Hajime No Ippo

Seri Çıkış Tarihi: 4 Ekim 2000 – 27 Mart 2002

Türü: Komedi – Spor – Drama – Shounen

Bölüm Sayısı: 75

İzlenme Tarihi: 7 Ocak 2018 – 5 Mart 2021

Spor animesi izlemeyi çok seven biri olmama rağmen Hajime No Ippo izleme konusunda yıllarca ayak direttim. Boks dene sporu oldum olası sevemedim. Hatta boks özelinde değil genel olarak içinde gerçek insan barındıran ve martial arts olarak geçen hiçbir aktiviteyi seyretmeye uygun bulmuyorum. Bu ilgisizliğim nedeniyle de Ippo’dan uzak kaldım.

Ippo’yu izleme kararını nasıl aldığımı hatırlamıyorum. Ancak çok da sağlam bir sebebe dayanmadığını farz edebilirim. Çünkü başladığım gün sadece ilk bölümünü izlemişim ve devamını getirmemişim. Düzenli izlemeye ise 28 Ocak 2021’de başladım. İlk bölüm de dahil olmak üzere seriyi baştan sona izleyip bitirdim.

Hajime No Ippo ile iki büyük derdim var. Birincisi odaklandığı spor olan bokstan kaynaklanıyor. Gerçekten zerre kadar umursamadığım bir spor bu. İkincisi ise önüne gelen herkesi yenen bir ana karaktere sahip olmasıydı. Seri boyunca bir sürü kaliteli karakter Makunoichi Ippo’nun yumrukları altında ezilip gitti. Özellikle de Miyata, Hayami, Ryo ve Volg ile yaptığı maçlarda Ippo’nun neredeyse son anda şans eseri zafer almış olması beni acayip sinirlendirmişti. Neyse ki Eiji Date’den sağlam bir dayak yedi de kendine çekidüzen verdi. Tüysiklet şampiyonunu da tek seferde yenebilmiş olsa seriye 6 falan verip geçerdim. Neyse ki sonrasında Sendo Takeshi denen sevimsiz Osakalı çocuk ile tekrar karşılaşma fırsatı buldu da gerçekten Ippo’nun kazanmasını istediğim bir maç seyredebilmiş oldum.

Anime uyarlamasının ilk iki openingi ile birinci endingi çok hoşuma gitti. Özellikle ilk openingin melodisi kulağıma çalındığında kendimi sözlere katılmaktan alamıyorum.

Özetle ilk 50 bölüm Ippo’nun galibiyet serisi canımı sıksa da sonra 25 bölümde dengelerin daha inandırıcı kurulmuş olması seriye karşı nefret beslememin önüne geçti.

Seriye puanım 8.5/10. Anime son çeyrekte istediğim rotaya girdi o yüzden de mutlu ayrılabilmeyi başardım. Devam filmleri ile sezonlarına da en kısa zamanda devam etmeyi planlıyorum.

Initial D First Stage

Seri Çıkış Tarihi: 19 Nisan 1998 – 6 Aralık 1998

Türü: Aksiyon – Yarış – Drama – Seinen – Spor

Bölüm Sayısı: 26

İzlenme Tarihi: 22 Haziran 2017 – 26 Ocak 2021

Bu seri ile olan tanışıklığım 2013 yılına uzanıyor olması lazım. Anime ile hiç alakası olmayan ancak son derece araba düşkünü bir arkadaşım sayesinde öğrenmiştim. Kendisi bir gün bana gelip Initial D isimli bir yarış animesi izlediğini söyledi. Ben ise ismini ilk kez duyduğum için sadece dinlemek ile yetinmiştim.

Arabalar ve yarış müsabakaları Underground 2 ile Most Wanted oynadığım dönemden beri ilgimi çekmiyordu. Arada bir oynadığım yarış oyunları da çıkmıyor değil. Onrush ve Rocket League gibi yapımlara epey saat gömdüm. Ancak bunları oynamış olmam genelde casual a kaçan veya yarış ile birlikte yanında ilgi çeken başka bir öğe barındırmasından kaynaklanıyordu. Ha bir de yakın zamana kadar NFS Payback oynuyordum. Ancak final yarışından evvelki son üç çete liderini yenemediğim için oyunda tıkanıp kalmıştım. Bu dediğimin üzerinden birkaç ay geçti tabii ama yine de arabalara karşı ufak da olsa bir ilgimin başladığını itiraf etmem gerekir.

