Theseus – Romulus / Paralel Hayatlar

Orijinal İsim: Βίοι Παράλληλοι (Parallel Lives) #1 (2.yy başı)

Yazar: Plutarkhos

Okuma Tarihi: 7 Ağustos 2021 – 16 Ağustos 2021

Plutarkhos Paralel Hayatlar adını verdiği bu seri boyunca bir Romalı ile bir Yunan soylusunun eylemlerini yan yana koyarak anlatır. İkisinin de öyküsünü aktardıktan sonra şahısları kendi ahlak ve etik kurallarına göre yargılayıp durumlar karşısında kimin daha uygun hareket ettiğini belirtir.

İkisi de ilgimi çeken ve daha öncesinde haklarında birçok defa okuma yaptığım figürlerdi. Hem Plutarkhos’un yazdığı ilk karşılaştırmalı biyografi hem de benim ilgimi fazlasıyla çekmeleri nedeniyle seriye buradan giriş yapma kararı aldım. Theseus-Romulus karşılaştırması, okuduğum ilk Paralel Hayatlar bölümü olması hasebiyle oldukça kıymetli bir yere sahip oldu.

İkisinin de hayat öyküsünü farklı versiyonlar halinde okumuş olsam da bir de Plutarkhos’un ağzından, onun ilettiği ek bilgilerle takip etmek ayrı bir keyif verdi.

Seriye belli aralıklarla devam etmeyi planlıyorum. Umarım baskı bulmak konusunda zorluk çekmem.

Kötülük Çiçekleri

Orijinal İsim: Les Fleurs du mal (The Flowers of Evil)

Yazar: Charles Baudelaire

Okuma Tarihi: 4 Temmuz 2021 – 6 Ağustos 2021

Neden bilmiyorum ama ben bu şiir kitabını sevemedim. İşlediği konular ve dili itibariyle bana uzak gelen bir eser olduğunu asla söyleyemem. Yine de Baudelaire’in Les Fleurs du mal’ında beni kendine çekemeyen bir şey var ve ben henüz ne olduğunu çözemedim.

Sevdiğim 3-4 şiir ve birkaç pasaj dışında eserin yekününe dair bir memnuniyet beslediğimi söylersem yalan olur. Şiir çok kişisel bir olaydır. Hiçbir zaman şiir için ölüp biten biri olmadım. Beni derinden etkileyen çok az şiir vardır. Okumaya değer gördüklerimse epey fazladır. Ancak hiçbir zaman oturup da adı sanı duyulmamış bir şairin işlerine vakit ayırmam. Çünkü tanımadığım ve ilgilenmediğim kişinin en derin duygularını öğrenmek beni hiçbir şekilde mutlu etmeyecektir. Böyle garip bir düşünce işinde yaşıyorum. İyi mi kötü mü açıkçası ben de bilemiyorum.

Özetle Kötülük Çiçekleri’ni benden tavsiye isteyen hiçbir insana önermem. Kötü şiirler değillerdi ama o kelimeler beni hiçbir şekilde büyüsü altına alamadı. Belki Sait Maden’in çeviri dilini çok ilkel bulduğum için bu şekilde hissediyorumdur. Emin değilim. Ancak kişinin kendi deneyim edip de karar vermesi gereken bir eser olduğuna inanıyorum. Herkesi kişisel yolculuklarında yalnız bırakmak daha doğru olacaktır.

İmkansızın Şarkısı

Orijinal İsim: ノルウェイの森 (Norwegian Wood) (1987)

Yazar: Haruki Murakami

Okuma Tarihi: 15 Temmuz 2021 – 5 Ağustos 2021

Murakami külliyatına yıllardır giriş yapmak istiyordum. Özellikle de Norwegian Wood romanını merak ediyordum. Bu iki dileğimi de yıllar sonra aynı anda gerçekleştirmiş oldum. Tabii doğru bir başlangıç yapıp yapmadığım konusunda epey ikilemde kaldım.

İmkansızın Şarkısı, Toru Watanabe isimli bir gencin çocukluk arkadaşlarına ilişkin travmalarına odaklanıyor. Kobe’deki eski yaşamından uzaklaşmak için Tokyo’da üniversite okumaya karar veren Toru, çevresine yeni insanlar katmaya çabalarken neler yaşadıklarını okura kendi ağzından anlatıyor. Bu şehirde yaşadığı sıkıntıların peşine lise hayatındaki pişmanlık ve kayıplar sürükleniyor. Roman boyunca bu umutsuzluk girdabı içinde boğuşan Toru’nun 17 yaşından 21 yaşına kadarki hayatına göz atıyoruz.

