A King’s Tale: Final Fantasy XV

İlk piyasaya sürülme tarihi: 30 Eylül 2016

Geliştirici: Square Enix

Tür: Beat ’em up

Platform: PS4

Oynama Tarihi: 9 Ocak 2021 – 8 Şubat 2021

FF15’in yan oyunu olarak piyasaya çıkan A King’s Tale yaklaşık 2 saatlik bir oynanışın sonunda bitti.

Oyun hakkında bahsedilebilecek pek fazla şey yok. Yine de okurlara bilgi vermesi açısından kısa bir tanıtım yapayım. Bir side-scrooling brawler türünde bir oyun olan A King’s Tale isimli yapımda Kral Regis’in henüz çocuk olan Prens Noctis’e uyuması için bir masal anlatmasıyla başlıyor.

Masal, Kral Regis’in gençken atıldığı bir macera üzerinde şekilleniyor. Noctis’in gelecekte sahip olacağı gibi kendisinin de gençliğinde dört kişilik bir ekibi varmış. Cid, Clarus Amicitia ve Weskham Armaugh’dan oluşan ekip kristaller ve FF dünyasının ikonik yaratıklarını barındıran kısa kafa dağıtmalık bir oynanış vaat ediyor.

Armiger yetenekleri, üç element büyüsü, companionların özel saldırıları ve silah komboları derken sıradan bir beat them up oyununa göre fazla mekanik barındıran bir oyun olduğunu söylemem gerekiyor. Bedava dağıtmayı kafalarına koydukları için hikayeyi çok uzun tutmamışlar ama düşük ücretli bir promosyon oyun olarak servis edip 5-6 saatlik bir deneyim sunsalardı çok daha iyi olabilirdi. Mesela summonları kendimiz yapabiliyorsak olsak çok daha eğlenceli olabilirdi.

Regis’in geçmişine dair pek fazla ipucu edinemiyor olsak da Noctis’in babasıyla paylaştığı bu güzel anı görmek insanın içini ısıtıyor. Kısacası FF15 oynamış, sevmek istemiş ancak buruk bir tat ile ayrılmış olan kimseleri azıcık da olsa mutlu edebilecek bir yan oyun. Denenebilir.

Yapıma puanım 6/10. Keşke biraz daha uzun olsaydı.

Street Fighter V

İlk piyasaya sürülme tarihi: 16 Şubat 2016

Geliştirici: Capcom – Dimps

Tür: Fighting

Platform: PS4

Oynama Tarihi: 31 Ağustos 2020 – 7 Şubat 2021

Oyunun hikayesi yaklaşık 3 saatlik bir oynanış sonunda final verdi.

Street Fighter serisi çocukluğumdan bu yana en sevdiğim dövüş oyunu yapıtı olmuştur. Karakterleri diğer dövüş oyunlarındakilere nazaran daha ikonik geliyor. Karakterlerin dizaynı, kostümlerinin renk seçimi, animasyonları ve sahip oldukları hareket şemaları kısacası her detayı ile zihnime kazınmışlardı.

Street Fighter 5, Şubat 2016’da çıkış yapmasına bir hafta kalan çeşitli platformlar üzerinden açık beta sürümü yayınlamıştı. İlk orada deneme fırsatı bulmuştum. Ancak serverların stabil olmaması ve versus modu dışında hiçbir seçeneğin bulunmuyor oluşu nedeniyle kısa bir denedikten sonra oyunu silmiştim. Daha sonraki oynayışım ise 2016 yılının sonlarına falan denk geliyordur. SF5 yine Steam üzerinde haftasonu boyunca ücretsiz oynanabilir hale gelmişti. Bitmiş haldeki oyunu oynama hevesiyle indirmiştim. Ancak o dönem oyuna henüz General Story modu eklenmemişti. Ben de sevdiğim birkaç karakterin öyküsünü oynadıktan sonra oyunu silmiştim.

Bu seferki oynayışım ise hem benim oyun alışkanlıklarım hem de SF5 özelinde oldukça farklı bir deneyim idi. Naruto SUNS4 haricinde hiçbir dövüş oyunun online ranked maçlarına sardığımı hatırlamıyorum. SF4’ü vaktiyle korsan oynadığım için onun online maçlarına girememiştim. Beşinci oyun her ne kadar oyuncular tarafından ağır eleştirilere maruz kalmış olsa da ben oyunu tam anlamıyla oynamaya dört sene sonra başladığım için karşılaştığım yapım çok daha oturmuş bir haldeydi.