Initial D’ye geçen hafta devam etme kararı aldım. Seriyi 2017 yılında dört bölüm izleyip bırakmıştım. Kaldığım yerden izlemeyi sürdürdüm ve garip bir şekilde seri beni birden kendine çekti. İşe gidip gelirken en büyük eğlencem Takumi’nin driftlerini izlemek oldu bu süreçte.

Serinin sahip olduğu müzikler gerçekten harikaydı. Anime ile uzaktan yakından alakası olmayan insanlar dahi dinleyip keyif alabilirler. Temposu yüksek ve canlandırıcı etkiye sahip müzikler bunlar. Yarış sırasında çalmaya başlayınca deli gibi moda sokuyor insanı. Kendimi direksiyon başında gibi hissediyorum. En sevdiğim OST’ler Dejavu, Gas Gas Gas ve Running In The 90’s.

Animeye puanım 8.5/10. Oldukça sürükleyici ve eğlenceli bir seriydi. En kısa zamanda devam sezonlarını da izleyeceğim gibi duruyor.

Bakuten Shoot Beyblade

Seri Çıkış Tarihi: 8 Ocak 2001 – 24 Aralık 2001

Türü: Aksiyon – Macera – Komedi – Spor – Shounen

Bölüm Sayısı: 51

İzlenme Tarihi: 15 Şubat 2016 – 24 Ocak 2021

Türkiye televizyonlarında tüm bölümleri baştan sona yayınlanan nadir animelerden biri sanırım kendisi. Seriyi tekrar izlemeye başladığımda fark ettim bunu. İlk bölümden son bölüme değin parça parça hatırladığım sahnelere rastladım. Dünya turnuvası bölümleri sonrasında Çin, Amerikan ve Rus takımı dövüşleri aklımda çok büyük yer etmişti. Hatta bunları öyle net anımsıyordum ki kötü adamlardan oluşan Canavar takımı ile Avrupa takımlarını görünce şaşırdım. Şaşırdığım mevzu aklımda hiç yer etmemiş olmalarıydı.

Beyblade ilkokul hayatıma renk katan beş büyük Japon yapımı çizgi filmden biriydi. Bu beş seriye ait tasoları biriktireceğim diye cips bağımlısı haline gelmiştim. O tasolar arasında Digimon ile Beyblade’inkiler çok özel bir yere sahiptir. Digimon’un kenarları tırtıklı tasoları bile uzağa fırlatma yarışı falan yapardık. Beyblade’in tasoları ise animedeki etkinliğe daha yakın bir tecrübe sunardı. Ortasında çubuk takmak için bırakılmış bir boşluk bulunurdu. O çubuklar da hırsla oynayan çocukların elinde üç dört çevirmeden sonra mahvolurdu. Ancak yine de biriktirmesi ve oynaması en keyifli olanlar benim için Beyblade idi.

Seriyi 2016’da izlemeye başlamış olsam da çerezlik seri muamelesi etmiştim. Muhtemelen ayda bir iki bölüm falan izliyordum. 2017’de animeyi bıraktığım vakit her seri ile alakamı kestiğim gibi Beyblade’e de son vermiştim. Ancak 2018 yılında, beni animeye tekrar ısındırabilir umuduna kapılarak izlemeye devam ettim. Epey izledim sanırım. İtalya bölümünde Giancarlo’nun Takao ile yaptığı ilk kapışmayı yenişinin ardından da seriye ara vermiştim. 2020 yılının yaz mevsiminde, serinin kalan son 15-16 bölümünü de izleyip tamamen rafa kaldırayım istedim. Böylece izlemeye tekrar dönmüş oldum. Ancak bu sefer de nadiren izlediğim için finale ulaşmam ancak bugünü buldu.

Seriye puanım 6.5/10. Beyblade çocukluk anılarımda kalan haliyle çok daha havalı bir animeydi. Ancak tekrar izlediğime çok da pişman etti diyemem.