Gençlik dramalarını oldum olası severim. Kalbimi kıracak kadar üzücü bir tonda işleyenleri ise daha da çok severim. Yaşamadığım bir anı veya hiçbir zaman tecrübe edemeyeceğim spesifik bir olayı bana kendi hatıramdaymış illüzyonu yaratabiliyorlar. Ben bu büyülü düşler arasında bulunmaktan farklı bir haz alıyorum. Marcel Proust’un bir arkadaşını teselli ederken söylediği “…Hiçbir zaman onu daha fazla sevemeyeceğini, hiçbir şeyin seni avutamayacağını, sürekli onu hatırlayacağını bilmek de bir tür zevktir.” sözü benim bu tondaki eserlere karşı düşüncelerimi özetliyor.

Murakami’nin diğer romanları da bu roman gibi temaya sahipse kendisi en sevdiğim çağdaş yazarlar arasına girecek demektir. Eğer bu çizgide eserler çıkarmış ise Inio Asano’nun muhtemel ilham kaynağı olduğuna kanaat getirebilirim. İmkansızın Şarkısı beni depresif bir slice of life izliyormuş veya Asano’nun mangalarından birini okuyormuşun gibi hissettirdi. Bu hissi sevdim ve romanın sonuna kadar onun çekimi sayesinde okumaya devam ettim.

Romanın kendisine gelecek olursak okurken beni sürükleyip götürdüğünü rahatça söyleyebilirim. Yazarın kalitesine ek olarak çevirmenin de oldukça başarılı bir iş çıkardığını ifade etmeliyim. Dil kullanımı ve kelime seçimleri böyle duygu yüklü romanlarda çok büyük bir etkendir. Ben sırf çevirisinin rezilliği sebebiyle İki Şehrin Hikayesi’ni okumaya başladıktan 2-3 sene sonra bitirebildim.

Esere puanım 8.5/10. Finali tam da bu tarzdaki bir esere uygun şekilde yazıldığı için kitaptan tatmin olarak ayrıldım.

Chainsaw Man

İngilizce Adı: Chainsaw Man

Japonca Adı: チェンソーマン (Chein-Man)

Seri Başlangıç Tarihi: 3 Aralık 2018

Seri Bitiş Tarihi: 14 Aralık 2020

Bölüm Sayısı: 97

Türü: Aksiyon – Macera – Doğaüstü – Shounen

Okuma Tarihi: 24 Kasım 2020 – 25 Temmuz 2021

Chainsaw Man mangası 2019 yılı içerisinde en çok paylaşılan ve üzerine konuşulan yeni serilerin başında geliyordu. 10 senelik anime manga dünyası içindeki serüvenin esnasında animesi çıkmadığı halde bu kadar geniş bir hayran kitlesi toplayabilen shounen mangasına hiç rastlamamıştım.

Popüleritesinin sebebi hikayenin özellikle son 20 sayıya kadar hiç de ön planda olmaması diye düşünüyorum. Daha başlangıçta epey yüksek vitesten bir vahşet ve aksiyonun içine giriyoruz. Seri bu dozunu her bir çarpışmada daha da üste çıkarıyor. Konuşmanın az olduğu ve sürekli hareket halinde olan karakterlere sahip olması bu manganın okur nezdinde avantaja sahip olmasıyla sonuçlanmış.

Hikaye, aksiyon ile kıyaslandığında arka planda kalıyor olsa da yine de shounen türü için ilgi çekici bir yapıya sahip. Tatsuki Fujimoto’nun kurmuş olduğu dünyada şeytanlar insanların kolektif korkularının vücut bulmuş halinden oluşmaktadır. Örneğin canlıların ateşe karşı beslediği korku zaman içerisinde Ateş Şeytanı’nı doğurmuştur. Ne kadar insan ateşten korkuyorsa Ateş Şeytanı da o kadar güçlü olur. Temel prensip bu şekilde.

Ana karakterimiz olan Denji, namıdiğer Chainsaw Man, de esasında insanların elektrikli testere korkusu neticesinde doğmuş bir şeytandır. Böyle düşününce fazla spesifik ve genele yayılmamış bir korku gibi geliyor. Çünkü Karanlık Şeytanı ve Silah Şeytanı gibi daha geniş kitlelerin sahip olduğu korkulardan beslenenler çok daha güçlü oluyorlar.

