Fire Emblem: Radiant Dawn

İlk piyasaya sürülme tarihi: 5 Kasım 2007

Geliştirici: Intelligent Systems

Tür: Tactical RPG

Platform: Nintendo Wii

Oynama Tarihi: 19 Şubat 2023 – 7 Ekim 2025

Fire Emblem Radiant Dawn tam 57 saat 26 dakika 1 saniyelik bir oynanış sonunda 20 lvl Vanguard classlı Ike ile final verdi.

Path of Radiance‘ı bitirdiğim zaman hikaye açısından Fire Emblem oyun serisinin en iyisi olduğunu belirtmiştim. Oynanış açısından ise New Mystery of the Emblem‘i beğendiğimi belirtmiştim. Ancak an itibariyle gönül rahatlığıyla söylebilirim ki şu ana değin oynadığım Fire Emblem oyunları içinde en zorlandığım ve aynı zamanda en çok sevdiğim oyun Radiant Dawn oldu.

Peki Radiant Dawn’ı farklı kılan şey neydi? Fire Emblem adıyla çıkmış ilk 12 main title içinden 7 tanesini bitirmiş biri olarak bu sorunun cevabını sadece grafikler, hikaye, karakterler şeklinde anlatamayacağım. Radiant Dawn daha prologue bölümünde iken bile beni hikayesiyle kendine çekti.

Micaiah isimli gümüş saçlı bir kahin kız ve bir önceki yapımdan tanıdığımız Sothe, Dawn Brigade adını verdikleri bir oluşum ile Begnion İşgal Ordusu’na karşı gerilla taktiği ile mücadele ettiklerini görüyoruz. Ekibe katılan karakterlerin sayısının artması ile birlikte grup adını Daein Özgürlük Ordusu olarak değiştiriyor.

Oyunun aldığı bir kararı taktir etmek için hikayeyi anlatmaya ara veriyorum. Kısaca toparlamam gerekirse, bu bir devam oyunu. Haliyle bizim oyuncu olarak, Radiant Dawn öncesinde bu oyunda göreceğimiz karakterlerin birçoğuyla evvelinde karşılaşmış durumdayız. Hangi karakteri sevdiğimi, hangisini tercih etmediğimi bile hemen hemen hatırlıyordum.

Oyun tasarımı ile uğraşan ekibin tüm oyunu üç ana “ordu” üzerine inşa edelim demiş olmaları çok hoşuma gitti. Böylece savaş alanında seçtiğimiz küçük bir azınlık ile oynayıp hep onları seviye atlatmaktansa, hikayenin farklı taraflarını farklı ana karakterlerin gözünden görerek, önceden tanıdığımız ancak dağınık halde kümelenen birimlerin de hepsine oynanış süresi vermiş oluyoruz.

Hikayede sırasıyla önce Micaiah önderliğindeki Dawn Brigade, ardından Elincia liderliğindeki Crimean Royal Knights ve son olarak da Ike önderliğindeki Greil Mercenaries ile oynama şerefine nail oluyoruz. Ike’ın hikayeye en kritik noktada dahil olması bana Marineford’a gelip savaşı durduran Shanks’ı anımsattı.

Part 2’nin finalindeki idam sahnesi oyunun beğendiğim kısmıydı diyebilirim. Elbette Zelgius’un daha sık gözüktüğü Part 3’ün ortalarında Ranulf ile yaptıkları birebir dövüş de çok hoşuma gitmişti.

Radiant Dawn’ın daha karanlık bir tonu vardı. Daha önce oynadığım diğer 6 Fire Emblem oyunu ile kıyaslarsam en hard tema sanırım bu oyunda idi. Dünyadaki her canlının taşa dönüştürülmüş olması işin ciddiyetini bir tık yukarı taşıyor.

Path of Radiance’ta var olup ağzımıza bir parça çalınan birtakım temaların bu oyunda daha derin işlenmiş olması da ayrı bir mutluluk kaynağı oldu.

Farklı canlı ırkları, dünyadaki canlılığın yaratılışı, bin senelik sınav ve yok ediliş kehaneti, eski dostların ülkelerinin iyiliği uğruna zoraki düşman hale gelişi, istemeyerek verilen bir savaş, boşa yitirilen canlar ve beyhude fedakarlıklar…

Oyun mekanik olarak Path of Radiance’ın üzerine pek bir şey koymamış. Her birim silah veya item olacak şekilde toplam 7 ekipman taşıma hakkına sahip olmuş. Bölümler ve düşmanlar oldukça zorlayıcıydı. Bu sebeple üç karakterimi yitirmiş oldum. Bunlar Part 3-13’te ölen Meg ile Part 4-F5’te kaybettiğim Gareth ve Skrimir idi.