Shingeki No Kyojin Season 3

Seri Çıkış Tarihi: 23 Temmuz 2018 – 15 Ekim 2018

Türü: Aksiyon – Askeri – Gizem – Drama – Shounen

Bölüm Sayısı: 12

İzlenme Tarihi: 21 Aralık 2020 – 3 Ocak 2021

Shingeki No Kyojin anime çıkış yaptığı gün anime seyircileri arasında büyük olay yaratmıştı. Her bölümüyle birlikte izleyenleri daha da meraklandırıyordu. Yarattığı gizemin yanında sunduğu aksiyon da hiç sıkmadan kendisini takip ettirmeyi başarıyordu. İlk beş bölümü animede güncel olarak izlemiştim. Beşinci bölümün sonunda Eren’in bir dev tarafından yenilmesi beni altıncı bölüm için aşırı heyecanlandırmıştı.

O bir hafta nasıl geçti inanın ben bile bilmiyorum. İlk beş bölümü indirmiş ve USB ile sınıf bilgisayarına atmıştım. Öğle arasında sınıfta kalan kim varsa o bir hafta boyunca beş bölümü benimle birlikte izleyip durdular. Muhtemelen içlerinden çok söylenmişlerdir ama kimse bana engel olmadığı için eylemime devam etmeyi sürdürdüm. Altıncı bölümün çıktığı gün ise kafayı yedim. Çünkü bölüm olayın devamını anlatmak yerine Eren ile Mikasa’nın geçmişini konu alıyordu. Öyle bir merak seline kapılmıştım ki bir hafta daha bekleyemedim. Altıncı bölümün çıktığı günün akşama açtım ve SNK mangasını okumaya başladım. Benim okumaya başladığım dönemde güncel sayı 45 idi. Yanlış hatırlamıyorsam eğer Reiner ile Berthold’un kimliklerini yeni açıkladıkları kısımlardı. Neyse işte bu şekilde mangayı okumaya başladım ve 7 senedir de aksatmadan okumaktayım.

Mangayı temel alarak takip ettiğim için anime sezonlarını hep göz ardı ettim. Hatta sezon 2’yi yayınlanması bittikten neredeyse bir sene sonra falan izlemiştim. Bu sezonu da yayınlanmasının üzerinden 2 sene geçtikten sonra izlemiş oldum. Ancak bu durum benim işime geldi. Çünkü bu olayların gerçekleştiği sayıları okuyalı yıllar olmuştu. Sina Duvarı içerisinde dönen siyasi olayların bir kısmını unutmuştum. Bu sayede de hatırlamış oldum.

Ayrıca bu sezonu izleme kararı almamın en büyük sebebi sezon 4ün çıkış yapmış olmasıdır. İzlediğim animeler listesinde sırayı bozmamak için -yani s3 ve s3p2’yi izlemeden s4’e atlamamak için- bunları aradan çıkarayım dedim. Yukarı da bahsettiğim gibi bunu yapmış olmaktan pişman değilim. Animeyi izlemek unuttuğum detayları hatırlamamı sağladı.

Sezona puanım 8/10. Shinganshina bölgesinde geçen olayları konu alan devam sezonunu da en kısa sürede izleyeceğim.

Akudama Drive

Seri Çıkış Tarihi: 8 Ekim 2020 – 24 Aralık 2020

Türü: Aksiyon – Sci-Fi

Bölüm Sayısı: 12

İzlenme Tarihi: 15 Kasım 2020 – 27 Aralık 2020

Uzun zamandır orijinal anime serisi tüketmemiştim. Düzenli anime izlemeye aşağı yukarı bir sene önce dönmüş olsam da, bu aralığın öncesi ve sonrasında izlemiş olduğum yapımların hepsi uyarlama türünde işlerdi.

Bu açıdan bakıldığında Akudama Drive’ın bize ne vaat ettiğinden emin olamamıştık. Çok kötü veya vasat bir iş ile karşılaşma ihtimalimiz epey yüksekti. Ancak dizi ilk altı bölümünde izlemeyi bırakmamış olan seyircilerini, oldukça başarılı yazılmış son altı bölümüyle ödüllendirmekten geri kalmıyor.

Serinin ilk yarısında Hoodlum haricinde hiçbir karakteri beğenmemiş olsam da sahip olduğu aksiyon dozajı ve maceraya çıkma hissini iyi kotarmış olması beni izlemeye devam ettiren unsurlar oldu. Son yarıda hikayenin daha karanlık bir hale girmesi beni sevindirdi.

Toplum düzeni korumak niyetiyle güvenlik teşkilatlarının ‘kötülükle mücadele’ adı altında masumlara da zarar verebileceğinin fena olmayan bir örneğini sergiliyor. Özellikle son iki-üç bölümde V For Vendetta hissi almamak elde değil. Finali ortalamanın bir-iki tık üstü diyebilirim.

