Gemide

Orijinal Adı: Gemide (1998)

Yönetmen: Serdar Akar

Türü: Suç – Drama

İzlenme Tarihi: 20 Şubat 2024

Gemide ve Laleli’de Bir Azize filmlerini çok sık duymama rağmen bir türlü izleme fırsatı bulamamıştım. MUBI üyeliğimi uzatır uzatmaz karşıma çıkmış olması büyük şans oldu. Aynı filmi muhtelif platformlar ve başta da Youtube üzerinden izleyebilme şansım olsa da parasını verip girdiğin yerden izlemek daha keyifli geliyor insana.

Erkan Can’ın oyunculuğunu beğeniyor olmama rağmen 2000’ler ve öncesi rol aldığı yapımları pek izlememiştim. Bu filmde canlandırdığı kaptan karakteri aşırı hoşuma gitti. Kendi çapında ahlak ve etik kurallarına sahip sorunlu bir yetişkin olsa da olaylara dürüst yoldan yaklaşarak çözüm araması kendisini bana sempatik yansıttı.

En zoru akıcı ve hayatın içinden hissettiren diyaloglar yazabilmektir. Bu filmdeki konuşmaların her biri o kadar doğal hissettiriyor ki, eserin akıcılığı üç yıldızlıksa aniden beş yıldıza taşımayı başarmış.

Filme puanım 7.5/10. Laleli’de Bir Azize filmini de ilk fırsatta izlemeyi planlıyorum.

One Day

Seri Başlangıç Tarihi: 8 Şubat 2024

Türü: Komedi – Drama – Romantik

___

Sezon Sayısı: 1/1

Bölüm Sayısı: 14

Çıkış Tarihi: 8 Şubat 2024

İzlenme Tarihi: 12 Şubat 2024 – 19 Şubat 2024

Aslında pek dizi izleyen bir insan değilim. Bunu blogta paylaştığım eserlerden de anlayabilirsiniz. En son True Detective dizisini bitirmişim ki o da neredeyse bir sene önce gerçekleşmiş. Kısacası dizi insanı olduğum söylenemez.

Ancak bazen bazı hikayeler dizi halinde tecrübe edildiği zaman daha derin izler bırakıyor. Anne Hathaway’in oynadığı film versiyonunu izlememiş olsam da 2024 yapımı One Day dizisi benim çok hoşuma giden bir yapım oldu.

Hikayenin başından sonuna yaklaşık 15 sene geçiyor olmasına rağmen aktör ve aktristimizin gram yaşlanmıyor oluşu beni bir tık rahatsız etti. Oyuncu seçimleri konusunda hiçbir şikayetim yok. Özellikle Emma’yı oynayan hanımefendinin ses tonuna bayıldım. Dexter da tam bir şımarık zengin evladı gibi dolanıyordu. Beni sinir edecek düzeyde iyi bir dizi oyunculuğu sergilemiş.

Hikayenin benim açımdan en vurucu olan kısımları annesinin hastalığının ağırlığını gördüğümüz beşinci bölüm, Tilly’nin düğününde bir araya geldikleri onuncu bölüm ve hikayenin en kırılgan anının yaşandığı on üçüncü bölüm diyebilirim.

Diziye puanım 8/10. İlk bölümü izlerken, bu kadar sevebileceğime ihtimal vermiyordum. İyi ki izlemişim.

Devilman

İngilizce Adı: Devilman

Japonca Adı: デビルマン (Debiruman)

Seri Başlangıç Tarihi: 11 Haziran 1972

Seri Bitiş Tarihi: 24 Haziran 1973

Bölüm Sayısı: 53

Türü: Aksiyon – Drama – Fantastik – Korku – Doğaüstü – Psikolojik – Shounen

Okuma Tarihi: 13 Şubat 2024 – 18 Şubat 2024

Geçen gün Mert Günhan tarafından hazırlanan Berserk videosunu izlerken Kentaro Miura’nın esinlendiği kaynaklardan birinin Devilman diğerinin de Hokuto no Ken olduğunu öğrendim.

İkisi de öyle ya da böyle okumayı istediğim mangalardı. Ancak Hokuto no Ken’in uzun olması nedeniyle önce animesini izleme planları çeviriyordum. Devilman Crybaby isimli adaptasyonu izlediğim için kendimi Devilman mangasını okumaya daha hazır hissettim. Halihazırda Vagabond’u okuyordum ve son bölümlerine ulaşmıştım. Bitirince direkt Devilman’e geçiş yaptım.