Açıkçası endgame karakter öykülerinde biraz daha çeşitlilik beklerdim. Örneğin Gareth’in ölümü hakkında birkaç bir şey konuşabilirdi Kurthnaga. Veya Caineghis, yitirdiği oğlu Skrimir hakkında Ike ile biraz laflayabilirdi. Ama bu kısımları es geçmişler.

Part 4’ün zorlayıcılık gerçekten başıma ağrılar soktu. Özellikle de son 5 bölüm felaket sürükleyiciydi. Öğrendiğimiz plottwistler de fena değildi. Son karşılaşmaların duygusal yoğunluğu arka plan müzikleri ile güzel desteklenmişti. Çoğu kez Ike ile birlikte kılıcımı savurup düşmana tehditler savurmayı diledim.

Esere puanım 9/10. Bir süre Fire Emblem detoksu yapacağım. Sonraki devam oyunum muhtemelen 3DS’te sahip olduğum Awakening olacak.

Haçiko: Bir Köpeğin Hikayesi

hachiko

Orijinal Adı: ハチ公物語 (Hachikō monogatari) (1998)

Yönetmen: Seijirou Kouyama

Türü: Biyografik – Drama – Aile

İzlenme Tarihi: 5 Ekim 2025

Hachiko’nun orijinal hikayesini izlemeyi uzun zamandır planlıyordum. Ancak bir türlü fırsatını yaratıp da bu kült drama filmini izleyemedim.

Ufukta beliren Japonya gezimizin öncesinde Shibuya meydanında yer alan Hachiko heykeliyle daha samimi bağ kurabilmek için seyahat öncesi filmi deneyimleme kararı verdik. Böylece izlemeye koyulduk.

Hachiko’nun adının birbirinden ayrı yönlere bakan ön patilerinin şeklinden (ハ – hachi Japonca sekiz demek) geldiğini öğrenmek hoş oldu. Her gün yeni bir bilgi.

Koca şehirde bir tanecik insan evladı bu çocuğa sahip çıkamadı ya. Tüm film boyunca buna kahroldum. Kimse al evine sok, yatağında yatır demiyor. Hiçbirinizden Ueno abinin gösterdiği ilgiyi beklemedim fakat en azından biraz sevgi görebilirdi bu çocukcağız.

Hachi’nin sokaklarda dolanırken şapşal bir sırıtış takınması beni mahvetti. Köpeğe de oyunculuk payesi vermek gerek. Tatlı ve sevecen olma rolünü oldukça başarılı bir şekilde yerine getirmiş. İnsanın kucağına alıp mıncırası geliyor.

Elbette hüzünlü finalden haberdardım. Yönetmen pek ajitasyona yer vermemiş ve kapanışı nispeten hareketli ezgisi olan bir şarkı ile yapmış olsa da ben birkaç dakika gözlerim dolu gezdim. Üzüldüm.

Esere puanım 7/10.

Vişne Bahçesi #Metin

Orijinal Adı: Вишнёвый сад (Vishnyovyi sad) (The Cherry Orchard) (1904)

Yazar: Anton Çehov

Çevirmen: Ataol Behramoğlu

Okuma Tarihi: 25 Eylül 2025 – 29 Eylül 2025

Bundan iki sene evvel soğuk bir sonbahar akşamı, iş çıkışının sırtına ve zihnime yüklediği yorgunluğa rağmen, Anadolu Yakası’ndaki mesaimi bırakıp hiç üşenmeden, yenilenen AKM’ye kadar üç aktarma yaparak gelmiş ve Vişne Bahçesi’nin tiyatro oyununu seyretmiştim.

Yazıya bu şekilde başladığım için tiyatro oyununu sevmediğimi anlamışsınızdır diye düşünüyorum. Tam olarak bu oyundan sonra Çehov ile arama mesafe koydum. Okumayı planladığım eserleri dahi listemde ilerilere öteledim.

Ancak geçen hafta iş yerinde yürüttüğümüz kitap kulübü tarafından bir sonraki okunacak kitabımız Vişne Bahçesi seçilince el mahkum bu metni aldım. Fakat işler beklediğim gibi gitmedi. Bu sefer eseri beğendim.

