Seri Çıkış Tarihi: 10 Ekim 1992 – 7 Ocak 1995
Türü: Shounen – Aksiyon – Komedi – Doğaüstü – Dövüş Sanatları
Bölüm Sayısı: 112
İzlenme Tarihi: 18 Eylül 2021 – 23 Ocak 2022

2013 yılından beri Hunter x Hunter ve dolayısıyla Yoshihiro Togashi’nin çok büyük bir fanıyım. Worldbuilding becerisi, hikaye anlatım tarzı ve öykülerine sirayet eden zekası beni kendisine hayran bırakmıştı. Bu güne değin onlarca Shounen eser izledim ancak bunlar arasında HxH benim için çok özel bir yere sahiptir.
Anime serisi 2014 Eylül’ünde final verdiğinde gerçekten çok üzülmüştüm. Bir taraftan mangasını da okumuştum ancak seriyle ilgili olanların malumudur, Togashi pek düzenli çizen bir mangaka değil. Bu sebeple HxH manga ve animesinin hayatımdan birden çıkmış olduğu gerçeğini uzun süre bünyemden atamadım.

Bu bocalama dönemimde iken başka uzun shounenlere sarmış olsam da, örneğin Katekyo Hitman Reborn, Gintama ve Rurouni Kenshin gibi, HxH’ın açtığı boşluğu tam anlamıyla dolduramıyordum. Togashi’nin bundan önceki eseri olan Yuu Yuu Hakusho’ya başlamaya o sıralar çok yaklaştım. Ancak kendimi izlemekten alıkoymayı başardım. HxH açlığını doruklarımda hissettiğim bir vakit başlama kararı aldım. Manganın da 2019’dan beri çıkmadığını düşünürsek artık Yuu Yuu Hakusho’ya başlama vaktimin geldiğine karar verdim. Böylece izlemeye koyuldum.
Hakusho’nun ilk 5-6 bölüm kadarı beni epey baydı. Bunu itiraf etmeliyim. Yusuke’nin cenazesi beni çok üzmüş hatta ağlama eşiğine getirmiş olsa da bir Spirit Realm’de geçen mevzulara hemen alışamadım. Ancak sabredip hikayeye devam ettiğimde Hiei ve Kurama karakterleriyle tanıştım. Ki bu aşamadan sonra hikaye epey bir hız kazandı. Eğer daha geç dahil olmuş olsalardı belki eserden kopabilirdim.

Kuwabara ve Yusuke’nin kılık değiştirmiş bir şeytanı Genkai’nin öğrenci seçim turnuvasında yakalama kısımları ve sonrasında Yusuke’nin Genkai’nin öğrencisi olarak Reihado-ken tekniğini öğrenme süreci beni seriye hafiften bağladı.
Bunun peşinden gelen arcta ise Human Realm’de bir ‘zombi salgını’ ortaya çıkıyor. Bu nedenle Koenma isimli Spirit Realm yöneticisi, Yusuke ve Kuwabara ile suçlarından aklanmak karşılığında Hiei ve Kurama’yı bir araya getirip Four Sacred Beasts’ten esinlenerek yaratılmış 4 Şeytanı ortadan kaldırmak ile görevlendiriyor. Bu arc ile birlikte işlerin ciddileşmeye başladığını hissettik.

Sonrasında Hiei’nin kardeşi Yukina’yı kurtarma operasyonu başlıyor. Ki bu olay serinin en önemli kırılma noktası oldu. Hem Toguro kardeşler ile hem de Sakyo ile tanışıyoruz. Operasyon sonunda öldüğünü sandığımız Toguro, her şey bittikten sonra şehirde rastgele dolaşmakta olan Yusuke’yi bir kenara çekip Dark Tournament’e katılması yolunda tehdit ediyor. Böylece başlayan yeni arc, benim bir shounen animesinde izlediğim açık ara en sürükleyici turnuva arcı idi.
Turnuva finali doğrudan Chapter Black Saga’ya bağlanıyor. Shinobu Sensui isimli eski bir Spirit Realm Detective zamanında Sakyo ve iş arkadaşlarının karıştığı korkunç bir eğlenceye şahit oluyor. Bu olayın ertesinde şeytanlar ve insanlara karşı düşünceleri değişmeye başlıyor. Spirit Realm arşivlerinde bulduğu Chapter Black kasedini izliyor. Bu kaset insanların dünya üzerinde yaptıkları bütün günahların kaydedildiği bir cihazmış. Bu kaset ile birlikte öğrendikleri sonrasında insanlığın yok edilmesi gerektiğini düşünen Sensui, Demon Realm’e açılan bir geçit açıp şeytanları dünyaya salmayı planlıyor. Bunun üzerine Yusuke ve arkadaşları onları durdurmak için yola çıkıyor. Bu arcın final fightı öncesinde Yusuke’nin kalbi duruyor ve ölüyor. Ancak sahip olduğu Demonkin Great Atavism ile içindeki şeytan genleri açığa çıkıyor ve duran kalbine rağmen kalkıp Sensui’yi durdurmak için Demon Realm’e giriş yapıyor. Sensui ile olan savaşında demon güçleri uyanıyor ve kontrolünü kaybetmiş iken onu öldürüyor.

