Shaman King (2021)

Seri Çıkış Tarihi: 1 Nisan 2021 – 21 Nisan 2022

Türü: Shounen – Macera – Komedi – Doğaüstü

Bölüm Sayısı: 52

İzlenme Tarihi: 1 Nisan 2021 – 23 Nisan 2022

Shaman King çocukluğumun en özel parçalarından biridir. Digitürk’ün özel kanallarından olan Jetix’te yayınlandığı için yalnızca babaannemlere gittiğimde izleyebiliyordum. Bu da senede maksimum iki aylık bir süreye tekabül ediyor. Her gün yeni bölüm verecekler umuduyla TV başına geçiyor ve o efsane “To Be Shaman King” jeneriğini beklerdim.

Çocukken arkadaşlarım arasında bir Digimon-Pokemon-YuGiOh-Beyblade çekişmesi olurdu. Ben bu dörtlü çarpışmada genelde Digimon ve Yugioh destekleyen tarafta olurdum. Ancak benim için izlediğim çizgi filmler ve animeler arasında en havalı bulduğum ve en sevdiğim Shaman King idi. Kendi kuşağımdan olan her çocuğun bu seriyi izleyememiş olması beni gerçekten çok üzüyordu. Sevgimi bir başkasıyla paylaşamıyordum. Yoh ve Hao dövüş roleplaylerini gerçekleştiremiyordum. Böyle konularda bazen kendimi çok yalnız hissediyordum. Sanırım bu sebeple kendi hayal dünyama daha çok önem verdim ve zamanla içine kapanık biri haline geldim.

2020 senesinde gerçekten kimsenin hiçbir beklentisi olmamışken 12 Haziran tarihinde birden Shaman King mangasının yeniden animeye uyarlanacağı duyuruldu. Bu beklenmedik gelişme beni öyle mutlu etti ki alakalı alakasız tüm mesaj gruplarına bu haberi yaydım. Heyecan seviyem göklere çıkmıştı. Seri unutulup gitmiştir diye zaman zaman yakındığım için bir remake projesinin gelmesine ihtimal vermiyordum. Böylece hiçbir fikri mülkün son bulmayacağına ve üzerinden 20, 30 hatta 40 yıl da geçse bir şekilde tekrar gün yüzüne çıkacağına ikna oldum.

Peki bu kadar heyecan yaptığım, çıkışını dört gözle beklediğim Shaman King animesini nasıl buldum? Ya da nasıl buldum demeyeyim. Bana neler hissettirdi sorusunu cevaplayayım. Animenin açılış müziğinden tut, çizim stili ve renk paletine kadar her şey bana çocukluğumun o huzurlu ve dertsiz dönemlerine götürdü. Bu eski bir sevgili ile yıllar sonra karşılaşmışım hissi verdi. Ayrılığımızın sebebi kötü yaşanmışlıklar olmadan, yalnızca güzel anıların hatırlandığı tatlı bir yeniden buluşma gibiydi.

Shaman King’i Jetix’te Türkçe dublaj izlemiş olsam da 2016 senesinde yoğun bir hasret duyduktan sonra seriyi orijinal dilinde bir kez daha izlemiştim. Ancak 2021 yapımında Yoh’un seiyuusu hanımefendi değişmiş olsa da tınısı çok benzer olduğu için myanimelistten cast kontrolü yapana kadar farklı biri olduğunu anlamadım. Ana kadro ise hiç değişmeden aynı duruyor. Tao Ren, Anna, Horohoro vs. hepsi 20 yıl sonra bir araya gelmişler. Onlar için de farklı bir anlamı olmuştur bu projenin.