Değişen bir çağda, eski dönemin parazitleri olan derebeylerinin aile fertlerinin yaşadığı çaresizliği görmek düşündürücüydü. Hiçbir zaman kendi emekleri ile para kazanmamış, hiçbir meziyete sahip ve hiçbir zanaata yatkınlığı olmayan bu ailenin, ellerinde kalan tek aile yadigarı olan malikane ve onun vişne bahçesini nasıl gördüklerini eserin metninde daha iyi anlayabildim.

Onu eski dönemin bir hatırlatıcısı ve çocukluklarına dair bir hatıra olarak gören fertlerin yanında bunu bir para kaynağı, istemeseler de satıp borçlarını kapamalarını sağlayacak herhangi bir mal gibi düşünenler de vardı. Bu ikilemi ve duygusal git-gelleri deneyimlemek hoşuma gitti.

Esere puanım 6.5/10.

Ateşten Kalbe, Akıldan Dumana

Orijinal Adı: Lock, Stock and Two Smoking Barrels (1998)

Yönetmen: Guy Ritchie

Türü: Suç – Komedi

İzlenme Tarihi: 28 Eylül 2025

Guy Ritchie’yi Snatch filmi sayesinde tanımış ve çok sevmiştim. Ancak daha sonra diğer hiçbir filmine bakma fırsatı yaratmadım. Türkçe çevirisi alakasız olduğu için İngilizce orijinal başlığı ile bahsettiğim bu yapımı bulduğum ilk fırsatta izleyeyim dedim.

Kız arkadaşımla izleyecek film düşünürken aksiyon türünde bir şeyler izlemek istediğimize karar verdik. The Gentlemen’ın dizisini izleyip beğendiği için bir diğer Guy Ritchie yapımı olan Lock-Stock’u önermeyi uygun gördüm. O da beğenince oturup izlemeye başladık.

Ancak izlediğimiz saatin geç olmasından kaynaklı olacak, günün tüm yorgunluğunu üzerimizde hissetmemiz nedeniyle filmin ikinci yarısını pazar gününe bıraktık. İkiye bölerek izlemiş olsak da son yarıdan aşırı keyif alarak seyrimizi güzel bir şekilde noktalamış olduk.

Ritchie’nin yarattığı karakterleri çok seviyorum. Keşke milenyum başında yürüttüğü öykü anlatım yöntemi ve suç komedisi stilini terk etmemiş olsaydı. Bu tarzda daha fazla yapım tecrübe etmeyi isterdim.

Esere puanım 8/10.

Uzaklıklar, Eski Denizler (Kolektif)

Orijinal İsim: Kolektif

Yazar: Fernando Pessoa

Okuma Tarihi: 18 Eylül 2025 – 23 Eylül 2025

Fernando Pessoa hakkında hiç bilgi sahibi değildim. Bu kitabın önsözünü ve bu derleme için seçilmiş şiirlerini okuduktan sonra birtakım düşünceler zihnimde yer etmeye başladı.

Pessoa benim lisede iken yapmaya çabaladığım şeyleri gerçekleştirebilmiş birisi. Ben de aynı şekilde sahte kimlikler oluşturarak farklı öyküler yazıp aylık bir öykü dergisi oluşturma planı kurmuştum. Ancak hiçbir zaman o derece kendimi adama imkanı bulamadım.

Alvaro de Campos, Ricardo Reis ve Alberto Caeiro olmak üzere üç ayrı şair kimliği ve kalem adına sahipmiş Pessoa. Her biri için ayrı yaşam öyküleri bile kurgulamış. Farklı karakterler ve stillerde eser veren bu üç kurgusal adamın arasından Fernando Pessoa’nın gerçek kimliğine ulaşmak oldukça zor.

Alberto Caeiro ve Ricardo Reis adıyla yazdığı şiirleri çok beğendim. Alberto pastoral şiirler kaleme almış, doğa aşık bir şahıs. Ricardo ise lirik bir şair ve eserlerinde o yürek sızlatan tınıyı hissedebiliyorsunuz.

Alvaro de Campos, Denize Övgü şiirinin başında heyecanlı, hırçın bir kalemi olması nedeniyle bana Rimbaud havası vermiş olsa da, şiirin ortalarına doğru vahşet ve kabalık öven, şiddeti mantıksal bir çerçeveye oturtmaya ve idrak etmeye çabalayan garip bir şahsa büründü. Denize Övgü finalinde beni kendisinden tiksindiren bir şiir oldu. Ancak bu kalem adıyla yazdığı diğer şiirlerde aynı durum geçerli değil.