Durum böyleyken bu Chainsaw Man’in özelliği ne de herkes hikaye boyunca peşinde dolanıyor o zaman diye sorabilirsiniz. İşte bunun cevabını son 20 bölüm içinde alıyoruz. Chainsaw Şeytanı’nın diğerlerinden farklı bir özelliği mevcut. Chainsaw eğer bir şeytanı yerse, o şeytanın ve beslendiği korku dünya üzerinden siliniyormuş. Bu nedenle de hikaye boyunca Denji’yi yakalamaya ve kalbini sökmeye çalışan şeytanlar ile karşılaşıyoruz. Yok olmaktan korkan bu şeytanlar sayesinde Chainsaw Man de onlarla başa çıkabilecek kadar güçlü oluyor. Özetle Denji’nin hikayede oynadığı rol bu şekilde.

Biraz da çizimlerden bahsetmek istiyorum. Düşüncelerim biraz karışık. Dövüş sahneleri gerçekten harika çizilmiş olsa da normal insanların olduğu sahneler çok basit ve çocuk çizimi gibi duruyor. Sanki o şeytanları ve normal hayat kısımlarını çizen kişi aynı insan değilmiş gibi. Hayır bu tematik değişimle alakalı bir şikayet değil. Direkt çizim kalitesi değişiyor. Oturan, yemek yiyen, yürüyen normal insanların anatomilerinde hatalara rastlamak epey olası. Bunun sebebi insan çizmekte zorlanması mı yoksa bu kısımları önemsemesi mi bir türlü anlayamadım. Yine de kafaya takılacak kadar büyük sorunlar değiller. Ben yalnızca değinmeyi istediğim için yazdım.

Seriye puanım 8.5/10. Animesini dört gözle bekliyorum.

Halo 2 Anniversary

İlk piyasaya sürülme tarihi: 12 Mayıs 2020 (9 Kasım 2004)

Geliştirici: 343 Industries (Bungie)

Tür: FPS

Platform: PC (Xbox)

Oynama Tarihi: 15 Temmuz 2021 – 21 Temmuz 2021

Halo 2 senaryosu yaklaşık 11 saat 12 dakikalık bir oynanışın sonunda final verdi.

Halo hikayesi beni ilk oyunda hiç etkilememiş olsa da ikinci oyun itibariyle işlerin biraz ilginç bir hal aldığını söylemek yanlış olmaz. Covenant imparatorluğu içerisindeki iç karışıklıklara bir de Flood dahil olunca mesele epey bir karışıyor.

İkinci oyunu birincinin üzerine koyan en önemli olaylardan biri hikayenin Covenant tarafına da şahit oluyor olmak. Oyunda yalnızca Master Chief’i kullanmakla kalmıyoruz. Arbiter lakaplı Covenant askerini de yönettiğimiz için olayları yalnız sinematikler ile takip etmiyor, birebir içine dahil oluyoruz. Bu da ilk oyunda sayısı 10’u bulan bölümlerin, 15’i bulması ile sonuçlanmış.

Oynanış konusundaki gelişimlerden arasında dual-wielding’ten bahsedebiliriz sanırım. 2021 yılında bu özelliği bir gelişim olarak saymak epey komik geliyor olsa da ilk oyunun 2001, bu oyunun orijinalinin de 2004’te çıktığını unutmamak gerekiyor.

Bölüm tasarımları konusunda da ilk oyundan daha başarılı olduğunu söylemem gerekiyor. Yine birbirini tekrar eden, simetrik dizayn edilmiş binalar içinde geziyor olsak da renk paleti, aydınlatma ve düşman saldırıları sayesinde ilk oyunun monotonluğunu kırmayı becerebilmişler. Bu biraz da anniversary editionın marifeti de olabilir gerçi. Yine de ben bunu oynadığım için değerlendirmeyi de onun üzerinden yapıyorum.

Oyuna puanım 7/10. Hikaye yarım kaldığı için içimde ilerisini görmeye dair bir merak oluştu. Birkaç ay sonra üçüncü oyuna girişmeyi planlıyorum.

Hajime no Ippo: Mashiba vs. Kimura

Orijinal Adı: Hajime no Ippo: Mashiba vs. Kimura (2003)

Türü: Komedi – Shounen – Spor

Stüdyo: Madhouse

İzlenme Tarihi: 19 Temmuz 2021

Güzel bir filmdi. Kimura serideki en sevdiğim karakter olduğu için bu dövüşü izlemeyi dört gözle bekliyordum. Ancak arkadaşımın verdiği spoiler yüzünden dövüşün sonucunu öğrenmiştim. Yine de o buruk anı birebir yaşamak çok etkileyiciydi.

