolasyon’ benim eski bir yaramdı, bu yüzden de eserin dili üzerime acayip tesir etti.

“Sakın insanlara bir şey anlatmayın. Herkesi özlemeye başlıyorsunuz sonra.”

Başlangıçta çok eğleniyordum. Hikaye beni içine çekmişti. Holden Caulfield acaba bu bölümde nasıl bir serserilik yapacak diye merakla okur buldum kendimi. Hikaye 3-4 bölüm sonra karamsar bir havaya büründükçe beni daha çok kendine bağladı. Holden’ın iki gün içerisinde başından geçenlere şahit oldukça kitabın etkisine daha çok giriyordum.

Bugün akşamüstü arkadaşlarımla takılmış olmama rağmen kitabın üç gündür üzerimde kurmuş olduğu negativiteyi bir türlü atamadım. Eve gelip kalan son iki bölümü de okudum ve şu an kitabı bitirmemle birlikte korkunç bir depresyonun eşiğine gelmiş bulunmaktayım.

Kitaba puanım 8.5/10. Eser sayesinde girdiğim pro-depresyon dönemi birkaç gün sürecekmiş gibi hissediyorum. Bir iki gün komedi filmi falan izlesem iyi olacak.

Vakıf

Orijinal İsim: The Foundation (1951)

Yazar: Isaac Asimov

Okuma Tarihi: 3 Eylül 2019 – 10 Eylül 2019

Vakıf serisine başlama kararını 2018 Kasım’ındaki kitap fuarında almıştım. Kararı almıştım almasına da birçok kitap için yaptığım gibi Vakıf’ı da rafıma yerleştirip uzun bir süre elime almadım. Yakın zamanda içine yeni bir ‘kitap okuma grubu’na dahil oldum. Ağustos 28’sinde gerçekleştirdiğimiz buluşma sonrasında Vakıf okunması üzerinde karar kıldık. Benim de işime gelen bu öneriye hemen atladım ve bir hafta içinde bitirdim. Sınavım olmasa daha erken biterdi muhtemelen ama bu bir sorun teşkil etmiyor.

Hikayemiz Galaktik İmparatorluk’un çöküş evresinde başlıyor. Psikotarihçi adı verilen bir kavramla tanışıyoruz. Bu meslek grubundaki insanlar, toplumların ruh halleri ve bu doğrultuda alacakları kararları öngörerek geleceği tespit etmeye çalışırlar. İmparatorluk tarafından ‘felaket tellalı’ -ve daha sonra peygamber- olarak anılan Hari Seldon ilk hikayemizin ana unsuru ve Vakıf projesini hayata geçiren kişi. İmparatorluğun yakın bir zaman içinde çöküş yaşayacağını ve sonrasında insanlığı uzun süren bir barbarlık çağının beklediğini söyler. Bu felaketin daha kısa sürebilmesi adına, insanlığın bilgi birikimini devasa bir ansiklopediye aktarılmasını önerir. İmparatorluğun merkezi Trantor’dan uzakta, kimsenin yaşamadığı, Terminus isimli bir gezegen bu proje için tahsis edilir ve Galaktik Ansiklopedi resmi olarak başlangıç yapar.

Seldon karakteri, Terminus halkı tarafından bir peygamber olarak lanse ediliyor. Felaket habercisi ve kurtuluş müjdecisi niteliği taşıyor. Bunu da ölümünden sonraki zaman ayarlı uyarılarla gerçekleştirmeye devam ediyor. İlk felaket Vakıf kurulduktan 50 yıl sonra Salvor Hardin isimli darbeci tarafından atlatılıyor. Darbeden 30 sene sonra yaşlı Hardin, Vakıf’ın galaksideki tesirini artırabilmek adına dini projeler kurduğunu görüyoruz. Papal State benzeri bir oluşuma dönüşen Vakıf, din ve teknolojiyi tekeline almış gözüküyor. İkinci felaket de Vakıf’ın bu köklü gücüne isyana kalkışan Anacreonlulara karşı atlatılıyor. Dördüncü hikaye, kitaptaki beş öykü içerisinde en kısa ve en zayıf olanı. Yine de olay örgüsü adına önemli bir basamak rolü oynuyor. Son öykü ise, Hardin ile birlikte hayran olunası bir karakter olan, Hober Mallow’un Tüccar Prens’e dönüşümünü konu ediniyor. Bu son öyküsü bugün oturup baştan sona bitirdim. Muhtemelen 2-3 arasındaki gibi bir timeskip olmamasından dolayı Mallow’un hikayesi Hardin’den bile daha sürükleyici geldi.

Kitaba puanım 7.5/10. İlk üçlemenin diğer kitaplarını da ilk fırsatta edineceğim. Okurken her ne kadar Dune’a benzettiğim noktaları olsa da çok farklı noktalara odaklanan eserler. Yine de Dune severlerin Vakıf serisine de hayran olacağının garantisini verebilirim.