Genel olarak Pessoa’nın şiir anlayışını ya da doğru söylemek gerekirse üç alter egosundan ikisinin şiirlerini beğendim. Yarın bir gün tüm eserlerini de deneyimlemek istiyorum.

Silahlar

Orijinal Adı: Weapons (2025)

Yönetmen: Zach Cregger

Türü: Korku – Gizem – Kara Komedi

İzlenme Tarihi: 21 Eylül 2025

Ben ezoterik korku öykülerini seviyorum. Hatta katlanabildiğim tek korku içeriği bunlar diyebilirim. Paranormal, slasher ve gore benim kalemim değil pek. İşin içine paganik ögeler girince ben hemen atlayıveriyorum.

Weapons çıktığı zaman hakkından biraz bahsettirdi. O nedenle radarıma giren bir film oldu. İyi ki de girmiş. Ben izlerken keyif aldım. Sürükleyici ve sonunu merak ettiren bir yapım olmuş.

Bir ilkokul sınıfındaki 18 öğrenciden yalnız biri hariç hepsinin kaybolması üzerine polis ve veliler olayı soruşturmak için harekete geçerler. Sınıf öğretmeni, polis memuru, dedektif ruhlu bir baba ve bir berduşun farklı gözlerden anlatılan öyküsü ile olayın gizem perdesi aralanır.

Filmin en güzel olayı, hikayeyi farklı karakterlerin bakış açılarından anlatmayı tercih etmesi. Bu da olayların kronolojik bir sırada gerçekleşmesindense gizemin çözülmesine ne derece katkı sağlayacağı konusunda önem sırasında işleniyor denebilir. İzleyicisi sınıf öğretmeni Justine gibi en dışarı etken çemberinde kalan aktör üzerinden başlatıp finalde kaybolmayan tek çocuk olan Alex ile kapanış yapması da yerinde bir tercih olmuş.

Filme puanım 7/10. Keyifli bir seyir sundu.

Go Ustası

Orijinal İsim: 名人 (Meijin) (The Master of Go) (1951)

Yazar: Yasunari Kawabata

Okuma Tarihi: 10 Eylül 2025 – 17 Eylül 2025

Kitaba dair ne hissetmem gerektiğinden çok emin değilim. Anlatıcının Usta’yı merkeze alarak savaş sonrası Japonya’sına ve insan yaşamına dair getirdiği yorumları okumak keyifliydi.

Ancak Go oyununun özelinde yedinci seviyeden Otake’nin ne düşündüğünü, ne yaptığını, kaçıncı hamleyi mühürlü oynadığını takip etmek beni feci baydı.

İçine düştüğüm can sıkıntısı nedeniyle romanın ince ruhunu kaçırmış olabilirim. Ancak bu gönül alma işini Kawabata’nın başka bir romanını okuduktan sonra tekrar düşünmek istiyorum.

Esere puanım 6/10.

Initial D Fifth Stage

Seri Çıkış Tarihi: 4 Kasım 2012 – 10 Mayıs 2013

Türü: Aksiyon – Yarış – Drama – Seinen – Spor

Bölüm Sayısı: 14

İzlenme Tarihi: 22 Eylül 2024 – 13 Eylül 2025

Bu sezon Project D starlarımız olan Takumi ve Keisuke’nin Kanagawa takımları ile rekabetine şahit olduk. Ancak sezon ağırlıklı olarak Takahashi Keisuke’nin yarışlarına odaklanıyordu. Takumi iki defa falan yarışmış olabilir.

Beşinci sezonun cliffhanger ile sonlanması beni Final Stage’i izleme konusunda daha da kamçılayacak gibi duruyor. Keisuke son yarışını gerçekleştirdi. Artık Ryosuke’nin planlarının başarılı olabilmesi için yalnızca Takumi’nin, 17 yaşındaki Shinji’yi yenmesi gerekmektedir.

Bir önceki sezon 2006’da sonlanmıştı. Bu sezonun 2012’de başlamasıyla birlikte CGI ve çizim kalitesinin artışı direkt göze çarpıyor. İlk bölümü geçen sene izleyip sonra da devamını getirmemiş olmanın sebebi bile bu çizim farklılaşması olabilir.

Her ne kadar bu öykünün sonunu görmek istesem ve izlediğim her yarışı heyecanla takip ediyor olsam da First Stage‘in tadını hiçbir şey vermiyor.

