Streets of Rage 4

İlk piyasaya sürülme tarihi: 30 Nisan 2020

Geliştirici: Lizardcube – Guard Crush Games – DotEmu

Tür: Arcade – Beat ’em Up

Platform: PS4

Oynama Tarihi: 2 Şubat 2026

Axel Stone ile çıktığım yaklaşık 1 saat 15 dakikalık yolculuğun sonunda 12 bölümlük senaryo modu tamamlanmıştır.

Öğlenleri PS5 oynamanın getirdiği şımarıklıktan mıdır yoksa gerçekten dualshock 4’un yetersiz bir dizayna sahip olmasından mıdır bilemiyorum ama sıkça “△” tuşuna basmam gereken oyunlarda avucumun gereğinden fazla yorulup ağrıdığını fark ediyorum.

Bu sebeple bu oyunu kontrolcüyü her zaman tuttuğumdan farklı bir şekilde tuttum. İşaret parmağımı kare tuşuna, orta parmağımı da üçgene yetiştirip kombo peşinde koştum. Muhtemelen bundan sonraki oynayacağım beat them up oyunlarda da bu şekilde oynarım. Konami’nin PC’de sunduğu Castlevania Collection’da da böylece elim kolum ağrımadan ilerleyebilirim.

Velhasıl biz Streets of Rage 4’e dönelim. Hafızamı kurcalıyorum. İsim olarak biliyor olsam da herhalde daha önce hiç SoR oyunu oynamamıştım. Bu benim ilk tecrübem oldu. Fena da bulmadım. Her ne kadar bu modern bir yapım olsa da R36S cihazımda serinin eski oyunlarına da bir göz atma isteği buldum.

Oyunun görsel yönü çok kuvvetli. Çizgi roman estetiği kullanılmış. Shank ve Wonder Boy arası güzel bir ton yakalamışlar.

Gameplay açısından da şunu belirtmem gerekiyor ki oyun local ve multiplayer oynama olanağı sunuyor. Hatta ve hatta oyunda 1v1 battle modu da mevcut. Her beat them up oyununda olması gereken bir özellik olduğunu düşünüyorum bunun. Elbette Boss Rush modunun varlığı da belli bir oyuncu kitlesinin iştahını kabartacaktır.

Ben sıradan bir oyun sever olduğum için hikayemi tamamladım ve ekstra içeriğe şöyle ucundan bir bakıp sonra uzaklaştım. Ben alacağımı aldım. Hatta beklediğimden fazlasını buldum.

Oyuna puanım 7/10. Komboların kolayca çeşitlendirilip yüksek sayılara çıkarılabiliyor oluşu oldukça iyi bir tercih olmuş. Ayrıca sitedeki 900. yazım SoR 4 oldu.

Erica

İlk piyasaya sürülme tarihi: 19 Ağustos 2019

Geliştirici: Flavourworks – London Studio

Tür: Interactive film

Platform: PS4

Oynama Tarihi: 10 Ocak 2026

Erica yaklaşık 1 saat 30 dakikalık bir oynanış sonunda final verdi.

Hikayenin Suspiria ve Wicker Man arası bir kurguya sahip oluşunu beğendim. Normalde bu tarz seçim yapmalı oyunları daha temkinli oynamak gibi bir alışkanlığım vardır. Ancak hikayedeki sırları öğrenmek uğruna epey pervasız seçimler yaptım.

Oyunun müziklerini Austin Wintory yapmış. Kendisinin Journey ve The Banner Saga gibi iki şaheser için yaptığı bestelere şahit olmuş biri olarak bu seferki çalışmalarını fazla silik buldum. Atmosferi sağlamak için hazırlanmış dramatik müzikler aşırı jenerik geldi. Sahnelere uygun temada olmalarına rağmen hiçbiri akılda kalıcı değildi.

Eserin tek oynanışta tüm hikaye detaylarını sunmuyor oluşuna saygı duyuyorum. En nihayetinde tekrar oynanabilitesini artırmak için yapılmış bir karar. Fakat ben tek bir defa oynadıktan sonra hemen bir daha oynamayı aklımın ucundan bile geçirmedim.