John Wick 3: Parabellum

Orijinal Adı: John Wick: Chapter 3 – Parabellum (2019)

Yönetmen: Chad Stahelski

Türü: Aksiyon – Macera

İzlenme Tarihi: 9 Eylül 2019

İkinci filmin kaldığı yerden devam ediyor. Üzerine çok yazıp çizecek bir şey yok. Aksiyon sahneleri güzel evet ona aykırılık edilecek değil.

Filmin geçtiği mekanlara özenilmiş. Bu konuda önceki film de iyiydi. Çizgilerini bozmamışlar. Rusların mekanı, Kazablanka, Sahra Çölü, Japon sanat eserleri sergisine benzer mekan vs. oldukça başarılıydı. Filmden yana tek şikayetim bazı gerilimli sahneler çok zorlama ve komik geliyor.

Filme puanım 7/10. Tam bir Amerikan aksiyon filmi. Ne azı ne fazlası.

Cezayir Bağımsızlık Savaşı

Orijinal Adı: La battaglia di Algeri (The Battle of Algiers) (1966)

Yönetmen: Gillo Pontecorvo

Türü: Drama – Savaş

İzlenme Tarihi: 9 Eylül 2019

Filmin Türkçe başlığı tüm konuyu özetler nitelikte. Benim filmi keşfedişim ise çok dolambaçlı değil. Ne de olsa dünyanın en ünlü yapımlarından biri. Listemde uzun süredir durmaktaydı. Ancak izleme fırsatım oldu.

Senaryo genel olarak Ulusal Kurtuluş Cephesi (FLN)’nin 1954 yılında kurulması ve eylemlerinin çıkışını konu alıyor. 1960 yılındaki Büyük Eylem ve bağımsızlığa giden yolda halkın neler çektiği ve Fransızlara neler çektirdiğini taraf tutmadan anlatmayı çalışmışlar.

Albay Mathieu filmin en başarılı karakteri. Kendisi filmin tek taraflı olmadığını gösteren nitelikte biri. Paris Direnişi’nde Nazilere karşı savaşmış bir vatansever. Asker olduğu için emirleri uygulayan ve bunu huzur kaçırmadan yapmanın yollarını arayan adaletli bir çizgi taşıyor. Her ne kadar merkezi bir şahsiyet olsa da filme üçte birlik kısım tamamlandıktan sonra dahil oluyor. Tabii bu bir eksi yön değil. Sadece belirtmek istediğim bir detay.

Filme puanım 7/10. Tarafsızlığı ile birlikte düşünüldüğünde oldukça başarılı bir tarihi kurguya sahip.

’71

Orijinal Adı: ’71 (2014)

Yönetmen: Yann Demange

Türü: Aksiyon – Suç – Drama

İzlenme Tarihi: 8 Eylül 2019

Ortaokul boyu ve lisenin başı gibi bir aralıkta ciddi bir İrlanda sempatim vardı. Hayatımın belli dönemleri belli topluluklara karşı sempati besliyorum. Bunlardan en kuvvetlileri Mısırlılar, Keltler, Japonlar, Yunanlar ve Romalılar oldu. Şu sıralar da İrlanda ile tekrar ilgilenmeye başladım. The Troubles dönemi ile bir şeyler okurken “En iyi Troubles filmleri” tarzı bir liste gördüm. Neden olmasın deyip tıklayıp en tepede ’71 adlı filmi gördüm. Listedeki diğer filmleri de izleme sırama almış olsam da açılışı bununla yapmış oldum.

Belfast’ta Loyalist Protestanlar ve Milliyetçi Katolikler arasında gerginlikler yaşanmaktadır. Bu durum üzerine de UK bir tabur askeri bölgedeki sivil huzursuzluğu denetim altına alması için görevlendirir. Ana karakterimiz de bu taburdaki erlerden biri. Siviller ile askerlerin birbirine girdiği bir olayda bölüğünden ayrı düşer. O andan itibaren Belfast sokaklarında bir hayatta kalma mücadelesine tutulur.

Filmi çok beğendim. O dönemki Kuzey İrlanda halkının yaşadığı sıkıntılar, arada kalmışlıkları, fikir ayrılıkları vs. çok güzel aktarılmış. Filmi izlerken gerilmemek elde değil. Müzikler ve sinematografi, atmosferi yaşatma konusunda başarılıydı.

Yapıma puanım 6.5/10. Troubles dönemine dair iyi bir film izlemek isteyenlere tavsiye edilir.

