Venedik’te Ölüm

Orijinal İsim: Der Tod in Venedig (Death in Venice) (1912)

Yazar: Thomas Mann

Okuma Tarihi: 10 Ağustos 2024 – 17 Ağustos 2024

Hikayenin çıkış noktası Goethe’nin resmettiği Doktor Faust karakteri imiş. Gustav von Aschenbach, Thomas Mann’ın yaratım sürecinde iken farklı bir rotaya sapıyor. Hikayemizin diğer baş rolü olan Tadzio ise kişilikten yoksun bir kurgusal çocuk karakterdir.

Tadzio’ya hikaye içerisindeki narin yapısı nedeniyle Aziz Sebastian veya Hyacinthus rolü giydirilmiştir. Thomas Mann da bir sanatçı olması hasebiyle Apollo kılığına son derece uygun düşüyor.

Behçet Necatigil’in çevirisinin harika olduğunu söylemeliyim. Şair olmasının da verdiği yetkinlikle oldukça şiirsel bir çeviri gerçekleştirmiş diye düşünüyorum. Mann’ın Almanca yazdığı eser, belki de Necatigil’in çevirisi kadar iyi dahi olmayabilir. Buna Almanca orijinalini okumadan karar veremem.

Hikayenin pedofili içeriyor olması dışında bir kusur göremiyorum. Bu da yüz sene öncesinin dünyasına ait bir öykü olduğu için ne kadar tepki görmüştür bilemiyorum.

Esere puanım 7/10. Dili muazzam ancak içeriği sıkıntılı bir yapımdı.

Cennetin Doğusu

Orijinal İsim: East of Eden (1952)

Yazar: John Steinbeck

Okuma Tarihi: 26 Haziran 2024 – 10 Ağustos 2024

John Steinbeck’i ne kadar sevdiğimi, onun dünyaya bakış açısını, politik duruşunu ve karakterini ne kadar takdir ettiğime daha önceki yazılarımda da yer yer değinmiştim.

Steinbeck yaşadığı devre, yani 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başındaki Amerika Birleşik Devletleri’ne, son derece hakim, zihni açık, zeki bir adamdır. Kendi elinden çıkmış Dustbowl Trilogy ismiyle anılan romanlarında modernleşen ABD’nin hangi aşamalardan geçtiğini çok iyi analiz etmiştir.

Bitmeyen Kavga, Fareler ve İnsanlar ve Gazap Üzümleri belki de o dönemin insanlara yaşattığı sefaleti, çaresizliği en iyi anlatan eserler diyebilirim.

Steinbeck Cennetin Doğusu’nda ise bu üçlemenin geçtiği coğrafyada bir başka meseleyi ele almıştır. Kendisi bu romanı en iyi eseri olarak görüyor. Ve benim için de gerçekten en etkilendiğim Steinbeck romanı oldu diyebilirim.

İnsan ruhuna, vicdana, etik değerlere, geçmişin günahlarına, kalıtımsal kusurlara, insanın özünün ne olduğuna dair muazzam bir hikaye barındırıyor Cennetin Doğusu. Bu kitap zihnimden çıkması çok zor bir kelime öğretmiş oldu bana. Tanrı’nın Kabil’e söylediği o büyük söz: Timshel. Günaha hükmedebilirsin…

Samuel, Adam ve Lee’nin yeni doğmuş ikizlere isim seçerlerken yaptıkları bu dini sohbet benim nezdimde edebiyat tarihinin en anlamlı ve mesajı güçlü sahnesidir.

Hayatıma bakışımı değiştiren eserleri düzenli bir sıraya koymasam da zaman zaman değindiğim oluyor. Benim için özel olan bu eserlerin listesinde eskiden James Joyce’un Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi isimli otobiyografik eseri yer alırken artık onu tahtından etmiş oldum.