Yusuke kendisini kontrol altına alan kişinin büyük büyük atası olduğunu öğrendiğinde onunla yüzleşmek için Demon Realm’de kalacağını söylüyor. Ancak Koenma’nın ikna etmesi sonucu dünyaya geri dönüyor. Demonkin olduğu öğrenildikten sonra Spirit Realm yöneticisi Enma, Yusuke’nin öldürülmesini emrediyor. Koenma ve Botan için de yakalanma emri çıkıyor. Koenma bunca yaşanandan sonra kendini kaybolmuş hisseden Yusuke’yi, Kuroko isimli emekli bir Spirit Realm Detective’in yanına gönderiyor. Orada başına gelenleri Kuroko’ya aktarırken bulundukları yere Demon Realm’den bir grup elçi geliyor. Yusuke’nin atasının kendi kralları Raizen olduğunu ve kendisini yanına götürmek ile görevlendirildiklerini söylüyor. Böylece Three Kings Arc başlıyor. Ölüm döşeğindeki kralın varisi olmak için yetiştirilen Yusuke Raizen’in diyarına giderken, Hiei ile Kurama diğer iki kral olan Mukuro ile Yomi’nin yanına çağırılıyorlar. Geçen bir senenin ardından Raizen ölüyor. Bu beklenmedik gelişme sonrası Yusuke, Yomi’nin ülkesine gidip onu sonucunun tüm Demon Realm’e hükmedecek tek bir kralı belirleyeceği dövüş turnuvasına davet ediyor. Yomi ve Mukuro’nun daveti kabul etmesi üzerine tüm diyardan şeytanlar toplanıp kral olabilme umuduyla dövüşe tutuşuyor. Turnuvanın sonucunda Raizen’in eski bir arkadaşı kazanıyor ve önümüzdeki 3 sene boyunca kral olacağını ilan ediyor. Böylece herkesin memnun olduğu bir sonuç ile seri son buluyor.

Hikaye özetinin ardından değinmek istediğim birkaç nokta daha mevcut. Togashi bu eserinde çok daha karanlık bir dünya ortaya çıkarmış. Hunter x Hunter dünyası Chimera Ant Arc’a değin pek öyle karamsar ve çaresizlik kokan bir atmosfere bürünmüyordu. Yorkshin Arc’ını hariç tuttuğumuz taktirde elbette. Ancak Yuu Yuu Hakusho, Yukina kurtarma operasyonu itibariyle tam bir Megami Tensei öyküsüne bürünüyor. Megaten esintilerini bu kadar net hissediyor olmak bana ayrı bir keyif verdi. Anime 92-95 arası yayınlandığı için SMT oyunları mı Togashi’den yoksa Togashi mi SMT oyunlarından etkilendi emin olamıyorum. Ancak Togashi’nin video oyunlarına düşkünlüğünü HxH’deki Greed Island nedeniyle biliyorum. Üzerine düşünülmesi gereken hoş bir detay bu.

Three Kings Arc’ın muhtemelen Shounen Jump tarafından aceleye getirildiğini düşünüyorum. Bu kadar hızlı işlenen ve arc olmasına rağmen yine oldukça iyi bir anlatım sunabilmiş. Bu da Togashi’nin öykü anlatıcılığının ne kadar iyi olduğuna bir işaret. Gönül isterdi ki Chimera Ant Arc gibi ilmek ilmek işlenen ve finalinde bize hem ahlaki sorgulamalar hem de psikolojik çözümlemeler yapmaya iten bir arc olabilseydi. Ancak bu kısıtlı süre içinde bu kadar heyecanlı bir hikaye anlatıp, yeni tanıttığı karakterleri bile önemsetmeyi başarmış olması büyük bir iş. Yoshihiro Togashi, Kentaro Miura ve Hiromu Arakawa ile birlikte en saygı duyduğum üç mangaka arasındaki yerini asla kaybetmeyecektir. Bu seri ile birlikte tescillenmiş oldu.

Anime serisine puanım 9.5/10. Keşke daha uzun olsaydı. Tadı damadımda kaldı.



