Günün sonunda bu bir interaktif film. Ve yapabileceklerimiz epey kısıtlı. Aynı filmi birkaç farklı sahne ve değişmiş final ile izlemeye vakit ayırabileceğimi sanmıyorum. Bu sebeple internetten diğer sonları izleyip kendimi eseri tamamlamış sayacağım.

Yapıma puanım 6.5/10. Sürükleyici, hızlı tempolu ve kısa bir oyundu. Öykündüğü eserlerin biraz fazla etkisinde kalmış olsa da yine de keyifli bir macera vaat ediyor.

Pokemon Trading Card Game

İlk piyasaya sürülme tarihi: 18 Aralık 1998

Geliştirici: Hudson Soft – Creatures

Tür: Card Game

Platform: Game Boy Color

Oynama Tarihi: 29 Ekim 2025 – 6 Ocak 2026

Pokemon Trading Card Game tam 39 saat 23 dakikalık bir oynanış sonunda 192/226’lık albüm ile final verdi.

Bu oyunu Japonya yolculuğumda oynamayı kafaya koymuştum. Her ne kadar uçakta oynamaya son derece müsait olsa da yolculuk sırasında oyunun tutorial kısmını yaptım fakat sonra bir ay kadar yüzüne bile bakmadım.

Oyunu oynamaya tekrar dönüşüm de PS4 oyunlarını bitirme çalıştığım kısa periyodu atlatmış olmama tekabül ediyor. Spiderman‘i bitirmeye kendimi o ara o kadar odaklamıştım ki gözüm başka bir şeyi görmez olmuştu.

Aralık ayında da NFS Hot Pursuit’e kendimi kaptırdım. Ancak oyunun 140 single player yarışından 100 tanesini bitirdikten sonra işler epey zorlaşmaya başladı. Çok zamanımı aldığını fark ettiğimde de oyunu silip başımdan atıverdim.

2025 senesi biterken de elimde bir sürü yarım kalmış oyun olmasına rağmen kendimi toplu taşımada yolculuk ederken GBC emülatöründe zaman geçirirken buldum. Tetris, Pokemon Pinball ve Pokemon Puzzle Challenge derken uygulamaya sık sık girer olmuştum.

En nihayetinde Pokemon TCG’ye de dönüşümün sinyalleri verilmiş oldu. Ara ara girip elimdeki desteyi zenginleştirmeye başladım. Başlarda çok zor oldu. Daha başlangıç laboratuvarından çıkarıyordum. Çünkü destede kullanabilecek kadar elemental enerji kartına sahip değildim. Aşağı yukarı on defa laboratuvarda dövüştükten sonra azımsanmayacak bir enerji kartı yığını ile overworld’e adım atıp sırayla GYM’leri turladım.

İlk zaferimi Science Gym’inden elde ettim. Orada liderin yardımcılarını da birkaç defa tur atarak yendim. Böylece elde ettiğim booster packler ile daha sağlam desteler yapabilmiştim.

Science’tan sonraki durağım Fire Gym oldu. Sonra sırayla Grass, Water, Psychic, Rock, Lightning ve son olarak da Fighting Gym oldu.

Oyunun ilk saatleri aşırı zor olmasına rağmen finale doğru acayip rahat bir hal aldı. Bunun sebebi elbette ki oyunda geçirdiğiniz süre ile birlikte bolca pokemon kartı elde ediyor olmanız. Ne kadar çok kartınız varsa, o kadar versatil bir deste kurma şansınız oluyor.

Elite Four ve Pokemon Champion dövüşleri birçok Gym Leader maçından çok daha kolay oldu. Hatta daha da abartmış olayım. Hikayenin en başlarında mücadele ettiğim Science ve Fire gymlerindeki lider yardımcıları bile Elite Four’dan daha fazla zorlamıştı beni.

Bunun nedeni daha düşük seviye kartlara sahip olmaları değil tabii ki. Geçen 39 saatin ardından benim elimde Articuno, Zapdos, Moltres ve Mewtwo bulunuyordu. Bunları farklı eşlikçilerle birlikte destelere yerleştirince inanılmaz güçlü desteler çıkarmış oldum.

