Invincible (Sezon 1)

Seri Çıkış Tarihi: 26 Mart 2021 – 30 Nisan 2021

Türü: Aksiyon – Macera

Bölüm Sayısı: 8

İzlenme Tarihi: 2 Mayıs 2021 – 8 Mayıs 2021

Sürpriz oldu. Hem benim için hem de çizgi roman takip etmeyen animasyon seyircileri için. Daha önceden reklamı veya duyurusuna da denk gelmemiştim. Invincible, Prime’daki yayın hayatına başladıktan sonra sessiz sedasız yayılmaya başladı. En nihayetinde internet memelerine konu olacak kadar popüler bir yapım haline geldi.

Süper kahraman animasyon dizileri benim hiç ilgimi çekmiyor. Belki en son 7-8 sene kadar önce Ultimate Spider-Man’i izlemişimdir. Ancak bu yapımı izleyen herkes, güçlerini yeni kazanmış bir süper kahramanın başından geçen maceraları anlatan sıradan yapımlardan biri olmadığını söyleyince “Peki… belki izlerim” deyip watchlistime eklemiştim.

Bir oldu, iki oldu derken tüm internet Invincible’ın ne kadar harika bir yapım olduğunu konuşmaya başladı. Haliyle benim de merakım kabardı ve hikayeye giriş yapayım dedim. İlk bölüm sıradan bir şekilde ilerliyor olmasına rağmen epey keyifliydi. Fakat bir taraftan insanlar bu seride özel olan ne gördü diye düşünüyordum. Derken bölümün son 10 dakikalık sekansı başladı ki işte belli ki herkesi kendine bağlayan kısmın o olduğunu anladım.

Beni diziyi izlemeye devam ettiren tek şey o son on dakikanın üzerimde bıraktığı merak hissiydi. Olayın arka planını öğrenmek yanıp kavruldum. İlk bölümün böyle ilgi uyandıran bir sonu olmasa muhtemelen izlemeyi bırakır ve yıllar boyu da açıp devam etmezdim. Ancak akıllı bir karar alıp bölümleri 45 dakika yapmışlar ve ilk bölüm ile ilginç bir olayın tetikleyicisini gösterebilmişler.

Sezona puanım 8/10. Oldukça keyifli ve ilgi uyandırıcı bir yapımdı. 2022 yılında ikinci sezonunun geleceği söyleniyor. Umarım devamında da ilgimizi açık tutacak hikayeler seyredebiliriz.

Solomon Kane

Orijinal Adı: Solomon Kane (2009)

Yönetmen: Michael J. Bassett

Türü: Aksiyon – Macera – Fantastik

İzlenme Tarihi: 6 Mayıs 2021

Solomon Kane ve Van Helsing filmleri çocukken zihin dünyamda gotik fantezinin ateşini yakan filmler olmuşlardı. İkisi de TV’de defalarca verilmiş olmasına rağmen çocuklar için fazla şiddet içeren yapımlar oldukları için geceye yakın saatlerde gösterilirdi. Ben de haliyle bir başından bir sonunda izleye izleye ilgi alaka geliştirdim.

Ancak o zamanlar yapımlarda kullanılan kostümler, makyajlar, efektler ve mekanlara pek dikkat etmezdim. Eskiden yarım yamalak izlediğim eserleri bugünlerde tekrar dönüp izliyor olmak bana bu eleştirel bakışa sahip olmamı da sağladı. Eskiden sevdiğim şeyleri neden sevdiğimi fark edebiliyorum böylece.

Solomon Kane için ölüp bittiğim söylenemez. Ancak 17. yüzyıl Britanya’sında şeytani güçler tarafından kontrol edilen yaratıklarla savaşan bir Püritan’ın maceraları oldukça havalı geliyordu çocukken. Şapkası, kılıç ile tabancası ve en önemlisi de peleriniydi gönlüme yerleşen. Pelerini 20. yüzyıl öncesinde geçen her hikayede rahatça görebiliyor olmak hoşuma gidiyor. Eski giyim kuşama dair beğendiğim tek materyal olabilir. Bu kadar havalı bir eşya neden günümüzde tekrar moda olup da normalleştirilemedi anlamış değilim.