Online maçlara sarmamın ana sebebi oyunu uzun süre oynamak istemiş olmamdı. Karakter öyküleri ile ana hikayeyi oynarsam oyundan bayacağım diye korkuyordum. Bu yüzden sürekli PvP takılıp karakterler üzerindeki hakimiyetimi artırmayı hedefledim. Sırasıyla Chun Li, Cammy, Ken, Karin ve Vega ile ustalaşmaya çabaladım. Vega’yı da 5 lvl yaptığım vakit Player Level 30’a ulaşmıştım. Sonra Karakter öykülerini yapmaya başladım. Her karakter çok hızlı bir şekilde EXP kazandığı için benim online mode da onlarca saat uğraşmam biraz rahatsız hissettirdi. Yine de o etabı tamamladığımda PL 150 olmuştum. Bu beni epey sevindirdi. Biriktirdiğim Fight Point ile de Juri’nin kilidini açtım ancak ustalaşacak kadar sık oynama fırsatım olmadı.

Chun Li ve Vega’da da iyi oynamama rağmen mainim Karin Kanzuki. SF Alpha’dan yani yaklaşık 15 senelik bir yokluktan sonra kendisiyle tekrar karşılaşmış olmak sevindirdi. Movesetini çok beğendim. Oynaması bana en keyif veren karakter şu an o diyebilirim.

Bu yazdığım güzel yönlerin dışında SF5’in çok kritik bir hatası var ki benden daha yargılayıcı olan insanlar tarafından yerin dibine sokulmasına da bu sebep oldu: Ekonomi sistemi. Oyunda hiçbir şeyi oynayarak açamıyorsunuz. Karakter hikayelerini bir defa bitirince yaklaşık 80k FP elde ediliyor. Bu seferlik bir kazanç. Oyunun geri kalanında haftalık görevleri yapmak veya online maçları kazanmanız gerekiyor.

Oynadığınız karakter level atlarsa 1000 FP kazanıyorsunuz. Bunun dışında PvP maç kazandığınızda yalnızca 50 FP alabiliyorsunuz. Böyle havadan konuşunca normal gibi gelebilir. Marketteki en basit kostüm 40k FP, herhangi bir karakteri açmak isterseniz de 100k FP harcamanız gerekiyor. Hal böyle olunca oyunu ilk oynayışınızda bir karakter açabilecek kadar FP’yi kolayca biriktirebiliyorsunuz. Ancak sonrasında hiçbir şey almaya puanınız yetmeyecek.

Oyun sizi gerçek para harcamaya iten oldukça sinir bozucu bir ekonomik sistem kurmuş. Bu kozmetik ürünleri almanız için sizi zorlamıyor olsa da bir dövüş oyunundaki en temel özellik olan karakter kilidi açma ile kostüm elde etme işini paraya dayandırmış olması beni epey rahatsız etti.

Oyunun online moduna bir süre ara vereceğim. Birkaç aydır sıkça SF online oynuyorum. Şu ana dek 350 maç yapmışım. Win Rate’im %34.29. 120 galibiyet 230 mağlubiyete sahip 153 levellık bir hesabım var. Oyuna ara verirken 963 LP (Bronz) ve 57250 FP’ye sahip olduğum detayını da iliştirmek istiyorum.

Bu incelemeyi oyunun ana hikaye modunu bitirmem üzerine yazdım. Bir dövüş oyunundan iyi bir senaryo beklemem biraz haksızlık olur. Ben SF’nin aşağı yukarı senaryosunu bildiğim için ne anlatacaklarını da tahmin edebiliyordum. Sevdiğim karakterleri Avengers tarzı bir araya toplasın ve birlikte M. Bison’a karşı savaşsınlar yeter diyordum. Öyle de oldu zaten. O yüzden bir sorunum yok.

Yapıma puanım 7/10. Her ne kadar o özlediğim SF deneyimini bana tekrar yaşatabilmiş olsa da sahip olduğu eksik karakterler ve kozmetik üzerine kurulmuş para tuzağı sistemi nedeniyle ağzımda bayat bir tat bıraktı. Oyunun online moduna ara ara devam edeceğim, şimdilik kısa bir ara veriyorum.

