Koş Melos!

hashire merosu, run melos, koş melos, dazai, osamu dazai

Orijinal İsim: 走れメロス (Hashire Merosu) (Run, Melos!) (1940)

Yazar: Osamu Dazai

Okuma Tarihi: 1 Aralık 2024

Bu kitap Dazai’nin üç ayrı kısa öyküsünden oluşan bir derleme. İthaki Japon Klasikleri işini neden böyle parça parça yapıyor bir türlü anlayamadım. Dazai’nin toplu öyküleri deyip tek elden çıkarsa takibi daha kolay olur. Ha kolay satma stratejisi gütmek istiyorsa da toplu öyküler birinci kitap, ikinci kitap diye de yayınlayabilirdi. Neyse biz bu toplama esere bakalım.

İlk öykü Koş Melos (1940), bundan yaklaşık 10 sene kadar önce Aoi Bungaku isimli anime dizisinde yer alan bölümlerden biriydi. Ancak o bölümü izlememin üzerinden epey geçtiği için hikayenin herhangi bir detayı aklımda kalmamıştı. Yalnızca arkadaşını kurtarmak için koşması gereken biri vardı. Neden kurtarması gerektiği, Melos’un daha önce nerede olduğu gibi şeyleri ben bu öyküyü okuyunca tekrar anımsadım. Anime versiyonunu bir defa da izlemeyi planlıyorum. Yazılı öykü versiyonu da çok beğendim. Güzel bir dostluk öyküsü, Dazai’den beklenmeyecek şekilde ümitvar bir iş olmuş.

İkinci öykü olan Günün İlk Işıkları (Hakumei, 1946), alkolik bir aile babası, eşi ve iki çocuğuyla birlikte Amerikan bombardımanından kurtulmaya ve yanan evlerini geride bırakarak yeni bir hayat kurmaya çalışmalarını işliyor. Kızının gözlerinin enfeksiyon kapması nedeniyle görüşünü kaybetmesi, bombardımandan korunmak için çeltik tarlalarında futonların altına girmeleri, eski evlerindeki eşyalar zarar görmesin diye çukur kazıp gömmeleri gibi detaylar savaşın dehşet verici yıkımının ufak bir fragmanı niteliğindeydi.

Son öykü de Villon’un Karısı (Viyon no tsuma, 1947), benim yorumuma göre Dazai’nin depresyon ve sefalet ile geçen son yıllarında kendisine eşlik eden sevgilisi Tomie Yamazaki’nin gözünden olayları anlatışıydı. Dazai’nin biyografisine dair bildiklerim ve İnsanlığımı Yitirirken‘den öğrendiklerimi harmanlayarak vardığım bu sonuç eğer doğru ise hikaye oldukça üzücü bir dönemi ele alıyor demeliyim.

Eserin ortalama puanı 7/10.

İvan İlyiç’in Ölümü

Orijinal İsim: Смерть Ивана Ильича (The Death of Ivan Ilyich) (1886)

Yazar: Lev Nikolayeviç Tolstoy

Okuma Tarihi: 25 Kasım 2024 – 30 Kasım 2024

İvan İlyiç’in Ölümü hikayesi sıradan bir adamın, sıradan bir ölümünü konu alıyor. Birinci tekil şahıs üzerinden aktarılan öykü bize ölen kişi üzerinden aktarıldığı için aşamalı bir psikolojik çöküş anlatısı sunmuş oluyor.

Lev Tolstoy’un yazarlığına en ufak bir söz söyleyemem. Lakin bu öykü, ününe yaraşır derinlikte bir anlatı içermiyor benim nezdimde. Etkilendiğim tek bir an olmadı.

Sıradan bir adamın yıkık bir karaktere dönüşerek, kendisini herkesin hayatında bulunan bir yük olarak görüp dünyadan göçtüğü hezeyan dolu bir anlatıydı benim için. Belki de ben yanlış yorumladım. Yanlış bile olsa, hikaye beni duygusal olarak etkilemekten çok ama çok uzaktı.

Esere puanım 6.5/10.