Neyse filme dönelim. Solomon Kane hikayesi, Conan the Barbarian’a da yazarlık etmiş olan Robert E. Howard’ın elinden çıkmış bir romana dayanıyor. Orijinal materyali henüz okumadım ancak yüksek edebiyat ürünü olmadığını bildiğim için sinema eserinin kitaptan görece daha eğlenceli olduğunu düşünüyorum. Haklı mıyım haksız mı ileride kitabı okuduğum vakit öğreneceğim. Şimdilik ise Solomon Kane dünyasında geçen bir FRP oynama isteği ile yanıp tutuşuyorum. Gothic Fantasy settingi yazmamak için zor tutuyorum kendimi.

Filme puanım 6/10. Keyifli bir fantastik macera filmiydi. Hayal dünyamda açmış olduğu kapılar sayesinde zevk aldığım eserlere yön verdi diyebilirim.

Fog Hill of Five Elements

Seri Çıkış Tarihi: 26 Temmuz 2020 – 9 Ağustos 2020

Türü: Aksiyon – Tarihi – Dövüş Sanatları – Fantastik

Bölüm Sayısı: 3

İzlenme Tarihi: 2 Mayıs 2021

Bu animasyon projesini daha ilk reklamı yapıldığı zaman görüp takibe almıştım. Beş sene önce dövüş sekanslarını ve bilumum epik anları barındıran bir trailer yayınlanmıştı. O videoyu telefonuma indirmiştim. Metro yolculuklarım sırasında canım sıkılırsa açıp izlerdim. Sonra projeye dair başka hiçbir şey yayınlanmayınca zamanla aklımdan silindi.

Geçen senenin sonlarına doğru bir anime grubunda muhabbeti geçince yapımın üç bölümlük bir dizi şeklinde yayınlandığının haberini aldım. Birkaç siteyi taradıysam da çevirisine rastlamadım. Daha sonra sadece Çin yapımı animasyon dizilerini çeviren bir fansub ın sitesinde üç bölüme birden rastladım. Ancak akılda kalıcı bir ismi olmadığı için ne olur ne olmaz bunları indireyim dedim. O günden bugüne değin bu üç bölüm masaüstümde öylece durmaktaydı. Nihayet izleyebildim.

Çizim stili çok hoşuma gidiyor. Efektler sanki ebru stilinde hazırlanmış gibiydi. Yapımın genel halini Korra’nın Avatar Wan arcı ile Yami Shibai animesinin görsel yönetiminin bir harmanı olarak değerlendirebilirim.

Blogta sadece üç-dört tane yazı girip de yer işgal etmesine sebep olmaması için mümkün olduğunda fazladan kategori açmamaya özen gösteriyorum. Olur da ileride birkaç tane daha Çin veya ABD yapımı çizgi film dizisi izlersem onları da Anime kategorisine koyacağım.

Yapıma puanım 7/10. Dövüşlerdeki animasyon kalitesi muazzam. Umarım serinin yapımı iptal olmamıştır ve yakın zamanda devamını görebiliriz.

Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat

Orijinal İsim: Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat (1872)

Yazar: Şemseddin Sami

Okuma Tarihi: 19 Nisan 2021 – 1 Mayıs 2021

Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat lisedeki edebiyat derslerinden kulak aşinalığı kazandığım bir eserdi. O derslerde işlediğimiz eserler gibi bu romanın da hikayesine dair bilgimiz isminin açık ettiğinden daha fazlası değildi.

Öyküye başlarken Kuyrukluyıldız Altında Bir İzdivaç tadında bir romantik komedi okuyacağımı sanıyordum. Hikayede komedi unsuruna hiç yer verilmemesiyle birlikte, diyaloglar ve kesitlerin arasına serpiştirilen sosyal hayat eleştirilerine rastlamak beni birazcık şaşırttı diyebilirim. Ancak bu iğnemeler çok çabuk bahsedilip geçiliyor.

Konunun merkezindeki asıl mesele haremlik-selamlık yaşantısı ve görücü usulü evlilik diyebiliriz. Yazar, 19. yüzyıl sonunda İstanbul’daki erkek kadın ilişkilerinin ne düzeyde olduğunu dramatik bir örnek üzerinden anlatıyor.