Hikaye elbette orijinal mangaya daha sadık ilerliyor. Bu da yaklaşık ilk 20 bölümden sonra iki serinin farklı iki rotada ilerlemesi ile sonuçlanmış. Ben 2001 animesinde finalinde ne oluyordu gerçekten hiç hatırlamıyorum. Bu inceleme bittikten sonra açıp bakacağım. Ancak 2021 serisindeki orijinal hikayenin anlattığı olay örgüsünü epey sürükleyici buldum. Osorezan Revoir arcı tek başına bile bu yeniden yapımı izlemeye değer kılıyor. Bugüne dek izlediğim animeler içerisindeki en iyi flashback arclardan biriydi. Aklımda yer eden flashback arclara Bleach’teki ‘Everything But The Rain’ de dahil edilebilir.

Matamune karakteri, Gandhara ekibinin varlığı, ölmüş şamanların limboda ruhlarını güçlendirmeleri, turnuvanın yarı finalinin Mu Kıtası’nda gerçekleşmesi, Grand Elemental Spirits’in yakalanıp el değiştirmesi, Shaman King’in korumaları ve Great Spirit’in bir araya gelip maddeleşmesi gibi önemli anlar ilk seride görmediğimiz şeylerdi.

Tabii böyle olağanüstü bir esermiş gibi anlattığıma bakıp aşırı beklentiye kapılabilirsiniz. O yüzden sizleri uyarmalıyım. Bu yazı çocukluk aşkıyla yeniden karşılaşan heyecanlı bir gencin kaleminden çıkmıştır. Övgülerine eski güzel günlerin anılarını kattığını aklımızdan çıkarmayın. Yoksa “Vay dünyanın en iyi animesi herhalde bu” diyerek izlemeye başlayıp, “Çocuk animesiymiş” tepkisi vererek kapatabilirsiniz.

Aa ama bahsetmeden geçemeyeceğim çok önemli bir husus var. Bu yapımın müzikleri mu-az-zam olmuş. Her sahneyi olduğundan daha eğlenceli veya epik hale getiren eşsiz parçalar bestelemişler. Müzik prodüksiyon ekibi tek başına 10 puan verilmeyi hak ediyor.

Seriye puanım 8.5/10. Eğer geçmişte Shaman King ile bir anı paylaşmadıysanız ve seriye ilk kez girecek biriyseniz bu yapımı ortalama üstü bir iş olarak bulmanız son derece olası. Ancak eski hayranlardan biriyseniz, işte o zaman buna bayılacaksınız.

Jigokuraku

İngilizce Adı: Hell’s Paradise

Japonca Adı: 地獄楽 (Jigoku-raku)

Seri Başlangıç Tarihi: 22 Ocak 2018

Seri Bitiş Tarihi: 25 Aralık 2021

Bölüm Sayısı: 128

Türü: Shounen – Aksiyon – Tarihi

Okuma Tarihi: 20 Mart 2022 – 21 Nisan 2022

Jigokuraku ile tanışmam, komik olacak ama, bir meme sayesinde gerçekleşti. Boku No Hero Academia mangasının meşhur paneli olan “They are known as The Big Three” zamanla bir meme template’ine dönüşmüştü. Bahsettiğim versiyonunda da Jujutsu Kaisen’den İtadori, Chainsaw Man’den Denji ve Jigokuraku’dan Gabimaru yan yana duruyordu ve her birinin üzerinde karakterlere ait saçma bir özellik yazıyordu. İtadori split personality, Denji horny ve Gabimaru da schizophrenia olarak etiketlenmişti.

İlk ikisi sevdiğim seriler olduğu için üçüncünün de benzer bir tat sunacağı ön kabulünde bulundum. Böylece aklımın bir köşesinde bu seriye girişmek aylar boyu öylece durdu. Geçen ay Jujutsu Kaisen mangasının günceline gelmek için düzenli bir okuma maratonuna girmiştim. O anki son sayı olan 178. chaptera geldiğimde motorum son derece sıcaktı. Hazır işler haldeyken hız kaybetmeden yeni bir şeye başlamak istedim. O sırada Jigokuraku’nun sırası geldiğini hissettim. İç sesime kulak verip hemen ertesi gün hikayesi tamamlanmış olan bu seriye girişimi yaptım.