Oyunda içimde ukte kalan iki şey var. Bunlardan ilki benim gözümden kaçtığı için erişemediğim bir etkinlik olan Challenge Cup. Ben bu mekana tüm gym rozetlerini topladıktan sonra gittim ve rakibim olan Ronald’ın turnuvanın ödülünü kazandığını gördüm. Turnuvaya zamanında katılmadığım için oyun beni bir şekilde cezalandırmış oldu. Geri dönüp turnuvada seri düellolar yapmamış olmak beni bir tık üzdü.

Kaçırdığım için üzüldüğüm diğer bir özellik ise GBC konsolu üzerinden bağlantı kablosu yardımıyla başka bir oyuncu ile PvP kart düellosu yapamamış olmak. Şu özelliği 2000’li yılların başında fiziksel olarak deneyimleyebilmiş çocuklar belki de dünyaya gelmiş en şanslı kuşak olabilirler. Türkiye şartları ve maddi imkansızlıklar nedeniyle biz bunları göremedik, varlığını da bilmiyorduk o zamanlar. Ancak bizim de tasolarımız vardı ve tüm dünyamızı renklendirmeye yetiyordu.

Oyuna puanım 7.5/10. Dönemi için harika bir oyun. Gerçek Pokemon TCG deneyimine oldukça yakın bir işleyiş sunuyor. Hemen hemen oyun kurgusu ve mantığını da oyuncuya öğretmiş oluyor. Tekrar oynanabilitesi de oldukça yüksek bir yapım. İleride bir gün GBC satın alırsam bu oyunun kartuşunu da mutlaka elde etmek istiyorum.

Teenage Mutant Ninja Turtles

İlk piyasaya sürülme tarihi: 30 Ağustos 2022 (1 Haziran 1989)

Geliştirici: Konami

Tür: Beat ’em up – Action – Platformer

Platform: PS4 (Arcade)

Oynama Tarihi: 13 Aralık 2025 – 15 Aralık 2025

Teenage Mutant Ninja Turtles yaklaşık bir saatten kısa bir oynanış sonucunda final verdi.

Oyunu TMNT The Cowabunga Collection içinde oynayıp bitirme şansına eriştim. Şans olduğunu vurguluyorum çünkü arcade oyunu oynamak için gerekli motivasyon bulmam çok zor oluyor. Ya geçenki gibi bir fiziksel makine bulup orada vaktimi ayırıp bitirmeliyim ya da emulatör kurup kendi başıma çabalamalıyım.

Cowabunga Collection bir emulatör konforuna sahip şekilde oyunu biz modern oyunculara taşımayı başarmış. Koleksiyon versiyonun içinde eski oyunların kutu tasarımlarına, kutuyla birlikte gelen el kılavuzlarına, geçmiş TV serilerinin kesitlerine ve oyun müziklerine da yer vermişler. Oyunu indirince ilk işim bunları kurcalamak oldu. Çok hoşuma gitti.

1989 yapımı TMNT arcade oyunumuza dönecek olursak ilk belirtmem gereken şey oyunun gerçekten basit ve kısıtlı olduğu üzerine olacaktır. Ancak bu Cowabunga Collection’ın bir hatası değil. Oyun 35 yaşındaki bir antika olduğu için bu oynanış yoksunluğunu tolere edebildim.

Modern TV ekranlarında bu oyun arcade makine hissi versin diye de görüntü filtresi koyma seçeneği sunuluyor. Ayrıca dualshock 4’ün option tuşu aracılığıyla da ikişer ikişer coin atarak sınırsız can ile oyunu bitirme şansına erişebilirsiniz.

Ancak her şeye rağmen oyunun oynanış yönü zayıf. Ya düz kılıç saldırısı, ya düşmanı yukarı fırlatan sert vuruş ya da uçan tekme atma seçeneğiniz var. Bunlar dışında bir saldırı imkanınız mevcut değil. Arcade oyunların oyuncuyu zorlayıp daha fazla jeton atmaya zorladığını düşünürsek bu durum pek şaşırtıcı değil elbette.

Oyuna puanım 5/10. Koleksiyon sürümü içinde yer alan oyunları da sırayla denemek istiyorum. Bakalım zamansal olarak gelişimlerine şahit olmak nasıl bir his verecek.

Shock Troopers: 2nd Squad

İlk piyasaya sürülme tarihi: 6 Kasım 1998

Geliştirici: Saurus

Tür: Gun & Run

Platform: NEO-GEO MVSX Home Arcade

Oynama Tarihi: 26 Kasım 2025

Shock Troopers 2nd Squad yaklaşık 30 dakikalık bir oynanış sonunda final verdi.