Beni en çok etkileyen beş kitap listesinin güncel hali şu şekilde:
Kayıp Cennet
Frankenstein
Cennetin Doğusu
İki Şehrin Hikayesi
Babalar ve Oğullar

Esere puanım 9/10. Son üç sayfayı gözleri dolmadan okuyabilen bir insan varsa gelsin kendisine kalpsizlik madalyasını vereyim.

Biri Hiçbiri Binlercesi

Orijinal İsim: Uno, nessuno e centomila (One, No One and One Hundred Thousand) (1926)

Yazar: Luigi Pirandello

Okuma Tarihi: 20 Haziran 2024 – 25 Haziran 2024

Romanın tarzına ilk birkaç bölüm pek alışamadım. Ancak her bölüm kısa olduğu için bu ısınma aşaması çok uzun sürmedi. Sonrasında da bölümler birbiri ardına bitti ve hızlıca finale ulaştım.

Vitangelo karısını kendisine yönelttiği beklenmedik bir gerekçe sonrasında kendi benliğini ve çevresindeki insanların onu nasıl algıladığı üzerine kafa yormaya başlar. Hikayemiz tam olarak bu şekilde özetlenebilir.

Sizin kendinizi gördüğünüz hal ile insanların sizi nasıl gördüğü aslında farklı karakterlerdir. İnsanların farklı sosyal ortamlarda farklı personalara bürünerek yaşamlarını idame ettirmeleri hepimizin bildiği ve sessizce kabul ettiği bir hakikat. Bunların her biri bizim bir parçamız ancak aynı zamanda hiçbiri tek başına bizi tanımlayabilecek yönlerimiz değildir.

Pirandello’nun peşine düştüğü bu kimlik, varlık ve gerçeklik sorgusu benim inanılmaz hoşuma gitti.

Esere puanım 7.5/10.

Haşlanmış Harikalar Diyarı ve Dünyanın Sonu

Orijinal İsim: 世界の終りとハードボイルド・ワンダーランド (Sekai no Owari to Hādo-Boirudo Wandārando) (Hard-Boiled Wonderland and the End of the World) (1985)

Yazar: Haruki Murakami

Okuma Tarihi: 20 Mayıs 2024 – 20 Haziran 2024

Haruki Murakami ile aynı ortamda bulunup da elini sıkmadan evvel vedalaşmak istemiyorum. Bir yazarın her kitabı mı etkileyici, her eseri mi bünyede farklı hisler uyandırır. Gerçekten çok farklı bir yazar. Kendi kariyerimi inşa etmeye çabalarken onun stilinden etkilendiğimi düşünüyorum. İleride bir gün benim yazılarımın Murakami’yi anımsattığını söylerse bu benim için en büyük övünç olacaktır.

Hikayeye gelecek olursak. Romanımız ana karakteri hemen hemen her Murakami romanında olduğu gibi isimsiz bir anlatıcı. 1980’lerde geçen bir kurgusal fütüristik yapıya sahip bir dünya bizi karşılıyor. Şifre çözücüler, insan deneyleri, geliştirilmiş zihinleri derken hikaye bize gündelik yaşam dertleri arasında bir bilim-kurgu dünyası aşılamayı sürdürüyor. Uçan kaçan arabalar, ışınlanma cihazı, lazer tabancalar içermeyen tertemiz bir fütüristik dedektif öyküsü diyebilirim.

Romanın farklı koldan ilerleyen bağımsız iki hikayeye sahip olması en başları takibimi zorlaştırsa da daha sonrasında gidişata alıştım ve bu değişik anlatım tarzından çok hoşlandım.

Dünyanın Sonu isimli hikaye tek başına bir kitap olsa metaforlara boğulmuş, anlaşılmaz bir hikaye olurmuş. Haşlanmış Harikalar Diyarı da Dünyanın Sonu olmadan inanılmaz sıradan bir takip-kovalamaca öyküsüne dönüşebilirmiş. Ancak Murakami dehasını konuşturup iki hikayeyi de okuruna en ideal yol ile aktarmayı bulmuş.

Esere puanım 8/10.