Manganın ilk iki sayısını bilgisayardan okumuştum. Bu adımı attığımın ertesi günü üniversiteden bir arkadaşımla buluştum ve nasıl deli gibi manga okuduğumdan bahsettim ona. Manga scanlerinin kaliteli olduğu bir app olsa da yolda gidip gelirken de okuyayım diye yakındım kendisine. O da bana Tachiyomi uygulamasını gösterdi. Epey de övdü. Sonra fark ettim ki ben bunu daha önce denemiştim. Uygulamaya herhangi bir siteyi source olarak seçip manga indirebiliyorduk. Ben orada birkaç site denedim ve hiçbirinde o dönem aradığım mangayı bulamadığım için sinirlenip uygulamayı kaldırmıştım.

Velhasıl ben bu mobil uygulamasını indirdikten sonra sabah ve akşam yolculuklarımda Jigokuraku okumaya başladım. Böylece eve gelince oyun oynamak veya bir şeyler izleyip dinlemeye daha çok vakit ayırabiliyordum. O anki isteklerimi karşıladığı için epey verimli geldi anlayacağınız. İncelemeyi sanki reklam almışım gibi yazdım ama bu gereksiz detayları kendim için not aldım diyerek işin içinden sıyrılayım.

Manganın hikayesine gelecek olursak. Dönemin shogunu kurgusal Tokugawa, Çince Xu Fu, Japonca Jofuku adıyla tanınan efsanevi simyacının peşinde koştuğu Yaşam İksiri’ni elde etmek istemektedir. Kötü sonuçlanan bir takım keşif seferinin sonucunda bu iksirin Kotaku olarak tanımlanan Ryukyu Krallığı (Okinawa) topraklarında olduğu kanısına varırlar. Ancak bu iksiri aramak için gönderilen gemiler ve mürettebatı sağlam bir şekilde geri dönmemektedir. Günün birinde oradan sürüklendiğine inanılan bir kayık Japonya topraklarına vurur. Kayığın içinde vaktiyle keşfe gönderilen görevlilerden biri üzerinde gizemli bir şekilde çiçekler açmış ve yarı yarıya bilincini kaybetmiş bir şekilde bulunur.

Bunun haberini alan shogun iksirin o adada olduğuna iyice ikna olur ancak tehlikenin de farkındadır. Bu sebeple kendi erkanını ölüme göndermek yerine halihazırda idam cezasına çarptırılmış mahkumları gönderme kararı alır. Hükümetin resmi cellatları olarak görev yapan Yamada Asaemon klanı da bu görevde yer alması için seçilir. İksirin bulunması durumunda onu shoguna getirmeyi başaran mahkum tüm suçlamalardan beraat edecektir ve özgürlüğüne kavuşacaktır. Bu büyük ödülün yarattığı motivasyonla suçlularımız ve gardiyanları adaya yelken açar ve ayaklarını toprağa basar basmaz garip bir maceranın içine girdiklerini fark ederler.

Hikayeyi biz bu mahkumlardan biri olan Gabimaru’nun çevresinde yaşananlar ile takip ediyoruz. Serinin battle royale’i andıran bir yapısı olması nedeniyle onlarca yüzlerce karakter barındırmamayı seçmiş. Sayısı az olsa da hikayenin odağını kaçırmadan derdini anlatabilecek bir karakter grubu oluşturmayı başarmış Kaku Yuji.

Hikayenin anlatım temposu bana biraz fazla hızlı geldi. Yani acaba Shonen Jump + cephesinden gelen bir baskı yüzünden mi son 10-20 sayı bu kadar paldır küldür ilerledi yoksa mangakanın kendi inisiyatifi miydi henüz bilmiyorum. Ancak bu benim kalbimi bir çıt kırdı.