Elbette daha önceden oynadığım bir oyundu Shock Troopers. Ancak çocukken bitirebilmeyi aklımın ucundan bile geçiremezdim. Custom ROM’a sahip bir arcade makinesinde bile 20-30 defa jeton atma tuşuna basarak hileli şekilde bitirebildik.

Eskiden bu oyunlar sahip oldukları çıldırtıcı zorluğa ve sizin jeton alabilme gücünüze bağlı olarak sonsuz bir oynanış süresine sahip olurdu. Kimse ayakta bir düzine jetonu tek oyuna atacak kadar takıntılı olmuyordu. Çocukluğun getirdiği maymun iştahlılık ile jetonlar her makineye hemen hemen eşit şekilde dağıtılıyordu.

İçimde ukte kalan nice arcade oyunundan biri olan Shock Troopers’ı bitirmiş olmaktan dolayı çok mutluyum. Oyunu kendi imkanları, ne olmak istediği ve döneminin imkanları açısından değerlendirmeyi uygun görüyorum.

Oyuna puanım 6/10. Metal Slug’ın sekiz yöne sahip versiyonu olmasının dışında daha şiddet içerikli bir yapım olduğunu söyleyebilirim.

Marvel’s Spider-Man

İlk piyasaya sürülme tarihi: 7 Eylül 2018

Geliştirici: Insomniac Games

Tür: Action – Adventure

Platform: PS4

Oynama Tarihi: 11 Haziran 2022 – 22 Kasım 2025

Marvel’s Spider-Man tahmini olarak 25 saatlik bir oynanışın sonunda 50++ seviye, tüm skill ve gadgetlar fullenmiş halde final verdi.

Oyuna ilk başladığım sırada Tom Holland’ın rol aldığı üçlemeyi henüz izlememiştim. Açıkçası Spider-Man o sıralar hayatım dışına atılmış eski bir ilgi nesnesiydi. O sebeple çıkışının üzerinden dört sene geçmiş bu oyuna karşı pek rıza üretememiştim.

Daha sonraki süreçte filmleri izledim. Miles Morales’in Spiderverse ikilemesini seyrettim. Böylece Peter Parker’ın maceralarına geri döndüm. Fakat Across the Spider-Verse üzerinden iki sene geçmişti. Biraz geç gelen bir ilgi uyanışı oldu diyebilirim.

Doğru konuşmak gerekirse halihazırda başladığım, yarım kalan PS4 oyunlarını bitirmeyi kafama koydum. Spider-Man hem yüksek boyutu nedeniyle hem de oynanması gereken bir yapım olduğu için bitirmeye karar verdim.

Oyunun neresinde kaldığımı bulmam ve hatırlamam çok zor olmadı. En nihayetinde oyunda pek ilerleyebildiğim söylenemezdi. Oyuna dönüşümü ağırdan aldım. Önce gözlem kulelerini tamamladım. Sonra backpackleri topladım. Monumentların fotoğrafını çektim derken bir de baktım yan görevlere sarmışım.

Yan görevlerin miktarı azalınca da ister istemez ana hikayede ilerleme isteği uyandı bende. Başta dövüşlerde çok zorlanıyordum. Ancak yaptığım yan görevler sayesinde hem kontrollere alışmıştım hem de XP kazanarak gücümü artırmıştım.

Görevlerin kazanımları sayesinde ana hikayede hiç zorlanmadan ilerledim. Manhattan Adası’nı da %100 yapmış oldum böylece. Ancak PSN trophylerinden birkaçını alamamış olmak üzdü beni. Açıkçası dönüp onları almak için tekrar aynı görevleri oynamayı hiç mi hiç istemiyorum. Ama belki The City That Never Sleeps ek paketindeki üç senaryoyu oynamayı tercih edebilirim.

Oyunun kendisinden de biraz bahsedeyim bari. Hikayenin kurulumunu Miles’ın görev alışını, MJ’in acar muhabir olarak kontrol edilmesi gibi kısımları beğendim. MJ ile oynadığımız birkaç bölüm beni baysa da Miles’ın üç bölümü de çok iyiydi.