Bazı hikayeler vardır ki sonunda ne olacağını bilmenize rağmen size kendilerini okutmayı ve ya izletmeyi başarırlar. İşte o öyküler başarılı öykülerdir. Hajime no Ippo derin bir hikaye anlatmıyor olmasına rağmen birkaç genç sporcunun hayatları, pişmanlıkları, hayalleri ve arzularına dair eşsiz bir anlatı barındırıyor. Bu yüzden boks sporunu sevmesem dahi izlemeye devam edebiliyorum.

Bu special bölüme puanım 8/10. Şu an izlemekte olduğum Slam Dunk bittikten sonra Hajime no Ippo’ya devam etmeyi planlıyorum.

Ben, Earl ve Ölen Kız

Orijinal Adı: Me and Earl and the Dying Girl (2015)

Yönetmen: Alfonso Gomez-Rejon

Türü: Drama – Komedi

İzlenme Tarihi: 15 Temmuz 2021

Uzun zamandır bir film benim kalbimi bu kadar kırmamıştı. Gerçekten şu an çok üzgün hissediyorum. Paramparçayım. Benzer hissi en yakın zaman yaşadım emin değilim. Ancak bu hissin hatıralarımda en kalıcı şekilde işlenmiş hali Ölü Ozanlar Derneği sayesinde olmuştu. Üzerinden yıllar geçti. Ancak bu yaşadığım hüzün birebir aynı.

Hikayemiz huysuz ve silik bir karakter olan Greg’in, tanıdığı ancak samimi olmadığı bir arkadaşının lösemi olduğunu öğrenmesiyle başlıyor. Rachel isimli bu kız ile annesinin zorlamasıyla iletişim kurmaya girişen Greg, birlikte geçirdikleri zaman sürecinde aralarında tatlı bir dostluk bağının kurulduğunu fark eder.

Greg ve Rachel dışında hiçbir karakterin detaylı işlenmemesi büyük bir eksikti. Filmin başlığında adı geçen Earl dahi yeterince işlenmiş değildi. O yüzden bu ikilinin aralarındaki hafiften romantizme kayan dostluğun genel odağı kapladığını belirtmem gerekiyor. Hikaye boyunca aşama aşama ilerleyen ilişkilerini seyretmek çok hoşuma gitti.

Filme puanım 8/10. Acıklı ne toz pembe, her şeyin arasında kalmış o öykülerden biri daha kalbimi çalmayı başardı.

Silahlara Veda

Orijinal İsim: A Farewell to Arms (1929)

Yazar: Ernest Hemingway

Okuma Tarihi: 2 Temmuz 2021 – 13 Temmuz 2021

Bu kitap bir çaresizlik anlatısıdır. Mutlu bir sona ermeyeceğini daha ilk bölümü okurken anlamıştım. Henry’nin orduyu terk ettikten sonra Milan’a dönene kadarki kısımda İtalya bana bir bataklık hissi verdi. Hiçbir yerinden kaçamayacağın ve çabaladıkça seni daha da dibe çekecek bir bataklık. Ne dağlarında ne düzlüklerinde güvenli bir yer bulamayacağın ürkütücü bir ülke.

Romanın atmosfer yaratma ve okuruna geçirme konusunda çok başarılı olduğunu söylemem gerekiyor. O havan topu saldırısı sahnesi ve sonrasında yaşananlar kolay kolay aklımdan çıkabilecek gibi değil. Savaşın şiddetini canlı bir şekilde betimliyor. Okurken ellerim titremişti. Kalbim sıkışmıştı. Kendimi güvensiz bir ortamda bulunuyormuş gibi hissetmiştim.

İlk üç bölümün bana hissettirdiği bir eşsiz duyguların ardından son iki bölümün Henry ve Barkley arasındaki ilişkiye odaklanıyor olması benim modumu fena halde düşürdü. Ancak beni okumaktan alıkoymadı. Romanın bu odak değişimi canımı sıkmış olsa da bana kendini okutmaya devam ettirdi.

Silahlara Veda bugün metro ile evime dönüş yaparken bitirdim. Finalinin içimde yarattığı burukluğu doyasıya yaşamak istedim. Ancak hiç uygun bir yerde olmadığım için hislerimi içime gömdüm ve sessizce bekledim.

Romanın alternatif sonları olduğunu öğrendim. Kimisi bizzat Hemingway’in kendi tasarladığı kimisi de fan-fiction denebilecek çalışmalardan oluşuyor. Ancak orijinal finalin zihnimde bulanmasını istemediğim için şimdilik o alternatifleri okumayı erteliyorum. Aylar sonra bir gün aklıma gelirse kitabı raftan indirir ve okurum.