Normal şartlarda ben bu kadar kısa süren shounen serilerinde pek fazla karakter sevemezdim. Ancak burada çizim stilinden midir bilmiyorum ana karakter ve tayfasındaki herkesi ilginç ve sevilebilir buldum. Aslında şöyle bir bakınca bu kadar kısa bir seri için yine fazla bile karakter içeriyor diyebilirim.

Mahkumlar ve gardiyanları bir kenara bırakalım. Onlar haricinde Lord Tensen, Iwagakure ninjaları ve Yamada Asaemon elitleri gibi farklı hizipler hikayeye son çeyrekte dahil oluyorlar. Bir an karakter enflasyonu mu olacak derken büyük kapışmalar yaşanıyor ve karakterler birer birer öldürülüyor. Yuji çizerimiz o kısmı da yine iyi kotarabilmiş.

Hikayenin finali çok tatlıydı. Yani bu kadar karanlık bir öykünün bu kadar sevimli ve yürek ısıtıcı bir şekilde bitmesi beni şaşırttı. Genelde buruk finalleri daha çok severim. Ama bir yazar karakterlerine mutlu bir son yazdı diye de çıkıp yerin dibine sokacak değilim. Karanlık bir son olsa bir yarım puanı gözümü kırpmadan verirdim ancak bu soft kapanış nedeniyle notumu bu şekilde bırakıyorum.

Seriye puanım 8/10. Okurken çok keyif aldım ve bazı karakteri daha fazla tanımak istedim. Birkaç karakterin ölümüne hüngür hüngür ağlayarak üzülmeyi isterdim ama hikaye çok hızlı ilerlediği için o duygusal bagajı yükleyemedi. Yine de oldukça sürükleyici bir manga idi.

Matrix Revolutions

Orijinal Adı: The Matrix Revolutions (2003)

Yönetmen: Lana Wachowski – Lilly Wachowski

Türü: Aksiyon – Sci-fi

İzlenme Tarihi: 17 Nisan 2022

Bu filmin bu kadar iyi yaşlanmış olabileceğini hiç düşünmezdim. Zamanında izlediğimizde aklımızı başımızdan alan CGI dövüş sahneleri ve efektleri şu an dahi izlerken beğendim. 20 sene önce bu filmin yapımında uğraşan görsel efekt uzmanları işlerinin hakkını vermiş.

Matrix üçlemesi hakkında konuşurken hep ilk film ile diğer ikisini ayırırdım. Bu davranışımı sürdürmeye devam edeceğim. Çünkü son film de hatırımda kalandan çok daha fazla aksiyon sahnesi içeriyormuş. Ha maksadım aksiyon içerikli yapımları küçümsemek falan değil. Yalnızca filmin felsefi incelik barındıran kısımlarının fazla arka plana atılmış olmasından dolayı Wachowskilere kırgınım.

Ancak o yağmur altındaki destansı son dövüş yok mu? İşte o sahne çocukken kapıldığımız Matrix heyecanına beni tekrar soktu. Wachoların anime seyircisi olduğunu biliyorum. Matrix’in esin kaynakları arasında en başta Ghost in the Shell bulunuyor. Ancak dövüşlerin bu kadar animevari olması ve buna rağmen zerre kadar cringe gelmiyor olması büyük ustalık göstergesidir.

Eski şaheserleri tekrar izlemek ve zihnimdeki varlıklarını diri tutmanın en güzel yanı da eser hakkında güncel içerik üretildiğinde verilen detayları daha kolay hatırlayabilmektir. Ben de hazır taze izlemişken bu üçlemeye dair ne kadar inceleme varsa bir tur elden geçireceğim.

Filme puanım 7.5/10. Bu efsane film serisini ilk defa baştan sona izlemiş olmaktan yana mutluyum.