Mangayı okurken aklımın bir ucunda hep 70’lerde yayınlanmış bir öykü olduğu kabulüyle devam ediyordum. Ancak bu kabul baba çizimlere alışmam konusunda fazla yardımcı olmadı. Çünkü seriyi Masaaki Yuasa’nın sıradışı stili ile tanımıştım. Zaten gözüm ilginçliğe alışık olduğu için orijinal eserin çizim tarzına kolayca uyum sağlayabildim.

Devilman mangasını okurken hep Crybaby ile kıyaslıyordum. Şeytanların yeryüzünde uyanışı, eskiden dünyaya hakim olmaları, Satan’ın onlara destek olmak için Tanrı’ya karşı gelişi, şeytanların insan bedenlerini sabbath ayini ile ele geçirmeleri ve cennet ordusunun temas ettiği her şeyi -Lut kavmi gibi- tuza çevirme detayı mangada yer alan önemli kısımlardı.

Manganın bu zenginliklerine karşılık Crybaby duyguyu daha iyi veren bir medya ürünü olmuş. Mangada Makimura ailesinin kaderi çok hızlı tayin oluyor. Dünyaya hakim olan kaosu yeterince göremiyoruz. Aynı zamanda animedeki favori sahnem olan Akira’nın Devilman olduğunu açıklayıp kollarını kalabalık insan kitlelerinin önünde açıp onların güvenine talip olduğu kısmın orijinal eserde olmaması beni çok üzdü. Elbette son savaşın ardından sergilenen Ryo Asuka ile Akira Fudo’nun çocukluk anılarının mangada yer almaması finalin duygusallık boyutunu önemli ölçüde düşürmüş.

Devilman serisine girecek olan birisine önerim önce Crybaby’yi izlemesi, ardından hikayeyi beğenirse mangasını da okuması yönünde olacaktır. Birinde değinilen detaylara diğerinde değinilmediği için ardışık olarak tüketildiğinde daha doyurucu bir deneyim sağlayacağını düşünüyorum.

Esere puanım 8.5/10. Dönemi için devrimsel konular işliyor. Mitoloji, din, korku ve gizemi müthiş bir şekilde harmanlamayı başarmış.

Vagabond

İngilizce Adı: Vagabond

Japonca Adı: バガボンド (Bagabondo)

Seri Başlangıç Tarihi: 3 Eylül 1998

Seri Bitiş Tarihi: 21 Mayıs 2015

Bölüm Sayısı: 327

Türü: Seinen – Samuray – Tarihi

Okuma Tarihi: 27 Ocak 2022 – 12 Şubat 2024

Sengoku dönemi, Orta Çağ Japonya’sı, samuraylar, karakter gelişimi, muazzam çizimler, sürükleyici bir hikaye anlatıcı, kaliteli düşmanlar, sinsi akıl oyunları ve derin bir içsel yolculuk. Vagabond’u tanımlamak için tek bir tema belirlemem çok zor.

İnoue Takehiko’nun on yedi sene boyunca çizmeye devam ettiği bu harika eserin odaklandığı nokta her elli sayıda bir değişiyor denebilir. Güneşin altındaki yenilmez kılıç ustası olmaya çalışan Shinmen Takezou isimli hırçın bir velet ile başladığımız hikaye, sadece huzur ve sakinlik arayan Miyamoto Musashi lakaplı bir kılıç ustasının yaşam mücadele ile son buluyor.

Aslında son da bulmuyor hikayemiz. Çünkü manga neredeyse on senedir hiatus’ta. Miyamoto Musashi ve Sasaki Kojiro’nun efsanevi düellosunu göremeden Vagabond defterini kapatmak zorunda kalıyoruz. İnoue Sensei bu iki karakterimizi de Hosokawa Klanı’nın kalesi Kokura’ya ulaştırıyor ve ardından devamının ne zaman geleceğini bilmediğimiz bir şekilde bizimle vedalaşıyor.

Vagabond’un benim için en akılda kalıcı kısımları Musashi’nin Inshun Hozoin ile yaptığı gece düellosu, Kojiro’nun çocukluğu, Musashi’nin yetmiş Yoshioka’lıyı doğrayışı ve elbette kendini inzivaya çekip çeltik tarlası sürmeyi öğrenmesi.