Yerdeniz 4: Tehanu

Orijinal İsim: Tehanu (1990)

Yazar: Ursula K. Le Guin

Okuma Tarihi: 5 Nisan 2024 – 15 Nisan 2024

Yıllardır nasıl sonuçlanacağını merakla beklediğim Earthsea Quartet an itibari ile sonlanmış oldu. İlk üç kitabın her biri ayrı bir ruhani yolculuk içeriyordu. Ancak Tehanu’da sanırım Ged’in en insani yönüne şahit oluyoruz.

Her şeyden önce bu hikaye son derece hüzünlüydü. Therru’nun insanlardan gördüğü muamele, Tenar’ın ona kol kanat gerişleri, Lebannen ile Ged dışındaki hiçbir erkeğe temas dahi etmek istememesi ve kızcağızın başını bir yana eğerek durduğu anlar… Bunlar kalbimi gerçekten paramparça etti.

Romanın her bir bölümünde gözlerim defalarca doldu. Bazı anlarda yaşların süzülmesine engel olamadım. Tehanu sanırım Ursula ablamın da daha duygusal bir anına denk gelmiş. En Uzak Sahil‘in üzerinden 18 sene geçtikten sonra çıkarmış olması da üçüncü kitabı yayınlayan Ursula ile Tehanu’yu yazan Ursula’nın aynı kişi olmadığını da gösteriyor. Geçen onca yılın ardından duygu ve düşünce dünyasının ne yönde değiştiğini iki eseri arka arkaya okuyunca dahi az çok kestirebiliyorsunuz.

Ged’e bu öykü ile veda edeceğiz diye düşünüyorum. Yerdeniz Öyküleri veya Öteki Rüzgar’da tekrar karşılaşıp karşılaşmayacağımdan emin değilim. Bu sebeple artık sıradan bir yaşamı kabullenmiş o ihtiyar Ejderha Efendisi’nin hikayesini burada sonlandırmış olmayı diliyorum. Yazılmış en etkileyici kişiliğe sahip büyücüye, Çevik Atmaca’ya, Roke’un Başbüyücüsü’ne, Gont’un Duny’sine, yani gönlümüzün Ged’ine hoşça kal diliyorum.

Esere puanım 8.5/10.

Kurtar Halkımı Musa

Orijinal İsim: Go Down, Moses (1942)

Yazar: William Faulkner

Okuma Tarihi: 6 Ocak 2024 – 4 Nisan 2024

Başlığının büyüsü ve Faulkner’ın stiline karşı olan ilgim bir araya gelince bu kitabı görür görmez alışveriş sepetime almıştım. Okumak için çok hevesliydim. Zihnimde kurguyu çoktan kurmuştum bile. Şöyle ki:

İç Savaş sırasında Güney eyaletlerinde yaşayan, siyahi ebeveynleri olan ve köle olarak doğmuş ‘Moses’ isimli bir genç çocuk olacak. Bu çocuk Beyazların siyasi kavgalarının ortasında kalan ulusunu efendilerinin prangalarından kurtarıp Musa’nın İbranileri Sina Yarımadası’ndan geçirip çöllerde gezdirerek Kenan diyarına ulaştırması misali, soydaşlarını Mississippi Nehri’nin batısına kaçırıp orada özgür bir komünite kurabilmelerini sağlayacaktır.

Kafamda bambaşka bir roman yazmıştım. Ve kitapta buna dair en ufak bir şeyle karşılaşmamış olmak beni param parça etti. İdi, Ateş ve Ocak ile Kara Pantalone öyküleri beni eserden koparttı. Bu üç öyküyü okuduktan sonra iki ay elimi kitaba sürmedim bile diyebilirim. Ancak sonra romanda en sevdiğim bölüm olan Eski İnsanlar ile Ayı bölümleri geldi. Bu iki öykü beni içinde barındırdığı büyüme öyküsü temalarını (erkeklik, sorumluluk sahibi olma, liderlik marifetlerini) öyle etkileyici bir şekilde aktarmıştı ki Faulkner’a bir kez daha aşık oldum.