Onun dışında kostümler iyi, Manhattan haritası çok iyi. Şehir gerçekten yaşıyor. Özellikle Sinister Six sonrası şehrin Devilman mangasından hallice bir kaosa sürüklenmesi oldukça tedirgin ediciydi. Hareket halinde iken sürekli birilerinin saldırısına maruz kalmak oyuncuyu tetikte tutup atmosfere sokmaya yardımcı olan bir unsurdu.

Oyuna puanım 8.5/10. Elime geçerse diğer iki devam oyununu da deneyimlemek istiyorum.

Fire Emblem: Radiant Dawn

İlk piyasaya sürülme tarihi: 5 Kasım 2007

Geliştirici: Intelligent Systems

Tür: Tactical RPG

Platform: Nintendo Wii

Oynama Tarihi: 19 Şubat 2023 – 7 Ekim 2025

Fire Emblem Radiant Dawn tam 57 saat 26 dakika 1 saniyelik bir oynanış sonunda 20 lvl Vanguard classlı Ike ile final verdi.

Path of Radiance‘ı bitirdiğim zaman hikaye açısından Fire Emblem oyun serisinin en iyisi olduğunu belirtmiştim. Oynanış açısından ise New Mystery of the Emblem‘i beğendiğimi belirtmiştim. Ancak an itibariyle gönül rahatlığıyla söylebilirim ki şu ana değin oynadığım Fire Emblem oyunları içinde en zorlandığım ve aynı zamanda en çok sevdiğim oyun Radiant Dawn oldu.

Peki Radiant Dawn’ı farklı kılan şey neydi? Fire Emblem adıyla çıkmış ilk 12 main title içinden 7 tanesini bitirmiş biri olarak bu sorunun cevabını sadece grafikler, hikaye, karakterler şeklinde anlatamayacağım. Radiant Dawn daha prologue bölümünde iken bile beni hikayesiyle kendine çekti.

Micaiah isimli gümüş saçlı bir kahin kız ve bir önceki yapımdan tanıdığımız Sothe, Dawn Brigade adını verdikleri bir oluşum ile Begnion İşgal Ordusu’na karşı gerilla taktiği ile mücadele ettiklerini görüyoruz. Ekibe katılan karakterlerin sayısının artması ile birlikte grup adını Daein Özgürlük Ordusu olarak değiştiriyor.

Oyunun aldığı bir kararı taktir etmek için hikayeyi anlatmaya ara veriyorum. Kısaca toparlamam gerekirse, bu bir devam oyunu. Haliyle bizim oyuncu olarak, Radiant Dawn öncesinde bu oyunda göreceğimiz karakterlerin birçoğuyla evvelinde karşılaşmış durumdayız. Hangi karakteri sevdiğimi, hangisini tercih etmediğimi bile hemen hemen hatırlıyordum.

Oyun tasarımı ile uğraşan ekibin tüm oyunu üç ana “ordu” üzerine inşa edelim demiş olmaları çok hoşuma gitti. Böylece savaş alanında seçtiğimiz küçük bir azınlık ile oynayıp hep onları seviye atlatmaktansa, hikayenin farklı taraflarını farklı ana karakterlerin gözünden görerek, önceden tanıdığımız ancak dağınık halde kümelenen birimlerin de hepsine oynanış süresi vermiş oluyoruz.

Hikayede sırasıyla önce Micaiah önderliğindeki Dawn Brigade, ardından Elincia liderliğindeki Crimean Royal Knights ve son olarak da Ike önderliğindeki Greil Mercenaries ile oynama şerefine nail oluyoruz. Ike’ın hikayeye en kritik noktada dahil olması bana Marineford’a gelip savaşı durduran Shanks’ı anımsattı.

Part 2’nin finalindeki idam sahnesi oyunun beğendiğim kısmıydı diyebilirim. Elbette Zelgius’un daha sık gözüktüğü Part 3’ün ortalarında Ranulf ile yaptıkları birebir dövüş de çok hoşuma gitmişti.

Radiant Dawn’ın daha karanlık bir tonu vardı. Daha önce oynadığım diğer 6 Fire Emblem oyunu ile kıyaslarsam en hard tema sanırım bu oyunda idi. Dünyadaki her canlının taşa dönüştürülmüş olması işin ciddiyetini bir tık yukarı taşıyor.