Uğur Böceği

Orijinal Adı: Lady Bird (2017)

Yönetmen: Greta Gerwig

Türü: Drama – Komedi

İzlenme Tarihi: 5 Eylül 2019

İtiraf ediyorum. Bu filmi Saoirse Ronan için listeme almıştım. Aktör veya aktrist için izlediğim film azdır. İzleyip beğendiğimse daha az. Ancak Lady Bird’ü izlerken gayet keyif aldım. Sanırım bu coming-of-age konsepti beni hiç sıkmıyor. Bir gün içinde iki film izlemezdim. Bugün ilginç bir şekilde bu rutinimi de yıkmış oldum.

Sanata eğilimli olmasına rağmen ailesinin maddi durumundan dolayı istediği üniversiteye başvurmaya çekinen bir kızın lise sonu maceralarını izliyoruz. Ergenimiz annesiyle sorun yaşıyor, her genç kızdan bekleneceği gibi. Tüm bu ergenlik dönemindeki asi çıkışlarına bir de kendini başka biri gibi tanıtma hastalığı ekleniyor. Yalan söylemeyi alışkanlık haline getirişi sadece Christine için geçerli değil, tüm yaşıtları bu yola giriyorlar. Sahte hayatlar peşinde koşarken gerçek arkadaşı ve ailesinden kopan ana karakterimizin en nihayetinde bir yetişkinliğe geçiş sürecine tanık oluyoruz.

Tatlı bir gençlik ve büyüme öyküsü. Tekrar izlenebilitesi yüksek bir yapım. Esprileri normal düzeyde. Sorunlu gençlik tipleri de kurgunun tuzu biberi oluyor.

Filme puanım 7/10. Sakin bir şeyler izleyip kafa dağıtmak isteyenlere önerilir.

Yazın Kralları

Orijinal Adı: The Kings of Summer (2013)

Yönetmen: Jordan Vogt-Roberts

Türü: Macera – Komedi – Drama

İzlenme Tarihi: 5 Eylül 2019

İlginçtir ama bu film ile metronun televizyonunda yayınlanan sinema tanıtım köşesinde karşılaştım. Eskiden hangi kanalda olduğunu hatırlamasam da hafta sonu sabahları bu yapım ile benzer tarza sahip çocuk filmleri olurdu. O filmlerdeki çocukların ağaç ev olayına hep özenmişimdir. Kendim de yapmaya çabaladım birçok kez. Başarılı örnekler değillerdi ama konumuz bu değil.

Doğaya kaçış, çocukluğun sonu, modern dünyayı reddediş gibi konular hep ilgimi çekmiştir. Film Moonrise Kingdom ve Stand by Me gibi evden ayrılış konseptini uyguluyor olsa da karakterlerin ergen olması kurguyu biraz daha tatlandırıyor. Ancak senaryoda ciddi sorunlar var. Biaggio ile henüz tanışmasına rağmen ertesi gün gizli bir barınak yapmak için yanına çağırıyor. Karakterlerin birbiriyle nasıl haberleştiği, olayların kaç gün sürdüğü gibi mevzular net aktarılamıyor. Güneş hiç batmıyor tepeden veya üstlerindeki kıyafetler değişmiyor. Bu da sanki her şeyi bir günde yapmışlar gibi bir his veriyor. Ama öyle değil. Barınağı bitirme ve aile evlerinden ayrılış arasında bayağı bir süre geçiyor. Karakterlerin kendi dünyalarına ait sorunları olduğunu görüyoruz ama bunları birbirleriyle paylaşarak aşma gibi bir girişimleri olmuyor. Veyahut bize dertlerinin ne olduğunu tam olarak göstermiyorlar. Bu da kahramanlarımıza yakınlık kurmamızı engelliyor.

Bu saydığım durumlar, filmin 1 saat 37 dakika olmasının da sonucu olabilir. Belli ki o aralarda daha çok sahne varmış ve sonradan kesilmiş. Böyle kötü mü olmuş diye soracak olursanız “Hayır” derim. Film kesilmemiş olsa ve 2 saati aşsa aynı keyfi vermeyebilir hatta izleyiciyi bunaltabilirdi bile. Bu bir kumardı ve yönetmen kısaltma yolunu seçmiş.

Yapıma puanım 6.5/10. Stand by Me kadar duygusal yanıma dokunamasa da fena bir film değildi.

Tüfek, Mikrop ve Çelik

Orijinal İsim: Guns, Germs and Steel (1997)

Yazar: Jared Diamond

Okuma Tarihi: 30 Haziran 2019 – 3 Eylül 2019

J. Diamond ile tanışmam lise dönemlerine denk geliyordu. Tarih ile kafayı bayağı bozmuş bir arkadaşım ‘Guns, Germs and Steel’ adlı bir belgesel izlediğini söylemişti. Ancak yeterli görmemiş ve belgeselin konu edindiği kitabın daha iyi olduğunu dile getirmişti. O dönem kitabın baskısı piyasada mevcut değildi. Biz de yıllarca bekledik durduk. Sanırım o bir ara ikinci el fiyatlarına bakıyordu, yeni basımını beklemeyip almış da olabilir. Neyse kitabın varlığı bu süreç içerisinde aklımın çıkıp gitti. Ancak 2018’deki baskısıyla birlikte hatırladım ve satın alma kararı verdim. Kitabı okumaya başlamam da 2019 yazını buldu. Geç olsun güç olmasın deyip kitaba giriştim.