Vagabond, Berserk ve Vinland Saga ile birlikte günümüzün en popüler seinen mangaları. Hatta bu üçlü için seinenlerin ‘the big three’si diyorlar. Dilerim günün birinde bu üç mangadan birinin finalini görme şansına erişiriz. Benim de kişisel hedeflerim arasında Kingdom ve Vinland Saga’nın manga günceline ulaşmak var. Umarım bunu da en kısa sürede gerçekleştirebilirim.

Esere puanım 9.5/10. Gerçek bir finale sahip olmuş olsa temiz bir on puan verir geçerdim.

Halo: Reach

İlk piyasaya sürülme tarihi: 3 Aralık 2019 (14 Eylül 2010)

Geliştirici: Bungie

Tür: FPS

Platform: PC (Xbox 360)

Oynama Tarihi: 30 Eylül 2023 – 28 Ocak 2024

Halo: Reach yaklaşık 6 saatlik bir oynanışın sonunda epik bir görev ile son verdi.

Oynadığım diğer dört Halo oyununun incelemesini okuduysanız seriye karşı pek derin hisler beslemediğimi de bilirsiniz. Reach’e de Bungie’nin yaptığı son Halo oyunu diyerek giriştim. Çıkış yılı için oynanışı standart düzeye sahip olsa da muhtemelen bu oyunun multiplayerı senelerce aktif kalmıştır.

Reach’in oynanışından bahsetmem gerekirse ilk değinmek istediğim şey Bungie’nin her çıkardığı Halo oyununa bir öncekinde olmayan bir özelliği koyuyor olmasıdır. Her ne kadar ikinci oyun ile birlikte gelen dual-wielding silahlar bu oyunda yer almasa da oyunun gizli operasyon hissine yardımcı olan iki yeni yetenek kazandırılmış. Sırasıyla bahsetmek gerekirse bunlardan ilki suikast seçeneğine sahip olmamız. Melee saldırı komutunu verdiğimiz tuş sayesinde, eğer düşman karakter bizi görmediyse veya uyku halinde ise yakınına gelip bastığımız durumda Noble Six isimli karakterimiz dış kameradan görünerek suikast animasyonu ile düşmanı alt ediyor.

Diğer özellik ise oyunun kaderi açısından daha devrimsel bir eylem niteliği taşıyor. O da koşmak. Eğer komik gelebilir ancak Halo’nun önceki dört oyununda bulunmayan bu özellik sonunda Reach ile oyuncusuyla buluşmuş. Ve hatta yalnızca sprint özelliği de değil, seçtiğimiz durumda shift tuşu ile aktive edebildiğimiz yedi adet yeteneğimiz bulunuyor. Bunlar hologram, camouflage, armor lock, drop shield, evade, sprint ve favorim olan jetpack. Hologram, evade ve camouplage isimleri ile neyi ifade ettikleri son derece açık oldukları için tanımlamaya gerek duymuyorum. Bu üç arkadaşı hemen hemen hiç kullanmadım. Genellikle sprint ve armor lock tercih ettim. Jetpack sadece belli birkaç bölümde kullanılabildiği için tadı damağımda kalmış bir yetenekti. Drop shield ise son görevde birkaç dakika daha fazla hayatta kalabilmemi sağladığı için kendisine müteşekkirim.

Oyunun hikayesi Halo 3’teki gibi çok standart bir askeri görev gibi başlasa da aynı düzeydeki bir etkileyicilik ile son buldu. Kahraman rolüne bürünen karakterlerin zor koşullar altında cesurca davranmasını beklerim. Çoğu video oyununda bu iddiaların altı iyi doldurulamaz. Karakter sadece güçlü olduğu için kahramanmış gibi davranılır. Ancak Halo 3 ve Reach, Master Chief ve Noble Six’in davasında kararlı, amaca ulaşmak için gözünü kırpmadan canına kıyabilecek karakterler olduklarına ikna edebildi. Zihnimde Halo serisini her ne kadar özel bir yere koymasam da MC ve NS ile çıktığım son görevler benim için her zaman çok kıymetli bir yerde duracaklar.

Oyuna puanım 7.5/10.