Path of Radiance’ta var olup ağzımıza bir parça çalınan birtakım temaların bu oyunda daha derin işlenmiş olması da ayrı bir mutluluk kaynağı oldu.

Farklı canlı ırkları, dünyadaki canlılığın yaratılışı, bin senelik sınav ve yok ediliş kehaneti, eski dostların ülkelerinin iyiliği uğruna zoraki düşman hale gelişi, istemeyerek verilen bir savaş, boşa yitirilen canlar ve beyhude fedakarlıklar…

Oyun mekanik olarak Path of Radiance’ın üzerine pek bir şey koymamış. Her birim silah veya item olacak şekilde toplam 7 ekipman taşıma hakkına sahip olmuş. Bölümler ve düşmanlar oldukça zorlayıcıydı. Bu sebeple üç karakterimi yitirmiş oldum. Bunlar Part 3-13’te ölen Meg ile Part 4-F5’te kaybettiğim Gareth ve Skrimir idi.

Açıkçası endgame karakter öykülerinde biraz daha çeşitlilik beklerdim. Örneğin Gareth’in ölümü hakkında birkaç bir şey konuşabilirdi Kurthnaga. Veya Caineghis, yitirdiği oğlu Skrimir hakkında Ike ile biraz laflayabilirdi. Ama bu kısımları es geçmişler.

Part 4’ün zorlayıcılık gerçekten başıma ağrılar soktu. Özellikle de son 5 bölüm felaket sürükleyiciydi. Öğrendiğimiz plottwistler de fena değildi. Son karşılaşmaların duygusal yoğunluğu arka plan müzikleri ile güzel desteklenmişti. Çoğu kez Ike ile birlikte kılıcımı savurup düşmana tehditler savurmayı diledim.

Esere puanım 9/10. Bir süre Fire Emblem detoksu yapacağım. Sonraki devam oyunum muhtemelen 3DS’te sahip olduğum Awakening olacak.

Shotgun King: The Final Checkmate

İlk piyasaya sürülme tarihi: 12 Mayıs 2022

Geliştirici: PUNKCAKE Delicieux

Tür: Turn-based – Roguelike

Platform: PC

Oynama Tarihi: 19 Ağustos 2025 – 22 Ağustos 2025

Shotgun King yaklaşık 1 saatlik oynanışın ardından ilk defa Beyaz Şah’ı alt etmemle birlikte son buldu.

Bundan aylar önce kardeşimi ne zaman ziyarete gitsem onu hep Shotgun King oynarken bulurdum. Oyunu sadece seyrederek bile ne kadar keyifli bir yapım olduğunu hissedebiliyordum. Bir ara oynamayı aklımın bir köşesine not etmiştim. Oynamak Ağustos ayına nasipmiş.

Oyunu oynadım. Bir defa Beyaz Şah’ı devirdim. Bana yeter dedim. Damağıma bir parmak bal çalmış gibi oldum. Ancak günden güne azalan kısıtlı vaktimi başka oyunları da deneyim ederek geçirmek istiyorum. Bu nedenle çok sevmiş ve tekrar oynamayı istiyor olsam da Shotgun King’e veda ediyorum.

Oyunun CRT TV efektine bayıldım. Ekran titreşim ve retro oyun renk paleti oyuna gerçek bir kimlik katmış. Ruhu olan yapımları çok seviyorum. Bu son yıllarda zor bulunan bir özellik oldu. İnsanın kıymetini bilmesi gerekiyor.

Yapıma puanım 7.5/10. Harika bir game loopu var. Bir ara aklıma takılırsa tekrar indirip Endless modunda sürüklenmek istiyorum.

Unpacking

İlk piyasaya sürülme tarihi: 2 Kasım 2021

Geliştirici: Witch Beam

Tür: Puzzle

Platform: PC

Oynama Tarihi: 27 Ocak 2024 – 17 Haziran 2025

Unpacking 3 saat 36 dakikalık bir oynanış sonunda final verdi.

Oyun her ne kadar aşırı tatlı başlamış olsa da ilk bir saatin ardından kasıtlı olarak güdülmüş bir ajandası olduğu ve oyuncuya bunu üstü kapalı olarak pompaladığını fark edince gözümdeki tüm şirinliği siliniverdi.