Seriye puanım 7/10. İzlediğime pişman ettirmeyen bir seri olduğu için müteşekkirim.

Dororo

Seri Çıkış Tarihi: 7 Ocak 2019 – 24 Haziran 2019

Türü: Aksiyon – Macera – Tarihi – Shounen – Doğaüstü

Bölüm Sayısı: 24

İzlenme Tarihi: 11 Şubat 2019 – 15 Kasım 2020

Dororo geçen senenin başında çıkış yapmıştı. O vakitler seriye dair birkaç görsele denk geldikten sonra içimden, “işte beni anime izlemeye geri döndürecek olan şey bu” demiştim. Ardından büyük bir hevesle başlamıştım izlemeye. Birkaç bölümü güncel takip ettikten sonra onun da devamını getirememiştim. Yine de anime izlemediğim dönemi bitirmesi açısından benim gözümde oldukça önemli bir yere sahiptir.

Sengoku döneminde geçen fantastik kurgulardan biri olmasına rağmen kendi farklılığını bir şekilde ortaya koyabiliyor. Hikayemiz daimyo görevini sürdürmekte olan Daigo hanesinin reisinin ilk çocuğunun doğması ile başlıyor. Bakımından sorumlu olduğu toprakların yıllardır kıtlık çekmesi yüzünden perişan hale gelmiştir. Çareyi ilk doğan çocuğunu on iki şeytana adamak ve karşılığında toprakların tekrar eski verimine kavuşmasını sağlamakta görmüştür. Böylece hikayemizin ana karakteri olan ve daha sonra Hyakkimaru adını alacak olan dostumuz öz babası tarafından iblislere yem edilir. Derisi dahil tüm vücut uzuvlarını ve fiziksel duyularını kaybeden bebek Hyakkimaru, onu öldürmeye kıyamayan ebe (veya başkası tam hatırlayamadım) tarafından bir sepete konularak nehre bırakılır. Musa peygamber öyküsünde olduğu gibi nehir aşağı sürüklenen bebek, Biwamaru isimli gizemli bir biwa çalgcısı tarafından bulunur. Onun tarafından kurtarılır ancak daha sonra tekrar yolları ayrılır. Velet Hyakkimaru’yu bu sefer Jukai isimli bir savaş doktoru sahiplenir. Kendisi geçmişteki hatalarının kefaretini, savaş alanında uzuvlarını kaybetmiş cesetlere protez takıp onları eski görüntülerine kavuşturarak ödemeye çalışan dindar bir Budisttir. Hyakkimaru’nun haline acır ve ona takma uzuvlar yaparak bir kukla gibi baştan aşağı donatır.

Yıllar gelir geçer. Hyakkimaru kendisine babalık yapan Jukai’den ayrılır. Takma koluna yerleştirilmiş kılıcını kullanarak şeytanları avlamaya koyulur. Yolculuğu sırasında ona Dororo isimli küçük bir kız çocuğu eşlik eder. Hyak’ın yolculuğundaki asıl amacı da iblislerin yem ettiği vücut parçalarını onları öldürerek geri almaktır. Her bir öldürdüğü şeytan ile bir uzvunu ve duyusunu geri kazanan Hyak, izlediğimiz her bölümle birlikte kişilik ve yetenek olarak bir seviye daha atlar.

Dororo, Hyakkimaru’nun katarsise erişmesinde büyük rol oynamaktadır. ‘Abisinin’ intikam serüvenine adım adım şahit olur. Hyakkimaru öyküsünün finaline eriştiğinde, onun daima insan yanına dokunmayı sürdürmekte olan bu çocuk sayesinde kurtulmayı başarır.

Animenin sahip olduğu melankolik havayı çok beğendim. Beni izlemeye devam ettiren şey bu oldu. Ayrıca öykünün ilk yarıdan sonra karakterler arasındaki iyi-kötü dengesinin değişmiş olmasını da sevdim. Birçok insanı kurtarmak için bir kişiyi feda etmek; bir kişinin başkalarına büyük zararlar vermesine rağmen kendisine ait olanı geri almayı istemesinin bencillik olup olmadığı; yalnızca topraklarındaki insanları korumak isteyen bir prensin onlara dolaylı olarak zararı dokunan kardeşini öldürmek zorunda kalması ve benzeri olaylar etik ve adalet olgularını da sorgulatabiliyordu. Bundan dolayı takdirimi kazandı.