Kızgın Boğa

Orijinal Adı: Raging Bull (1980)

Yönetmen: Martin Scorsese

Türü: Biyografi – Drama – Spor

İzlenme Tarihi: 30 Ocak 2021

Boks hiçbir zaman hoşuma giden ve merak duyduğum bir ‘spor’ dalı olmadı. Ancak bu hafta içerisinde Hajime no Ippo’yu izlemeye devam etmeye başladım. Anime ile gerçek hayat çok farklı olduğundan mevzuyu çizgi halinde görmek daha ilgi çekici oluyor.

Animeyi izlerken aklımı bir düşünce esir etti. Ippo’da kült boks filmlerine gönderme de yapıyorlardır diye düşündüm. Bu düşünce üzerine de aklıma ilk olarak Raging Bull geldi. Rocky serisini izlemek yerine bu tek filmlik yapıtı izlemenin daha kolay olduğuna kanaat getirdim. Böylece izlemey başladım.

Filmden çok sıkıldım. Scorsese’nin sert erkek karakter tiplemelerinden nefret ediyor olabilirim. Emin değilim. Ama ne zaman sağa sola bağırıp bir şeyler devirip kıran karakter görürsem midem bulanıyor. Anlayacağınız izlerken hiç keyif almadım. Zaten biyografik bir film olduğu için benim gözümde 1-0 yenik başlamıştı. Sevimsiz bir ana karakter ile de tatsızlığın doruk noktası oldu.

Yapıma puanım 6/10. Son maçta, ağır çekim yapılan nakavt öncesi sahne hariç öyle akılda kalıcı bir bölümü de bulunmuyor filmin. İzlemiş oldum.

Initial D First Stage

Seri Çıkış Tarihi: 19 Nisan 1998 – 6 Aralık 1998

Türü: Aksiyon – Yarış – Drama – Seinen – Spor

Bölüm Sayısı: 26

İzlenme Tarihi: 22 Haziran 2017 – 26 Ocak 2021

Bu seri ile olan tanışıklığım 2013 yılına uzanıyor olması lazım. Anime ile hiç alakası olmayan ancak son derece araba düşkünü bir arkadaşım sayesinde öğrenmiştim. Kendisi bir gün bana gelip Initial D isimli bir yarış animesi izlediğini söyledi. Ben ise ismini ilk kez duyduğum için sadece dinlemek ile yetinmiştim.

Arabalar ve yarış müsabakaları Underground 2 ile Most Wanted oynadığım dönemden beri ilgimi çekmiyordu. Arada bir oynadığım yarış oyunları da çıkmıyor değil. Onrush ve Rocket League gibi yapımlara epey saat gömdüm. Ancak bunları oynamış olmam genelde casual a kaçan veya yarış ile birlikte yanında ilgi çeken başka bir öğe barındırmasından kaynaklanıyordu. Ha bir de yakın zamana kadar NFS Payback oynuyordum. Ancak final yarışından evvelki son üç çete liderini yenemediğim için oyunda tıkanıp kalmıştım. Bu dediğimin üzerinden birkaç ay geçti tabii ama yine de arabalara karşı ufak da olsa bir ilgimin başladığını itiraf etmem gerekir.

Initial D’ye geçen hafta devam etme kararı aldım. Seriyi 2017 yılında dört bölüm izleyip bırakmıştım. Kaldığım yerden izlemeyi sürdürdüm ve garip bir şekilde seri beni birden kendine çekti. İşe gidip gelirken en büyük eğlencem Takumi’nin driftlerini izlemek oldu bu süreçte.

Serinin sahip olduğu müzikler gerçekten harikaydı. Anime ile uzaktan yakından alakası olmayan insanlar dahi dinleyip keyif alabilirler. Temposu yüksek ve canlandırıcı etkiye sahip müzikler bunlar. Yarış sırasında çalmaya başlayınca deli gibi moda sokuyor insanı. Kendimi direksiyon başında gibi hissediyorum. En sevdiğim OST’ler Dejavu, Gas Gas Gas ve Running In The 90’s.