Thermae Romae

Seri Çıkış Tarihi: 13 Ocak 2012 – 27 Ocak 2012

Türü: Tarihi – Komedi

Bölüm Sayısı: 6

İzlenme Tarihi: 29 Mart 2022 – 10 Nisan 2022

Bu anime serisini çok önceden Plan To Watch’a eklemişim ama varlığını öyle bir unuttum ki geçenlerde yeni sezonu duyurusu yapılınca hatırladım.

Animenin konusunu oldukça eğlenceli buldum. Lucius isimli Romalı bir mimar, şehir hamamında yıkanırken gizemli bir akıma yakalanıp dünyanın öbür ucunda kendisinden 2000 sene ilerideki Japonya’da bir hamama ışınlanıyor. Yaşadığı şoku atlatmaya çalışırken Japonların hamam ve banyo kültürünü öğrenip Roma’ya geri döndüğünde kendisi yapmaya çalışıyor.

İlk bölümde hamamın iç dizaynı ve bölümleriyle alakalı yenilikleri alıp uyarlıyordu. İkinci bölümde açık kaplıcayı ve suyun çevresinde serbest dolaşan hayvanları görüyor. Üçüncü bölümde bir patricii’nin villasına kişisel sıcak su banyosu inşa ediyor. Dördüncü bölümde Japonların meşhur teknolojik klozetlerini ve sanal akvaryum görüntülerini taklit ediyor. Beşinci ve altıncı bölümlerde de bir kaplıca köyü projesi planlayıp hayata geçiriyor.

Seriye puanım 6/10. Specials ve devam sezonu olan Novae’yi de bir ara izleyeceğim.

Matrix Reloaded

Orijinal Adı: The Matrix Reloaded (2003)

Yönetmen: Lana Wachowski – Lilly Wachowski

Türü: Aksiyon – Sci-fi

İzlenme Tarihi: 10 Nisan 2022

Serinin ikinci filmi olan Reloaded, sanırım üçleme içinde en az izlediğim yapımmış. Filmi açıp baştan sona izledim ve araba takip sahnesi hariç hiçbir kısım bana tanıdık gelmedi. İlk filmi çok fazla seyrettiğim için aklımda kalan anlar hep birinci filme ait olanlar ve diğerleri şeklinde ayrılıyor. Ancak bu filmi izledikten sonra fark ettim ki o diğerlerine ait olduğunu zannettiğim sahnelerin %90’ı Revolutions’a aitmiş.

Bu yapımda Zion’ın gözükmesi, Architect’in her şeyi kontrol eden başka bir sistemin daha var olduğunu söylemesi ve Neo’nun Matrix dışında da güçlerini kullanabildiğini öğreniyoruz. Yıllarca sürüp giden Zion da Matrix’te mi tartışmasının tohumları burada atılmış belli ki.

2003 yılının Mayıs ayında bu filmi bir ergen veya yetişkin olarak sinemada izleseydim muhtemelen kafayı yerdim. Wachowski’ler de öyle düşünmüş olacak ki aynı senenin Kasım ayında üçüncü ve son filmi de gösterime sokmuşlar. Animatrix de Haziran ayında ikinci filmin hype’ında kavrulan insanların gazını almak için doğru bir strateji ile yayınlanmış.

İlginç geliyor bana ama 2003 yılı bayağı bayağı Matrix senesi olarak geçmiş. Görsel medyaya ek olarak yıllar içinde video oyunları da gelince efsane birkaç sene daha şiddetli etkisini sürdürmüş. Ama 2010lardan sonra o etki pek kalmamış gibiydi. 2020lere gelindiğinde kimse hakkında konuşmuyordu bile. Herhalde bu duruma çok gücendikleri için Resurrections ile kendilerinden bolca bahsettirmeyi düşündüler. Üzerinden 4 ay geçmiş olduğu için rahatça söyleyebiliyorum, devam filmi çekmek pek akıllıca bir hamle değildi.