Animeye puanım 8.5/10. Bir yarım puan daha artırıp artırmama konusunda çok arada kaldım. Sonrasında yarım puan fazla verdiğim onlarca seriyi düşünüp bunu da artırmayı uygun gördüm.

ACCA: 13-ku Kansatsu-ka

Seri Çıkış Tarihi: 10 Ocak 2017 – 28 Mart 2017

Türü: Gizem – Polisiye – Drama – Seinen

Bölüm Sayısı: 12

İzlenme Tarihi: 11 Ocak 2017 – 7 Ekim 2020

Hikayesi muazzam olmamasına rağmen görür görmez kendisine bağlandığım serilerden biri de ACCA idi. Seri çıkış yaptıktan bir gün sonra izlemeye başlamış olsam da genel halet-i ruhiyemden dolayı devam etmemiştim. Ancak o yavaşlıkla yalnızca altıncı bölüme kadar gelebilmiştim. Geçen hafta bitirmek için tekrar giriştiğimde önceden izlemiş olduğum son iki bölümü tekrar izleyeyim dedi. Ortada bir gizem döndüğü için detayları anlamak ve hikayeyi ona göre takip etmek istiyordum. Bu yüzden beşinci bölümden izlemeye devam ettim.

Dowa Krallığı adı verilen bir ülkede on üç alt bölge bulunmaktadır. Bu bölgelerin her birinin kendine has coğrafyası ve kültürü vardır. Krallığın koruyucusu ve bütünlüğünü sağlayan tutkal görevini gören ACCA isimli bir militer yapı mevcuttur. Öykümüz de krallığın 99. yılında geçmekte. Yüzüncü yılın yaklaşması ile ortalıkta bir huzursuzluk tomurcuklanmaya başlar. İyice yaşlanmış olan kralın yerini torunu olan Prens Schwan’a bırakacağı söylentileri dolaşmaktadır. ACCA içinde bir takım darbe yanlısı üst düzey yöneticiler baş gösterir. Bunun sebebi de Schwan’ın başa geçtiği takdirde ACCA’yı ortadan kaldırmak isteyeceği düşüncesidir. ACCA içindeki krala sadık Korore bölge sorumlusu Mauve, Jean Otus isimli bir müfettişi on üç bölgeyi teftiş etmesi için görevlendirir. Görünürde bölgelerin ne durumda olduğunu gözetleyen Jean, aslında gizli bir şekilde darbe yanlısı valileri deşifre etmeye çalışmaktadır.

En başta da dediğim gibi über süper bir senaryosu olmamasına rağmen animenin sahip olduğu sanat dizaynı benim çok hoşuma gitti. Karakter tasarımları, renk seçimleri ve müzikler, karşılaşılınca insanı kendine çeken bir büyüye sahip.

Animeye puanım 7.5/10. İzleyecek sakin bir şeyler arayanların mutlaka göz atmasını öneriyorum.

Devilman Crybaby

Seri Çıkış Tarihi: 5 Ocak 2018 (Netflix)

Türü: Aksiyon – Dementia – Korku – Doğaüstü

Bölüm Sayısı: 10

İzlenme Tarihi: 21 Ocak 2018 – 2 Ekim 2020

Hayatım boyunca hep yeni hobiler edinmeyi sevmişimdir ancak bunların çok azını sürdürebilecek gücü bulabildim. Tiyatro, origami, buz pateni vb. aktiviteler mimarlık fakültesi öğrencisi olduğumdan dolayı zaman ayırmak gerekmesinin yanında, maddi olarak da zorluk çıkarıyordu. Bu yüzden zamanla maddi ve zamansal olarak beni daha az yıpratan aktivitelerimi yapmayı sürdürürken fazlalıkları birer birer bıraktım ve azalttım. Animeye ilk başladığım zamanlarda bu işin ilkini kimler yapmış, hangi seriler varmış diye merak ediyordum. Osamu Tezuka’nın elinden çıkan Astroboy ve Go Nagai’nin eseri Devilman ile işte o zaman tanışmıştım. Keşfetmiş olmama rağmen sadece bilmiş olmakla kaldım. Aklımın bir köşesinde durmalarına rağmen bir türlü izleme isteği bulamamıştım.