Hikayedeki plottwist epey önceden tahmin edilebilir olmasına rağmen ağızda kötü bir tat bırakmıyor. Yazar hikayenin en başından beri ileride gerçekleşecek birtakım olayı önceden açık etmişti. Bu ipuçlarını birleştiren okur finalin nasıl gerçekleşeceğini kolayca çıkarabiliyor. Bu tahmin edilebilirlik hikayenin basitliğini göstermekten ziyade Şemseddin Sami’nin okurla paylaştığı kesitlerde ikna edicilik düzeyini iyi belirlemiş olmasından kaynaklandığını söylemek daha uygun olacaktır.

Romana puanım 6.5/10. Talat ile Fitnat hikayesi Türk edebiyatındaki ilk modern Romeo ve Juliet uyarlaması denebilir sanırım.

Kimetsu no Yaiba The Movie: Mugen Train

Orijinal Adı: Gekijouban Kimetsu no Yaiba: Mugen Ressha-hen (2020)

Türü: Aksiyon – Tarihi – Doğaüstü – Shounen

Stüdyo: Ufotable

İzlenme Tarihi: 1 Mayıs 2021

Kimetsu No Yaiba anime dizisini geçen sene ağustos ayında bitirdiğimde çok şiddetli bir açlık hissetmiştim. Hikayenin direkt filme bağlanacağını son bölümde duyurmuş olmaları işi daha da kötü yapmıştı. Çünkü Japonya sinemalarında gösterime giren yapımlar dünyanın geri kalanına hep bir sene kadar sonra geliyordu.

Ekim 2020’de gösterime giren Mugen Train Arc’a yaklaşık 7 ay sonra kavuşmuş olmak bile beklediğimden iyi oldu. Ghibli yapımları hariç hiçbir anime filmine bir sene evvelden ulaşmaya bünyemiz alışmadığı için hafif bir şaşkınlık yaşadım.

Girişte de bahsettiğim üzere film, animenin bıraktığı yerden direkt devam ediyor. Hikayede ekibimize Flame Hashira Rengoku eşlik ediyor. Kendisi ve diğer Hashiralar ile animenin son bölümlerinde tanışmıştık. Ancak güçleri ve kişiliklerine dair pek ipucu elde edememiştik. Bu arc Rengoku’yu merkeze alması ile ekibimiz için önemli bir kilometre taşı görevi görüyor.

Mugen treninde yaşanan olaylardan sonra Tanjiro, Inosuke ve Zenitsu’nun davalarına daha bağlı hale geldiklerini düşünüyorum. Mangayı okumadım ve ileride ne olacağını bilmiyorum. Ancak bu yaşananlardan sonra karakterlerin mental olarak olgunlaşmış olacaklarını umut ediyorum.

Filme puanım 8/10. Oldukça sürükleyici bir hikayeyi göz kamaştırıcı görseller ile uyarlamayı başarmışlar. Anime dizisinin ikinci sezonunu iple çekiyorum.

Sakamichi No Apollon

Seri Çıkış Tarihi: 13 Nisan 2012 – 29 Haziran 2012

Türü: Drama – Josei – Müzik – Romantik – Okul

Bölüm Sayısı: 12

İzlenme Tarihi: 19 Ocak 2019 – 30 Nisan 2021

Sakamichi No Apollon’a başladığım zamanlar lisanstaki son dönemime denk geliyor. Hatta yedinci yarıyıl ile sekizinci yarıyılın arasındaki tatilde başlamıştım sanırım. O dönem aramı iyi tutmaya çalıştığım bir kişi bu animeyi çok sevdiğini söylemişti. Ben de epey zamandır aklımda olan bu seriye, üzerinden konuşacak bir konumuz olur umuduyla başlamıştım. Ancak anime izlemeye katlanamadığım o meşhur dönemin sonlarına doğru denk geldiği için serinin ilk bölümü izledikten sonra devamını getirmedim.