Animeye puanım 8.5/10. Oldukça sürükleyici ve eğlenceli bir seriydi. En kısa zamanda devam sezonlarını da izleyeceğim gibi duruyor.

Bakuten Shoot Beyblade

Seri Çıkış Tarihi: 8 Ocak 2001 – 24 Aralık 2001

Türü: Aksiyon – Macera – Komedi – Spor – Shounen

Bölüm Sayısı: 51

İzlenme Tarihi: 15 Şubat 2016 – 24 Ocak 2021

Türkiye televizyonlarında tüm bölümleri baştan sona yayınlanan nadir animelerden biri sanırım kendisi. Seriyi tekrar izlemeye başladığımda fark ettim bunu. İlk bölümden son bölüme değin parça parça hatırladığım sahnelere rastladım. Dünya turnuvası bölümleri sonrasında Çin, Amerikan ve Rus takımı dövüşleri aklımda çok büyük yer etmişti. Hatta bunları öyle net anımsıyordum ki kötü adamlardan oluşan Canavar takımı ile Avrupa takımlarını görünce şaşırdım. Şaşırdığım mevzu aklımda hiç yer etmemiş olmalarıydı.

Beyblade ilkokul hayatıma renk katan beş büyük Japon yapımı çizgi filmden biriydi. Bu beş seriye ait tasoları biriktireceğim diye cips bağımlısı haline gelmiştim. O tasolar arasında Digimon ile Beyblade’inkiler çok özel bir yere sahiptir. Digimon’un kenarları tırtıklı tasoları bile uzağa fırlatma yarışı falan yapardık. Beyblade’in tasoları ise animedeki etkinliğe daha yakın bir tecrübe sunardı. Ortasında çubuk takmak için bırakılmış bir boşluk bulunurdu. O çubuklar da hırsla oynayan çocukların elinde üç dört çevirmeden sonra mahvolurdu. Ancak yine de biriktirmesi ve oynaması en keyifli olanlar benim için Beyblade idi.

Seriyi 2016’da izlemeye başlamış olsam da çerezlik seri muamelesi etmiştim. Muhtemelen ayda bir iki bölüm falan izliyordum. 2017’de animeyi bıraktığım vakit her seri ile alakamı kestiğim gibi Beyblade’e de son vermiştim. Ancak 2018 yılında, beni animeye tekrar ısındırabilir umuduna kapılarak izlemeye devam ettim. Epey izledim sanırım. İtalya bölümünde Giancarlo’nun Takao ile yaptığı ilk kapışmayı yenişinin ardından da seriye ara vermiştim. 2020 yılının yaz mevsiminde, serinin kalan son 15-16 bölümünü de izleyip tamamen rafa kaldırayım istedim. Böylece izlemeye tekrar dönmüş oldum. Ancak bu sefer de nadiren izlediğim için finale ulaşmam ancak bugünü buldu.

Seriye puanım 6.5/10. Beyblade çocukluk anılarımda kalan haliyle çok daha havalı bir animeydi. Ancak tekrar izlediğime çok da pişman etti diyemem.

Chronos

Orijinal Adı: Chronos (1985)

Yönetmen: Ron Fricke

Türü: Belgesel

İzlenme Tarihi: 23 Ocak 2021

İnsanlık tarihine kısa ve hızlı bir bakış atmamızı sağlayan güzel kurgulanmış bir belgesel olduğunu düşünüyorum. Hatta buna dijital bir tur bile diyebiliriz. Müzelere gelen ziyaretçileri havaya sokmak için gösterilen tanıtım videolarını anımsattı bana.

Arkaik dönemden kalmış birtakım mekanların görüntüleri ile başlıyoruz serüvene. Ardından Orta Doğu’da Eski Çağ’dan beri ayakta kalmayı başarabilmiş görkemli yapılar arasında dolaşıyoruz. Oradan Antik Yunanistan ve Roma’ya bir bakış atıyor ve Orta Çağ’a doğru yolumuza devam ediyoruz. Mont Saint Michel gibi ikonik birkaç mekan gezdikten sonra Rönesans veya Yeni Çağ’ın güzide eserlerini turluyoruz. Yeni Çağ, Yakın Çağ derken kendimizi modern günümüz dünyasında buluyoruz.