İki sene evvel Devilman Crybaby çıkış yaptığında anime takipçisi kitleler epey mutlu olmuştu. Onlarca yıl sonra diriltilen bir öykü tekrardan on binlerce insanı etkilemişti ve hakkında konuşturtmuştu. Ben o dönem animeye ara vermiş olmama rağmen etkileşimde olduğum insanların hype tufanına kapıldım.

Sanat tasarımının Tatami Galaxy’ye benzediğini görünce şaşırdım. Bu tarzı The Night Is Short, Walk on Girl gibi tatlı slice of life yapımlarla özdeşleştirdiğim için, karanlık bir öykü anlatmasını beklediğim seriye yakıştıramadım. Bölümün sonunda çizimlerin iyice zıvanadan çıkması ve gerçekten rahatsız edici şekillere bürünmesi ile seriyi izlemekten vazgeçtim.

Çıkışından geçen bunca süre boyunca Crybaby dizisinden toplamda dört bölüm izlemiştim. İzlemeye başlayınca sıkılıyordum. Bu yüzden bazı metro seferleri sırasında açıp 3-4 dk seyrediyor ve tekrar kapatıyordum. Hatta dördüncü bölümü tamamlayamamıştım. Geçen hafta bitirmeyi kafama koyduğum için ikinci bölüm itibariyle tekrar izlemeye başladım. Bu sefer çizimlere karşı daha hoşgörülü idim. Yine de bazı şeytan tasarımları aşırı absürt ve çirkindi ki, stüdyo bilerek mi böyle yapmış yoksa işten mi kaytarmışlar emin olamadığım. Aslını bilemiyor olsam da son dört bölüme geldiğimde bu seçimi epey yerinde buldum.

Hikayede insanların şeytanlara karşı verdikleri tepkilerin büyüklüğünü, onları görünce içine düştükleri korkuyu idrak etmek böyle daha kabul edilebilir oluyordu. Havalı antropomorfik tasarımları olsa “Niye bu kadar iğrendiler ki?” diye sorabilirdik. Seyirci olarak bizler dahi bu kurgusal eserdeki şeytan tasarımlarına bakarak rahatsız oluyorsak, öyküdeki insanların verdikleri tepkinin daha inandırıcı geldiğine kanaat getirdim. Bu yüzden de çizimler serinin sonlarına doğru gözüme daha uygun gözüktü.

İnsan ve insan-olmayan arasında sürüp savaşta iki tarafı da barışa yönlendirmeye çalışan ve iki taraftan da dışlanan bir kahramanın trajik öyküsü bu. 1972 yapımı orijinal anime ile Crybaby aynı öyküyü mü anlatıyor bilmiyorum. Ancak eğer aynı ise dönemine göre gerçekten harika bir öykü. Bugünün standartlarına göre ele alınca da çok çiğ durmuyor. Bunu başarmış olmaları bile takdiri hak ediyor.

Seriye puanım 8/10. Özellikle son iki bölüme bayıldım. Kullanılan sembolizm ve kahramanın trajik öyküsü görülmeye değerdi. Vaktinde önyargılarımı aşıp da seriye devam etmediğim için pişman oldum.

Kekkai Sensen & Beyond

Seri Çıkış Tarihi: 8 Ekim 2017 – 24 Aralık 2017

Türü: Aksiyon – Komedi – Fantastik – Doğaüstü – Shounen

Bölüm Sayısı: 12

İzlenme Tarihi: 3 Kasım 2017 – 26 Eylül 2020

Anime izlemeyi çok sevmeme rağmen hayran kitlesine dahil olduğum çok az eser vardı. Bundan altı ya da yedi sene evvel her fırsatta HxH, Jojo ve Berserk’in misyonerliğini yapıp dururdum. Bu üç seri de eninde sonunda burada da popülerlik kazandı. Bunu tek başıma başarmadım tabii ki. Yine de kendi çabalarım sayesinde onlarca kişiyi bu eserlere başlatmayı başardım. Bunlar yine dünya genelinde epey popüler çalışmalardı. Yalnızca buradaki insanlar pek ilgi göstermiyordu.

Bundan ayrı olarak ikinci tip hayranlık beslediğim seriler de vardı. Bunlar dünya genelinde de izleyen kimselerin beğendiği ama hiçbir zaman gündemde yer etmemiş çalışmalardı. Bunları Baccano, Genshiken, Mushibugyou, Drifters ve Kekkai Sensen şeklinde örneklendirebiliriz. Kıyıda köşede kalmış işler değiller ancak insanlar yine de izlemeden geçebiliyorlardı bunları. Ben de öneri talep eden olduğunda bunlara göz atmasını tembihliyordum.