Eskiden kalma bir alışkanlık olarak izleyeceğim anime bölümlerini indirip masaüstümde tutardım. Bu alışkanlığımı tekrar düzenli izlemeye döndüğüm şu iki senelik periyotta bırakmayı başardım. Ancak Sakamichi No Apollon’un 2. bölümü tam olarak iki sene boyunca bir gün izleneceği umuduyla masaüstümde öylece durdu.

SnA’yı bitirmek için tekrar giriştiğimde takvim yaprakları 18 Nisan’ı gösteriyordu. Son iki hafta boyunca fırsat buldukça Apollon’u izledim. Araya başka bir seri katmamaya özen gösterdim. Hatta bu bahar sezonu çıkmış olan Gokushufudou’yu çok sevmeme rağmen bitirmemek için kendimi zorladım. Çünkü anime izlemeye başladığım günden beri tamamladığım 450. eserin özel bir seri olmasını istiyordum. Ve bu seri Sakamichi No Apollon oldu. Artık 500’e kadar gönül rahatlığı ile istediğim çerezlik seriyi tüketebilirim.

Animenin hikayesinde pek özel bir şey olmamasına rağmen karakterler empati duyabileceğimiz kadar iyi işleniyorlar. Ergenlikteki o eski kafam olsam büyük bir anlatı barındırmadığı için bu tip hikayeleri beğenmezdim. Ancak artık gerçek bir kişiliğe sahip karakterlerin arasındaki ilişkileri izlemek, dramalarına ortak olabilmek beni daha çok tatmin ediyor.

Sakamichi No Apollon üç karakteri ile benim istediğim dramayı bana yaşatmayı başardı. Onlar da Sentarou, Bon ve Yurika idi. Ritsuko’yu sevmediğimi söyleyemem ancak karakter yazımını etkileyici bulduğumu da iddia edemem. Ancak bunların aksine Sentarou ve Bon’un çocukluklarından gelen gerçek bir travmaları var. Karakterlerine etki eden bu acı ve korkuları nedeniyle seyirci onların bir olay karşısında neden o tarz bir tepki verdiğine ikna olabiliyor. Yurika bu ikisine kıyasla yan karakter sayılabilmesine rağmen Ritsuko’ya kıyasla yaptığı eylemlerin sebebine daha kolay anlayış getiriyoruz. Ayrıca serinin en etkileyici anlarını barındıran 9. bölümün as oyuncusu olması ile de kalbimi kazanmayı başardı.

1960’lar Kyushu’suna dair önemli sosyolojik ve kültürel detaylar barındırdığını belirtmeden yazımı sonlandırmak istemedim. Ve tabii ki caz müzik tutkunlarının asla göz ardı etmemesi gereken bir yapım.

Seriye puanım 8.5/10. En sevdiğim animeler arasına sokmaya layık gördüğüm bir seri oldu.

Bakkhalar #Metin

Orijinal Adı: Βάκχαι (The Bacchae)

Yazar: Euripides

Çevirmen: Sabahattin Eyüboğlu

Okunma Tarihi: 24 Nisan 2021 – 25 Nisan 2021

Son zamanlarda Antik Yunanistan ve Roma döneminde faaliyet göstermiş garip kültler ve tarikat hakkında bir şeyler araştırmaktaydım. Bakkhalar’ı da bu süreçte takibe almıştım. Akdeniz’in her bir köşesinde birbirine ben benzeyen hem de çeşitli farklar sergileyen bu kadar fazla ‘kurtarıcı tanrı’ öyküsünün olması beni hayrete düşürüyor.

Mithras, Attis, Inanna, Zerdüşt gibi mitolojik figürlerin birbirlerine karşı benzerliklerini biliyordum. Ancak Dionysos mitlerinin de bunlara eklemlendiğini son birkaç aydır okuduğum şeyler sayesinde fark ettim. Orpheus’un takipçileri Orphicler tarafından yayılmış Dionysos-Zagreus inanışı ise Sokrates öncesi döneme ait bir İsa portresi çiziyor.

Dionysos, Rhea ve Kibele kültleriyle de yakından ilişkili olmuştur. Rhea Giritli olsa da Dio ve Kibele Anadolu kökenli tanrı/tanrıçalardı. Takipçilerinin ritüelistik olarak birbirine yakın olması da haliyle doğal geliyor. Kibele’nin takipçileri Korybantes’lerin bebek Dionysos’u korumakla görevlendirilmiş olmaları gibi detaylar da bu iki kültün aynı inanç havuzundan nasıl beslendiklerini de ortaya seriyor.