Mekan çekimleri ve müzikler güzelce kurgulanarak 40 dakika boyunca keyifle tüketilebilecek bir izleti vaat etmeyi başarmış.

Clue

Orijinal Adı: Clue (1985)

Yönetmen: Jonathan Lynn

Türü: Komedi – Suç – Gizem

İzlenme Tarihi: 17 Ocak 2021

Çocukken Hasbro’nun masaüstü oyunlarına büyük ilgi duyardım. TV’de reklamını gördüğüm her oyuna sahip olmak istiyordum. O istediklerim içinde yalnızca Clue ve Risk oyunlarını elde edemedim sanırım. Pahalı falan olduklarından da değil. O dönemler ToysRus’a da sürekli giderdik. Ancak ben Clue’yu ne zaman almak istesem bir şekilde dikkatimi başka bir alet-edevat çekerdi. Böylelikle yıllar tükettim ve masaüstü oyunlarından uzak kaldım.

Neyse filmin hikayesinden de biraz bahsedeyim de günce eksik hissettirmesin. Hikaye olarak herhangi bir derinlik vaat etmiyor. Böyle bir beklenti ile izleyecekseniz yanlış adrestesiniz. Ben Clue oyunundan da bildiğim üzere izlerken ipuçlarını takip edip, karakterlerin yarattığı eğlenceli atmosfer ile sürüklenip finalde bir plot-twist yaşayarak filmden ayrılmayı beklemiştim. Birebir de bunu yaşamış oldum. O yüzden hiçbir beni gayet tatmin etti.

Bu film, orijinal eseri tamamen izlememiş olmama rağmen sürekli açıp kesitlerine baktığım bir yapımdı. Nedeni de Lesley Ann Warren’dan başkası değildi. Filmden haberim olmasını sağlayan şey de kendisiydi. Filmde bürünmüş olduğu karakter gibi femme fatale tiplemesine oldum olası ilgi duymuşumdur. Var olduğunu bilmekten en çok keyif aldığım zayıf özelliğim bu diyebilirim.

Harika bir yapım olmasa dahi fanatik bir şekilde kendisine bağlandığım üç filmlik listeme dördüncü olarak girmeye hak kazandı. Diğerleri Asteriks ve Oburiks, Blues Brothers ve Mad Max 2 idi. Şu an listeyi yazarken fark ettim. Sanırım buna beşinci olarak School Of Life’ı da ekleyebilirim.

Filme puanım 7/10. Her ne kadar bu filmi blogu açışımın ikinci sene-i devriyesine denk gelmesini umut ederek izlemeye başlamış olsam da 16 Ocak’tan 17 Ocak’a dönerken bitirebildim. Artık 2 sene ve birinci günün şerefine izlemiş oldum.

Düşkün Melekler

Orijinal Adı: Do lok tin si (Fallen Angels) (1995)

Yönetmen: Wong Kar-Wai

Türü: Komedi – Suç – Drama

İzlenme Tarihi: 10 Ocak 2021

Fallen Angels ve Chungking Express arasında bir bağlantılı olduğunu bilmeme rağmen bu ruhani devam filmini, sıraya uygun bir şekilde izlemiş olmaktan büyük mutluluk duyuyorum.

Kar-Wai tarz itibariyle birbirinden bağımsız duran insanların hayatlarını hikaye içerisinde bir şekilde bağlamayı çok iyi beceriyor. Diğer filmleri de bu ayarda bir anlatıcılık becerisi barındırıyorsa kendisini takip etmekten büyük keyif duyacağım gibi gözüküyor.

Takeshi Kaneshiro’yu bu filmde yeniden görmüş olmak beni sevindirdi. Ancak iki filmde de aynı isme sahip farklı karakterler canlandırmış olması biraz garip hissettirdi. Alternatif evrenlerdeki iki ayrı He Zhiwu’ya gerçekten gerek var mıydı bilemiyorum. Ancak Chungking Express’e yapılan ufak göndermeler (tarihi geçmiş ananas konservesi, büfe, yeraltı geçidi, eşya dolapları, bar vs.) ile karşılaşmak seyir zevkimi olumlu yönde etkiledi.