Mayıs Sıkıntısı

Orijinal Adı: Mayıs Sıkıntısı (1999)

Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan

Türü: Komedi – Drama

İzlenme Tarihi: 21 Ocak 2024

Mayıs Sıkıntısı NBC’nin bir önceki filmi olan Kasaba’yı nasıl çektiğinin öyküsü gibiymiş gibi geldi. Finale doğru izlediğimiz ateş başındaki konuşmalar Kasaba’nın meşhur sekansı ile benzerlik gösteriyordu. Ayrıca genel itibariyle Muzaffer karakterinin NBC olduğunu düşündüm. Hikaye içinde olduğu gibi NBC de ilk filmlerinde anne, babası ve kuzenini oynatıyordu. Mayıs Sıkıntısı kadrosu da yine ailesinden oluşuyor.

Filmin benim için en özel sahnesi Ali’nin filmin başından beri cebinde özenle taşıdığı yumurtayı bir sepet domatesi taşımak uğruna kırdığı kısımdı. Değer verdiği bir şey zarar gördükten sonra gözü hiçbir şeyi görmez oluyor ve domates sepetine tekmeyi koyup yamaçtan aşağı yuvarlıyor. Her şeyi düzeltmeye çalışmanın mahvettiği ilişkiler vardır. Hayatın çeşitli kesitleri ile kolayca benzerlik kurulabilen önemli bir bölümdü bu. İnsanın aklına kazınıveriyor.

Yapıma puanım 7/10.

Kefaret

Orijinal Adı: Atonement (2007)

Yönetmen: Joe Wright

Türü: Drama – Gizem – Romantik

İzlenme Tarihi: 20 Ocak 2024

Bu filmi sağda solda defalarca görmüş olmamdan dolayı bir antipati kapmıştım. Herkesin deli gibi paylaştığı bir romantik film en fazla ne kadar iyi olabilir ki diye düşünüyordum. Filmin standart bir ikinci dünya savaşı dönemi aşk hikayesi içerdiğini düşünüyordum. Yanılmışım.

Hikaye bir yanlış anlaşılmadan doğan olaylar serisini takip ediyor. Filmin ilk yarısında James McAvoy ve Keira Knightley’nin canlandırdığı Robbie ve Cecilia karakterlerinin arasındaki romantik gerilime tanık oluyoruz. Ancak malum olayın cereyan edişi sonrasında işler önü alınamaz bir noktaya ulaşıyor. Robbie kendisini Kuzey Fransa’nın Dunkirk limanında bulurken Cecilia Londra metrolarına sığınıyor.

Hikayenin sonunda yer alan plottwist ise bu filmin sıradanlıktan çıkmasını sağlıyor. İsmiyle müsemma bir film senaryosu ile karşı karşıyayız. İlk bir saat bir haksızlığa sinirleniyor olsak da öykünün son yarım saati insanın içine oturuyor.

Yapıma puanın 7.5/10.

Jurassic Park

Orijinal Adı: Jurassic Park (1993)

Yönetmen: Steven Spielberg

Türü: Aksiyon – Macera – Sci-fi

İzlenme Tarihi: 14 Ocak 2024

Spielberg’in dehasını yıllar içerisinde daha iyi anladığımı fark ediyorum. Yaptığı kurgunun formülize olması beni gram rahatsız etmedi. Otuz yılı aşkın bir eserde yaratılan gerilimin kurgunun sürekliliğine katkısı optimum düzeyde. Anlaması kolay, takibi keyifli ve karakterlerini kahramanlaştırabilen Spielberg filmleri yıllar geçtikçe daha da kıymetli hale geliyor.

Jurassic Park’ta da diğer eserlerinde olduğu gibi mainstream tanımını inşa eden benzersiz bir franchise yaratmayı başarmış. Çocukken izlerken aldığım duygu ile yetişkin olarak aldığım duygunun birbirine benzer oluşu dahi bu yönetmenin ne kadar yetenekli olduğunu göstermeye yetiyor.

Esere puanım 7.5/10.

Yazgı

Orijinal Adı: Yazgı (2001)

Yönetmen: Zeki Demirkubuz

Türü: Drama

İzlenme Tarihi: 13 Ocak 2024

Demirkubuz ve NBC kavgası son günlerde magazin dünyasının göbeğine oturmuş durumdaydı. Zeki Bey’in demeçlerinin daha filtresiz olması nedeniyle insanlar ilgi göstermiş olsa da sağlıklı bir iletişim kurmadığı konusunda herkes hem fikir diye düşünüyorum. Sorunlara ve haksızlıklara her zaman düzgün bir üslup ile karşı konulması gerekmektedir.