Bakkhalar oyunu özelinde birkaç şeyden bahsetmek gerekirse, eser beklediğimden iyi çıktı diyebilirim. Eyüboğlu oyunu çeviri notlarıyla zenginleştirmiş olmasaydı belki biraz daha ham bir tat alabilirdim ancak bana totalde yaşatılan deneyimi ele alıp konuşmak gerektiğini düşünüyorum. Bu yüzden de antik dönemdeki günlük yaşam ve inanç dünyasına dair öğrendiğim detaylar ile mest olduğumu gönül rahatlığı ile söylemeliyim.

Oyuna puanım 7.5/10. Dionysos kültüne dair gündelik yaşamdan ve halk arasındaki düşüncelerin ipuçlarını barındırdığı için epey faydalı buldum.

Zombie Army 4: Dead War

İlk piyasaya sürülme tarihi: 4 Şubat 2020

Geliştirici: Rebellion

Tür: FPS

Platform: PS4

Oynama Tarihi: 13 Nisan 2021 – 24 Nisan 2021

Zombie Army 4: Dead War yaklaşık 7-8 saatlik bir oynanış sonunda final verdi.

PS Plus üyeliği ile gelmiş olmasa asla kafamı çevirip de bakacağım bir oyun olmamasına rağmen Grimrock’u bitirmemin ardından kendimi bir boşluğa düşmüş hissetmiştim. Senaryo ile ilerleyen ciddi bir şey oynamak yerine kafa dağıtacak, oynarken beynimi kullanmamı gerektirmeyecek bir şeyler arıyordum. O sırada Nisan ayı oyunu olarak Zombie Army’nin verilmiş olduğu aklıma gelince şunu bir deneyeyim dedim.

Korku oyunu oynayabilen bir insan değilim. Hatta içinde korku öğesi barındıran her oyun beni rahatsız eder. Ancak Zombie Army 4’ün zombileri ürkütücü olmaktan çok komikti. Stubbs the Zombie kadar sempatik olmasalar da korkmamı gerektirecek bir atmosfer yaratmıyorlardı. Zaten bu serinin önceki oyunları da mizah öğelere ağırlık veren yapımlarmış. Daha önce hiç oynamadım ama öyle bir izlenim aldım.

Velhasıl oyun klasör bir zombi öldürme simülasyonu. Left 4 Dead stili dört kişilik bir ekiple oynadığınızda çok daha fazla keyif alacağınız bir oynanış sunuyor. Ancak ben tek başıma -elbette ki easy modda- oldukça rahat bir oynayış sürdüm.

Oyunda bulunan silah geliştirme, skin, melee saldırı çeşitleri, asgari kostümizasyon, item modları ve karakter perkleri gibi türün olmazsa olmazı şeyleri detaylı incelemeye gerek duymuyorum. Hepsi standart şekilde çalışan ve işleyen mekaniklerdi. Öyle özel bir tarafları da yoktu.

Oyuna puanım 6.5/10. Türün tutkunu olmasam da bir hafta kadar can sıkıntımı dindirdiği için oyundan memnun ayrıldım.

Cango’nun İntikamı

Orijinal Adı: Django (1966)

Yönetmen: Sergio Corbucci

Türü: Aksiyon – Western

İzlenme Tarihi: 21 Nisan 2021

Western filmlerine sarmayı her ne kadar arzu etsem de yakın aralıklarla izlediğim iki filmden sonra hepsinin birbirine benzer öyküler anlattığına kanaat getirdim. 60lar ABD’sini ve belki İspanya ile İtalya’yı da sallamış olan bir tür olmasına rağmen bugün o büyüleyiciliğini pek koruyabildiğini söyleyemiyorum. Ancak her şeye rağmen Western filmlerin ana karakterleri hep aşırı karizma tipler oluyorlar. Sadece bu nedenle bile izlemeye devam edebiliyor insan.