Filme puanım 7.5/10. Sürükleyici olmasına rağmen karakterlerini Chungking Express’teki kadar umursayamamış olmaktan dolayı bir tık üzgün hissediyorum.

Snowpiercer

Orijinal Adı: Snowpiercer (2013)

Yönetmen: Bong Joon Ho

Türü: Aksiyon – Drama – Sci-Fi

İzlenme Tarihi: 9 Ocak 2021

Kötüydü. Çok üzerine konuşmak istediğim bir film değil. Distopya 101 dersindenin ilk konusu olan ‘Bir distopyanın temel bileşenleri nelerdir?’de bulunan tüm maddeleri uygulamaya çalışmışlar. Kör göze parmak derecesinde mesajlar ve bayağı oyunculuklar ile de filmi taçlandırmayı ihmal etmemişler.

Filmde beğenebileceğim tek şey sahne dizaynıydı sanırım. Onda da emin değilim. Lokomotif motorunu set içerisine yerleştirmişler mi yoksa CGI mı yapmışlar anlayamadım. Sonlara doğru epey baydığım için dikkatimi veremedim.

Filme puanım 6/10.

Shingeki No Kyojin Season 3

Seri Çıkış Tarihi: 23 Temmuz 2018 – 15 Ekim 2018

Türü: Aksiyon – Askeri – Gizem – Drama – Shounen

Bölüm Sayısı: 12

İzlenme Tarihi: 21 Aralık 2020 – 3 Ocak 2021

Shingeki No Kyojin anime çıkış yaptığı gün anime seyircileri arasında büyük olay yaratmıştı. Her bölümüyle birlikte izleyenleri daha da meraklandırıyordu. Yarattığı gizemin yanında sunduğu aksiyon da hiç sıkmadan kendisini takip ettirmeyi başarıyordu. İlk beş bölümü animede güncel olarak izlemiştim. Beşinci bölümün sonunda Eren’in bir dev tarafından yenilmesi beni altıncı bölüm için aşırı heyecanlandırmıştı.

O bir hafta nasıl geçti inanın ben bile bilmiyorum. İlk beş bölümü indirmiş ve USB ile sınıf bilgisayarına atmıştım. Öğle arasında sınıfta kalan kim varsa o bir hafta boyunca beş bölümü benimle birlikte izleyip durdular. Muhtemelen içlerinden çok söylenmişlerdir ama kimse bana engel olmadığı için eylemime devam etmeyi sürdürdüm. Altıncı bölümün çıktığı gün ise kafayı yedim. Çünkü bölüm olayın devamını anlatmak yerine Eren ile Mikasa’nın geçmişini konu alıyordu. Öyle bir merak seline kapılmıştım ki bir hafta daha bekleyemedim. Altıncı bölümün çıktığı günün akşama açtım ve SNK mangasını okumaya başladım. Benim okumaya başladığım dönemde güncel sayı 45 idi. Yanlış hatırlamıyorsam eğer Reiner ile Berthold’un kimliklerini yeni açıkladıkları kısımlardı. Neyse işte bu şekilde mangayı okumaya başladım ve 7 senedir de aksatmadan okumaktayım.

Mangayı temel alarak takip ettiğim için anime sezonlarını hep göz ardı ettim. Hatta sezon 2’yi yayınlanması bittikten neredeyse bir sene sonra falan izlemiştim. Bu sezonu da yayınlanmasının üzerinden 2 sene geçtikten sonra izlemiş oldum. Ancak bu durum benim işime geldi. Çünkü bu olayların gerçekleştiği sayıları okuyalı yıllar olmuştu. Sina Duvarı içerisinde dönen siyasi olayların bir kısmını unutmuştum. Bu sayede de hatırlamış oldum.

Ayrıca bu sezonu izleme kararı almamın en büyük sebebi sezon 4ün çıkış yapmış olmasıdır. İzlediğim animeler listesinde sırayı bozmamak için -yani s3 ve s3p2’yi izlemeden s4’e atlamamak için- bunları aradan çıkarayım dedim. Yukarı da bahsettiğim gibi bunu yapmış olmaktan pişman değilim. Animeyi izlemek unuttuğum detayları hatırlamamı sağladı.

Sezona puanım 8/10. Shinganshina bölgesinde geçen olayları konu alan devam sezonunu da en kısa sürede izleyeceğim.