Oz Büyücüsü

Orijinal İsim: The Wonderful Wizard of Oz (1900)

Yazar: Lyman Frank Baum

Okuma Tarihi: 16 Kasım 2024 – 21 Kasım 2024

Bugünden 124 sene evvel çıkmış bir çocuk masalının hoşuma gidip gitmeyeceği konusunda ciddi şüphelerim vardı. Ancak bu şüphelerim tam olarak dört sayfadan oluşan ilk bölümün bitmesi ardından dağılıp gitti.

Beşinci sayfada birden karşılaştığım manzara, olayların gerçekleşme şekilleri beni inanılmaz eğlendirdi. Uzun zamandır bu kadar tatlı bir dünyanın bir parçası olduğumu anımsamıyorum. Kitap beni tekrar çocukluğuma bile götürdü diyebilirim.

Kitabı okurken aklımın bir ucunda hep eserin güncelliğini test etme konusu vardı. Bu konuda da gönül rahatlığı ile söyleyebilirim ki bu öykü zamansız bir eser. Kültürden, zamandan, dilden bağımsız o kadar duru bir çocuk macerası ki bir yetişkin olarak bile içine girip zaman geçirmek istiyorsunuz.

Baum’un ilk kitabın üzerine devam eden on üç roman daha yazmış olması hiç de şaşırtıcı değil. Land of Oz isimli bu kurgusal dünya hem bir giriş niteliğinde sade ve akıcı bir sunuşa sahip, hem de dilendiği durumda detaylandırılarak eşsiz maceralar çıkarabileceğiniz bir altlık niteliği görüyor.

İleride bir gün Land of Oz’da geçen bir FRP senaryosu yazmayı çok isterim. Korkuluk, Teneke Adam ve Aslan’ı da içeren kötü cadıların yükselişe geçtiği basit başlayıp gittikçe derinleşen sürükleyici bir hikayeyi hak ediyor. Tabii Baum benden evvel on dört kitap yazdığı için bu konuya çoktan değinmiştir. Canı sağ olsun.

Favori karakterim Korkuluk oldu. Beyni olmaması nedeniyle canı sıkıldığında veya beceremediğinde “beynim olsa böyle olmazdı” deyişleri çok tatlı geldi bana.

Esere puanım 7.5/10. Bir çocuk kitabı olarak değerlendirmiş olsam da oldukça keyifli bir macera öyküsüydü.

Patlayan Kuyrukluyıldızlar – Ekspresyonist Öyküler

Orijinal İsim: Ekspresyonist Öyküler (Kolektif)

Yazar: Kolektif

Okuma Tarihi: 6 Kasım 2024 – 16 Kasım 2024

Bu kitabı bana 2022 senesinin sonunda bir arkadaşım yılbaşı ya da daha doğrusu yılsonu hediyesi olarak vermişti. Kendisinin okuyup çok beğendiğini ve benim de seveceğimi söylemişti. Yanıldı.

Kitaptaki on üç öyküden yalnızca Paul Scheerbart ‘Patlayan Kuyrukluyıldızlar’, Else Lasker-Schüler ‘Kalbim Sağlıklı Olsaydı’ ve Theodor Daubler ‘Pervane’ hikayeleri eğlenceliydi. Franz Kafka’nın ‘Akbaba’ isimli öyküsü de hiç fena değildi. Oluşturduğu tema bakımından tam onun kaleminin eseri gibi hissettirdi.

Eserin toplamına vereceğim puan 6/10. Çoğu öyküyü okumuş olmak için okudum ve bir keyif almadım.

Hakkâri’de Bir Mevsim

hakkaride bir mevsim kapak

Orijinal İsim: O/Hakkâri’de Bir Mevsim (1977)

Yazar: Ferit Edgü

Okuma Tarihi: 2 Kasım 2024 – 5 Kasım 2024

Filmini izlediğim zaman bir edebiyat uyarlaması olduğunu buram buram hissetmiştim. Hakkari’de Bir Mevsim, ya da asıl yayın adı olan O, bende orijinal eseri deneyimlemeye karşı büyük bir istek uyandırmıştı.

Eylül ayı sonunda başladığım Yazarlık Atölyesi kapsamında okumamız gereken üç kitaptan biri olduğunu görünce kitabı okuma planım daha erken bir tarihe çekilmiş oldu.