Esere puanım 7.5/10.

Warhammer 40,000: Space Marine

İlk piyasaya sürülme tarihi: 6 Eylül 2011

Geliştirici: Relic Entertainment

Tür: Third Person Shooter – Hack&Slash

Platform: PC

Oynama Tarihi: 21 Haziran 2020 – 11 Temmuz 2021

Warhammer 40K Space Marine, Steam sayacına göre, 9 saat 24 dakikalık bir oynanışın ardından son buldu.

Warhammer dünyasıyla pek içli dışlı olduğum söylenemez. Hem Fantasy tarafı olsun hem de 40K, içine bir türlü giremediğim settingler olmaya devam ettiler. Bu oyunu ise bundan 10 sene kadar önce, yanlış hatırlamıyorsam çıkışına yakın bir vakitte oynamaya çalışmıştım. Ancak daha ilk sahnesinde ekran kartımın yetersizliği nedeniyle oynamakta güçlük çekiyordum.

Haliyle devam edemedim ve silmek zorunda kaldım. Space Marine macerama 2021 Haziran’ında devam etme kararı aldım. Çok ani oldu aslında. Hala Warhammer lore ve evrenine dair büyük bir ilgi duyduğum söylenemez. Vakit geçirmelik bir şeyler arıyordum ve bu oyunun kütüphanemde bulunduğu hatırladım. Sonrası malum.

Oyunun hikayesi, İmparatorluk için önemli olan bir gezegene Orkların saldırısı ile başlıyor. Biz de Ultramarine ekibinin lideri Cpt. Titus’u yöneterek gezegendeki Ork istilasını durdurmaya çalışıyoruz. Yolculuk sırasında Chaos Lord Nemeroth’un da işlere dahil olmasıyla olaylar ilgi çekici bir hale gelmeye başlasa da nihayetinde aksiyon dolu bir hikaye olmanın ötesine gidemiyor. Bir Warhammer oyunundan derin hikaye beklemek saçma olurdu. Ben de sadece aksiyon bulmayı beklediğim için istediğimi almış ve mutlu ayrılmış oldum.

Oyunda kullanması en eğlenceli olan şey yakın dövüş silahları idi. Bir de sadece üç bölümde kullandığımız jetpack vardı. O jetpack’i kullanmaya her başladığımız vakit oyundan aldığım keyif 2-3 katına çıkıyordu. Havaya yükselip elimizdeki tokmakla yere vurmak ve sersemlemiş düşmanları tokmakla fırlatıp ezmek harika bir histi. Keşke o ekipmanı daha sık kullanabilseydik. Yine de oyunda kısa bir süre için dahil kullanıyor olmak, oynanışın monotonluğunu kıran keyifli bir eklenti olmuş.

Yapıma puanım 7/10. Oyunun 2013’te iptal edilen bir sequel projesi varmış. Umarım o devam oyununu bir gün görürüz. Beklemekten başka çare yok.

Kapıdaki Düşman

Orijinal Adı: Enemy at the Gates (2001)

Yönetmen: Jean-Jacques Annaud

Türü: Drama – Tarihi – Savaş

İzlenme Tarihi: 10 Temmuz 2021

Savaş filmi izlemekten hiç haz etmiyorum. Özellikle de İkinci Dünya Savaşı’nı konu alan yapımlar beni feci halde bayıyor. Bu filme de öyle aman aman bir ilgi göstererek başlamamıştım. İsmi sık geçtiği için izleme ihtiyacı hissettim. Belki kaçırdığım bir şey vardı diye beklemiştim. Ancak yokmuş.

Film Stalingrad’da epey etkili performans sergilemiş Urallı bir keskin nişancının şehir müdafaası sırasında yaşadıklarını konu alıyor. Eline silah aldığı ilk saldırıda tek başına bir düzine adamı vurduktan sonra cephede edindiği bir arkadaşı sayesinde Sovyet ordusu arasında efsaneleşmeye başlıyor. Adı tüm askerlere moral kaynağı olurken Alman cephesinde de başına ödül konan bir hedef haline geliyor.

Filmi birkaç hafta önce otobüste yolculuk ederken izlemeye başlamıştım. Bugün, ek mesai yaptığım sırada gözümün ucuyla takip ederek filmi tamamladım. Yüzde yüz odaklanarak izlememiş olmaktan mutluyum. Çok önemli ve kaçırılmaması gereken bir yapım değilmiş.

Yapıma puanım 6.5/10.