Yıl 2017. Malum yıl. Kekkai Sensen’i çok sevmeme rağmen yeni sezonu çıktığında yalnızca iki bölüm izleyebildim. Yaklaşık üç senenin ardından izleyip bitirmeyi kafama koydum. Birer ikişer izlerken bir de baktım anime bitmenin eşiğine geldi. Bu son bölümü izlemeye elim gitmedi bir türlü. Bitmesini hiç istemiyordum. Ancak sondan bir önceki bölümde yaşanan olayın devamında ne olacağını da merak etmiştim. İki gün kadar kendime hakim olabilsem de bugün yani üçüncü gün pes ettim. Son bölümü de izledim ve artık izleyebileceğim yeni bir Kekkai Sensen bölümü mevcut değil.

Böyle anlarda hüzün ve neşeyi bir arada yaşıyorum. Filmler, oyunlar ve animelerle neden bu kadar duygusal bağlar geliştirdiğimi anlayamıyorum. Sanırım yeterince olgunlaşamadığım için oluyor bunlar. Yine de halimden memnunum. Şikayetçi olduğum söylenemez.

Seriye puanım 8.5/10. İlk sezonun altında kalmadan, yakaladıkları eğlence düzeyini bozmadan harika bir iş çıkarmışlar. Dilerim en kısa zamanda üçüncü sezona dair haberler alabiliriz.

Yahari Ore no Seishun Love Comedy wa Machigatteiru.

Seri Çıkış Tarihi: 5 Nisan 2013 – 28 Haziran 2013

Türü: Komedi – Drama – Romantik – SoL

Bölüm Sayısı: 13

İzlenme Tarihi: 17 Ekim 2018 – 25 Eylül 2020

Animenin dibini gördüğüm vakitler lisede okumaktaydım. O vakitler sosyal medyadaki anime-manga sayfaları da epey etkindi. Acayip eğlenceli bir ortam vardı. İnsanlar ortak bir kanaldan beslendiği için bazen yeni seriler keşfetmek zor oluyordu. Bu tarz gruplarda muhabbet eden üyeler genellikle farklı bir türün uzmanına dönüşüyordu. Tavsiye isteyen kişilere direkt yardımda bulunuyorlardı.

Hah işte Oregairu böyle gruplarda hiç konuşulmazdı. Çünkü çıktığı günden itibaren epey popüler bir seri olarak devam etti. Hikigaya Hachiman triplerine giren ergenlerle alay dahi edilirdi. Ben de o zamanlar anime kültürümü geliştirmeye çabaladığım için hep egzantirik işlerin peşinden koşmuştum. Oregairu zaten hep ortada duruyor. Elbet bir gün izlerim deyip ertelemiştim. O ertelemeler 5 yılı buldu. Her ne kadar 2018’de başlangıç yapmış gözüksem de aslında yalnızca bir bölüm izlemiştim. Kalan 12 bölümü ise bu son bir-iki ay içinde izledim sanırım.

Geç izlemiş olmaktan yana biraz pişmanım diyebilirim. Bugün itibariyle 3. sezonu final verdi. Seri resmi olarak son buldu. Ben ise tamamen habersiz bir şekilde yarım bıraktığım serileri tamamlama gayreti içinde olduğum için seyretmekteydim. Eğer üçüncü sezonun başladığından ve onun son sezon olacağından haberdar olsaydım izleme işini birkaç ay erkene alabilirdim. O heyecana ve buruk ayrılık hissine ortak olamamış olmak beni üzüyor. Yine de geç oldu ama güç olmadı diyerek kendimi avutmaya çalışıyorum.

Ana karakter kadrosunu çok beğendim. Aralarındaki gerilim ve kırılgan arkadaşlık bağının yarattığı komik durumlar, hikayenin devamını seyretmeye karşı bir arzu uyandırıyor. Bu yüzden de araya birkaç başka seri kattıktan sonra ikinci sezonuna başlamayı planlıyorum.

Seriye puanım 8/10. Hikayenin komedi ve dram dengesi güzel tutturulmuş. İzlerken zaman su gibi akıp geçiyor.