Bu okuduğum ilk Ferit Edgü romanı oldu. İtiraf etmeliyim ki bu kadar beğeneceğime ihtimal vermiyordum. Romanın gerçekçi yapısının üzerinde her zaman gölgesini hissettiren bir Nuh Peygamber anlatısı barındırması da çok hoşuma giden bir detay oldu.

Edgü’nün dili, benim öykündüğüm yazarların stiline epey benziyor. Bu sebeple diğer eserlerini de en kısa zamanda okuyup Türk Edebiyatı’ndaki idolümün o mu yoksa Oğuz Atay mı olacağına tez zamanda karar vermem gerekiyor.

Esere puanım 8.5/10. Türk Edebiyatı’nın bugüne değin okuduğum ve en beğendiğim parçası diyebilirim.

İçimizdeki Şeytan

içimizdeki şeytan, sabahattin ali

Orijinal İsim: İçimizdeki Şeytan (1940)

Yazar: Sabahattin Ali

Okuma Tarihi: 2 Ekim 2024 – 1 Kasım 2024

Yazarlık Atölyesi kapsamında okumaya başladım kitaba. Halihazırda listemde olmasına rağmen ödev niteliği kazanınca birden üst sıralarda yerini buldu. Henüz kafa olarak bu kitaba kendimi hazırlamadığım için eserin ortalarında kurgudan epey koptum.

Romanın başı ve sonu çok iyi olmasına rağmen ortalarda beni inanılmaz baydı. Ömer’in ne kadar rezil bir insan, Macide’nin ne kadar sabırlı, Bedri’nin de ne kadar efendi bir insan olduğunu bu kadar uzun uzadıya yaşatması gerekir miydi Sabahattin Ali’nin, bilemiyorum. Ama yazmış. İyi de etmiş. Bir şikayetim yok.

Esere puanım 7/10.

Dans Dans Dans

Orijinal İsim: ダンス・ダンス・ダンス (Dansu Dansu Dansu) (1988)

Yazar: Haruki Murakami

Okuma Tarihi: 28 Ağustos 2024 – 1 Ekim 2024

Haruki Murakami’nin elinden çıkan ve benim okuduğum sekizinci kitap oldu. Bu halkayı da tamamlamamla birlikte kronolojik sıralamadaki ilk yedi Murakami romanını okumuş oldum.

Hikayemiz Yaban Koyununun İzinde’nin bıraktığı yerden beş sene sonrasında geçiyor. İsimsiz ana karakterimiz Sapporo’daki Yunus Otel’e geri dönüp tanıdık olmayan yeni bir Otel ile karşılaşır ve serüvenimiz başlar. Otel resepsiyonunda görevli kadın Yumiyoshi, fotoğrafçı annesi Ame tarafından otelde unutulan ergen kız çocuğu Yuki, beş sene önce kendisini terk edip giden sevgilisi Kiki, film yıldızı olan ilkokul arkadaşı Gotanda, Yuki’nin sorumsuz babası Hiraku Makimura, Ame’nin Vietnam gazisi sevgilisi Dick North, Telekız Mei, dedektif ikili Balıkçı ve Kitapkurdu ve elbette Koyun Adam ile örülmüş son derece sürükleyici gizem dolu bir romandı.

Kurguyu genel olarak beğenmeme ek olarak hikayenin en eğlenceli kısımları karakterimizin Yuki ile geçirdiği, ona abilik ettiği yerlerdi. En ilgimi çeken karakter de Gotanda oldu. Onun bulunduğu her sahne tekinsiz bir hava taşıyordu. Ancak bu tekinsizlik onu daha da cezbedici kılıyordu.

Dans Dans Dans acısıyla tatlısıyla son buldu. Sırada Zemberekkuşu’nun Güncesi var. Böyle böyle zaman içinde tüm Murakami külliyatını tamamlamayı hedefliyorum. Hayattaki en büyük arzularımdan bir diğeri de Murakami ile tanışabilmek. Umarım bu iki isteğimi de gerçekleştirebilirim.

Romana puanım 8/10.

Muhteşem Gatsby

Orijinal İsim: The Great Gatsby (1925)

Yazar: Francis Scott Fitzgerald

Okuma Tarihi: 25 Ağustos 2024 – 28 Ağustos 2024

Murakami’nin en sevdiği romanlardan biri olduğunu öğrenince hemen okuma listemde ileriye aldım Gatsby’yi. Sanırım beklentim bu sebeple epey yükselmişti.