Bir kadın bireyin çocukluğundan başlayarak yetişkinliğine değin yaşamını geçirdiği evlere ilk taşındığı anlara şahit oluyoruz. Oyun hayatının farklı dönemlerine tanıklık ettiğimiz kadının bu yeni taşındığı evlerdeki eşya kolilerini açıp odaları dizmemiz üzerine kurulu.

Nesne etkileşiminin kısıtlı olduğu puzzle türündeki bu kısıtlı ev dizayn etme oyununda bölümleri geçmek hiç de zor değil. Bazı eşyaların ne olduğunu anlamasam da birkaç kere deneyip farklı lokasyonlara tekrar yerleştirdikten sonra oldukça kolay ilerlenebileceğine kanaat getirdim.

Oyun her yaştan insana hitap ediyor. Basit bir yapısı var. Politik gündem soslu “bu oyunda bu ne alaka şimdi” gibi tepkiler vermeyecek bir insansanız oynayın derim.

Esere puanım 6/10.

SteamWorld Quest: Hand of Gilgamech

İlk piyasaya sürülme tarihi: 31 Mayıs 2019

Geliştirici: Image & Form

Tür: Adventure – Deck-building – RPG

Platform: PC

Oynama Tarihi: 3 Ekim 2022 – 3 Haziran 2025

SteamWorld Quest: Hand of Gilgamech 16 saat 36 dakikalık bir oynanış sonunda final verdi.

SteamWorld oyun serisine bayılıyorum. Hand of Gilgamech’e 2022 yazında Süreyya Plajı’nda oturduğum vakitler başlamıştım. İş sonrası akşamlarımda laptopumu yanıma alır parkın kıyısında yer alan Penguen Kitapevi’nde takılırdım.

Hand of Gilgamech’e de orada başlamıştım. Ancak daha sonrasında işlerin yoğunluğu, taşınmalar, askerlik vs derken bu oyunu hep gözardı ettim. Ekim 2022’de verdiğin aradan 25 Mayıs’ta dönerek bir hafta içinde oyunun yarıdan fazlasını bitirip finale ulaşmış oldum.

Oyunu Orik karakterini ekibimize kattığımız bölümde bırakmıştım. Aslında havalı ve gizemli bir karakter olmasına rağmen oyundan soğumama engel olamamış. Her ne kadar Tarah&Thayne isimli suikastçı ikilinin de dahil olması ile oynanabilir karakterler beşe yükselmiş olsa da ben oyunu başından sonuna kadar Armilly, Copernica ve Galleo üçlüsü ile tamamladım.

Hikaye Necronomicog’u bulmamızdan ve The Dark Lord’un ortaya çıkmasından sonra hız kazanıyor. Ben de o kırılımdan sonra ara vermeden kurguyu takip ettim ve macerayı tamamladım.

Karakterlere olan bağlılığım da o hikaye gelişimi ile daha sağlam oldu. Şu an oyunu bitirmiş biri olarak gönül rahatlığı ile söyleyebilirim ki devam oyunu gelmesini çok istiyorum.

Slay the Spire gibi deck-building turn-based bir savaş sistemine sahip olsa da oyun genel olarak basit bir enerji tasarruf mantığına sahip. Bir bilemedin iki adet ulti saldırısını destenizde tutup geri kalanını enerji verenler veya can dolduranlarla tamamlarsanız oyunu gözünüz kapalı bile bitirebilirsiniz.

Bu açıdan biraz eksik buldum. Oyun boyunca yeni kartlar elde ediyor veya tüccar aracılığıyla craft edebiliyor olsak da ben oyunun ikinci yarısı neredeyse destemi hiç değiştirmedim. Başından beri oynadığım üç karakterimle oyunun son yarısını aynı tas aynı hamam vura vura tamamladım.

Yeni eklenen kartlar muhtemelen son iki bölümdeki boss karşılaşmalarını daha kolay atlatmamı sağlayabilirlerdi. Ancak ben bildiğim yoldan, alışkın olduğum şekilde yürümeyi tercih ettim. Oyun bu konuda bana pek bir zorluk çıkarmadı.

Oyuna puanım 7.5/10.