Filme puanım 8/10. Revolutions’ı da önümüzdeki hafta sonu izlerim diye planlıyorum. Animatrix’i izlemeyi yıllarca öteye ittikten sonra daha fazla ertelemek istemiyorum.

Tokyo 24-ku

Seri Çıkış Tarihi: 6 Ocak 2022 – 7 Mart 2022

Türü: Gizem – Scifi

Bölüm Sayısı: 12

İzlenme Tarihi: 6 Ocak 2022 – 7 Nisan 2022

Geçen sene Akudama Drive’ın damağımda bıraktığı tatlı hisse kanarak yeni çıkış yapan orijinal bilim kurgu serilerine de şans verme isteği duymaya başladım. Tokyo 24-ku da bu kış sezonu yayınlanan ve şans tanıdığım eserlerden biri oldu.

Çizimlerinin tatlı gözükmesi ve ilk bölümdeki epey emek harcanmış animasyonları görünce gerçekten iyi bir hikaye ile karşılaşacağım beklentisine kapıldım. Yanılmışım. Hikaye Psycho Pass başta olmak üzere bir sürü scifi animede olduğu gibi her şeyi kontrol altında tutan bir yapay zekanın insan kaderi üzerinde söz sahibi olup olmaması üzerinden bir drama çıkarmaya çalışıyor. Ancak bunu esinlendiği eserlerden çok daha ilkel bir şekilde ele alıyor.

Karakterlerinin ilginç olmaması, hikayede gerçekleşmesi düşünülen siyasi ayaklanmaların sadece 3-4 insanın bağırmasından ibaret olması, ana karakterlerin neden süper kahraman güçlerine sahip olup diğer vatandaşların bunu asla garip karşılamıyor oluşu gibi bir sürü negatif yöne sahip.

Seriye puanım 6/10. Sezon içinde haftalık takip etmiyor olsam asla açıp sıfırdan izlemeye koyulmazdım. Kalitesiz işlere vakit ayırmayı sevmiyorsanız bu eserden uzak durun.

Ölmek İçin Zaman Yok

Orijinal Adı: No Time To Die (2021)

Yönetmen: Cary Joji Fukunaga

Türü: Aksiyon – Macera – Gerilim

İzlenme Tarihi: 3 Nisan 2022

Daniel Craig’in hayat verdiği James Bond’un son filmi olacak olan No Time To Die için 2 senedir beklemedeydim. 2020 yılının sonunda çıkacağı duyurulan ancak pandemi sonrasında gösterimi ertelenen film için oldukça umutluydum. Ve sonuç olarak bir Bond filminden bekleyeceğim her şeyi bana sundu.

Hikaye, bir önceki yapım olan Spectre’daki olayların 5 yıl sonrasında geçiyor. Lea Seydoux’un canlandırdığı Madeleine Swann karakteri bu filmde de kilit bir rol oynuyor. Ana De Armas’ın daha fazla sahnesi olacağını beklemiştim ancak Küba’daki kısımlarda oynadığı rolün tatlılığı bile koca filme değdi doğrusu. Filmde Bond’un emekli olması sonrasında başka bir ajanın 007 kodunu alması hoşuma gitti.

Son 5 Bond filminin öyle ya da böyle birbiriyle bağlantılı olması beni mutlu ediyor. Eski yapımlara çok hakim olmasam da önceki Bond’lar için yapılmış filmlerin birbirleriyle bağlantılı olmadığını duymuştum. Craig’in döneminde birden fazla filme yayılan bir macerayı takip etmek çok daha keyifli bir izleti sunuyor.

Bu yapım baştan sona aksiyon doluydu. Süresi neredeyse 3 saati bulan bir film, izlerken ortalarda fena bayarım diye düşünüyordum ancak hiç öyle bir şey olmadı. Yağ gibi aktı gitti.

Filme puanım 8/10. Harika bir final filmiydi. Craig sonrası hangi Britanyalı aktörü Bond yapacaklar merakla bekliyorum.