Ben hikayeye başlarken kitabın oldukça akıcı bir dile sahip olduğunu gördüm. Ara vermeden hızla devam ettim. Üç gün içinde romanı bitirmiş oldum. Fakat Murakami’nin tam olarak neden bu kadar beğendiğinden emin olamadım.

Jay Gatsby karakteri direkt Amerikan Rüyası dediğimiz o bal tuzağının vücut bulmuş halidir. Fakir ve önemsiz bir aileden çıkıp kendi kendini inşa eden disiplinli bir karakter olan -gerçek kimliğiyle- Jimmy Gatz, bir sevda uğruna tüm inşa ettiği dünyanın yıkılmasına neden oluyor.

Bu durum bir okur olarak benim sinirimi bozmuş olsa da kendi elleriyle felaketini getiren insanların gerçek hayatta da bolca bulunduğunu bilmek beni tekrar bazı gelişmeleri hatırlamak konusunda faydalı oldu.

Esere puanım 7/10.

Ağustos’ta Görüşürüz

Orijinal İsim: En agosto nos vemos (Until August) (2024)

Yazar: Gabriel Garcia Marquez

Okuma Tarihi: 17 Ağustos 2024 – 24 Ağustos 2024

Garcia Marquez hayranı bir insan değilim. Büyülü gerçekçilik ve genel hatlarıyla Latin Amerika edebiyatını severim. Ancak bu hikayeyi pek Marquez tarzı gibi düşünemedim.

Hikaye her sene Ağustos ayında annesinin mezarının bulunduğu adayı ziyaret eden bir kadının orada evli ve iki çocuk sahibi olduğu hayatini bir kenara bırakarak kaçamak yapma serüvenini konu alıyor. Ana karakterin kendi kendisini bu çukura sürüklemesi bana çok olası bir durum gibi gelse de olayın kendisini rahatsız edici buldum. Bu sebeple de romanı bir an önce bitsin diye okudum.

Başlangıç tarihim daha erken olsa da hikayeyi aslında son üç gündür okuyorum. Öncesinde sadece birkaç kelime okuyup giriş yaptım.

Hayatımın şu anki hareketli dönemini biraz bu tarz kısa eserlerle geçirmeyi düşünüyorum. Uzun zamandır yoksun olduğum okuma alışkanlığımı tekrar geri kazanmaya çabalıyorum. Umarım en kısa zamanda planlarımı gerçekleştirmeyi başarabilirim.

Esere puanım 6.5/10

Venedik’te Ölüm

Orijinal İsim: Der Tod in Venedig (Death in Venice) (1912)

Yazar: Thomas Mann

Okuma Tarihi: 10 Ağustos 2024 – 17 Ağustos 2024

Hikayenin çıkış noktası Goethe’nin resmettiği Doktor Faust karakteri imiş. Gustav von Aschenbach, Thomas Mann’ın yaratım sürecinde iken farklı bir rotaya sapıyor. Hikayemizin diğer baş rolü olan Tadzio ise kişilikten yoksun bir kurgusal çocuk karakterdir.

Tadzio’ya hikaye içerisindeki narin yapısı nedeniyle Aziz Sebastian veya Hyacinthus rolü giydirilmiştir. Thomas Mann da bir sanatçı olması hasebiyle Apollo kılığına son derece uygun düşüyor.

Behçet Necatigil’in çevirisinin harika olduğunu söylemeliyim. Şair olmasının da verdiği yetkinlikle oldukça şiirsel bir çeviri gerçekleştirmiş diye düşünüyorum. Mann’ın Almanca yazdığı eser, belki de Necatigil’in çevirisi kadar iyi dahi olmayabilir. Buna Almanca orijinalini okumadan karar veremem.

Hikayenin pedofili içeriyor olması dışında bir kusur göremiyorum. Bu da yüz sene öncesinin dünyasına ait bir öykü olduğu için ne kadar tepki görmüştür bilemiyorum.

Esere puanım 7/10. Dili muazzam ancak içeriği sıkıntılı bir yapımdı.