Django özelinde bahsetmek istediğim çok az şey var. Bunların ilki bir dilek olarak düşünülebilir. Meksikalı devrimciler ve KKK çakması kırmızı maskeli ırkçı beyazların olduğu ekip aynı bölge üzerinde hakimiyet kurmaya çalışıyor. Bu ırkçı elemanlar filmin başlarında bir yerde gariban Meksikalıları keyif için öldürüyorlardı. Bu iki topluluk arasındaki gerilimi konu alan bir öykü olabilecekken, tek bir adamın kişisel kaprislerine odaklanmayı tercih etmiş olması beni biraz üzdü diyebilirim.

Filme dair bahsetmek istediğim diğer husus da tabut mevzusu üzerine. Django karakteri filmin başından sonuna kadar yanı başında bir tabut sürüklemekteydi. Kendi tabutunu yanında taşıyan, ölüme hazır bir silahşör izlenimi yaratıyordu bu. Ancak içinde bir mitralyöz gizlemiş olduğunu görünce aklıma birden Trigun animesindeki Nicholas D. Wolfwood karakteri geldi. O da yanında kocaman bir çarmıh taşıyarak gezerdi ancak daha sonra onun çarmıh değil uzun namlulu bir silah olduğu ortaya çıkmıştı. Bu benzerliğin mangakanın kasıtlı olarak yaptığı bir referans olduğunu düşünüyorum. Doğru bir çıkarım yapıp yapmadığımı daha sonra araştıracağım.

Filme puanım 7/10. Fena olmayan bir yapımdı.

Felatun Bey ve Rakım Efendi

Orijinal İsim: Felâtun Bey ile Râkım Efendi (1875)

Yazar: Ahmet Mithat Efendi

Okuma Tarihi: 9 Nisan 2021 – 19 Nisan 2021

Ahmet Mithat Efendi, Tanzimat dönemi yazarları içinde en çok saygı duyduğum şahsiyettir. Çeşitli konularda yazdığı eserlerle halkı eğitebileceğine inanan bir aydındı. Ömrünü halka hizmet etmeye, onun bilgili, us sahibi bir güruh olduğunu görmek için çabalayarak harcadı. Durmadan bir şeyler yazdığı için de kendisine ‘yazı makinesi’ lakabı verilmiş İstanbul aydınları tarafından. Sevilen ve takdir edilen bir kimse olmasına rağmen Namık Kemal gibi o da Abdülaziz’in gazabına uğrayarak sürgüne gönderiliyor. Lakin gittiği yerde dahi çocuklara, gençlere bir şeyler katmak için elinden geleni yapıyor ve bir okul açıyor. İstanbul’a döner dönmez de matbaa faaliyetlerine dönüyor ve Türk edebi tarihinin en eski ve uzun soluklu gazetesi olan Tercüman-ı Hakikat isimli gazeteyi yayımlamaya başlıyor.

Yazarın kendisi o kadar kıymetli ki eserin kendisine ancak gelebildim. Esasında romanın hem didaktik hem de güldürü niteliği taşıyan bir havası var. Alaturka adetler ile Batılı değerleri oturaklı bir şekilde harmanlayabilmiş Rakım Efendi karakteri ile Alafranga özentisi bir Beyoğlu beyefendisi olan Felatun’un, 19. yüzyıl İstanbul’undaki yaşantılarından birkaç aya bakış atıyoruz. Romanın, yazıldığı dönemi eleştirel bir dille yansıttığını söylemek pek mümkün. Felatun Bey karakteri üzerinden zamane gençlerinin sadece ambalajda Batı hayranlığı taşımasının ve hem manevi hem de ahlaki olarak ciddi sapkınlıklara düştüğünü örnekleyen bir portre çiziyor. Rakım Efendi ise Batılı değerlerin usulüyle idrak edildiği ve gündelik yaşamına entegre ederek ne abartıya ne de gösterişe kaçmadan modern bir İstanbullu’nun nasıl olması gerektiğinin örneğini temsil ediyor hikaye içinde.

Romana puanım 7/10. Oldukça keyifli bir öykü anlatıyordu. Dönemin İstanbul hayatını ayrıntılı olmasa da bir dereceye kadar güzel yansıttığını söylemek mümkün.