Halo 3

İlk piyasaya sürülme tarihi: 14 Temmuz 2020 (25 Eylül 2007)

Geliştirici: Bungie

Tür: FPS

Platform: PC (Xbox 360)

Oynama Tarihi: 21 Mart 2022 – 30 Mart 2022

Halo 3 tam noktası noktasına 9 saatlik bir oynanış sonunda final verdi.

Halo serisine çok büyük umutlarla başlamıştım. Mass Effect gibi geniş bir dünyası ve oynayanı içine çekecek kadar sürükleyici bir öyküsü olacağını hayal ediyordum. Ancak ilk oyun benim için büyük bir hayal kırıklığı olmuştu. İlk oyunu 2020’de oynamıştım ve anniversary edition olarak remaster edilmiş olmasına rağmen oyun gerçekten 20 senelik bir yapım olduğunu buram buram hissettiriyordu.

Bu etki 2. oyunda biraz olsun kırılmıştı. Dual-wielding, bomba çeşitleri ve health bar kaldırılması gibi eklentiler ile birlikte önceki yapımın üzerine bir kat çıkmayı başarmışlardı. Üçüncü oyunda ise bu seviyeyi bir üste çıkarmaları beni mutlu etti. Devrimsel bir yenilik yapmamış olsalar da kullanılabilen 4 ayrı bomba çeşidinin olması ve PC’de oynarken shift tuşu ile aktive edebildiğimiz beşinci bir özel modun varlığı oynanışı baharatlandırabilmiş.

Hikaye olarak ilk oyun gerçekten çok ilkel olsa da ikinci oyunun finali beni etkilemişti. Cutscenelerin sinematografik dili gerçekten göz kamaştırıcıydı. Bir sci-fi filmi izlediğiniz hissine kapılmamanız işten bile değil. Üçüncü oyun Xbox 360 konsoluna geliştirildiği için ilk iki yapımdan daha fazla imkana sahipti. Bu sahip oldukları avantajı da iyi kullanmışlar.

Mekan tasarımları ve görsel kalite haliyle ilk iki oyunun üzerine çıkmış. İkinci oyunda dahi bulunan birbirinin karbon kopyası mekanlar bu oyunda mevcut değil neyse ki. Ancak backtracking yöntemine bu oyunda yine başvurulmuş. Bunu da dördüncü oyunda bırakmışlardır diye ümit ediyorum.

Hikayede hoşuma giden noktalardan hızlıca bahsedeyim. İkinci oyunda tanıdığımız Arbiter’ın ve diğer Covenant ordusunun bu oyunda insanlarla müttefik olması hoşuma gitti. Flood’a karşı direniş, Prophet suikasti ve 2. Halo inşaatını durdurmak için güçlerini birleştiren bu iki ırkın finalde ortak cenaze töreni düzenlemesi ve kahramanlarını anmaları çok hoştu. Ve Master Chief’in nasıl bir ‘efsane’ye dönüştüğünü bu oyun ile birlikte anlamış oldum. Cortana’yı geri alma mücadelemiz beni az da olsa heyecanlandırmıştı. Chief’in kendisini uyku kapsülüne kapatıp Cortana’ya “İhtiyaç duyduğun zaman beni uyandır” deyişi de arkaplanda yükselen müzikle birlikte tüylerimi diken diken etti.

Elbette muazzam bir öyküsü yoktu bu oyunun. Ancak genel olarak memnun ayrıldım. Bu yüzden de negatif kısımları kısa tutacağım. En sinir bozucu bulduğum kısım bu oyunda da ilk oyun ile benzer olayların farklı sıra ile yaşanmış olmasıydı.

Oyuna puanım 7.5/10. Şu ana kadar deneyimlediğim en pürüzsüz oynanışına sahip Halo bu oldu. Multiplayerını da bir ara denemek istiyorum.