Öncelikle kitabı önermediğimi belirtmek isterim. Şöyle ki: antropolojik araştırmalara yeni bir bakış açısı kazandıran bu kitap herkesin hoşuna gitmeyebilir. Bu yüzden de önermiyorum. Neden sevmeyebilirler sorusunun cevabı da: bazı milletlerin veya ırkların bir diğerinden üstün ya da düşük olduğunu düşünen insanların rahatsız olabileceğini veya saçma bulabileceğini düşünüyorum. Kitabın olayı tarihi gerçekleri ortaya sermek değil. Tarihsel süreç içerisinde bazı halkların neden diğerinden daha güçlü konuma geldiğinin yanıtını bulmak. Bu yanıtı da tarihe farklı bir bakış açısı katarak yapıyor. Tarımsal devrim, evcilleştirilebilir tohum-hayvan varlığı, merkezi yönetimler, coğrafya, iklim, kültür, yönetim modeli vb. birçok katmanın arasındaki ikili, üçlü ilişkiler yumağından sorgulayıcı bir inceleme. Batı Asya, Doğu Asya, Mezoamerika ve Mısır’da yüksek medeniyetler oluştu da diğerlerinde neden oluşmadığının cevabını bambaşka bir açıdan veriyor. Diamond’ın tüm bu verilerin sunumu sırasında objektif oluşu, kendisi ve eserine dair en beğendiğim nokta oldu.

Şimdi bir yanlış anlaşılmayı düzeltelim. Diamond, “Ben dünyadaki tüm sırları deşifre ettim. Buyrun okuyunuz” demiyor. “Ben toplumların evrimsel sürecine böyle bir bakış açısı kazandırdım” diyor. Bu ikisi çok farklı söylemler. Hakikat sunmak gibi bir iddiası olmamasına rağmen çalışmalarını ‘palavra’ diyerek elinin tersiyle iten şovenist gençlerin bu durumu anlayamamasını normal karşılıyorum. Tarihle alakasını coşku seviyesinde tutma isteği, farklı fikirlerin kabulünü güçleştiriyor.

Akademik araştırmalar ve makaleler derlemesi olduğu için puanlamayı uygun görmüyorum. Homo Sapiens gibi beyaz-yakalıya servis edilen bir best-seller olmasına rağmen içeriği boş değil. Gerçekten ilgili olan insanların mutlaka okuması gereken bir eser.

Beowulf: Ölümsüz Savaşçı

Orijinal Adı: Beowulf (2007)

Yönetmen: Robert Zemeckis

Türü: Aksiyon – Macera – Fantastik

İzlenme Tarihi: 27 Ağustos 2019

Bu Beowulf filmini zamanında TV’de parça parça izlemiştim. Sonunu bildiğim için baştan sona izleme ihtiyacı hiç duymamıştım. 2016 yazında ise Ortaçağ Efsaneleri adlı kitabı okumaya başladım. O kitapta eski Avrupa masalları bulunuyordu. Nibelunglar Destanı, Şarlman Şövalyeleri, Kral Arthur ve Yuvarlak Masa Şövalyeleri ile birlikte birkaç hikaye daha mevcuttu. Aralarından biri de Beowulf’tu. Onu da okudum okumasına da, balatların çevirileri biraz sıkıntılıydı. Bu yüzden detaylar hariç genel mevzuyu okuyarak hatırlamıştım. Sonra da kendime şöyle demiştim: “Eğer bu destanı unutursam tekrar okuma zahmetine girmektense gider filmini izlerim”. Öyle de oldu. Unutmak ve hatırlamak için re-watch etmek bugüneymiş.

Filmin ana tema müziği çok güzel. Dinledikçe dinleyenin içini hırsla dolduruyor. Eline kılıç alıp sallayası, ilk gördüğü orku biçesi geliyor insanın. Hikayesi de bildiğimiz Beowulf. Orijinal masala olabildiğince sadık kalmışlar.

Görsel anlamda yılına göre oldukça iyi bir işçilik çıkarmışlar. Tabii kendisinden iki sene önce çıkmış olan Final Fantasy VII: Advent Children ile kıyaslanamaz. Çünkü FF7:AV gerçek bir CGI animasyondu. Beowulf, motion-capture ile yapıldığı için animasyon kategorisinde değerlendirmedim.

Filme puanım 7/10. Ortalarında biraz sıkabilme olasılığı olsa da izlenebilitesi yüksek bir yapım.