Elbette bir şeyin doğru ve düzgünü daha önemli olsa da insanlar internete eğlenmek için giriyor. Ve ekranlarında sinirli bir şekidle ağzına geleni söyleyen ünlü bir kimseyi gördükleri zaman heyecana kapılıyorlar. Zeki Demirkubuz bu açıksözlülüğü nedeniyle birden geniş bir kitleye ulaştı. Bir nebze de reklam gibi oldu. Ben de hazır yeni filmi çıkmış ve açıklamaları ile tekrar gündem olmuşken izlemediğim eski bir filmine şans vereyim dedim.

Yazgı filmi benim bir daha dönüp izlemeyeceğim hatta hiç kimseye önermeyeceğim bir yapım. Bunun nedeni Demirkubuz’un yönetmenliğinde bir eksiklik olmasından kaynaklanmıyor. Bu sebebi yalnızca benim Camus’un Yabancı adlı eserini sevmiyor olmam ve filmin de birebir bu filmin uyarlanmış olmasıdır.

Esere puanım 6/10.

Julius Caesar #Metin

Orijinal İsim: The Tragedy of Julius Caesar

Yazar: William Shakespeare

Çevirmen: Sabahattin Eyüboğlu

Okuma Tarihi: 31 Aralık 2023 – 6 Ocak 2024

Roma tarihine ilgili biri olmama rağmen Julius Caesar oyun metnini henüz okumamak olmaktan büyük sıkıntı duyuyordum. Sene sonu alışverişim sırasında okumadığım Shakespeare eserlerinden bir seçme yaptım. Bu seçilmiş eserler arasında elbette Cumhuriyet’in sonunu getiren adamın büyük trajedisine de yer verdim.

Oyunun metnini baştan sona okumadığım için Marcus Junius Brutus’un nasıl resmedildiğini çok merak ediyordum. Bu oyunun ismi her ne kadar Julius Caesar olsa da esasında Marcus Brutus’un başrolde yer aldığı bir eserdir. Geçmişe öykünen ve kendini cumhuriyet idealine adamış bu soylu insanın trajik bir kahraman olarak yansıtılmış olması beni çok mutlu etti. İdeolojine ve doğrularına ters düşerse dostunu bile karşına almalısın, ancak yeri geldiğinde yiğitliğinin hakkını da vermelisin. Işte tam da bu sebeple Shakespeare’in Brutus’unu çok beğeniyorum.

Oyunun perde perde özeti:
1.Perde: Roma şehrine giriş yapan Julius Caesar’ın senato tarafından diktatör ilan edileceği haber gelir. Marcus Antonius, Caesar’a halkın içinde taç takdim eder ancak Caesar kendine hakim olur ve tacı üç defa reddeder. Bunun üzerine Cassius, Brutus’u Caesar suikastı konusunda ikna etmeye çabalar.
2.Perde: Cassius başta olmak üzere Cinna, Casca ve diğer işbirlikçiler Caesar suikastı konusunda Brutus’u ikna etmek için evini ziyarete giderler.
3.Perde: Caesar suikaste kurban gider. Brutus ve Cassius halkın önünde konuşma yapar. Brutus’un ardından kürsüye Marcus Antonius çıkar ve Caesar’ın ne kadar yüce bir insan olduğunu anlatır. Suikastçılara bilenen halk sokaklarda terör estirmeye başlar.
4.Perde: Brutus ve Cassius dostları ve ordularıyla birlikte Yunanistan’a kaçarlar. Bu sırada Octavius, Antonius ve Lepidus üçlü ittifak yaparlar. Octavius ve Antonius önderliğindeki intikam ordusu, suikastçıların üzerine yürümek için Filippi’ye yola çıkarlar.
5.Perde: Filippi’de iki ordu karşılaşır. Brutus’un ordusu Octavius’u püskürtür ancak Antonius, Cassius’a üstün gelir. Bu kaybı kaldıramayan Cassius kendi kılıcını kölesi Pindarus’a teslim edip intihar eder. Bunun haberini alan Brutus ve dostları moral kaybeder. Kaybetmeye başlayan Brutus, ölümünü kendi elleriyle getirmeye karar verir. Strato’su kılıcını tutmak için ikna eder. Böylece Caesar’a sapladığı kılıcının üstüne atlayarak hayatına son verir.

Esere puanım 8/10.