O kadar yüksek bir zirveye çıktıktan sonra devamında gelen Delta Güzü ile en heyecan duyduğum öykü olan Kurtar Halkımı Musa’nın yarattığı hayal kırıklığı dahi modumu fazla düşüremedi.

Esere puanım 7/10. İleride bir gün tekrar okuyup romanı daha nitelikli bir şekilde eleştirebilmeyi umuyorum.

Yaban Koyununun İzinde

Orijinal İsim: 羊をめぐる冒険 (Hitsuji o meguru bōken) (A Wild Sheep Chase) (1982)

Yazar: Haruki Murakami

Okuma Tarihi: 20 Aralık 2023 – 31 Aralık 2023

Okuduğum her bir romanı ile kendisine daha da bağlanıyorum. Haruki Murakami, James Joyce, John Steinbeck ve Nikos Kazancakis üçlüsü ile birlikte beni en çok etkileyen yazarlar listesinde kalıcı olarak yerini almış bulunmakta.

İmkansızın Şarkısı ile birlikte Murakami okumaya başlamıştım. Sahip olduğu stilin diğer Japon sanatçılar üzerindeki etkisini kitabın daha ortalarına dahi gelmeden fark etmiştim. Bunlardan en belirgin olanı Asano İnio’nun üzerinde bıraktığı etki diyebilirim. İnio’nun elinden çıkan her mangada Murakami tarzı melankoli kolayca hissedilebiliyor.

Yaban Koyununun İzinde, Fare Üçlemesi olarak bilinen serinin son kitabıdır. İlki Rüzgarın Şarkısını Dinle ve devamı Pinball 1973 olan seride anlatıcı rolünde bulunan ana karakterimiz ve yakın arkadaşı Fare’nin başından geçenleri onar yıl ara ile tanık oluyoruz. İlk iki romanın ardından gelen bu üçüncü ve son halkada Murakami bir çeşit dedektif öyküsü yazmayı denemiş. Elbette bunu kendi tarzı ile gerçeküstü unsurlar ile bezeyerek oldukça başarılı bir şekilde gerçekleştirmiş.

Esere puanım 8.5/10. Fare ve öykü anlatıcısının macerasının sonuna tanık olmak güzel bir histi.

Yeniden Çarmıha Gerilen İsa

Orijinal İsim: Ο Χριστός Ξανασταυρώνεται (Christ Recrucified) (1954)

Yazar: Nikos Kazancakis

Okuma Tarihi: 22 Ekim 2023 – 20 Aralık 2023

Okuduğum her bir kitabı ile birlikte Kazancakis favori yazarlarım listesinde birer ikişer adımlayarak yükseliyor. Yeniden Çarmıha Gerilen İsa, konusunun ne olduğunu bilmeden satın aldığım ve okurken zaman içinde aşkımı pekiştiren bir yapım oldu.

Hikayenin başında çok basit bir öykü olacağını düşünüyordum. Anadolu’nun İzmir’e yakın bölgelerinden birinde kurgusal bir Yunan köyü olan Likovrisi sakinlerinin Paskalya Yortusu esnasında sergiledikleri bir ritüel varmış. Belirli sene aralıklarıyla İsa’nın çarmıha gerilme öyküsünü tekrar canlandırmaktalarmış. Bu oyunu sergilemek için de İncil’deki şahısları oynayacak olan şahısları kendi aralarında seçiyorlarmış.

Hikayemiz İsa rolüne seçilen çoban Manolios’un kendisini İsa’nın yaşamına saplantılı hale getirmesine ile şekillenir. Yahya rolündeki Mihelis ve Petrus rolündeki Yannakos, Manolios’un yakın arkadaşlarıdır. Manolios zamanla bir dervişe dönüşümüne şahit olurlar ve kendisine benimsediği ilkeleri onlar da uygulamaya başlarlar.