Futsal Boys

Seri Çıkış Tarihi: 9 Ocak 2022 – 27 Mart 2022

Türü: Spor

Bölüm Sayısı: 12

İzlenme Tarihi: 9 Ocak 2022 – 27 Mart 2022

Kış sezonu ne çıkıyormuş diye bakarken gözüme kestirip izlemeye başladım. Hiç öyle uzun ve dramatik bir tanışma öyküm yok. Daha önceden duyurusunu falan da almadım. Beklentim sıfır olmasına rağmen beni yine de tatmin edemeyen bir dizi oldu Futsal Boys.

Bir animenin hikayesi ve karakterleri bana kendini ancak bu kadar önemsetemezdi. İzleyip izlemediğimden emin olamadığım bazı seriler mevcut. Ama sayıları gerçekten bir elin beş parmağını geçmez. Bu seride kaleci karakter hariç hiç kimsenin adını dahi bilmeden izledim. Kalecinin adı da Taiga yani kaplan demek olduğu için aklımda kaldı.

Ben çok nadiren 5 veya 6 puan veren biriyimdir. Bir eser hoşuma gitmiyorsa genelde izlemeyi bırakırım. Ve üzülerek söylemeliyim ki bu anime vakit ayırmaya değecek bir iş değil. Haftalık takip ediyor olmasam asla sıfırdan izlemeye başlamazdım.

Seriye puanım 5/10.

My Dress-Up Darling

Seri Çıkış Tarihi: 9 Ocak 2022 – 27 Mart 2022

Türü: Seinen – Romantik – SoL – Okul

Bölüm Sayısı: 12

İzlenme Tarihi: 10 Ocak 2022 – 26 Mart 2022

Oregairu ilk sezonu izlememin üzerinden epey bir vakit geçmişti. Kaguya-sama’yı komedisi ağır bastığı için liste dışı bırakırsam, uzun süredir romantik bir anime izlemediğimi söyleyebilirim. Ve Sono Bisque Doll wa Koi wo Suru benim dahi farkında olmadığım bir ihtiyaç anında imdadıma yetişti.

Coming-of-age eserlere karşı özel bir ilgim olduğunu bu blogtaki birçok yazımda defalarca dile getirdim. Elbette buna ek olarak genç insanların günlük yaşamları da kolayca dahil edilebiliyor. Ben kendi yaşayamadığım ve bir young adult olarak da bundan böyle bir daha asla yaşayamayacağım o hisleri dışarıdan bir gözlemci olarak seyretmeye veya okumaya bayılıyorum.

Bu aşık olmak gibi sıradan bir konu için dile getirdiğim bir ifade değil. Genel olarak Japonya’da bir genç olmak gibi daha bütünsel bir deneyimi kastediyorum. Yemesi, içmesi, eğlenmesi, sosyal ilişkiler ve hiyerarşisi ile birlikte total bir durumu işaret ediyorum. Bu mevcut haliyle birçok insanın asla deneyimleyemeyeceği bir ruh hali. Ha illa Japonya olmak zorunda değil. Anime hakkında konuştuğum için oradan girdim konuya.

Neyse işin özü ben Slice of Life serilere karşı en az Coming-of-Age eserlere duyduğum kadar yakın bir ilgi duyuyorum. Bu yüzden aşırı laubali olmadığı sürece çoğu SoL eserden memnun ayrılırım. Ancak kimisi vardır, ya bir karakteri ya da genel olarak odağına aldığı problem ile zihnime kazınır kalır. My Dress-Up Darling de Marin Kitagawa gibi aşırı tatlı ve samimi olduğu konusunda beni ikna edebilen bir kadın karakteri sunduğu için aklımda yer eden bir anime olacak.

Seriye puanım 8/10. Oldukça keyifli bir seriydi. Kadın veya erkek olmanız fark etmez, Marin’e aşık olmamak için epey çabalamanız gerekiyor. Uyarması benden.