Japonya’dan bir Hachi-Roku figürü ve güzel bir Initial D tişörtü almayı planlıyorum. Umarım bulurum.

Sezona puanım 8/10.

Pokemon Generations

Seri Çıkış Tarihi: 9 Aralık 2016 – 2 Şubat 2017

Türü: Aksiyon – Macera – Fantastik

Bölüm Sayısı: 18

İzlenme Tarihi: 6 Temmuz 2025 – 10 Eylül 2025

Pokemon Generations animasyon kalitesi açısından oldukça akıcı ve ilgi çekici bir stilde hazırlanmış. Video oyunlarının sahip olduğu sanat stiline çok yakın bir tonda çalışma gerçekleştirmişler.

Serinin her üç bölümü bir oyun serisine tekabül ediyor. İlk üç bölüm Kanto, 4-6 Johto, 7-9 Hoenn (Kyushu), 10-12 Sinnoh (Hokkaido), 13-15 Unova (New York) ve 16-18 Kalos (Paris) bölgelerinde geçen öyküleri konu edinmiş.

Serinin eski hayranları ilk 6 seride yaşanan majör olay örgülerini hatırlamak istiyorsa bu kısa bölümlerden oluşan mini seriye göz atabilirler. Ben her bölümünü keyifle izledim.

Esere puanım 7.5/10. Pokemon Evolutions’ı da diğer çıkış yapan 3 jenerasyonu da oynadıktan sonra izlemeyi planlıyorum.

Karanlığın Sol Eli

Orijinal İsim: The Left Hand of Darkness (1969)

Yazar: Ursula K. Le Guin

Okuma Tarihi: 24 Ağustos 2025 – 10 Eylül 2025

Ursula benim en saygı duyduğum yazarlardandır. Kendisine karşı beslediğim bu saygı, eserlerini okumadan evvel başlamıştı. Okuduktan sonra içimde sevgi de tomurcuklandı. Onu sevdikçe, ölümünün dünya için ne kadar büyük bir kayıp olduğunu daha çok hissetmeye başladım.

Bir antropologun kızı olan Ursula her eserinde okurunu sosyoloji, tarih ve kültür üzerine derin düşüncelere sürükleyebilecek meselelere değinmeyi ihmal etmiyor.

Karanlığın Sol Eli ise okumayı uzun zamandır düşündüğüm ancak bir türlü fırsatını bulamadığım bir eserdi. Dahil olduğum kitap kulübü sayesinde okuma şansı yaratabildim.

Kitabın feminist okumalara müsait farklı bir konsepti var. Kış isimli gezegendeki insanlar menstrual döngüye benzetebileceğimiz eşey dönüşümü geçiriyorlar. Ayda bir vücutları dişi veya erkek hormonları üreterek bireyleri kemmer adı verilen cinsel birleşme dönemine sokuyor. Ayın çoğunu cinsiyetsiz geçiren bu insanlar, kemmering sırasında hamile kaldıkları durumda doğum yapana kadar kadın hallerinde kalmayı sürdürüyorlar.

Sürekli değişen ve dönüşen cinsel rollerin var olması nedeniyle insanlar kendi çocuklarının bakıcılığına bile ancak kendi “tenleri”nden ise sahip olabiliyorlar.

Mülkiyet, miras, yönetim erki ve daha nice günümüz dünyasında kalıplaşmış toplumsal inşa varsa hepsini farklı bir gözle ele almamıza sebep oluyor bu öykü.

Hikaye bu yönleriyle dönemi için devrimsel bir nitelik barındırsa da günümüz dünyasında biraz ilkel kalıyor olabilir. Transların varlık hakkı, toplum hayatında yer bulabilmeleri üzerine gerçekleştirilen sosyal çalışmaların olduğu günümüzde tartışmaların konusu bu romanın ötesine geçmiş gibi duruyor.

Her şey bir yana. Ursula Le Guin kendi fikirleri ile var olan ve bunları söylemekten çekinmeyen güçlü ve idealistik bir kadın.

60’ların dinamikleri ve sosyal kazanımların yetersizliği üzerinden esere eleştiri getirmek büyük haksızlık olur. Bu Platon’u, köleliği gerekli görmesi nedeniyle felsefi olarak değersiz görmeye benzer. Yani anlamsız bir saldırıdır.

Esere puanım 7.5/10. Hainish Cycle ın diğer kitaplarını da fırsat buldukça okumayı istiyorum.