Yağma ve kıtlık nedeniyle yerleşim yerini terk etmek zorunda kalan Sarakina köyü sakinlerine yardım eli uzatan Manolios ve arkadaşları, zenginliklerini paylaşmak istemeyen Likovrisilileri ve statükoyu bozma riskinden korkan Ağa’yı rahatsız etmeye başlarlar. Böylece Bolşevik olmakla suçlanacak olan Manolios’un Sarakinalıları kanatları altına alıp Papaz Fotis önderliğinde yürüttüğü hak mücadelesi başlar.

Öykünün gelişimi o kadar doğal ve adım adım gerçekleşiyor ki Manolios ve Mihelis’in karakter dönüşümlerini hiçbir şekilde yadırgamıyorsunuz. İnanmış iki insanın baş koydukları davada karşılaştıkları zorluklar ile nasıl mücadele ettiklerini okurken yer yer gözyaşlarınıza hakim olamıyorsunuz.

Romana puanım 8.5/10. Harika bir hikaye ve oldukça iyi bir finaldi.

Martin Eden

Orijinal İsim: Martin Eden (1909)

Yazar: Jack London

Okuma Tarihi: 24 Eylül 2023 – 22 Ekim 2023

Bu romanı okumayı çok uzun zamandır planlıyordum. İş yerinden sevdiğim bir arkadaşımın en sevdiği romanın Martin Eden olduğunu öğrendiğimde kitap, okuma listemde birden en tepeye yükselmiş oldu. Halihazırda okumayı planladığım birkaç eseri bitirdikten sonra direkt buna giriş yaptım.

Romanın konusu Martin Eden isimli, tam olarak mavi yakalı da diyemeyeceğiz ancak hayatını kas gücüyle kazanan denizci bir gencin verdiği sınıf atlama mücadelesine odaklanıyor. Sevdiği kızı etkileyebilmek için onun ailesinin ait olduğu burjuva sınıfının kültür seviyesine ulaşabilmeyi amaçlar. Bu uğurda örgün öğrenim görüp hem dil becerilerini hem de görgüsünü artırmayı hedefler. Bir süre sonra sürekli okumakta olduğu romanlara benzer işleri kendisi de üretmeyi kafasına koyar. Böylece Martin Eden’in bir yazar olma yolunda çektiği sıkıntılara eşlik ederiz.

Öykünün vurguladığı mesaj çok hoşuma gitti. Martin Eden’in dramı her okurun kendisinden bir parça bulabileceği kişisel olmakla birlikte beşer olmaktan kaynaklanan meselelere de değinen etkileyici bir öyküydü.

Esere puanım 8.5/10. Çok keyif alarak okudum.

Pinball, 1973

Orijinal İsim: 1973年のピンボール (Pinball, 1973) (1980)

Yazar: Haruki Murakami

Okuma Tarihi: 10 Eylül 2023 – 14 Eylül 2023

Murakami’nin Fare Üçlemesi’ni bitirmeyi kendime öncelik haline getirmiştim. Bu kararımın üzerine yaptığım ilk alışveriş sepetini Murakami romanları üzerine şekillendirdim. Her geçen gün fiyatlarının da artışını seyretmek beni rahatsız ettiği için tam dokuz romanını tek seferde alıp bu davayı sonlandırdım.

Aldığım romanlar arasından okumaya elbette üçlemenin ikinci halkası olan Pinball ile başladım. Murakami’nin o akıcı kalemi beni gerçekten çok huzurlu hissettiriyor. Eserlerinde beni devam etmeye teşvik eden eşsiz bir doku mevcut.

Rüzgarın Şarkısını Dinle ve İmkansızın Şarkısı isimli eserlerinde yaptığı gibi bana yirmili yaşların ortasında kaybolmuş bir genç olma hissini en iyi yaşatan eserlerden biri oldu. Her kitabı tematik olarak birbirine benziyor olsa da ben bu benzer tadı almaktan büyük keyif duyuyorum.

Esere puanım 7.5/10.